Ana Sayfa Blog Sayfa 2684

Kaliforniya’da silahlı saldırı: 12 ölü

ABD’nin Kaliforniya eyaletinin Thousand Oaks ilçesinde Borderline Bar & Grill adlı bara silahlı saldırı düzenledi. Polisin yaptığı açıklamada, saldırıda biri polis 12 kişinin öldüğü, bir saldırganın etkisiz hale getirildiği belirtildi. Saldırı anında bardaki müşterilerin masaların altına gizlendiği öğrenildi.

Görgü tanıkları saldırganın tabanca ve yarı otomatik silahlarla içeri girerek ateş açtığını söylerken daha sonra dışarıda da silah sesleri duyduğunu söyledi. Saldırıda en az 30 el ateş edildiği kaydedildi.

Güvenlik güçleri ve acil durum görevlilerinin olay yerine gittiği, halktan bölgeden uzak durmalarının istendiği kaydedildi. Olay yerine ambulansların ve polis ekiplerinin sevk edildiği belirtildi.

 

(The Guardian, Bloomberght, CBS News)

Trump böyle istedi: ABD Adalet Bakanı istifa etti!

ABD Adalet Bakanı Jeff Sessions, Başkan Donald Trump’ın talebi üzerine görevden ayrıldığını açıkladı. Sessions istifa mektubunda “Trump’ın talebi” üzerine bu kararı aldığını belirtti.

ABD eski Adalet Bakanı Jeff Sessions

Sessions’ın bu şekilde istifa etmesi bir anlama Trump’ın kendisini görevden alması anlamına geliyor. Trump’ın uzun zamandır Sessions’ı kamuoyu önünde eleştirmesi, Adalet Bakanı’nı görevden alabileceğine dair haberlerin yapılmasına neden oluyordu.

Trump, en son olarak Sessions hakkında sert bir çıkışı yaparak, “Benim bir adalet bakanım yok” ifadesini kullanmıştı.

Jeff Sessions, 2017 yılının Mart ayında, Rusya soruşturmasına Adalet Bakanı sıfatıyla nezaret etmekten affını istemesi sonrası Trump ile karşı karşıya gelmişti.

ABD Başkanı Trump, bir mülakatında, yalnızca Rusya soruşturması ile ilgili değil, “gümrükler ve daha birçok konuda Sessions’tan mutsuz olduğunu” söylemişti.

Sessions, Trump’ın geçmişteki eleştirileri ile ilgili “Adalet Bakanlığı’nın eylemleri siyasi hesaplardan etkilenmeyecektir” açıklamasını yapmıştı.

Cumhuriyetçi parti içerisinde de Jeff Sessions’ın görevden alınma ihtimali üzerine tartışma yürütülüyordu.

 

(BBC Türkçe)

Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı’nın 21. adresi Bodrum oldu

Bu yıl yirmi birincisi düzenlenen Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı, 3-5 Kasım tarihlerinde Bodrum Kadın Dayanışma Derneği ev sahipliğinde Bodrum’da gerçekleşti. Kadına Yönelik Erkek Şiddeti ile Mücadele Yeni Devlet Politikalarının Neresinde?başlığıyla düzenlenen Kurultay’a, 28 ilden kadın örgütleri, LGBTİ+ örgütleri, kamu kurumu ve belediyelerden 205 kadın katıldı.

Fotoğraf Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı facebook sayfasından alınmıştır

 

Bodrum Kadın Dayanışma Derneği’nden Figan Erozan’ın yaptığı açılış konuşmasıyla başlayan ve üç gün süren Kurultay tebliğlerin sunulması, atölye çalışmalarının gerçekleşmesi ve atölye sonuç bildirgelerinin sunulmasıyla devam etti.

Kurultay’ın birinci günü, “Kadına Yönelik Erkek Şiddetiyle Mücadelede Değişen Devlet Politikaları” oturumunda Feride Eralp, sosyal politikanın sadakalardan oluşan bir sosyal yardım sistemi ile ikame edildiğine ve bu sistemin de aile kurumu üzerinden sürdürüldüğüne ve yaygınlaştırdığına vurgu yaptı. Ayrıca son yıllarda giderek artan bütçesi ile Diyanet Başkanlığı’nın sosyal politika alanında belirleyici rolünden bahsetti. Hülya Gülbahar ise nafaka tartışmaları ile ekonomik şiddet arasındaki ilişkiye dikkat çekti. Ekonomik şiddetin önce İstanbul Sözleşmesi ardından 6284 sayılı Kanun ile tanındığını belirtti. Medeni Kanun değişikliklerinde en büyük tartışmanın ailenin reisi konusunda değil edinilmiş malların paylaşımı meselesinde yaşandığını hatırlatarak nafaka tartışmasının ardında da aynı sebeplerin bulunduğunu söyledi.

