Ana Sayfa Blog Sayfa 2543

AYM’den 4 gazetecinin başvurusuna ret, 2 gazeteci için hak ihlali kararı

‘Hak ihlali’ gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvuran Cumhuriyet gazetesi eski çalışanları Atalay, Sabuncu, Şık ve Utku’nun başvuruları reddedildi. AYM, Gürsel ve Aksoy’un kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Ali Bulaç, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın başvuruları yarın görüşülecek.

Anayasa Mahkemesi (AYM), aralarında Cumhuriyet gazetesi eski çalışanları Akın Atalay, Murat Sabuncu, Önder Çelik, Bülent Utku, Ahmet Şık ve Kadri Gürsel ile tutuklu gazeteci yazarlar Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın da bulunduğu dokuz gazetecinin bireysel başvurularını ele aldı. Atalay, Sabuncu, Şık ve Utku’nun başvuruları reddedildi. Karar 6 muhalif üyenin oyuna karşılık 9 oyla alındı

Yüksek Mahkeme, Kadri Gürsel ve Murat Aksoy’un kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Ali Bulaç, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın başvuruları yarın görüşülecek.

Gazeteciler, “uygulanan gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, gazetecilik faaliyeti ve ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlerin tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği” iddialarıyla, ayrı ayrı bireysel başvuruda bulunmuştu.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Murat  Aksoy’a 40 bin TL tazminat ödenmesini de kararlaştırıldı.

Ne olmuştu?

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3’üncü Ceza Dairesi, Cumhuriyet gazetesi çalışanları hakkında açılan davada, “silahlı terör örgütüne yardım etme” suçlamasıyla 5 yılın altındaki hapis cezalası alan Bülent Utku, Kadri Gürsel, Güray Tekin Öz, Hacı Musa Kart, Hakan Karasinir, Mustafa Kemal Güngör, Önder Çelik ve Yusuf Emre İper’in cezalarını onamıştı. 7 gazeteci Kandıra Cezaevi’ne giderek teslim oldu. 2 yıl 6 aylık hapis cezası onanan sanık Kadri Gürsel’e ise davetiye gönderilecek. 5 yılın üzerinde hapis cezası verilen Akın Atalay, Ahmet Şık, Murat Sabuncu, Aydın Engin, Orhan Erinç ve Hikmet Çetinkaya’nın temyiz süreci ise Yargıtay’da devam ediyor.

15 Temmuz darbe girişimi soruşturması kapsamında, üye olmamakla birlikte örgüte yardım ve yataklık etmek, tv ekranlarından darbe girişimi lehine subliminal mesaj göndermekle suçlanan Ilıcak ve Altan halen cezaevinde bulunuyor. Ahmet Altan, 10 Eylül 2016 tarihinde gözaltına alınmış, ardından çıkarıldığı sulh ceza hakimliğince 23 Eylül’de tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.Altan adına 8 Kasım 2016 tarihinde yapılan bireysel başvuru, AYM 1. bölüm tarafından 4 Temmuz 2018 tarihinde görüşülerek AYM Genel Kurulu’na sevkine karar verilmesinden yaklaşık 10 ay sonra Genel Kurul gündemine alındı.

Ahmet Altan ve kardeşi Mehmet Altan ile birlikte yargılandığı dava kapsamında cezaevinde 1000. gününü geçtiğimiz hafta sonu dolduran Nazlı Ilıcak’ın AYM başvurusu da 2016 yılından bu yana AYM’de bekliyordu.

 

 

İngiltere’de ‘olağanüstü hal’ ilanı

‘Bu kadar kısa sürede dünyanın en muhafazakar parlamentolarından birine bu kadar radikal bir açıklama yaptırmayı başaran aktivistler, bu açıklamanın kağıt üzerinde kalmasını önleyeceklerdir.’

İngiltere Parlamentosu “iklim acil durumu” (veya olağanüstü hali) ilan etti. İlanda iklim değişikliği sorununun artık uzak gelecekle ilgili olmadığı ve yaşam süremiz içinde geri dönüşşüz bir çevre yıkımından başka bir şeyden söz edilemeyeceği vurgulandı. Öneriyi Parlamento’ya sunan İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, bu kararın bütün dünya hükümetlerini ve parlamentolarını iklim eylemi için harekete geçireceğini söyledi. Acil durum ilanı Başbakan Theresa May’in Corbyn’in önerisine karşı çıkılmamasına karar vermesi üzerine “oylama yapılmadan” kabul edildi.

Dünya ülkelerinde ilk kez bir iklim acil durumu ilan edilmesi elbette heyecan yarattı. Daha da önemlisi ilanın Greta Thunberg’in İngiltere Parlamentosu’nda yaptığı konuşmanın ve Londra sokaklarını kilitleyen Yok Oluş İsyanı’nın hemen ardından yapılmasıydı. Yani yeni iklim hareketi dalgası kısa sürede büyük ses getirmekle kalmadı, dünyanın önemli merkez kapitalist ülkelerinden birini harekete geçirmeyi de başardı. Bu anlamda hareketin, yani okul grevi yapan çocukların ve Londra sokaklarını kilitleyen aktivistlerin başarısını teslim etmek şart.

