Ana Sayfa Blog Sayfa 2513

Kadın çalışanlar FBI’a ‘cinsel ayrımcılık’ davası açtı

FBI eğitim programlarında ‘erkek biraderliğinin’ gözetildiğini ve kadınlara cinsel tacizde bulunulduğunu söyleyen 16 kadın, FBI’ın eğitim programlarını gözden geçirmesini ve daha çok kadın eğitmen görevlendirilmesini istiyor

 

 ABD’de 16 kadın iç istihbarat örgütü FBI’a karşı cinsel ayrımcılık davası açtı. Çalışanlar FBI eğitim programlarında ‘erkek biraderliğinin’ gözetildiğini ve kadınlara cinsel tacizde bulunulduğu belirtildi. Başvuru dilekçesinde, erkek eğitmenlerin düşmanca bir iş ortamı yarattığı, cinsel tacizde bulunduğu, uygunsuz şakalar yaptığı kaydedildi. Ayrıca eğitim gören kadınların erkeklere oranla çok daha fazla cezalandırdıkları hatta programdan bile çıkardıkları belirtildi. Davacılardan ‘Jane Doe 1’ FBI Akademisi’nde dört erkeğin tacizine uğradığını ve geceleri odasına dönerken takip edildiğini iddia etti. Bunun yanında iddianamede kurumda hata yapan kadınların aynı hatayı yapan erkeklere göre çok daha sert cezalandırıldığı, ayrımcılıkla ilgili şikayette bulunan kadınların ise ‘izole edildiği’ belirtildi.

Kadın ve erkeğe farklı muamele

Dava açan 16 kadından yedisi hâlâ FBI’da çalıştığı ve ‘misilleme’ yapılmasından korktuğu için kimliklerini gizledi. Çarşamba günü açılan davanın ardından davacı kadınlardan 10’u NBC televizyonunda katıldıkları programda yaşadıklarını anlattı. Tam isminin verilmesini istemeyen ve ‘Ava’ takma adını kullanan bir kadın Virginia eyaletinde bulunan FBI Akademisi’nde yaşadıklarını “Kendimi değersiz ve çöpe atılabilirmiş gibi hissetmeme sebep oldular” ifadelerini kullandı.

Şikayetçiler bunun yanında akademide kadın ve erkeklere farklı muamele edildiğini iddia etti. Şikayetçilerden Paula Bird karanlıktaki bir tatbikatta el feneri yanmadığı için cezalandırıldığını ancak aynı sorunu yaşayan erkeklerin herhangi bir ceza almadığını belirtti. Bird konuyla ilgili yaptığı açıklamada FBI’ın kadınlara yaklaşımını “Eğitmenler ve üst düzey yetkililer hata yapacaklarını düşündükleri insanları yakından takip ediyordu. Takip ettikleri grubun büyük çoğunluğu kadındı. Geri kalan öğrencilerin yaptıkları ise görmezden geliniyordu” sözleriyle açıkladı. Hala FBI’da çalışan Bird kurumunun kendisine çeki düzen vermesi gerektiğini belirtti.

Kovulanların yüzde 80’i kadın

Davacılar 2015-2018 yılları arasında FBI Akademisi’nden kovulan kişilerin yüzde 80’inin kadın olduğuna dikkat çekti. Bu kararların liyakat esaslı alınmadığını vurgulayan davacılardan Clare Coetzer “Eğer öyle olsaydı dava açmazdık. Kimi kovmak istedilerini seçip ona göre davranıyorlar. Akademide değerlendirme ağırlıklı olarak erkek eğitmenler tarafından sübjektif bir biçimde yapılıyor” dedi.

Neden kovulduğunu anlamadı 

FBI ajanı olabilmek için en az 7 yıllık bir eğitimden geçmeniz gerekiyor. 6 yıl boyunca gerekli eğitimleri aldığını ve bu esnada FBI’a hizmet ettiğini söyleyen Lauren Rose eğitiminin altıncı yılında kovulmuş. Bu kararın nedenini merak eden Rose eğitmenleriyle konuşmaya çalışmış ancak cevap alamamış. Bunun üzerine dönemin FBI Direktörü James Comey’e mail yoluyla şikayette bulunmuş. Mahkemeye sunulan kayıtlara göre Comey, Lauren Rose’a attığı cevapta eğitim bölümündeki FBI mensuplarına güveninin tam olduğunu belirterek “Bu yaşadığın zayıf ve güçlü yanlarını değerlendirmene vesile olmalı” ifadelerini kullandı. Rose, kendisinin kovulmasına sebep olan değerlendirmede imzası bulunan Mark Morgan’ın gerekçe olarak sözlü mülakkattaki tavrını beğenmediğini gösterdiğini ancak neden böyle hissettiğini açıklamadığını söyledi.

‘Şikayetinin sonuçları olacak’ 

İddianamede işaret edilen sorunlardan biri ise kadınların yaşadıkları taciz ve ayrımcılık vakalarıyla ilgili kurum içi şikayet mekanizmalarını kullanamaması veya kullandıklarında kötü muamele görmeleri. Bir kadın çalışma arkadaşının ayrımcılığa maruz kalması üzerine şikayette bulunan Erika Wesley, söz konusu şikayetini bir kadın olan bölüm şefine iletmiş. Şefinin “Bu yaptığının sonuçları olacak. Umarım değmiştir” cevabıyla büyük bir şok yaşamış. Wesley şikayetinin ardından erkek üstlerinin kendisine çok kötü davrandığını ve kurum içinde izole edildiğini söyledi.  Davacı kadınların avukatlığını üstlenen David Schaffer FBI’ın bu iddiaları karşılıklı oturup konuşmak istemediğini belirterek” Herkes konuyu hasır altı etmek istiyor” dedi. NBC televizyonu iddialarla ilgili olarak FBI’dan görüş almaya çalıştıklarını ancak kurumun devam eden davalarla ilgili açıklama yapamayacakları gerekçesiyle sorulara cevap vermediğini bildirdi.

300 bin dolar tazminat istiyorlar

Davacılar, FBI’ın eğitim programlarını gözden geçirmesini, daha fazla kadın eğitmen görevlendirmesini talep ediyor. Ayrıca, yaşadıkları duygusal stres nedeniyle her bir kadına 300 bin dolar ödenmesi isteniyor.

FBI ise bir açıklama yayımlayarak “FBI, tüm çalışanların değer ve saygı gördüğü bir çalışma ortamı oluşturma ilkesine bağlıdır. Çeşitlilik ana değerlerimizden biridir.Amerikan halkını koruma görevimizi etkin bir şekilde yerine getirmek için farklı cinsiyetten, deneyimden ve vizyondan insanlara ihtiyacımız var” değerlendirmesinde bulundu.

FBI’ın 2019 yılı verilerine göre kurumda görev yapan kadınlar azınlıkta. Her 100 ajandan sadece 20’si kadın olurken, ana eğitim programlarında bulunanların da yüzde 32’si kadın.

Bülent Şık’a yine beraat yok

Yrd. Doç. Dr. Bülent Şık’ın kanserojen kimyasallarla ilgili projenin bulgularını kamuoyuyla paylaştığı için yargılandığı davanın ikinci duruşması görüldü. Beraat isteminin reddedildiği davada bir sonraki duruşma 26 Eylül’de.