“Kadına Yönelik Erkek Şiddeti ile Mücadelede Alanlarının Daraltılması ve Mücadele Yöntemleri” oturumunda iki belediye ve iki kadın örgütünün bu alanda yaptıkları çalışmalar sunuldu. Rojin Kadın Yaşam Merkezi’nden Rojbin Sevil Çetin kadın örgütlenmelerinin kapatılmasının ardından çalışma alanları kısıtlanmış olsa da ağlarını tazeleyerek platformlar oluşturmaya başladıklarını aktardı. Diyarbakır Bağlar Belediyesi sığınağında çalışan Ruken Taşdemir, belediye altında faaliyet gösteren kreş gibi kadın ve çocuklara hizmet veren birçok kurumu kapatıldığını belirtti. Bunun ötesinde açık kalan kurumlarda çalışan kişilerin işten çıkarıldıklarını, bu nedenle yaptıkları çalışmanın zorlaştığını aktardı. Çankaya Belediyesi Kadın Danışma Merkezi’nden Aysun Töngür, hem danışma merkezinin hem de sığınağın feminist bir perspektifle yürütüldüğünü aktararak konuşmasına başladı ve kadın ve çocuklara verdikleri kukuki, psikolojik, eğitsel, istihdama yönelik vb. destekleri anlattı. Ayrıca belediye bünyesinde kadın müdürlüğünün kurulmasının ardından kadın çalışmalarının daha nitelikli bir şekilde sürdürdüklerini vurguladı. Bodrum Kadın Dayanışma Derneği’nden Evrim İnan ise Bodrum’da kadına yönelik erkek şiddeti karşısında kadınlar olarak verdikleri mücadeleyi anlattı.

Günün son oturumunda cinsel şiddet konuşuldu. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’ndan Deniz Bayram cinsel suçlara ilişkin yasal düzenlemelerin 2004 TCK reformu ve 2014’te cinsel suçlara ilşkin cezaların artırılması üzerinden günümüz analizini çıkardı. Hümanist Büro’dan Seda Akço ise “İhmal ile Mücadele Etmeden İstismarı Önleyemeyiz” başlıklı konuşmasında çocuklara yönelik cinsel suçları önlemek için kamuoyunda cezaların konuşulduğu, halbuki daha önemli olanın cinsel istismarı önlemeye yönelik tartışmak olduğunu vurguladı. Çocuğun istismara uğradığını hem toplum hem de ebeveynler olarak erkenden fark edebilmek ve önleyebilmek için ise çocukların ihmal edilmemesine dikkat çekti. Öte yandan çocukları korumakla yükümlü devlet kurumlarına tam olarak güvenilmediği için tanık olan diğer kişilerin çocuk ihmal ve istismarına yönelik bildirim, ihbar yapmaktan kaçındığını belirtti.

Kurultay’ın ikinci günü atölye çalışmaları gerçekleştirildi. Her atölyede bu alanda çalışan kadınların son 1 yılda yaşadıklarını paylaşmaların ardından deneyimledikleri sorunların çözümüne dair yollar arandı. Yakın ilişkilerde erkek şiddeti ile mücadelenin farklı yönleri; “Erkek Şiddeti ile Mücadelede Son Bir Yılda Biriktirdiklerimiz”, “Da(ya)nışma Merkezleri: Farklı Deneyimler ve İletişim”, “İkincil Travma ve Kendini Koruma/Baş Etme Yöntemleri”, “Sığınak/Da(ya)nışma Merkezi Çalışmasında Başvuru Alma Yöntemleri”,”Kadına Yönelik Erkek Şiddetiyle Mücadelede Ulusal ve Uluslararası Hukuk Mekanizmaları”, “Kadınları Güçlendirici Bir Sığınak Modeli Nasıl Olmalı?”, “Yerel Seçimler Yaklaşırken Yerel Yönetimlerde Kadına Yönelik Erkek Şiddetiyle Mücadele” başlıkları altında tartışıldı.