‘Küresel ısınma belasını’ dünyanın başına saran ülke

Bu ilk acil durum ilanının dünyanın en erken sanayileşen, fosil yakıt ekonomisini yaratan ve bu anlamda dünyanın başına küresel ısınma belasını saran ülke tarafından yapılması önemli. Üstelik İngiltere nüfus anlamında oldukça küçük bir ülke, ama hâlâ dünyanın en büyük 5. ekonomisi ve üretim kaynaklı emisyonlara göre yaklaşık yarım milyar tonla 195 ülke arasında atmosfere en fazla sera gazı salan 17. ülke olsa da, tüketim emisyonları daha yüksek. İngiltere tüketimden kaynaklanan fosil yakıt kaynaklı karbondioksit emisyonlarında 2016’da 11. sıradaydı, çünkü karbon yoğun teknolojileri Asya ülkelerine kaydıran ülkelerden biri. İngiltere’nin tükettiği pek çok karbon yoğun mal başka ülkelerde üretildiği için bunların içerdiği karbon ayak izi İngiltere’nin güncel emisyonlarına katılmıyor. Üretim emisyonlarını 1990 düzeyine göre yüzde 38 indirmekle övünen İngiltere’nin yaptığı azaltım, tüketimi baz alındığında aslında çok daha az.

Tabii İngiltere atmosfere karbondioksit boca etme konusundaki tarihi liderliği nedeniyle kümülatif emisyonu, yani sanayi devriminden bu yana salınan toplam karbon miktarı anlamında da 76 milyar tonla 5. sırada. Bu nedenle hem iklim adaleti, hem de güncel kirleticilik payı açısından İngiltere’nin iklim eylemine liderlik edeceğini duyurmasının anlamı büyük. Üstelik tarih İngiltere’nin açtığı yoldan başka ülkelerin de gittiğinin sayısız örneğiyle dolu. Bu anlamda Corbyn’in öngörüsü doğru olabilir.

Ancak bütün bu olumlu tabloyu bulandıran ciddi bir sorun var. Bu ilan herhangi bir bağlayıcılık taşımıyor. Parlamento’daki siyasi partiler, yerel seçimler ve ay sonunda yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde, üstelik oylama bile yapmadan acil durum ilan ederken, bu ilanın pratik bir sonucu olup olmayacağı konusunda bir fikir sahibi değillerdi. Kimse de değil. Zaten biraz da bu yüzden bizim için çok önemli olan bu haber, bugün sabah BBC’nin ana haber bültenlerinde kendine kısacık bir yer bile bulamadı. Ana akım medyanın habere (tabii Guardian ve Independent gibi iklim krizine büyük yer ayıran birkaç gazete dışında) önem vermemesi bir şeyler söylüyor olsa gerek.

‘Hasar kontrolü’ stratejisi

Daha da ilginç bir soru, dünyanın en ilerici ve en yeşil politikacısı sayılmayacak Theresa May’in bu kadar radikal görünen bir açıklamaya yol vermesinin arkasındaki siyasi nedenlerin neler olduğu. Bu ilanın sembolik anlamını inkâr etmeyerek ve moral bozmaktan da çekinerek yorumumu paylaşmayı deneyebilirim.

Wall Street Journal’da dün çıkan bir haber, Brexit’i yani İngiltere’yi AB’den ayırmayı beceremeyen May’in, Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce daha fazla oy kaybetmemek için “hasar kontrolü”  stratejisine karar verdiğini bildiriyordu. May, adayların Brexit’ten bahsetmemelerini istemiş. Tabii iki senedir Brexit’le yatıp kalkan İngiltere’de seçmenler, adaylar bahsetmeyince bu basiretsizliği unutur mu bilinmez, ama bu bir seçim stratejisi. May’in hâlâ nasıl Başbakan olarak kalabildiği sorusunun cevabı ise beni aşar. İngiltere politikasını iyi bilenlerden yardım istiyorum.

İşte hasar kontrolü stratejisinin bir parçası bu “iklim şampiyonluğu” denemesi olabilir. İklim değişikliğinin büyük bir kriz olduğunu kabul etmek, üstelik hiçbir şey yapmadan, hiçbir somut politika değişikliğine gitmeden böyle bir şov yapmak herkese oy getirebilir. Tabii sadece Muhafazakârlar değil, bu konuda ne kadar ciddi ve samimi olduğundan her zaman şüphe duyduğum İşçi Partisi için de geçerli bu. Şimdilik oraya girmeyelim. Ama oydan da önemlisi “üzerinde güneş batmayan imparatorluğun” Brexit komedisiyle yerle bir olan itibarını tamir etmek için iklim değişikliği gibi herkesin üzerinde anlaştığı bir konuda yapılacak liderliğin getireceği prestij olabilir. Çocukların ve sokağın çağrısını dinleyen “lider ülke” olarak görünmek az şey değil.

COP 26’ya da aday

Bilindiği gibi iklim ve çevre politikaları “soft power” işlerinin vazgeçilmez silahlarındandır. Türkiye de Kyoto Protokolü’ne taraf olduğu dönemde soft power olmaya oynuyordu ve Kyoto’ya 12 yıl geçtikten sonra nihayet taraf olmasının nedenlerinden bir buydu. Üstelik İngiltere bu yıl bu amaca yönelik bir kumar daha oynuyor. Brexit yüzünden alay konusu olan bir ülke olarak, 2020’de, Paris’ten bu yana yapılacak en önemli iklim zirvesine, yani COP 26’ya aday. İngiltere’nin bu adaylığı çok ciddiye aldığını da biliyoruz. Rakipleri ise İtalya ve Türkiye. Türkiye Paris’e taraf olmadığı için şansı az, ama İtalya bastırıyor. Eğer İngiltere 2020’yi alabilirse Brexit felaketinden sonra zamanında Fransa’da Holland’ın Paris Anlaşması sayesinde elde ettiği, şimdi de Macron’un tepe tepe kullandığı iklim üzerinden soft power liderliğinin birazına ortak olabilir. Mesela bir “Londra Acil Eylem Çağrısı” fena olmaz… Normal zamanda iklim zirvelerinde pek de sesi çıkmayan bir ülke yoksa şimdi neden birden COP’a ev sahipliği yapmak için bu kadar bastırsın? İngiltere’nin iklim değişikliğini acil durum ilan eden ilk ülke olmanın avantajını haziran ayında Bonn’da yapılacak yıl ortası iklim konferansında kullanmaya ve COP 26 ev sahipliğini koparmaya çalışacağına şüphem yok.