Gıda Mühendisi Yrd. Doç. Dr. Bülent Şık hakkında Sağlık Bakanlığı’nca yürütülen projeye ilişkin bulguları kamuoyuyla paylaştığı gerekçesiyle açılan davanın ikinci duruşması İstanbul Adliyesi 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma salonunun ufak olması nedeniyle yargılama 14. ACM salonunda yapıldı. Davaya konusu araştırmada adı geçen illerin baro başkanları da Bülent Şık’ı savunmak üzere duruşma salonunda hazır bulundu.

Bianet’in haberine göre, Hakime Nursel Bedir, ilk duruşmada olduğu gibi bu duruşmada da “derhal beraat” taleplerini reddetti. Bedir, Sağlık Bakanlığı’na söz konusu araştırmanın sonuçlarıyla ilgili hangi önlemlerin alındığını sorulması yönündeki talebi de dosyanın esasına bir katkı sağlamayacağı gerekçesiyle reddetti. Şık’a ve avukatlarına esasa ilişkin savunma yapmaları için, 26 Eylül’de yapılacak bir sonraki duruşmaya kadar süre verildi.

Sağlık Bakanlığı cevap verdi

Bir önceki duruşmada, mahkeme Sağlık Bakanlığı’na, raporun açıklanmasının yasaklanmasına dair bir karar alınıp alınmadığı ve ilgili birimlere iletilip iletilmediğinin sorulmasına karar vermişti. Bugünkü oturumda, Bakanlığın yanıt verdiği bildirildi. Şık, söz konusu cevabın üniversite ile bakanlığın arasında yapılan sözleşme olduğunu ve bu sözleşmede böyle bir madde olmadığını söyledi.

Duruşmada söz alan  Şık’ın avukatı Can Atalay, savcının iddianamesini  yasaklanan bir bilginin açıklanması üzerine kurmadığını belirterek maddi ve manevi unsurların oluşmadığı söyledi ve derhal beraat talep etti. Hem bilirkişi raporunun hem de Sağlık Bakanlığı’nın cevabının Şık’ın suç işlemediğine yönelik bulguları desteklediğini kaydeden Atalay’ın talebi reddedildi.

‘Sorun halk sağlığı, beni yargılamak doğru değil’

Duruşmada söz alan  Bülent Şık da halk sağlığında korumanın tedavi etmekten iyi olduğunu belirtti. Kocaeli ve Ergene havzasında yaşanan kanser sorunlarını artık herkesin bildiğini belirten Şık, “Halk sağlığı açısından önem taşıyan bir sorun nedeniyle benim üzerinden bir yargılama yapılmasını doğru bulmuyorum. Bu sorunu çözmek istiyorsak bölgede yaşan insanların, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, kamu kurumlarının çözümün bir parçası olmasını sağlamak zorundayız” diye konuştu.

Söz konusu sorunların çözümü için maddi kaynak ayrılmasının gerekliliğini vurgulayan Bülent Şık, 2005’te 205 milyon lira harcanarak Kurtköy’de yapılan, ancak şimdi otopark olarak hizmet veren  Formula 1 pistini örnek gösterdi; “O paranın 10’da 1’ini halk sağlığına harcasaydık sorunu çözmüştük” diye konuştu.

‘Devletin yapmadığını Bülent Şık yaptı’

Şık’ın ardından duruşmaya gelen çeşitli il baro başkanları söz aldı.Tekirdağ Barosu Başkanı Sedat Tekneci söz alarak, “Bülent Şık’ın çalışma yaptığı bölgede yaşıyorum. Bülent Bey’in raporu olmasa biz bunu öğrenemeyecektik. Kendisine teşekkür ediyorum. Devletin yapmadığını o yaptı” ifadelerini kullandı.

Sağlık Bakanlığı’nca yürütülen ve Türkiye’de kanser vakalarının sık görüldüğü bölgelerde bulunan kanser yapıcı kimyasalları tespit etmeyi amaçlayan projeye ilişkin bulguları, kamuoyuyla paylaşan Bülent Şık, “Yasaklanan gizli bilgileri açıklama (TCK 258)”, “yasaklanan gizli bilgileri temin etme (TCK 334)” ve “göreve ilişkin sırrı açıklama (TCK 336)” suçlamalarıyla yargılanıyor.

Avrupa’daki ‘Yeşil Dalga’ Türkiye’de yeşillere ne söylüyor olabilir?

Bugün artık demokrasi tamamen ortadan kalkmadan Yeşiller’in tekrar siyasi sahneye çıkması kaçınılmaz bir zaruret olabilir. Avrupa’daki yeni yeşil dalga da bulunmaz bir fırsat.

Geçen hafta yapılan Avrupa Parlamentosu seçimleri gündemimizi birdenbire değiştirdi. Aşırı sağa teslim olmak üzere olduğu varsayılan Avrupa’nın, siyasi yorumcuların görmezden gelmeyi tercih ettiği dinamik gücü Yeşiller, seçimlere damgasını vurdu. Milletvekili sayısını 52’den 69’a çıkaran ve Batı Avrupa’nın hemen her ülkesinde oyunu artıran yeşil partiler iklim değişikliği ve birleşik Avrupa söylemiyle Brexit’in ve aşırı sağın bunalttığı ve gençlerin iklim eylemini sokaklara taşıdığı kıtada belirleyici oldu.

Ülkelere göre bakıldığında tablo şöyle:

  • 28 ülkenin üye olduğu Avrupa Birliği’nde yeşil grup partileri toplam oyların %9,2’sini aldı. Yeşiller grubunun toplam milletvekili sayısı yüzde 33 artışla 69 oldu.
  • Yeşiller oyların %23,8’ini alan 179 sandalyeli Hıristiyan Demokratlar, oyların %20,3’ünü alan 153 sandalyeli Sosyal Demokratlar ve oyların %14’ünü alan 105 sandalyeli Liberaller’den sonra 4. büyük grubu oluşturdu.
  • Seçimlere katılım rekor kırarak %51’e çıktı (2014’te %42,6 idi).
  • Yeşiller grubunda ülkelere göre milletvekili sayısı dağılımı şöyle:
    • Almanya 22 (21 Yeşiller Partisi, 1 Ekolojik Demokratik Parti),
    • Fransa 12 (Avrupa Ekoloji – Yeşiller Partisi),
    • Britanya 11 (7 İngiltere-Galler Yeşil Partisi, 3 İskoç Ulusal Partisi, 1 Galler Partisi),
    • Hollanda 3 (Yeşil Sol Parti),
    • Belçika 3 (Ecolo [Frankofon Yeşiller] 2, Flemenk Yeşiller 1),
    • İspanya 3 (Katalan Blok’tan [ICV dahil] 2, Podemos- Birleşik Sol Koalisyonu’ndan 1),
    • Avusturya 2 (Yeşiller Partisi),
    • Danimarka 2 (Sosyalist Halk Partisi [SF]),
    • Finlandiya 2 (Yeşiller Partisi),
    • İrlanda 2 (Yeşiller Partisi),
    • İsveç 2 (Yeşiller Partisi),
    • Litvanya 2 (Çiftçiler ve Yeşiller Birliği),
    • Lüksemburg 1 (Yeşiller Partisi),
    • Portekiz 1 (İnsanlar-Hayvanlar-Doğa [PAN]),
    • Letonya 1 (Letonya Rus Birliği).
  • Yeşiller Grubu’nda yer alan 69 vekilin 58’i 12 ülkenin (Avrupa Yeşil Partisi üyesi olan) 13 “klasik” yeşil partisinden geliyor (Belçika’dan 2 bölgesel yeşil parti). 5 ülkeden 11 milletvekili ise milletvekillerini yeşil gruba göndermeyi tercih eden klasik anlamda yeşil olmayan partilerden geliyor (Portekiz, Letonya, Litvanya, Britanya, Almanya).
  • Avrupa Yeşil Partisi üyesi olan 28 yeşil partiden 13’ü başarılı olurken, 15’i milletvekili çıkarmayı başaramamış. Bunların çoğu Doğu Avrupa ülkeleri (Bulgaristan, Hırvatistan, Çekya, Estonya, Macaristan, Polonya, Romanya, Slovenya) olmakla birlikte İtalya (2 yeşil parti), Yunanistan, Kıbrıs ve Malta’da da yeşiller seçimlerden eli boş dönmüş. Ayrıca ülkelerinden Yeşiller Grubu’na başka partilerin milletvekili verdiği Portekiz ve İskoçya’daki klasik yeşil partiler de başarılı olamamış.
  • Seçimlerde başarılı olarak milletvekili seçtiren “klasik” yeşil partilerin ülkelerinde aldıkları oy oranları ise yüksekten başlayarak şöyle (parantez içinde milletvekili sayıları da var):
    • Almanya Yeşiller %20,5 (21 MV)
    • Belçika Ecolo %19,9 (2 MV)
    • Lüksemburg Yeşiller %18,9 (1 MV)
    • Finlandiya Yeşiller %16 (2 MV)
    • Avusturya Yeşiller %14,1 (2 MV)
    • Fransa Avrupa Ekoloji Yeşiller %13,5 (12 MV)
    • Danimarka SF %13,2 (2 MV)
    • Belçika Groen %12,4 (1 MV)
    • Britanya Yeşiller %12,1 (7 MV)
    • İsveç Yeşiller %11,4 (2 MV)
    • İrlanda Yeşiller %11,4 (2 MV)
    • Hollanda Yeşil Sol %10,9 (3 MV)
    • İspanya (Katalonya) ICV %10 (1 MV)
  • 5 ülkedeki AYP üyesi olmayan diğer partilerin oy oranları ve milletvekili sayıları ise şöyle:
    • Litvanya Çiftçiler ve Yeşiller Birliği %11,9 (2 MV)
    • Portekiz PAN %5,1 (1 MV)
    • Britanya İskoçya Ulusal Partisi %3,5 (3 MV), Galler Partisi %1 (1 MV)
    • Almanya Ekolojik Demokratik Parti %1 (1 MV)
    • Ayrıca İspanya’da toplam oyu %15,7 olan 2 ayrı koalisyondan 2 MV

Bu tabloyu kısaca özetleyip Yeşiller’in ülkelere göre performansına daha ayrıntılı bakmayı bir sonraki yazıya bırakalım:

  • Yeşil partilerin en başarılı olduğu 11 ülke Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Avusturya, İngiltere, İsveç, Finlandiya, Danimarka ve İrlanda olmuş. Bu listede Fransa ve İngiltere’de Yeşiller’in başarısı sürpriz ve çarpıcı. Avusturya’da ise Yeşiller son genel seçimlerde parlamento dışı kaldıkları halde bu kez önemli bir sıçrama yaptılar. Almanya’da Yeşiller’in tarihi bir rekor kırarak ikinci parti olması da çok önemli.
  • Doğu Avrupa’da demokrasinin aşınması yeşil partileri siyaset dışına itmiş görünüyor. Macaristan ve Polonya otoriterleşen rejimlerin iki örneği ve iki ülkede de yeşil partilerin izi yok. (Macaristan’da Yeşiller %2,1 aldı, Polonya’da ise koalisyon içinde seçime girdiler.)
  • Ancak İtalya’nın durumu daha çarpıcı. Hızla aşırı sağa ve faşizme teslim olan İtalya’da uzun yıllardır Yeşiller yok. İtalya’da Yeşiller bölünüp ortadan kalkmasaydı belki de ülke aşırı sağa kayarken bugün Almanya, İngiltere, Avusturya ve Hollanda’da olduğu gibi bir umut oluşturabilirlerdi. Oysa İtalya’daki iki yeşil parti de seçimlere koalisyonlar içinde girebilmiş ve esamileri okunmamış. İspanya’nın Katalonya dışındaki Yeşilleri de varla yok arasında, ancak orada koalisyondan bir milletvekili çıkarmayı başardılar. Tabii İspanya’nın politik atmosferi İtalya’ya benzemiyor.

Yeşiller’in bu başarılı sonucu almasında ve bugün bir yeşil dalgadan söz etmemizde dört faktör önem taşıyor:

  1. Yeşiller, Brexit’in yorduğu Avrupa’nın birliği projesine sahip çıkarak birliği dağılma noktasına sürükleyen beceriksiz merkez sağ ve sol partilerin prestij kaybetmesinden faydalandı. Tabii aşırı sağ da merkez sağ ve sol partilerin boşalttığı alanı dolduruyor, ancak Yeşiller aşırı sağın yükselmesinden rahatsızlık duyan ılımlı seçmenin de ilgisini çekmeyi başarıyor. Böylece Yeşiller yelpazenin sol tarafını, söylemlerini daha da ılımlı yönde değiştirmeye gerek duymadan doldurmaya başladı. Çünkü seçmen artık değişim istiyor ve solda değişimi Yeşiller temsil ediyor.
  2. Yeşiller gerçek meselelerden bahsediyor: İklim değişikliği, kentlerin yaşanabilir yerler olması, sosyal haklar gibi. Boş laftan, polemikten, popülist zırvalardan yorulan seçmen için modern, ne dediğini bilen, aklı başında bir alternatif oluşturuyor. Üstelik bu konuların bazılarına dair radikal önerilerde bulunsa da bunları büyük ideolojik söylemler içinde sunmuyor. Yeşiller’in başarısında gerçek meselelere ilişkin ayağı yere basan politik alternatifleri yıllarca her gün hiç yorulmadan hem meclislerde ve yerel yönetimlerde hem de sokakta ve halkın arasında dile getirmesinin büyük payı olduğunu düşünüyorum. Tabii bir de özellikle yerel yönetimlerdeki başarısının.
  3. İklim değişikliği, Greta Thunberg’in başlattığı okul grevleri, gençlerin güçlü iklim aktivizmi ve yokoluş isyanının radikal söylemiyle sokakta egemen oldu. İklim değişikliğinden gerçekten ve samimi biçimde bahseden tek siyasi hareket de Yeşiller ve her zaman böyle olacak. Tarihin bu anı yeşiller için büyük bir dönüşüm getiriyor. Almanya’da Yeşiller 1990’da iklim değişikliğinden bahsederek seçimlere girdiklerinde barajın altında kalmışlardı. Bugün %20’yi geçtiler. Bu da artık iklim, yokoluş ve ekoloji söyleminin politik bir talep olarak olması gereken yere geldiğini gösteriyor. Artık insanlar hayatta kalma taleplerini ciddiye alan partileri yönetimde görmek isteyecek. Yeşillerin bu talebin sözcülüğünü yapmaya devam etmeleri gerekiyor.
  4. Gençler sadece dinamizmiyle değil yeni ve aklı başında sözler söylediği için de Yeşiller’e yöneldi. Örneğin Almanya’da ilk kez oy veren seçmenin üçte biri Yeşiller’e oy verdi. Ancak gençler sadece seçmen olarak değil, seçim kampanyasında ve aday olarak da belirleyici rol oynadılar. Yeni gençler hem seçti hem de seçildi. Tabii çocukların başlattığı yeni dalga iklim aktivizminin başarısı da gençlerin yeşil partilerde etkili olmasından ayrılamaz. Pek çok ülkede okul grevlerinin öncülüğünü doğal olarak yeşil gençler yapıyor. Gençler geleceklerini kurtarmanın yolunun, sorunun sebebi olan sağcıları veya konuyu kavrayamayan solcuları ikna etmek yerine, zaten aynı şeyi yıllardır söyleyen yeşiller içinde doğrudan politika yapıp yönetime gelmek olduğunu kavramış görünüyorlar.