Kurultay’ın son günü ise, atölye sonuç bildirgeleri sunuldu ve tüm katılımcılar sonuç bildirgelerinde yer alan konuları hep birlikte tartışma fırsatı yakaladı. Bu tartışmalar sonucunda, 21. Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı’nın Sonuç Bildirgesi’nin içeriği belirlendi.

Kurultay Sonuç Bildirgesi her yıl olduğu gibi bu yıl da, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yayınlanacak.

 

(Yeşil Gazete)

3. Havalimanı işçilerinin iddianamesi kabul edildi

Ağır çalışma koşullarının düzeltilmesini ve iş cinayetlerinin önüne geçilmesi istedikleri için eylem yapan 3. Havalimanı işçilerinin iddianamesi kabul edildi.

İnsanca çalışma koşulları talep ettikleri için havalimanı şantiyesinde eylem yapan ve sonrasında kolluk kuvvetlerinin yaptığı operasyonla gözaltına alınan 3. Havalimanı işçileri için iddianame hazırlandı.

Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı Terör, Kaçakçılık, Narkotik, Ekonomik ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan iddianame Gaziosmanpaşa Asliye Ceza Mahkemesine iletildi.

İddianamede işçilere ‘görevi yaptırmamak için direnme, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali, kamu malına zarar verme, toplantı ve yürüyüşlere silah veya 23. maddede belirtilen aletlerle katılma ve mala zarar verme’ suçlamaları yöneltildi.

İddianamede inşaat işçileri ve sendikacıların da bulunduğu 61 kişi şüpheli sıfatıyla yer aldı. Şüpheliler için hapis cezası istenen iddianame kabul edildi. İşçiler, Gaziosmanpaşa 14 Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak.

Güvencesiz çalışma şartlarını, barınma ve servis sorunlarına ek olarak yemekhanede yaşanan sıkıntıları ve yaşanan iş cinayetlerini protesto eden işçilerin eylemi üzerine 14 Eylül’de polis ve jandarma Akpınar yerleşkesine girmiş ve biber gazıyla işçilere müdahalede bulunmuştu.

Sabaha karşı ve daha sonrasında yerleşkeye yapılan baskınlarla 537 işçi gözaltına alınmış, çıkarıldıkları mahkemelerde ise 31’i tutuklanmıştı. Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı ise bu işçilerden 61’i için iddianame hazırladı

 

(Bianet)

Türkiye’deki hayvan deneyleri “mahkemelik” oldu!

Deneye Hayır Platformu, Türkiye’deki hayvan deneylerinin yasaklanması için mücadele verirken, Hayvan Deneyleri Merkezî Etik Kurulu‘na (HADMEK) “Laboratuvar Hayvanları Bilimi Derneği”nin seçilmesi, dava konusu oldu.

Hayvan hakları kuruluşları, söz konusu kurulda bulunma hakkına sahip. Ancak şu anda HADMEK’te bir hayvan hakları kuruluşu bulunmuyor.

Türkiye’de hayvan deneyleri 2011’den beri bir mevzuata bağlanmış durumda. 2014 yılında ise, hayvan deneyleri için “etik kurul”lar kurulmaya başlandı. İlgili yönetmeliğe göre kurulan ve 21 üyeden oluşan HADMEK’in bir üyesi de “hayvanları korumaya yönelik sivil toplum örgütlerinden” olarak belirlenmiş durumda. AB müktesebatı dâhilinde yayımlanan bu yönetmelikler, hayvan hakları savunucuları ile kurumları sık sık karşı karşıya getiriyor. Hayvan Deneyleri Merkezî Etik Kurulu’na, Laboratuvar Hayvanları Bilimi Derneği’nin tekrar seçildiğini öğrenmesinin ardından, Deneye Hayır Platformu bileşenlerinden Hayvan Hakları ve Etiği Derneği, önceki gün İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’ne başvuruda bulunarak, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından alınan bu kararın yürütmesinin durdurulması ve iptal istemi ile dava açtı.