Yine de tabii aktivistlerin yapması gereken, arkasındaki siyasi plan ne olursa olsun, bu ilanın lafta kalmasını önlemek ve hükümeti olağanüstü halle uyumlu radikal önlemler almaya zorlamak olmalı. İklim krizini kısa vadede İngiltere’de yapılacak AP seçimlerinin ve (May’in beklenen istifası durumunda yapılacak) olası bir genel seçimin ana gündemi haline getirmek büyük bir kazanım olur.

Acil durum ilanının İngiliz iklim politikalarına nasıl yansıyacağına dair ilk işaretler ise olumlu değil. Hükümete iklim politikaları konusunda tavsiyelerde bulunmakla görevli özerk bir komisyon olan İklim Değişikliği Komitesi, olağanüstü hal ilanının hemen ardından bugün bir açıklama yaptı ve hükümeti 2050’de İngiltere ekonomisini tamamen karbonsuzlaştırmaya, yani 30 yıl içinde emisyonları %100 azaltmaya çağırdı. İngiltere’nin mevcut hedefi 2050’de emisyonlarını 1990’a göre yüzde 80 azaltmak.

Ölmüşüz, ağlayanımız yok

Peki bu mudur?

Bana sorarsanız eğer İngiltere bile emisyonlarını ancak 2050’de sıfırlayacaksa ve bu bize radikal önlem olarak satılacaksa ölmüşüz de ağlayanımız yok demektir. Buna resmen çocukları kandırmak denir. İklim değişikliğini geri dönüşsüz bir felaket olarak tanımlayan bir ülke bu kadar gecikecek bir hedef açıklarsa isyanın büyüğünün patlaması lazım. Şöyle açıklayalım:

Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli IPCC, 2018’de yayınladığı 1,5 Derece Özel Raporu’nda küresel sıcaklık artışını 1,5 derecede durdurmak için sera gazı emisyonlarının 2030’a kadar (bugünkü seviyelere göre) %50 azaltılması, 2050’ye kadar da küresel emisyonların sıfırlanması gerektiğini açıkladı. Küresel sıcaklık artışı şu an yüz yıl öncesine göre 1 dereceyi geçtiği, hatta bir ara 1,3 dereceyi bile gördüğü için IPCC’nin bu hesabı aslında (okyanuslardaki latent ısı ve pozitif geri beslemeler hesaba katılırsa) fazlasıyla geniş sayılır. Yani eğer küresel emisyonlar büyük bir hızla düşürülmezse ve 2050’ye doğru çoktan yüzde 80-90 civarında azaltılmış değilse, bu hesap boşa düşer. Bu nedenle de sanayileşmiş ülkeler bu öneriyi kendileri için “kelime anlamıyla” alamazlar. Hele ki şu kadarcık nüfusuyla kümülatif emisyonda dünya beşincisi olan İngiltere hiç alamaz.

İngiltere gibi ülkelerin yapması gereken emisyon eğrisini dike yakın bir açıyla düşürüp 2050’den çok önce (hesabı tam yapmak lazım ama herhalde en geç 2030’larda) sıfırlamak olmalı. 2050’de sıfırlama hesabı Türkiye gibi tarihsel sorumluluğu ve güncel emisyonu dünya ortalamasında olan ülkeler için geçerli olabilir. Belki Çin ve Hindistan için de. Doğru düzgün bir emisyonu olmayan az gelişmiş ülkeler ve ada ülkelerinin ise 2050’lerde az bir emisyon hakkı kalmalıdır, ki zaten bütün bu ülkelerin emisyonlarını toplasanız küresel toplamın yüzde biri etmez.

Nükleer seçeneği dayatma hesabı da mı?

Öte yandan teknik rapora bakıldığında Komite’nin 2050’de elektrik sistemini karbonsuzlaştırmak için yenilenebilir enerji kadar nükleere de güvendiği görülüyor. Hem de mevcudun iki katına yakın yeni nükleer santral yapılacağı öngörülüyor. Bu seçimin yanlış olması, nükleerin tehlikeleri ve radyoaktif atılar vb. bir yana, İngiltere daha eskiyen ve kapanan nükleer reaktörlerini yenileyebilmiş değil. Zaten Japonya ve Kore de İngiltere’deki yeni nükleer santral projelerinden vazgeçti. Mevcut kapasiteyi iki katına çıkarmak nasıl olacak acaba? Yoksa amaçlardan biri de kolay olmayacağı anlaşılan ve kamuoyu desteğini de kaybeden nükleeri yeniden tek seçenek diye dayatmak olmasın!

Bir de tabii İngiltere’nin acil durum ilanının pratik bir sonucu olabilmesi için öncelikle Heatrow havalimanının kapasitesinin yüzde 60 artırılması, Cumbria’da yeni (ve yeniden) bir kömür madeni açılması ve kaya çatlatma (fracking) yoluyla gaz çıkarılması gibi iklim düşmanı projelerin derhal iptal edilmesi, çok hızlı bir karbonsuzlaşma ve yenilenebilir enerji/elektrikli ulaşım planı açıklanması ve en önemlisi de uluslararası iklim müzakerelerinde iklim finansmanı ve kayıp zarar mekanizmaları gibi “iklim borcu” temelindeki mekanizmalarda İngiltere’nin daha önce pek yapmadığı liderlik rolünü üstlenmesi gerekiyor. Aksi takdirde bu ilan kağıt üzerinde kalır. İşin daha kötüsü diğer ülkeleri de frenleyen bir işlev görmeye başlayabilir.