Peki bu gelişmeler Türkiye’de birkaç yıldır partisiz kalan yeşiller için ne söylüyor olabilir? Ayrıntılı bir tartışmayı sonraki yazılara bırakarak birkaç saptama yapmak istiyorum.

Demokrasinin olmadığı ya da iyice aşındığı ülkelerde yeşillerin silindiğini Macaristan ve İtalya örneklerinde görüyoruz. (Polonya da öyle, ama orada Yeşiller biraz da kültürel yapı nedeniyle her zaman marjinaldiler.) Türkiye Yeşilleri de İtalya, Yunanistan ve Macaristan’daki gibi bölünme (ve şanssız birleşmeler) nedeniyle zayıfladı. Tabii Türkiye’de siyasetin küçük partilere kapalı yapısı, seçimlere girme yeterliğinin aşılmaz bir engel haline getirilmesi ve Kürt sorununun çözülmemesi nedeniyle oluşan açmaz çok önemliydi.

Ancak bugün artık demokrasi tamamen ortadan kalkmadan Yeşiller’in tekrar siyasi sahneye çıkması kaçınılmaz bir zaruret olabilir. Avrupa’daki yeni yeşil dalga da bulunmaz bir fırsat… Zira ilk Yeşiller Partisi 1988’de Almanya Yeşilleri’nin 1983’te başlattığı rüzgarın etkisinde kurulmuştu. İkinci Yeşiller Partisi de 2002-2008 arasında kuruluş çalışmalarını yaparken Almanya’da ve başka ülkelerde koalisyon hükümetlerinde ve yerel yönetimlerde başarılı olan yeşil partilerin yaptıklarından (ve tabii Türkiye’nin AB adaylık rüzgârından) etkilenmişti. 2019’da başlayan ve gelecek yıllarda genel seçimlere taşınacağı anlaşılan yeşil dalga Türkiye’de de Yeşiller’e yeni bir motivasyon sağlamak için bulunmaz fırsat olabilir.

Bu nedenle Türkiye’deki yeşillerin toparlanmak için harekete geçerken ilk iş olarak Avrupa örneklerini (başarıları ve başarısızlıkları, siyasi, toplumsal ve kültürel benzeşmeleri ve farkları) iyi incelemeleri gerektiğini düşünüyorum.

Avrupa’dakine benzer bir strateji önemli: Yeniden Avrupa perspektifi, iklim değişikliği ve demokrasi. Enerjisini Türkiye’nin kangrenleşmiş ve Yeşiller’in tek başına fark yaratması mümkün olmayan sorunlarına harcamayan, gerçek meselelere gerçek çözümler üreten, gençlerin ön saflarda olduğu yeni bir Yeşiller Partisi büyük bir açılım yaratabilir. Bunun için de yeşillerin ilk iş olarak daha fazla yazıp çizmesi, daha fazla konuşması, eskimiş tartışmalara girmeden alternatif yaratmak isteyen yeni insanlarla ve gençlerle buluşması gerekiyor.

(Yeşil Gazete)

Erdoğan ‘yargı reformu’nu açıkladı: İfade özgürlüğü güçlendirilecek, tutuklama ölçülü olacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan Beştepe’de ‘Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni açıkladı. Yeni paketin, ifade özgürlüğünün güçlendirilmesi, hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ve adalet sisteminin iyileştirilmesi’ amaçlarıyla hazırlandığı belirtildi. Çevre, imar ve enerji gibi alanlarda davaların daha hızlı ve etkin yürütülmesini sağlamak için özel mahkemeler kurulacak.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ‘Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni açıkladı. Beştepe’deki konuşmasında  “Bu belge ile ifade özgürlüğünün güçlendirilmesi ve daha ileriye taşınması konusunda yeni yaklaşımlar ortaya koyuyoruz” diyen Erdoğan, iki temel perspektifi, ‘demokrasinin güçlendirilmesi, hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi’ ve ‘adalet sisteminin işleyişinin iyileştirilmesi’ olarak açıkladı.

Erdoğan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

İfade özgürlüğü

“İfade özgürlüğüne ilişkin kararların istinaf aşamasından sonra bir de Yargıtay tarafından incelenmesini sağlayacağız.

Avukatlara yeşil pasaport, hakim savcılara coğrafi teminat

Avukatlara belli kriterler dahilinde yeşil pasaport hakkı vererek, uluslararası faaliyetlerini kolaylaştırmayı planlıyoruz.

-Avukatların bilgi ve belge temin etmelerine ilişkin yasal yetkilerini genişletiyoruz.

-Reform düzenlemesi ile mesleğin başında hakimleri ceza ve hukuk hakimi olarak ayıracak ve alanlarında uzmanlaşmalarını sağlayacağız.

-Hakim ve savcılar hakkındaki disiplin prosedürlerini yeniden yapılandırıyor, kurulun disiplin kararlarına karşı yargı yolunu genişletiyoruz.

-Hakim ve savcılar için coğrafi teminat getiriyoruz. Coğrafi teminat hakim ve savcıların isteği olmaksızın başka yere tayin edilememesi anlamına geliyor.

-Her asliye hukuk mahkemesinin yargı çevresinde bir noterlik kurulması zorunlu hale geliyor.

Hukuk fakültesi beş yıl

-Hukuk fakültelerinin eğitim süresi beş yıla çıkartılacak, kontenjanları ise azaltılacak.

-Hakim ve savcı yardımcılığı müessesinin getiriliyor olması başka bir yenilik. Mezun olanlar önce yardımcı olacak, ardından yeni bir sınavla mesleğe geçecek. Mesleğe kabuller yardımcılar arasından yapılacak.