Milyarlarca hayvanla onbinlerce insan da hayatını kaybetti”

Konuyla ilgili olarak dün dava açan Deneye Hayır Platformu’ndan Veteriner sağlıkçı Burak Özgüner, “Hayvan deneylerini çok büyük bir zulüm olduğu ve büyük lobilerce ısrarla yaratılmak istenen yanlış toplumsal algıya karşı olarak reddediyoruz. İster anestezi altında olsun, isterse olmasın; canı yanan, uzuvları parçalanan ya da belirli araştırmalar dâhilinde zorla kanser edilen, yaşamlarına son verilen hayvanlara bunu yapmaya hakkımız yok. İnsanlık gelişecek diye, insan dışındaki türlere böyle bir tahakküm geliştiremeyiz. Hayvan deneylerinin, dünya çapında güvenilirliği birçok kez sınanmışken hâlâ bu demode eğitim, teşhis ve tedavi geliştirme konularında ısrar etmenin hiçbir anlamı yok. Bu deneyler yüzünden milyarlarca hayvanla onbinlerce insan da hayatını kaybetti. Yaşam hakkı, ticarî kaygıdan, akademik kariyerden ya da eğitimden üstün bir kavram değil” diye konuştu.

Platformdan Gözde Karataş ise “Platformumuz bileşenlerinden Hayvan Hakları ve Etiği Derneği tarafından açılan bu iptal davasında yürütmeyi durdurma talebinin öneminin de altını çizmemiz gerekiyor” diyerek davanın neden açıldığını şu şekilde özetledi: “Şu an için o kurulda hayvanların haklarını gözetme misyonuna sahip bir üye yok ve dolayısıyla kurul bu haliyle, sadece hayvan deneyleri projelerini onayan bir yapıya bürünmüş durumda. Bu kabul edilemez. Etik boyutu bir yana, mevzuata da aykırı”. Karataş, ayrıca kurulun mevzuatta görev olarak belirlenmiş olan yıllık istatistik verilerinin neden açıklanmadığını da sordu.

HADMEK’e mevzuata aykırı bir şekilde sivil toplum kuruluşu seçildiği için Hayvanlara Adalet Derneği de dava açmıştı. Bu konuda açılan davaların konusu ise, 21 üyelik kurulda bir üyelik oy hakkının hayvanlar için sağlama alınması, kurulun şeffaflığının ve sivil toplum katılımcılığının sağlanması ve insanlığın menfaati için kullanılan ve deneylerde zulüm gören milyonlarca hayvan için tek bir söz söyleme hakkı mücadelesinden ibaret. Deneye Hayır Platformu, hayvan deneylerinin sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada yasaklanması gerektiği yönünde ısrarcı.

 

(Yeşil Gazete)

Hayat haram oluyor habire – Karin Karakaşlı

Bu yazı gazeteduvar.com.tr/ den alınmıştır

Anılar ne kıymetliymiş. Anılara seninmiş gibi sahip çıkabilmek yani. Oysa hayat kırıldığında eskide kalanı kendine çekemiyor insan. Önceni kaybediyorsun, kırılmanın tarifi bu zaten. O eski zaman sen’i çocuk mutluluğunda şişirilmiş balonun eflatunlu yeşilli pembeli saydam sabun baloncuğunda asılı kalıyor. Uzaktan seyrediyorsun.

Öyle seyrettiğim balon anıların çoğunda Osman Kavala var. Çünkü bir zaman öyleydi işte. Şu cehenneme dönmesi hep an meselesi olan ülkede es kaza iyi bir şeyler olduğunda, o güzel kazanın ta kendisiydi bu insan.

Mekânların ruhu olan insanlar oralarda olmadıklarında soğuk odalarla kalırsınız. Cezayir Binası bizim sığınma alanımızdı. Ne zaman bir canımızın sesini duyurmamız gerekse, ne zaman haykırılması gereken bir dert olsa –ki o can ve o dert hiç bitmezdi ve hiç bitmedi- o mekânı kullanırdık. Tek kelime yeterdi, bina bizimdi. O binanın ruhu Osman Kavala’ydı.

Dil olmak dışında her anlam kuşandırılmış Ermenice ve Kürtçeyi paylaşılır kılan, Ermeni ve Kürt ‘meselesi’ denen gudubete insan hikâyeleri üzerinden hakikat kapısı aralayan işler yine onun ruhu olduğu Anadolu Kültür’de olurdu.

İyi, doğru, gerekli bildiğim ne varsa orada o vardı. Bazen takılırdım “Beni görünce projeye bakıyor gibi oluyorsun” diye. Ya da “Cezayir’de bir oda ver de eve gitme zahmetinden kurtulayım” derdim. O da kocaman güler ve iki büklüm olurdu. Çünkü sarılırdı ve bana sarılması için uzun uzun eğilmesi gerekirdi. Yine gülerdik.

Ez cümle şifamı borçlu olduğum insanlardandır o. Gülüşümü. İnancımı. Devam etme sebebimi.