Yine de yeni dalga iklim hareketinin gücünü azımsamamak gerekiyor. Bu kadar kısa sürede dünyanın en muhafazakar parlamentolarından birine bu kadar radikal bir açıklama yaptırmayı başaran aktivistler, bu açıklamanın kağıt üzerinde kalmasını önleyeceklerdir. Böyle bir laf ağızdan bir kez çıktı mı, bunu geri almak bu kadar kararlı bir hareketin varlığında kolay değil. O yüzden göbeğinden BP gibi petrol şirketlerine bağlı İngiliz politikacılarına değil, sokağın gücüne inanalım derim.

(Ümit Şahin- Yeşil Gazete)

Kıbrıs’ta seri kadın cinayetleri: Adalet Bakanı istifa etti

Kıbrıs’ın ilk seri katil vakasında kayıp ihbarlarını soruşturmamakla suçlanan Adalet Bakanı Ionas Nicolaou istifa etti. 35 yaşındaki bir subayın tutuklandığı seri cinayetlerde, Kıbrıs vatandaşı olmayan en az dokuz kadın öldürülmüştü.

Cinayetlerin ortaya çıkmasının ardından Kıbrıs’ta çok sayıda eylem düzenlendi.

Kıbrıs’ta bir subayın, en az dokuz yabancı kadını öldürme şüphesiyle tutuklanmasının ardından patlak veren siyasi kriz sonucunda Adalet Bakanı Ionas Nicolaou istifa etti. Nicolaou, öldürülen dokuz kadının yabancı olması nedeniyle cinayetlerin ve kayıp ihbarlarının üzerine gitmemekle suçlanıyordu.

Bu sabah Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiades ile görüşen bakan, “Siyasi hassasiyet kaynaklı sebeplerle istifa ettiğinin bilgisini verdim” dedi. Nicolaou, istifasının sorumluluğu üstlendiği anlamına gelmediğini belirtse de, polisin kayıp kadınlara ilişkin soruşturmasında ‘açık sorunlar’ yaşandığını kabul etti.

Ada’daki göllerde ve çeşitli arazilerde kayıp kadınları arama çalışmaları sürüyor. 

Kıbrıs’ın bilinen ilk seri katil vakasının ortaya çıkmasının ardından, 35 yaşındaki bir subay tutuklanmıştı. Subayın yedi cinayeti itiraf etmesi sonrası Kıbrıslı yetkililer son üç haftada, Lefkoşa’nın batısında dört kadının cansız bedenlerini buldu. Altı ve sekiz yaşındaki iki kız çocuk ile bir kadının cesedi ise hâlâ aranıyor. Kadınlardan birinden en son Eylül 2016’da haber alındığı belirtiliyor.

Cinayetlerin ortaya çıkmasının ardından, ana muhalefet partisi AKEL adalet bakanı ile emniyet müdürünün istifasını istemişti. AKEL vekili Irene Charalambides, “Zanlıyı mahkeme yargılayacak ama diğer büyük soru işareti, ilk haberler ortaya çıktığında gösterilen ilgisizlik. Ben ve partim şuna inanıyoruz ki, adalet bakanı ve emniyet müdürü istifa etmeli. Savunulamayacak şekilde ifşa oldular” demişti.

Teksas’ta kovanlara saldırı: 500 bin arı öldü

20 arı kovanının yakıldığı veya nehire fırlatıldığı Teksas’ta yarım milyon arı öldü. Yetkililer, “kaybedilen her koloni çevre için büyük kıyım” dedi.

ABD’nin Teksas eyaletinde geçtiğimiz hafta sonu en az 20 arı kovanına saldırıldığı açıklandı. Yetkililer bu saldırılar sonucunda yaklaşık yarım milyon arının öldüğünü bildirdi. Brazoria İlçesi Arıcılar Birliği’nin (BCBA) açıklamasına göre arı kovanlar, yanmış veya suya fırlatılmış şekilde bulundu.

Houston Chornicle’a konuşan BCBA başkanı Steven Brackman, her kolonide yaklaşık 30 bin arı yaşadığını ve en az 20 kovanın tahrip edilip yakıldığını veya nehire fırlatıldığını açıkladı. Yaklaşık yarım milyon arının yanarak veya boğularak öldüğünü ifade eden Brackman polise verdiği ifadede, “Kaybettiğimiz her koloni çevre için büyük bir yıkım” dedi.

Yetkililer olayla ilgili soruşturma başlatırken yakalanmaları durumunda zanlılara kundaklama suçlaması yöneltilmesi bekleniyor. Saldırganların yakalanması için istihbarat verecek kişiye de Brazoria İlçesi Suç Durdurucuları  beş bin, BCBA ise bin dolar ödül verecek.

Cennete termik santral inadı

Amasra’ya termik santral yapmak isteyen Hattat Enerji, Danıştay’dan dönen ÇED olumlu raporunu alabilmek için yeniden başvurdu. Bu, firmanın 2009’dan bu yana beşinci girişimi.