Tutuklama ve yargılama…

-Tutuklama tedbirinin ölçülü kullanılmasına yönelik yeni adımlar atıyoruz. Mevzuatımızda tutukluluğun azami süresi belirlenmiş olmakla birlikte bu süre tüm safahatı kapsamaktadır. Bu kapsamda tutukluluk sürelerinin soruşturma ve kovuşturma aşamaları için ayrı ayrı düzenlenmesini planlıyoruz

-Önümüzdeki dönemde adil yargılanma hakkının daha etkin şekilde korunmasını hedefliyoruz.

-Yeterli şüphe kavramı basit şüphe olarak tatbik edilmekte bu da dava sayısını artırmakta. Küçük soruşturmalarda dahi savcılar tarafından dava açılmakta. Şüphelilerin yüzde 52’si hakkında kovuşturmaya yer verilmemiştir. Sistemi mahkumiyet ihtimali az olanlar için açılmaması yönünde geliştirmemiz gerekiyor.

Yatırımcılara mesaj

Yargı reformu belgesi hem vatandaşlarımızın sisteme güvenini artıracak hem de daha öngörülebilir yatırım ortamına yardımcı olacaktır.

Çevre, imar ve enerji için özel mahkemeler

Çevre, imar ve enerji gibi alanlarda davaların daha hızlı ve etkin yürütülmesini sağlamak için özel mahkemeler kuruyoruz.

Siteye değil habere erişim engeli

Bir internet sitesinin tamamına değil, engellenmesine karar verilen kısmına erişimin sınırlanmasına imkan verecek bir düzenleme yapılacak.

Çocukların davaları öncelikli olacak

-Ülkemizde 12-15 yaş çocuklar hakkında yaklaşık 40 bin dava açılmıştır. 15 yaş altındaki çocukların ilk kez işlediği fiiller kovuşturmaya yer olmadan kapanacaktır. Bu tür çocuklarının durumlarının sosyal tedbirlerle takip edilmesi kendilerine daha iyi bir gelecek kurma ihtimalini güçlendirecektir.

-Ayrıca çocuklar hakkındaki davaların istinaf ve temyiz incelemeleri öncelikli olarak yapılacaktır. Şiddet içermeyen suçlardan hükümlü olan hamile ve yaşlıların ceza infazı evde olacak.

AB’ye bağlılık

Her şeye rağmen 2005 yılından bu yana süren AB müzakere sürecinin bir an önce tamamlanmasının en az bizim kadar Avrupa için de önem taşıdığına inanıyoruz. Bu reform belgesiyle, her ne kadar bize verilen sözler tutulmuyorsa da, AB tam üyelik sürecine bağlılığımızı da ifade etmiş oluyoruz.”

Yargı Reformu Stratejisi metninin tamamına ulaşmak için tıklayın

‘Kuzey Ormanları, Muhafaza Ormanı ilan edilsin’

Kuzey Ormanlarının geçmişte de uygulanan ‘Muhafaza Ormanı’ ilan edilmesi amacıyla bir kampanya başlatan Kuzey Ormanları Savunması,  ormanların korumaya alınmasını, her türlü rant ve yağma projesine kapatılmasını istedi.

Kuzey Ormanları Savunması, ormanların “Kuzey Marmara Muhafaza Ormanı” ilan edilmesi amacıyla kampanya başlattı. Kampanyanın tanıtılması amacıyla, TMMOB Mimarlar Odası’nda gerçekletirilen basın açıklamasında, “Trakya, İstanbul ve Anadolu’nun; su, nefes ve yaşam kaynağı olan Kuzey Ormanlarının, “Muhafaza Ormanı” ilan edilerek mutlak korumaya alınması, her türlü rant ve yağma projesine derhal kapatılması istendi.

‘Savunma’ adına konuşan Seda İlhan, 23 Mart’ta İstanbul, Sarıyer’de “Ekosistem, İklim ve Kentsel Büyüme Perspektifinden Kuzey Ormanları” başlıklı bilimsel nitelikte bir çalıştay düzenlendiği hatırlatarak, burada önerilen çözüm önerilerinin dikkate alınmasını istedi.

Sadece geçtiğimiz bir haftada, ormanların altı ayrı mevkiine tahrip projeleri planlandığı haberlerinin basında yer aldığını belirten İlhan şunları söyledi: Eşsiz bir ekosistemler birliği olan Kuzey Ormanları, Marmara bölgesinin en büyük ve en önemli yaşam kaynağıdır.  Kuzey Ormanları, Marmara Bölgesi’nin Karadeniz kıyı kuşağı boyunca, batıda Istranca Dağları’ndan doğuda Sakarya Nehri’ne uzanan; idari açıdan Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul, Kocaeli ve Sakarya illerinin kuzey kısımlarını oluşturan ve bu illerin yerleşim alanları için yaşamsal önem taşıyan ekosistemler bütünüdür.”

Açıklamada, Kuzey Ormanlarının zengin doğalvarlıklarına ek olarak, Neolitik dönemden bugüne uzanan yerleşim sürekliliği sonucunda, orman köyleri, arkeolojik varlıklar, kaleler, köprüler, tarihi yollar, su kemerleri ve endüstri mirası yapılarıyla bir kültür varlığı olduğuna dikkat çekildi.

Türkiye Ormancılar Derneği adına Ahmet Kılıçaslan’ın da katıldığı açıklamada, Kuzey Ormanları’nı tehdit eden insan yapımı müdahaleler şöyle sıralandı:

Kuzey Ormanları,

1-Trakya’ya zehir saçacak termik santrallerinin,

2-Her fırsatta üçüncüsünün İğneada’ya yapılacağı açıklanan nükleer ölüm santralinin,

3-Kandıra ve Çatalca’da ormanı ve tarım topraklarını sular altında bırakacak barajların,

4-Orman ekosistemleri tahrip edilerek dikilen rüzgar enerji santrallerinin,

4-Orman katledilerek açılan, asırlar boyunca oluşmuş toprağını kazıyan, taşını kayasını çıkaran, suyunu havasını kirleten, bir ur gibi büyüyüp artarak ormanı yiyip bitiren taş, kum, kömür, maden ocakları ve beton santrallerinin,

5-Orman çevresindeki meralara ve tarım havzaları üzerine kurulan ve doğayı tahrip çevresini de kanser eden denetimsiz sanayi tesisi, site ve bölgelerinin,

6-Ormanı çöplüğe çeviren çöp depolama/yakma/eleme tesisleri ve hafriyat döküm sahalarının,

7-3.. Köprü, 3. Havalimanı ve Kuzey Marmara Otoyolu isimli doğa katili mega rant projelerinin,

8-Ormanı bölerek yaban hayatını parçalayan ulaşım, enerji, su, doğalgaz nakil ve iletim hatlarının,

9-Karadeniz’i, Marmara’yı, Boğaziçi’ni ve Kuzey Ormanları sahillerini tahrip eden liman ve deniz dolgularının,

10-Ormanı arsaya çevirip yağmalayan, orman köylerinin çevresinde bulduğu her boşluğa rant projeleri yapan iktidar destekli inşaat ağalarının,

11-Ormanın ve tarım topraklarının beslendiği yeraltı sularına el koyarak satan su şirketlerinin,

12-Kent ormanı, tabiat parkı gibi isimler altında ormanı ticari bir mekana, kuru bir dekora çeviren, gençleştirme ve seyreltme adı altında ormanı “odun pazarı”na çeviren orman “işletme” uygulamalarının,

13-Türlerini devam ettirmekte zorlanan hayvanları katleden av çetelerinin,

14-Kıyıköy’den Vize’ye kadar yaklaşık 30 km boyunca ormanı tahrip edecek ve Istrancalarda yaban hayatını dikenli tellerle ikiye bölecek “Türk akım” isimli Rus doğalgaz boru hattının,

15-Orman içinde ve kenarında yer alan askeri alanlara göz koyup yapılaşmaya açmak için çalışan rant odaklarının,

16-Doğayı tahrip ederek dünya üzerindeki canlı yaşamını hızla yok oluşa sürükleyen, kendi maddi çıkarları için yeryüzünü bir çöplüğe çevirerek iklim krizini yaratan dünya kapitalizminin tehdidi ve tahribi altındadır.