KOCAMAN BALON CÜMLELER 

Sonra bu insanı 18 Ekim 2017’de Gaziantep dönüşünde Atatürk Havaalanı’nda gözaltına aldılar. Nasıl bir suçsa bu iki hafta gözaltında kaldı; 1 Kasım 2017’de de tutuklandı. Aleyhte kocaman cümleler vardı. Balonların sevimsiz cinsinden olanları: “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti devletini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme…” Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı ve iş insanı Osman Kavala, tutukluluğun birinci yılındayken halen hakkında yazılmış bir iddiana yok diyor dilimiz şimdilerde.

O birinci yıl için Silivri Cezaevi önünde buluşan dostları açıklamalarında şöyle diyordu:

“Osman Kavala, neden bir yıldır, tutukluluğunun gerekçesini dahi bilmeden, savunmanın bütün araçlarından yoksun bırakılarak, hukuk dışı bir şekilde cezaevinde tutuluyor? Avukatlar tutukluluğa tam 10 kez itiraz ettiler, 10’u da reddedildi. Dosyada gizlilik kararı olduğu için neyle suçlandığını öğrenemiyoruz. Kuvvetli kanıtlar var deniyor, ne oldukları belli değil. Üstelik dosyaya bakan savcı dahi Kavala’nın ifadesini almadı.”

İhtimal ki o neden sorusunun yanıtı tam da yukarıda anlattığım sebeplerden. Bana doğru, iyi, gerekli gelen şeylerin devlet nezdinde suç sayılması yeni değil. Ama yeni olmaması alışabilmeyi beraberinde getirmiyor şükür ki.

O bir yıla ilişkin BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Osman Kavala’ya bırakayım biraz. Böylesi daha kolay. Bir de bu insanın karakterini tanımak için daha kıymetli. Özü sözü bir insan çok bulunmuyor malûm. Kendisi işte tam da anlattığı gibi:

SAKİNLEŞTİREN, DELİRTEN DÜŞÜNCE 

“Haksızlığa uğramışlık hissiyle baş edebilmek için şöyle bir akıl yürütmeye başvuruyorum… Türkiye’nin karanlık yılları olan 1980 askeri darbesi öncesi ve hemen sonrasında ben Manchester Üniversitesi’nde okuyordum. İstediğim eğitimi almanın yanı sıra orada çeşitli dernek faaliyetlerine katıldım, İngiltere’deki yabancı öğrenci sorunu başka ülkelerdeki meseleler ve tabii Türkiye’de yaşananlarla ilgilenmem mümkün oldu. Askeri yönetimin baskıları, işkence uygulamaları ile ilgili kamuoyunu bilgilendirmeye çalıştık, kampanyalar düzenledik.

Yani o dönemde Türkiye’de bulunan siyasetle ilgilenen akranlarımınkiyle mukayese edilemeyecek kadar rahat bir üniversite hayatım oldu. Türkiye’ye dönünce aile şirketinde yöneticilik yapmanın yanı sıra sosyal, siyasi meselelerle ilgilendim, çeşitli dernek ve vakıfların kuruluşuna katıldım; insan hakları, demokrasi ve azınlık hakları konularında eleştirilerde, önerilerde bulundum, girişimlerde yer aldım. Özetle, 40 yıldır özgür yaşadım, düşündüklerimi ifade ettim, istediğim etkinliklere katıldım. Bu düşünce beni sakinleştiriyor.”

Onun sakinleşmek için başvurduğu düşünce, oradaki hakkaniyet sizi deli ediyor mu öfkeden? Umarım ediyordur; insan olmanın tarifi olabilir bu tepki.

Kavala, cezaevindeki hücresinde tek başına kalıyor. Birinci derece yakınları, milletvekilleri ve avukatları dışında hiç kimseyle görüşemiyor. Klasikleri yeniden okuduğunu anlatmış. “Yuval Noah Harari son kitabında, ‘Algoritmalar bizim yerimize karar vermeden önce kendimizi daha iyi tanımaya çalışmalıyız’ tavsiyesinde bulunuyor. O döneme yetişecek miyim bilmem ama cezaevinin insanın kendisini daha iyi tanıması için uygun bir mekân olduğunu söyleyebilirim.”