 

Bartın’ın Amasra ilçesine termik santral yapmayı isteyen Hattat Enerji ve Maden Ticaret A.Ş. (HEMA), ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü’ne yeniden başvurdu. Bölge halkı, sivil toplum kuruluşları ve ilgili devlet kurumlarından temsilcilerin katılacağı ÇED toplantısı, 10 Mayıs’ta yapılacak. Ancak toplantının nerede yapılacağı belirsiz. Amasralılar ve avukatları, halkın toplantıyı engellemesi olasılığına karşı yer bilgisinin paylaşılmadığını söylüyor.

Amasra ilçe merkezine kuş uçuşu 500 metre uzaklığa inşa edilmek istenen termik santralin yanı sıra, kül depolama sahası, kömür hazırlama tesisleri ve dolgu alanı ile rıhtım entegre projesi için Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci, defalarca dava açılıp alınan ÇED raporları Danıştay’dan dönmesine karşın, yeniden başlatıldı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü konuya ilişkin bir açıklama yaparak şu bilgileri paylaştı:

“Proje ile ilgili Çevresel Etki Değerlendirme süreci başlamış ve Çevresel Etki Değerlendirmesi başvuru dosyası halkın görüşüne açılmıştır. Söz konusu projeye ilişkin, halkı proje hakkında bilgilendirmek, görüş ve önerilerini almak amacıyla, ÇED Yönetmeliği’nin 9. Maddesi gereğince 10 Mayıs tarihinde halkın katılım toplantısı düzenlenecektir.”

10 yıllık mücadele

HEMA, Bartın’ın tarihi ve turistik ilçesi Amasra’da kurmayı planladığı termik santral için 2009’dan bu yana defalarca girişimde bulundu. Her başvuruda ya firmanın ya da projenin adı değiştirildi veya projede küçük değişiklikler yapıldı. Sonunda 2016’da bakanlıktan ‘ÇED olumlu’ kararı çıkması sağlandı, ancak karar Danıştay’dan döndü. Şimdi, her şey sil baştan başlayacak. Davayı ve süreci başından sonuna Amasralılar adına takip eden, Amasra Barosu’ndan avukat Engin Uzun yaşananları Yeşil Gazete’ye şöyle anlattı:

“2009’dan bu yana Hattat Holding ve ona bağlı şirketler eliyle termik santral müraacatları yapılıyor. 2009’dan önce 2640 megavatlık bir santral için müracaat edildi ancak bu dosya bakanlıktan döndü. 2010’da projeyi ikiye bölüp 1320 megavatlık iki termik santral için başvurdular. Dönemin Çevre ve Orman Bakanlığı, “Amasra ilçesine çevre düzeni planında yüklenen kimliğin turizm, tarih ve yerleşim yeri olması” nedeniyle firmadan Filyos havzasından bir yer beğenmesini istedi. Bunu kabul etmeyen firma, 2013’te santralin adını değiştirerek ve sadece birini, aynı yere yapmak üzere yeniden başvurdu.  2014’te halkın görüşüne açılan ÇED dosyasına karşı Bartın ve Amasra halkı 42 bin bireysel itiraz dilekçesi verdi. Bakanlık ise normalde 10 gün içinde karar vermesi gerekirken, 2016 Ekim’ine kadar dosyayı bekletti. Ekim’de Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin isteğiyle ÇED olumlu kararı çıktı. İptali için Zonguldak İdare Mahkemesi’ne açtığımız dava kapsamında, hem yapılan keşifte hem de bilirkişi raporlarında, bakanlığın verdiği ‘olur’un hukuka aykırılığı tespit edildi.  Ancak 15 Temmuz’dan sonra ülkede oluşan hava nedeniyle mahkemeden olumlu bir karar çıkmadı. Temyize gittiğimiz Danıştay 14. Dairesi ise ‘ÇED olumlu’ kararının hukuka aykırılığını tespit edip iptali yönünde hüküm verdi. Şimdi yeniden başa dönmüş durumdayız. Aynı süreçleri, en baştan yine yaşayacağız.”

Tüm çevre davalarında aynı hikaye

Danıştay’da açtıkları iptal davasını kazanalı iki ay bile olmadan, firmanın sıfırdan bir dosya hazırlayıp bakanlığa sunduğunu vurgulayan Uzun, “Bu defalarca başlatılan süreç, Zonguldak, Bartın ve Karabük çevre düzeni planına da aykırı. Hukuk bunu tespit ediyor, ancak bu sefer de çevre düzenleme planlarını değiştiriyorlar“ dedi. Değiştirilen çevre planlarına karşı da bir dava açtıklarını ve dosyanın Danıştay 6. Dairesi’nin önünde olduğunu belirten avukat Uzun, bakanlık bürokratlarını halkın 10 yıllık direnişine kulak vermeye çağırdı: “Elinizi vicdanınıza koyun. Amasra’ya haksızlık ediyorsunuz. Hukuka aykırı davranmaya artık bir son verin.”

Toplantının tarihinin belirlenip yerinin açıklanmamasını ‘kanuna karşı hile’ olarak değerlendiren Uzun, “Bu toplantıları ilgili herkesin katılımıyla yapmak zorundalar.  Ama yerini açıklamayarak, santrale karşı halkın ve yerel örgütlerin katılımını engelleyebileceklerini zannediyorlar” diye konuştu.

Davanın bir diğer avukatı Yakup Okumuşoğlu da, Amasra ‘da yaşananların tüm çevre davaları için geçerli olduğunu söyledi: “Bu, Türkiye’deki hukuğun halini gösteriyor. Cerattepe de aynısı oldu, başka yerlerde de. Her seferinde dava açıyoruz, ama şirketler kazanana kadar devam ediyor. 2009/7 sayılı genelge, ‘şirketler eksiklerini tamamlayıp yeni bir ÇED isteyebilirler’ diyor. Firmalar da buna dayanıyor.”