‘Kuzey Marmara otobanı durdurulsun’

Basın açıklamasında, “Kuzey Ormanları’nı inşaat şirketlerinin yağmasına açan ve halen Kuzey Ormanları’nın Çatalca, Kocaeli ve Sakarya kesimlerinde devam etmekte olan “Kuzey Marmara Otobanı” durdurulması, geri dönülmez bir doğa tahribatına yol açan tüm mega rant projelerinin iptal edilmesi,  Kanal İstanbul başta İstanbul’u kuzeye doğru büyütmeye çalışan tüm projelerden vazgeçilmesi ve doğa ve toplum yararını ilke edinmiş bir planlama politikası ile İstanbul’un nüfus artışının durdurulması, tersine göçü teşvik edecek projeler geliştirilmesi istendi.

Açıklamada, ormanların ‘niteliğinin’ değiştirilmesi talebi şu şekilde ifade edildi: “ Marmara Bölgesi’ndeki yeraltı ve yer üstü su varlığının istisnasız tümünün kaynağı olan, Bulgaristan sınırından Düzce’ye kadar Karadeniz kıyı kuşağı boyunca uzanan ve Kuzey Ormanları ekosistemini olusturan tüm ormanlık alanlar, 6831 Sayılı Orman Kanununun 23. Maddesi ve “Muhafaza Ormanlarının Ayrılması ve İdaresi Hakkında Yönetmelik” hükümlerine dayanarak “Muhafaza Ormanı” kapsamına alınmalıdır.”

Bakanlar Kurulu’nu hedef alan kampanyayı destekleyen kurumlar şöyle: Türkiye Ormancılar Derneği, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, Kadıköy Kent Dayanışması, Kuzey Ormanları Savunması, Hayvanlara Adalet Derneği, Empati Derneği, Koşuyolu Çevre Gönüllüleri, Diren Büyükçekmece, Bahçeşehir Gölet Gönüllüleri, Sarıyer Kent Dayanışması, Adalar Savunması, Validebağ Savunması, Gaziosmanpaşa Barınma Hakkı Meclisi, İstanbul Kent Savunması, Bakırköy Kent Savunması

Kuzey Ormanları…

Kuzey Ormanları, deniz seviyesine yakın, genellikle kışın yaprağını döken geniş yapraklı ağaçlardan oluşan, az müdahale görmüş alanlarda oldukça verimli ve iyi gelişme gösteren ormanlardan oluşuyor. Bu bütüncül ekosistemler kuşağı, üç farklı iklim bölgesinin buluşma ve geçiş alanını oluşturmasıyla son derece zengin bir biyolojik çeşitliliğe ev sahipliği yapıyor: Yaklaşık 3.000 farklı bitki türü, 46 ağaç türü, 2.800 civarında otsu bitki türü ve endemik bitki taksonları. Ormanlar, aynı zamanda 48 adet memeli, 350 adet kuş, 350 adet balık ve 45 adet sürüngen/kurbağa türünün yaşam alanı ve dünyanın önemli kuş göç yollarından. Orman, açık alan, sulak alan, kayalık, kumul, longoz gibi çok farklı ekosistemlere sahip Kuzey Ormanları’nda 15 adet Önemli Doğa Alanı (ÖDA) bulunuyor.

 Kuzey Marmara Otoyolu’nda bazı bölümler trafiğe açılıyor

Kuzey Ormanları Savunması’nın kampanyasını başlatmak üzere basın açıklaması yaptığı saatlerde, Kuzey Ormanları, Kocaeli mevkiinden geçecek Kuzey Marmara Otoyolu’nun bazı bölümlerinin bugün trafiğe açılacağı haberi Resmi Gazete’de yayımlandı.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğünün Resmi Gazete’de yayımlanan ilanına göre, Kesim-4’teki Kurtköy-Liman kavşakları liman bağlantı yolu üzerinde V07 viyadüğü (çift yönlü olmak üzere) ve Kesim-5’teki Liman-Sevindikli kavşakları (Sevindikli Kavşağı dahil, V03 viyadüğü sol taşıma yolu) kesimlerinin trafiğe açılması bakanlıkça onaylandı.

Otoyolun bu kesimleri bugün saat 23.59’da trafiğe açılacak. Belirli yerler (köprülü kavşaklar, ücret toplama istasyonları gibi) ve şartlar dışında otoyola giriş ve çıkış yasak olacak. Erişime kontrollü kara yolu olarak trafiğe açılan bu kesime, yayalar, hayvanlar, motorsuz araçlar, lastik tekerlekli traktörler, iş makineleri ve bisikletliler giremeyecek.

Rüzgar YEKA-2 ihalesi yapıldı

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının, dört bağlantı bölgesinde toplam bin megavatlık rüzgar enerjisi kapasitesi oluşturulması için açtığı YEKA ihalesi yapıldı.İhaleye 9 şirket katıldı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın, 4 ayrı bölge için toplam bin megavatlık Rüzgar Enerjisi Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) ihalesi 9 şirketin katılımıyla yapıldı.

Rüzgar Enerjisi Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları YEKA-2 ihalelerinde, Balıkesir bölgesi için kilovatsaat başına en düşük teklifi 3,53 dolar-cent ile Enercon Rüzgar Enerji Santrali Kurulum Hizmetleri Ltd. Şti., Çanakkale bölgesi için kilovatsaat başına en düşük teklifi 3,67 dolar-cent ile Enerjisa Üretim Santralleri AŞ verdi.

Aydın bağlantı bölgesi 250 megavatlık ilk ihalede kilovatsaat başına en düşük teklifi 4,56 dolar/cent ile Enerjisa Üretim Santralleri AŞ verdi.

Dört ilde bin megawatt 

Muğla bağlantı bölgesinin 250 megavatlık ihalesinde kilovatsaat başına en düşük teklifi 4,00 dolar/cent ile Enercon Rüzgar Enerji Santrali Kurulum Hizmetleri Ltd. Şti. verdi.

Balıkesir bölgesinin 250 megavatlık ihalesinde kilovatsaat başına en düşük teklifi 3,53 dolar-cent ile Enercon Rüzgar Enerji Santrali Kurulum Hizmetleri Ltd. Şti verdi.