Talebini dile getirirken seçtiği kelimeler de altında yine kendisine insan diyen herkesin ezileceği cinsten: “Bir an önce özgürlüğüme, aileme dostlarıma kavuşmak istiyorum. Bununla birlikte yıllardır sakıncalarını vurgulamaya çalıştığımız peşinen ceza haline gelmiş mahkeme öncesi uzun tutuklamalara ve yargılamalara artık bir son verilmesini de hayati önemde görüyorum. Benim durumumun bu sakat tutuklama rejiminin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ve yargısına verdiği zararın daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunacağına ümit ediyorum.”

İşte böyle bir insan o. Bütün katkıların canı cehenneme.

AVUKATLARIN DEDİĞİDİR

Haydi katlanılmaz gerçeklere gelelim: Geçen 1 yıllık sürede Kavala’nın tahliye talepleri, arka arkaya reddedildi. Avukatları Aralık 2017’de Anayasa Mahkemesi’ne (AYM), tutukluluğun anayasaya aykırılığı gerekçesiyle bireysel başvuru yaptı. AYM aradan geçen 11 aylık sürede herhangi bir karar almazken dosya, geçen Haziran başında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşındı, Ankara’dan savunma istendi.

Söz bu kez de Osman Kavala’nın avukatlarından İlkan Koyuncu, Deniz Tolga Aktöre ve Prof. Dr. Köksal Bayraktar’da:

“Osman Kavala’yı tanıyan herkesin hem fikir olduğu konu, Osman Kavala’nın cebir ve şiddetle alakası olmayacağıdır. Adı darbeyle yan yana gelmesi imkânsız biridir. 82 anayasasının değişmesi için çaba sarf etmiş, bunun için çeşitli platformlarda yer almış ve her kesimden siyasetçilerle görüşmeler yapmış bir isimdir Kavala.

“Hükümeti yıkmaya teşebbüs” iddiası öylece havada asılı kalmış. Kavala’nın Gezi olaylarını finanse ettiği iddiasıyla ilgili tek bir delil yok. Malûm bir yıldır iddianame yok. “Kavala Taksim civarında büyümüş bir insandır, ofisi de Gezi Parkı’nın hemen arkasındadır. Orada görülmesinden doğal ne olabilir? İnsanlar Osman Kavala’nın mesela TEMA Vakfı’nın kurucularından olduğunu bilseler, onun neden Gezi’de olduğunu anlayabilirlerdi. Esas Kavala Gezi’de olmasaydı, bu sorgulanabilir bir şey olurdu.”

Ha bir de Osman Kavala’nın yabancı bir kişiyle 93.5 saat telefonla konuştuğu öne sürülmüştü. “Burada söz konusu olan bir konuşma değil, telefonların aynı baz istasyonlarından sinyal vermesi. İçeriği belirtilmeyen bu konuşmalarla ilgili bir savunma yapamadık. Kayıtları istedik, bu kayıtlar bize verilmedi. Suç duyurusunda bulunduk, tüm şikâyetlerimiz takipsizlikle sonuçlandı. Bu da adil yargılama ilkesinden mahrum kaldığımızı gösteriyor.”

Eldeki tek gerçek işkence ve ceza niyetine bir yıllık rehinlik. Şimdilik adaletin tesisi desem… İnsan hayatı pahasına geciktirilen şey, tadı çıkarılan kötülüktür eldeki. Olmayan şeyin tesisi de ne komik bir kelime.

Daha önce yazmıştım. Bu şehir soylulaştırma pahasına elimden kayıp giderken Galata Kulesi’ne bakarım hep. Orada durmasından güç alırım. Aynı şekilde baktığım davalar var. O davalara konu olan insanlara duyduğum sevgi, minnet ve hürmet niyetine.

Elimde acayip bir öfke. Tek bildiğim hayat haram oluyor habire.

Bu yazı gazeteduvar.com.tr/ den alınmıştır

 

 

Karin Karakaşlı

Avrupa Birliği’nden ABD seçimlerine ilk tepki: Avrupalı seçmene ilham oldu!

Avrupa Birliği’nden (AB) ABD’deki ara seçim sonuçlarına ilk tepki geldi. AB Komisyonu Birinci Başkan Yardımcısı Frans Timmermans Twitter hesabından paylaştığı mesajında ABD Temsilciler Meclisinde muhalefetteki Demokratların üstünlüğü ele geçirmesine ilişkin Amerikalı seçmenlerin umudu korkuya tercih ettiğini yazdı.