Termik santral planları içinde kalan Gömü köyünde firma 200’e yakın zeytin ağacını budayarak başka bir alana taşıdı. 

Kömür madeni ve liman da kanuna aykırı

Okumuşoğlu, HEMA’nın santralde kullanılacak gerekçesiyle bölgede bir kömür madeni açtığına (kömür hazırlama tesisi) da dikkat çekerek şunları kaydetti: “Galeri açıyoruz, madenin içini düzenliyoruz vs. diyerek sürekli bir faaliyet içinde firma. Bakıyoruz çıkarılan 1 kg. Kömür yok. Oysa santralde yerli kömür kullanacağız diyerek maden rödovans sözleşmesi yapmışlardı. Her bakımdan kanuna aykırı durumdalar.”

Kömür tesisi için verilen ‘ÇED gerekli deği’ kararını da yargıya taşıdıklarını ve İdare Mahkemesi’nin kendilerini haklı bulduğunu anlatan avukat Uzun da santral yapılması planlanan bölgenin hemen kıyısına yapılmak istenen liman tesisi için de ÇED sürecinin yürütüldüğünü hatırlattı. Uzun “Bütün termik santrallerin kömür ithal etmek için bir limanı vardır. Bu santrali kurabilirlerse dışarıdan kömür getirmek için limanı kullanmayı planlıyorlar. İthal kömürle çalışacaklar” dedi.

Her iki avukatın da bundan sonra olacaklar konusunda görüşü ortak: “ÇED toplantısı yapılacak, itirazlar bir daha dile getirilecek ama firmanın sahibi Hattat ailesiyle eski bakan Özhaseki’nin Kayserililik üzerinden yakın hukukunun da etkisiyle, ÇED olumlu kararı bakanlıktan yine çıkacak. Biz yine dava açacağız. İdare Mahkemesi’nden değilse de Danıştay’dan dönecek. Onlar inatçıysa biz de öyleyiz. Amasra’nın haritasından termik santrali sileceğiz.”

İstanbul’un üç ilçesinde 100 sandık görevlisine soruşturma

Maltepe, Ataşehir ve Kadıköy ilçelerinde, yerel seçimde sandıklarda usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla gelen suç duyuruları kapsamında 32 ayrı soruşturma başlatıldı. AKP Genel Başkan Yardımcısı Yavuz da ‘şaşırmadık’ dedi, yeniden seçime gidilmesi durumunda adayların değişmeyeceğini kaydetti.

İstanbul’un Maltepe, Ataşehir ve Kadıköy ilçelerinde, 31 Mart yerel seçimleri sırasında sandık sayımlarında ve veri girişlerinde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla, 100 sandık görevlisi hakkında 32 ayrı soruşturma açıldı. Suç duyurularının bir kısmını AKP ve MHP, bir kısmını da sandık sayımlarında suç şüphesi olacak durumlar bulunduğu gerekçesiyle İlçe Seçim Kurulu Başkanlıkları yaptı.

Bu suç duyuruları üzerine Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı söz konusu iddiaları araştırmak amacıyla 32 ayrı soruşturma başlattı. Soruşturmalar kapsamında savcılık, ilgili ilçe seçim kurullarından usulsüzlük yapıldığı ileri sürülen sandıklarla ilgili oy sayım tutanakları ve çalışan görevlilerin kimlik bilgilerini istedi.

‘Şüpheli’ sıfatıyla ifadeye çağrıldılar

Bilgilerin ulaşmasının ardından savcılık, bu ilçelerde görev yapan sandık kurulu başkanı ve üyeleri ile sandık sayım sonuçlarının veri girişini yapan görevlilerden oluşan 100’ün üzerinde kişiyi “şüpheli” sıfatıyla ifadeye çağırdı. “Görevi kötüye kullanma” ve “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un” ilgili maddelerince başlatılan soruşturma kapsamında, bu kişilerden 10’unun ifadesine başvuruldu.

Şüphelilere “daha önce bir seçimde görev alıp almadığı”, “seçim günü görev dağılımının nasıl gerçekleştirildiği”, “sandık sayımının nasıl yapıldığı”, “tutanaklara attıkları imzaların kendilerine ait olup olmadığı” şeklinde sorular yöneltildiği öğrenildi.

Ayrıca Maltepe İlçe Seçim Kurulu’nca ilçede görevlendirilen sandık başkanı ve üyeleriyle ilgili bir gazete haberine ilişkin de resen soruşturma başlatıldığı öğrenildi. Anadolu Örgütlü Kaçakçılık ve Mali Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında, bu kişilerin sandık başkanı ve üyesi olma şartları taşıyıp taşımadığının araştırıldığı belirtildi.

AKP’li Yavuz: Mesele çok daha derin

AKP Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz da soruşturma haberlerinin geldiği sırada yaptığı basın toplantısında İstanbul seçimlerine dair, “İki yıl öncesinden başlayarak tam bir organizasyon içerisinde sandık başında hile yapmaya dönük işlemlerin olduğunu çok net bir şekilde görüyoruz” dedi. Yavuz, savcılık soruşturmasıyla ilgili de “Şaşırmadık, biz de bir ekip kurarakKimlerle ilgili nasıl bir suç duyurusunda bulunulur’ konusuna bir süredir çalışıyoruz” diye konuştu.