Çanakkale bölgesinin 250 megavatlık ihalesinde kilovatsaat başına en düşük teklifi 3,67 dolar-cent ile Enerjisa Üretim Santralleri AŞ verdi.

YEKA-2 ile daha önce yapılmış bin megavat rüzgar YEKA’dan sonra dört bölgede 250’şer megavat olmak üzere ikinci bin megavatın Türkiye’ye kazandırılması hedefleniyor.

Katılan firmalar

Aydın, Muğla, Balıkesir ve Çanakkale bağlantı bölgeleri için açık eksiltme usulüyle yapılan ihaleye katılan şirketler şöyle:

– Enercon Rüzgar Enerji Santrali Kurulum Hizmetleri Ltd. Şti.

– Enerjisa Üretim Santralleri AŞ

– Eze İnşaat AŞ

– İklim Elektrik Yatırım Sanayi ve Ticaret AŞ

– Beyçeli̇k Elewan Yeni̇lenebi̇li̇r Enerji̇ Üreti̇m AŞ

– Res Anatolia Holdi̇ng AŞ

– B. Ergünler Yol Yapı İnşaat Taah. Madenci̇li̇k Nakli̇yeci̇li̇k San. Ti̇c. AŞ

– Çini̇li̇ Res Enerji̇ Üreti̇m San. Ti̇c. AŞ

– Gem Wind Enerji Sanayi Ticaret AŞ

 

Kazanın altından ‘taksi süresi’ çıktı: Pilotlar kestirmeyi tercih etmiş

İstanbul Havalimanı’nda geçen hafta bir uçağın pistte direğe çarpmasının, pilotların taksi süresini kısaltmak için ‘kestirme’ yolu tercih etmesi olduğu öne sürülüyor. Yeni havalimanı ile ilgili şikayetlerin başında, uçakların uzun taksi süreleri geliyor.

İstanbul’da yeni açılan İstanbul Havalimanı’nda bir THY uçağının geçen hafta kanadını direğe çarpmasının altından, havalimanının ilk gününden bu yana eleştirilen ‘uzun taksi süreleri’ ilgili bir sebep çıktı. Uçağın pilotlarının, yerde daha az süre geçirmek ve daha çabuk havalanmak için ‘kestirme yolu’ tercih ettiği, direğe de bu sırada çarptığı belirtiliyor.

Habertürk’ten Olcay Aydilek’in haberine göre, İstanbul-Ankara seferini yapacak Sümela isimli Boeing 777/300 tipi uçağın pilotları, taksi süresini kısaltmak için ‘kestirme’ yolu tercih etti. Yani, yönlendirildiği yol yerine daha kısa sürede havalanma olanağına kavuşacakları yola girdiler. Ancak uçak bu sırada yol kenarındaki elektrik direğine çarptı.

‘Büyük bir facia yaşanabilirdi’

Habertürk’ün kazayı araştıran taraflara dayandırdığı haberinde, ‘Büyük bir facia da yaşanabilirdi” değerlendirmelerinin yapıldığı belirtildi. Habere göre, direğin, inşaat sonrasında unutulmuş olabileceği ihtimali de araştırıldı. Bu soruşturmanın sonucunda ise direğin ‘notamlı’ olduğu, yani uçuş görevlilerine varlığının daha önceden bildirildiği öğrenildi.

İstanbul Havalimanı ile ilgili şikayetlerin başında uçakların uzun taksi süreleri geliyor. İstanbul Havalimanı’nın işletmecisi İGA’nın CEO’su Kadri Samsunlu, daha önce yaptığı açıklamada, taksi süresinin pist yönüne ve park pozisyonuna göre 12 ile 29 dakika arasında değiştiğini söylemişti. Yolcular ve pilotlar yerde geçirilen zamanın uzamasından şikâyet ederken, bu durumun yakıt israfına ve uçaklarda uzun vadede aşınmaya yol açtığı belirtiliyor.

Sorunlar bitmiyor

Yeni açılan İstanbul Havalimanı ile ilgili sorunlar bitmek bilmiyor. Geçtiğimiz haftalarda bölgede sert esen rüzgarlar yüzünden saatler boyu yaşanan uçuş iptalleriyle gündeme gelen havalimanına gelen uçakların havada tur atarak iniş sırası beklemesi, yurt içi uçuşlarda Bulgaristan hava sahasını kullanarak uçması benzeri haberler medyada yer bulmuştu.

Geyik avı ihalesine protesto: Avcılık turizm değildir

Bursa’da kızıl geyiklerin avlanması için ihale açan Orman  Müdürlüğü, DOĞADER üyeleri ve Bursalılar tarafından protesto edildi.

DOĞADER’in çağrısı ile bir araya gelen Bursalılar, kızıl geyiklerin avlanması için ihale açan Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2. Bölge Müdürlüğü’nü protesto etti. Burada konuşan DOĞADER Başkanı Caner Gökbayrak, 100 yıl önce Bursa ve Bilecik çevresindeki geniş orman ve doğal alanlardaki hayvan nüfusunun günümüzden kat kat fazla olduğunu anlattı. Tarla açmayla başlayan doğal alanları daraltan insan işgallerinin sürekli arttığına vurgu yapan Gökbayrak,  “Maden, enerji, yol, turizm ve hatta Nilüfer Kuruçeşme’de olduğu gibi orman üzerinde çöp depolama alanı planları gibi projeler uygulamaya alınıyor. Son 10 yıl içinde geliştirilen projelerle İnegöl Tüfekçikonak HES’te olduğu gibi vadilerden akan küçük dereler, dağların üst rakımlarında birleştirilerek HES ve barajlara yönlendiriliyor, kurutulan vadilerde içecek su bulamayan yaban hayvanları çaresiz ölüme sürükleniyor” dedi.

‘İhalelere seyahat acenteleri de katılabilecek’

Gereken sayıda orman korucusu görevlendirmediği için kaçak avcılara teslim olan orman müdürlüklerinin, Mayıs ayı içinde Türkiye çapında toplam 103 geyik, dağ keçisi, dağ koyunu avlanması için ihaleler düzenlediğini hatırlatan söyleyen Gökbayrak şöyle konuştu:

“ Bursa Orman 2. Bölge Müdürlüğü, Bilecik Atatürk Orman Köşkü çevresinde yaşayan 2 geyik için 14.000 lira değer biçerek, 10 Haziran tarihinde ihale yapılacağı duyurusunda bulundu. Duyuruya göre avcılarla birlikte seyahat acenteleri da ihaleye katılabilecek. Avcılık öne sürüldüğü gibi bir spor dalı değildir. Zevki için bir canlının yaşamını sonlandıran hiçbir davranış, spor olarak adlandırılamaz. Avcılık öne sürüldüğü gibi bir turizm türü de değildir. İnsan işgalleriyle daralıp küçük alanlara sıkışan, sayıları tükenmeye yüz tutan yaban hayvanlarını avlanarak turizm canlandırılamaz. Tersine avcılık turizme zarar verir. Avcılık, öldürülen hayvanın doğal döngüdeki zincirini kırar. Döngü kırıldığında doğal alan zayıflar ve yok oluş sürecine girer. Doğal alanların kaybedildiği coğrafyada turizm yapılamaz.”