Timmermans, “Korkunun yerine umudu, kabalığın yerine nezaketi, ırkçılığın yerine kaynaşmayı, dışlayıcılığın yerine eşitliği tercih eden ABD’deki seçmenlerden ilham alıyoruz. Değerleri uğruna ayağa kalktılar. Biz de öyle yapacağız” ifadelerini kullandı.

Hollanda’nın eski dışişleri bakanı olan Timmermans, gelecek Mayıs ayında yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde merkez solda yer alan Sosyalist ve Demokratlar Grubu’nun kampanyasına öncülük ediyor.

AB Komisyonu Ekonomik ve Mali İşlerden Sorumlu Üyesi Pierre Moscovici ise seçim sonuçlarını “muazzam bir başarı” olarak değerlendiren ABD Başkanı Donald Trump’a atıfta bulundu. Moscovici Twitter hesabından, “Cumhuriyetçilerin çevirdiği dolaplara rağmen Demokratlar sekiz yıl sonra ilk kez Temsilciler Meclisi’ni kazandı. Donald Trump haklı: Muazzam bir başarı” diye yazdı.

AB Komisyonu Başanı Jean Claude Juncker ise sonuçlara dair henüz resmi bir değerlendirmede bulunmadı.

Trump, 2016’da Beyaz Saray koltuğuna oturduğundan bu yana AB’ye yönelik sert eleştirilerde bulunuyor, İngiltere’nin Birlik’ten ayrılma kararının isababetli olduğunu savunuyordu. Özellikle Trump’ın AB’ye yönelik ek gümrük vergisi tehditleri Avrupalı liderlerde büyük tepki yaratmıştı.

ABD’de 6 Kasım’da yapılan Kongre ara seçimlerinde resmi olmayan sonuçlara göre muhalefetteki Demokrat Parti, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elde etmişti. Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti ise Senato’daki çoğunluğunu güçlendirmişti.

 

(DW Türkçe)

Erzurum’dan Münih’e elektrikle çalışan araba

Münih’te kurulu genç bir firma, Sono Motors elektrik motoruyla çalışan otomobil sektörünü karıştıracak yeni fikirlerle bir araba tasarlamış ve şimdi seri üretime geçmek işin sermaye arıyor. Otomotiv sektöründeki dev firmalara meydan okuyan Sono Motors arabalarını boyamayacak, direksiyon bölgesinde yosun kullanacak, kaporta da yamalı bohçaya benzeyecek.

Araba meraklılarının ilgisini çekmeyecek ama…

Yosun filtresi ile ince toz (partikül) tutulacak. Kaporta yerine güneş panelleri kullanılacak… Yani?

Biliyorsunuz elektrikli arabalarda akü yahut bataryaya elektrik yükleniyor ve bu akü ortalama 250 veya 300 km -belki biraz daha fazla- sonra boşalıyor. Gerçi elektrik dolum tesisleri (benzinci kelimesini bir an önce unutmamız dileğiyle) yaygınlaşıyor, ama bataryayı doldurmak bayağı bir zaman istiyor.

Sono arabalarının aküsü 250 km götürecek ve bunun üstüne fazladan bir 30 km mesafeyi de arabayı kaplayan panellerde ürettiği güneş enerjisi ile gidecek.

Nasıl rekabet ama? Kaporta mı bedava, yakıt mı? Göz alıcı renkler mi, yoksa kat ettiği mesafe açısından bir numara olmak mı?

Bu konuya takılmamın, bu haberi yazmamın nedeni ise 2014 yılında okuduğum şu haber: Nursima Kesin’in Hürriyet’te yayınlanan haberine göre, Erzurum’un Uzundere ilçesinde 33 yıldır elektronikçilik yapan 49 yaşındaki ilkokul mezunu Mustafa Karasungur, 1992 model LPG’li otomobilini şimdi güneş enerjisiyle çalıştırıyor. Ayıların bahçelere zarar vermesini önlemek için ‘Ayısavar’ robotu yapan Karasungur, daha önce su katarak çalıştırdığı otomobilini 2,5 yıldır güneş enerjisiyle çalıştırdığını bildirdi. Evli ve 3 çocuk babası olan Karasungur, güneş enerjisiyle çalışan otomobiliyle 20 bin kilometre yol gittiğini belirterek “Otomobilin ön kapağına monte ettiğim panel sayesinde güneş enerjisi depolanıyor. 30 liralık LPG ile 236 kilometre yol gidiyorum. Güneş kaybolsa, hava kararsa bile otomobil 100 kilometre gidiyor” dedi.