Yavuz açıklamasında parti üyelerinin sandık başkanı olduğunu iddia etti; bankalardan sandık kurulu üyesi alma uygulamasının Seçim Yasası’ndan kaldırıldığını söyledi. Meselenin ‘çok daha derin’ olduğunu öne süren Yavuz, geçersiz oy sayısının da, aradaki farkın da çok daha fazla olduğunda ısrar etti. Yeniden seçim olması halinde AKP adaylarının değişip değişmeyeceği sorusuna Ali İhsan Yavuz, “Adaylar aynı olacak, seçmenler aynı olacak. İstifa ve ölüm olmadığı sürece aynı adaylarla seçime gidilir” yanıtını verdi.

 

Çevrecilerden Meclis’e çağrı: Vangölü Koruma Kanunu çıkarın

Arıtılmadan akıtılan kanalizasyon ve evsel atıklar ile göl çevresinin resmi ve özel kuruluşlarca işgali yüzünden Van Gölü’nün yakında büyük bir bataklığa dönüşeceği uyarısını yapan TÜRÇEP, Meclis’ten acilen koruma kanunu çıkarılmasını istedi

Türkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP) Temsilciler Meclisi, Van’da, Çevre Derneği’nin (Çev-Der) ev sahipliğinde yapılan toplantının sonuç bildirgesini açıkladı. Bildirgede, kanalizasyon ve evsel atıkların arıtılmadan göle akıtıldığı, tüm göl çevresinin özel ve resmi kuruluşlar tarafından işgal edildiği belirtildi; Vangölü Koruma Kanunu çıkarılması için TBMM’ye çağrı yapıldı.

Toplantıya Van’daki sivil toplum örgütleri, akademisyenler ve, Mersin, Silivri, İğne Ada, Mardin, Kızıltepe, Çanakkale, Hakkâri, Niğde, Artvin, İstanbul, İzmir, Eskişehir, Antalya, Kocaeli, Muğla, Bergama, Ordu, Kemal Paşa, Lüleburgaz, Zonguldak, Tarsus ve Diyarbakır TÜRÇEP temsilcileri katıldı.

Sonuç bildirgesinde öne çıkan öneriler şöyle:

-2872 sayılı Çevre Kanunu ve Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği gereği atık su deşarjları kesin olarak önlenmeli.

-Var olan kirlilik durumunun tespit edilerek acil durum planı yerel kuruluşlarla hazırlanmalı ve yerel kaynaklarla bir “temizleme programı” hayata geçirilmeli.

-Göl çevresindeki kaçak yapılar yıkılmalı, yenilerinin yapılmasına izin verilmemeli.

-Önemli bir ekosistem olan sazlıkların dolgu yapılarak, imara açılarak, yol yapılarak veya yakılarak yok edilmesinin önüne geçilmeli.

-Rüzgâr ve güneş enerji santralları yerine, derelerin yok olmasına ve ekosistemin ileri derecede olumsuz etkilenmesine neden olan, yörede endemik bir tür olan inci kefali göçünü engelleyen HES santrallerinin yapılması önlenmeli.

-Yerel tohumlar ve tarımsal biyoçeşitliliğin kaybolmasına neden olan, tohum, tarım ilacı şirketlerinin çıkarlarını öne alan yasa ve yönetmelikler değiştirilmeli, tüketici ve çiftçi haklarını koruyan tarım politikaları geliştirilmeli.

-Kooperatifleşme desteklenmeli ve teşvik edilmeli.

-İç Anadolu’da yaşanan sulak alan, sazlık ve göl kayıplarının başka bölgelerde de yaşanmaması için acil önlemler alınmalı.

Meclis’e seslenen platform, acilen önlem alınmaması halinde yakın bir gelecekte yöre halkının Van Denizi olarak da isimlendirdiği gölün, büyük bir bataklığa dönüşeceği uyarısında bulundu; “Van Gölü Havzası Koruma Kanunu”nun çıkarılması için çağrı yaptı.

 

 

Ergene’de yine atık alarmı: Derenin rengi değişti, balıklar öldü

Ergene’deki Kuru Deresi’nin rengi değişti, toplu balık ölümleri görüldü. Dereden numune alınarak incelemeye gönderildi.

Tekirdağ’ın Ergene ilçesindeki Kuru Deresi’nde önce renk değişti, ardından balık ölümleri gözlenmeye başladı. Fabrikaların kimyasal atıklarından kaynaklandığı öne sürülen renk değişimi ve balık ölümlerinin nedenini bulmak için Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, dereden numune alarak, incelemeye gönderdi.

CHP Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun, Ergene Belediye Başkan Yardımcısı Yüksel Baydarlı ile dere kıyısına giderek inceleme yaptı.

Canlılar ölümle pençeleşiyor

Aygun, şunları söyledi: “Karamehmet ve Ulaş mahallelerinden geçen Kuru Deresi’nde çevre katliamıyla baş başayız. Nereden geldiği belli olmayan bir kimyasal, dereyi kirletmiş ve canlılar ölüm kalım savaşı veriyor. Balık ölümleri yaşanıyor. Deredeki koku rezalet, canlılar ölümle pençeleşiyor, renk değişmiş. Bu suyun kirliliğinin kaynağını bulacağız. Ondan sonra da gerekirse yargıya teslim ederek bir daha çevreyi kirletmemeleri için mücadele edeceğiz.”

Baydarlı da ihbar üzerine hemen harekete geçildiğini anlatarak, “Bir çevre katliamıyla karşı karşıyayız. Bölgeden kirli, kimyasal veya asitli suların dereye atıldığını düşünüyoruz” dedi.

Hindistan’da kasırga alarmı

0

Kasırga  tehlikesi yüzünden ülkenin doğusundaki sahil bölgesinde yaşayan 800 bin kişi tahliye edilecek.

Hindistan, ülkenin doğusundaki sahil bölgesini etkilemesi beklenen kasırganın yaratacağı riskler yüzünden bu bölgede yaşayan yaklaşık 800 bin kişiyi tahliye etmeye hazırlanıyor. Tahliye edilen kişiler daha güvenli bölgelerdeki okullara ve doğal afetler için hazırlanan barınaklara yerleştirilecek.

Yetkililer, tren, otobüs ve teknelerle çok sayıda kişiyi en kısa zamanda bölgeden çıkarmak için alarma geçti.  Aşırı yağmurların güneydeki Odisha eyaletinde de yaşam koşullarını olumsuz etkilemesi bekleniyor.

Hindistan Devlet Meteoroloji Müdürlüğü de cuma günü rüzgarın hızının saatte 200 kilometreye varacağı uyarısında bulundu.

Bu arada batıdaki Bengal ve Odisha eyaletlerini ziyaret etmek isteyen turistlere, bu bölgelerden uzak durulması tavsiye edildi.

Venezuela’da darbe girişimi bastırıldı

0

Devlet Başkanı Maduro sadakati nedeniyle Venezuela ordusuna ve verdiği destek için halka teşekkür etti, darbe girişiminin bizzat Beyaz Saray’dan yönetildiğini söyledi

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, kendisini Geçici Devlet Başkanı ilan eden Juan Guaido’yu destekleyen askerlerce başlatılan darbe girişiminin başarısız olduğunu söyledi. Girişime katılanlar anayasa ve toplum huzurunu hedef almaktan yargılanacak.Maduro, başkent Caracas’taki başkanlık sarayı Miraflores’te Savunma Bakanı Vladimir Padrino Lopez ve Kurucu Meclis Başkanı Diosdado Cabello ile bir araya gelerek, ‘Ulusa Sesleniş’ konuşması yaptı. Konuşmasına sadakati nedeniyle Venezuela ordusuna ve halkı teşekkür ederek başlayan Maduro, “Bu durumdan yararlı çıkan kim? Venezuela mı, demokrasi mi, barış mı? Bu tip durumlarda kim ellerini ovuşturuyor? Şüphesiz, orada olan kişiler, milletvekilleri ve aşırı sağcı terörist Voluntad Partisi’nin faktörleri. Onlar oradaydılar, sosyal medya üzerinden yayınladıkları videoyla halkı anayasal hükümete karşı darbe yapmaya teşvik ediyorlardı” dedi.

2014 yılında ev hapsine çarptırılıp siyasetten yasaklanan Leopoldo Lopez’in Guaido ile birlikte hava üssünü gelerek darbe çağrısı yaptığını hatırlatan Maduro şunları söyledi: “Sosyal medyada, aşırı sağcı muhalif, faşist ve 18 yıldır bütün darbe girişimlerinde bulunan, ev hapsinden kaçan Leopoldo Lopez’in görüntüleri yayınlandı. Darbe teşebbüsünü özel olarak yönetiyordu ve daha sonra kendi kendini devlet başkanı ilan eden milletvekili Guaido, kaydettiği videoyla bir çağrı yaparak, askeri darbeye olan desteğiyle ortaya çıktı.”

‘Darbe girişimini John Bolton yönetti’

Maduro, Caracas’taki 1 Mayıs etkinlikleri kapsamında yaptığı konuşmada ise, “Komutan Chavez’i devirememişlerdi. Bizi de deviremediler ve deviremeyecekler” dedi. Darbe girişiminde ABD’nin parmağı olduğunu söyleyen Maduro, şöyle konuştu:  “Bir Avrupa gazetesi dün Donald Trump ve John Bolton’ın gün doğmadan önce askeri darbenin bütün operasyonlarını koordine ettiğini yazdı. Şili, Brezilya, Arjantin ve Kolombiya hükümetlerini arayıp desteklemelerini istemişler. Dün girişilen darbe girişimi bizzat Beyaz Saray’dan, John Bolton tarafından yönetildi.”

‘Sağın komplolarından birini bozguna uğrattıklarını” ifade eden Nicolas Maduro, darbe girişimcilerinin bir elçilikten diğerine kaçtığını ancak er ya da geç hainliklerinin ve işledikleri suçların bedelini ödeyeceklerini kaydetti.

Halkın ve Venezuela silahlı kuvvetlerinin askeri darbeye izin vermeyeceğini vurgulayan Maduro, “Kim Miraflores’e gelmek istiyorsa, tek bir şey yapması gerekir; halkın oyuyla seçimi kazanmak. Venezuela’da devlet başkanı olmanın tek yolu budur. Burada silahlar ve tüfekler değil; yalnızca halk başa getirebilir ve yalnızca halk indirebilir. Miraflores Sarayına asla kukla bir başkan getiremeyecekler” diye konuştu.

Maduro, halkın şikayet ve önerilerini dinlemek için Ulusal Değişim Planı uygulanacağını ve halkın görüşüne başvurulacağını da söyledi.

ABD: Maduro Küba’ya gidecekti, kalmaya Rusya ikna etti

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Venezuela’daki darbe girişimine ilişkin “Barışçıl geçişi tercih ederiz, ancak gereken buysa askeri müdahale de ihtimal dahilinde” açıklamasında bulundu. CNN kanalına bir açıklama yapan Pompeo, Maduro’nun dün sabah saatlerinde “ülkeyi terk edeceğini, ancak Rusya’nın onu kalması için ikna ettiğini” iddia etmişti ve “Bildiğimiz kadarıyla, sabah pistte onu götürecek bir uçak bekliyordu ve gitmeye hazırdı. Ancak Ruslar onu kalması için ikna etti” demişti.

Maduro ve Rusya ise bu iddiayı yalanladı.