 

Mustafa Karasungur önce hidrojeni (LPG deposunu) dolduran, sonra elektrikli arabaya ek güç sağlayan fotovoltaik panelli araba yapmış.

Kim bilir, belki Mustafa Bey’in düşünceleri ya da haberi o zamandan Erzurum’dan Münih’e ulaşmıştır.

Alper Öktem – Güneş Gönüllüsü

Bergama Çukuralan’daki altın madeni için verilen ÇED olumlu kararına iptal!

Çukuralan’da önce yürütmesi durdurulan, daha sonra iptal edilen ÇED olumlu kararı için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Koza Altın İşletmeleri A.Ş. ile beraber usulsüz olarak süreci baştan başlatmaksızın, İnceleme Değerlendirme Komisyonu’ndan geçirmek istiyor.

Bianet’den Hikmet Adal’ın haberine göre Koza Altın İşletmeleri, kendisi tarafından işletilen İzmir Bergama Kozak Yaylası sınırındaki Çukuralan Altın Madeni için üçüncü kez kapasite artırımı istedi. Çukuralan Altın Madeni üçüncü kapasite artırımı için ÇED olumlu kararının önce yürütmesi durduruldu, şimdi de iptal edildi. Maden’in işletmecisi Koza Altın İşletmeleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile beraber ÇED olumlu kararı iptal edilen proje için süreci yeniden başlatmaksızın İDK toplantısından ÇED rapornu değiklikle tekrar geçirmek istiyor. Fakat avukatlar ve çevre hakları savunucuları bu durumu hukuksuzluk olarak değerlendiriyor.

Bergama Belediyesi ve davalılar adına ÇED sürecinin sonlandırılması istemiyle Av. Serdar Sinan komisyona verdiği dilekçede mahkeme kararının gecikmesiz ve eksiksiz olarak uygulanmasını istedi. Buna uygun olarak ise yapılan İDK toplantısının iptal edilerek, ÇED sürecinin sonlandırılması istendi.

 

(Bianet)

ABD seçimlerinde sürpriz yok

ABD’de dün yapılan ara seçimlerde sonuçlar güç dengelerini değiştirirken büyük sürprizlere sahne olmadı.

ABDli seçmenler Temsilciler Meclisindeki 435 sandalyenin tamamı ve Senatodaki 35 sandalyenin yenilenmesi ile için oy kullandılar.

Senato’daki son dağılıma göre Cumhuriyetçiler 50, Demokratlar 41 sandalyeye sahipken Temsilciler Meclisi’nde ise Cumhuriyetçiler 151 Demokratlar 141 sandalyeye sahip.

Seçimlerinin resmi olmayan sonuçlarına göre Demokratlar, Temsilciler Meclisinde üstünlüğü Cumhuriyetçilerin elinden aldı. İlk gayrı resmi sonuçlara göre, bazı eyaletlerde oy sayım işlemleri sürerken Demokratların Temsilciler Meclisinde 222 sandalyesine karşı Cumhuriyetçiler şu ana kadar 199 sandalye elde ettiği kesinleşti.  Senato’da ise Cumhuriyetçi çoğunluğun devam edeceği görülüyor.

Kaliforniya eyaletinden Temsilciler Meclisine tekrar seçilen ve Temsilciler Meclisinin mevcut azınlık lideri Demokrat Nancy Pelosi, Washington’da Demokratların zaferini ilan etti. Pelosi konuşmasında ABD’de Trump yönetimine karşı Anayasayı tekrar yerine getirmek için mücadele edeceklerini belirtti.

Pelosi’yi telefonla arayarak Demokratların Temsilciler Meclisinde üstünlük elde etmesinden dolayı tebrik eden ABD Başkanı Donald Trump, Kongreyi yeniden şekillendirecek ara seçimlerin kesin olmayan sonuçlarına ilişkin yaptığı ilk değerlendirmede “Muazzam bir başarı.” ifadesini kullandı.

Başkanlık görevine geldiğinden bu yana hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’da Cumhuriyetçilerin çoğunluğu ile politikalarını büyük bir engelleme olmaksızın sürdüren Trump’ın Demokratların çoğunluğu elde ettiği Temsilciler Meclisinde bir çok konuda  sıkıntı yaşaması kaçınılmaz görünüyor.

6 Kasım 2018 ara seçimlerinde 36 Eyaletin de valileri seçildi.

(Yeşil Gazete)