Açıklamanın ardından geyik avı ihalesine itiraz ve iptal edilmesini talep eden dilekçeler Bursa Orman 2. Bölge Müdürlüğüne verildi.

 

Ekşi Sözlük’teki Şule Çet başlığına, zanlının isteği üzerine erişim engellendi

Şule Çet davasında cinayet ve cinsel saldırı suçlarından tutuklu olarak yargılanan Çağatay Aksu’nun talebiyle Ekşi Sözlük’teki Şule Çet başlığına erişim engeli getirildi.

Üniversite öğrenci Şule Çet’in öldürülmesine ilişkin davada tutuklu olarak yargılanan Çağatay Aksu’nun talebiyle, Ekşi Sözlük’te açılan “Şule Çet” başlığındaki tüm yazılar kaldırıldı.

Mahkeme kararıyla Ekşi Sözlük’teki ilgili başlığa, “Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hakimliği’nin Çağatay Aksu’nun talebi üzerine verdiği 29.05.2019 tarihli kararı uyarınca bu başlıkta yer alan içeriklere erişimin engellenmesine karar verildi” ifadesi eklendi.

 Ne olmuştu?

29 Mayıs 2018 tarihinde Ankara’daki Yelken Plaza’nın 20’nci katından şüpheli bir şekilde düşerek yaşamını yitiren Şule Çet’in ölümü (23) intihar olarak kamuoyuna yansısa da sonrasında cinsel saldırı bulgusu ve şüpheli bir ölüm olduğu ortaya çıktı. Ortaya çıkan DNA bulgularıyla birlikte Berk Akand ve Çağatay Aksu, katil zanlısı olarak tutuklandı. Şule Çet’in ölümüyle ilgili dava sürüyor. Twitter’da kurulan ‘Şule Çet için Adalet’ grubu, kararı eleştirdi; gün içinde atılan çok sayıda tweet’te “İstendiği kadar engellensin, tecavüzcü, katil Çağatay Aksu demekten vazgeçmeyeceğiz” denildi.

 

Ne olmuştu?

29 Mayıs 2018 tarihinde Ankara’daki Yelken Plaza’nın 20’nci katından şüpheli bir şekilde düşerek yaşamını yitiren Şule Çet’in ölümü (23) intihar olarak kamuoyuna yansısa da sonrasında cinsel saldırı bulgusu ve şüpheli bir ölüm olduğu ortaya çıktı. Ortaya çıkan DNA bulgularıyla birlikte Berk Akand ve Çağatay Aksu, katil zanlısı olarak tutuklandı. Şule Çet’in ölümüyle ilgili dava sürüyor.

Guterres: Gri yerine yeşil bir ekonomi ve topluma ihtiyacımız var

İklim değişikliğiyle mücadele amacıyla kurulan R20 Koalisyonu Viyana’da toplandı. Dünyanın çeşitli bölgelerinden çok sayıda kişi ve kurumun katıldığı zirvede yetkililere seslenen BM Genel Sekreteri Guterres, “İnsanlar değil, kirlilik vergilendirilmeli” dedi; fosil yakıta desteğe son verilmesi çağrısında bulundu. Zirvede konuşan Thunberg de yetkililerden sorumluluklarını yerine getirmesini istedi.

İklim değişikliğiyle mücadele için kurulan R20 Koalisyonu üyeleri Avusturya’nın başkenti Viyana’da düzenlenen zirvede buluştu. Zirvede konuşan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, ‘acilen yeşil ekonomiye geçilmesi’ için çağrıda bulundu. Guterres, iklim değişikliği ve küresel ısınmaya yol açan karbondioksit ve toprağa zarar veren kimyasal maddelerin azaltılmasının önemine dikkati çekerek “Yeşil ekonomiye ihtiyacımız var gri ekonomiye değil. Aynı şekilde gri yerine yeşil bir topluma ihtiyaç duyuyoruz.” dedi.

2011 yılında, dönemin California valisi Arnold Schwarzenegger’in girişimiyle kurulan ve Avusturya Devleti’nin de desteklediği R20 Koalisyonu ulusal yönetimler, uluslararası kuruluşlar, akademi ve finans kurumları ve özel şirketlerden oluşuyor. İklim değişikliğiyle mücadelede bölgesel eylem hedefini güden Koalisyon’u BM de destekliyor. Koalisyonun en temel misyonu, bölgesel bazda yeşil ekonomiye geçişlerin hızlandırılması için çaba sarf etmek ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri doğrultusunda katkı sağlamak.

Guterres: “İnsanlar değil, kirlilik vergilendirilmeli”

Bu yıl Eylül ayında yapılacak BM İklim Zirvesi’nin ön hazırlık buluşması olarak düzenlenen R20 Koalisyonu Dünya Zirvesi’ne dünyanın çeşitli bölgelerinden çok sayıda davetli katıldı. Konferansın açılışında konuşan Avusturya Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen, iklim değişikliği konusunda çok söz söylendiğini, herkesin yaklaşan tehlikeden haberdar olduğunu kaydederek iklim felaketinin önlenmesi için zamanın daraldığını ancak devletlerin sorumluluklarını yeterince yerine getirmediğini söyledi.

Van der Bellen, iklim değişikliğinin yol açtığı açlık, yoksulluk, çeşitli çevre felaketlerinin insanları vatanlarından ederek farklı bölgelerde yaşamaya mecbur ettiğini dile getirdi.

Yenilenebilir enerji vurgusu

Karbondioksit kullanımını azaltan yeni ekonomik ve sosyal politikalara yönelmenin elzem olduğunu vurgulayan Van der Bellen, “Yenilenebilir enerjinin hakim olduğu yeni bir sanayi devrimine ihtiyacımız var. Biz bu değişimi gerçekten istersek, yapabileceğimizi düşünüyorum.” şeklinde konuştu.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de konuşmasında iklim değişikliği nedeniyle dünya genelinde göç sorununun ortaya çıktığını ve birçok kişinin de gelecekten umutsuz olduğunu belirtti. Yaşanan felaketlerin bütün insanlığı derinden etkilediğini kaydeden Guterres, “İklim değişikliği karşısında yapmamız gereken mücadeleyi yürütebilirsek, bundan dünyanın geneli ciddi bir şekilde faydalanacaktır.” ifadelerini kullandı.

Guterres, doğaya zarar vermeyen, iklim değişikliği ve küresel ısınmaya yol açmayacak ekonomik ve teknolojik değişimin hayata geçirilmesi gerektiğinin altını çizerek “New York’ta eylülde düzenlenecek İklim Zirvesi’ni de bu prensipler doğrultusunda yapacağız. Liderlerden güzel konuşma yapmaları için değil, ihtiyaç duyduğumuz eylemler için somut planları sunmaları için gelmelerini isteyeceğim.” dedi.

Guterres, karbondioksit emisyonunun azaltılması ve özellikle kimyasal unsurların inşaat sektöründe kullanılmasının kısıtlanması gerektiğine dikkati çekerek “Çevreci, toprağa zarar vermeyen tarıma ihtiyaç duyuyoruz. Kısaca bizim yeşil ekonomiye ihtiyacımız var gri ekonomiye değil. Aynı şekilde gri yerine yeşil bir topluma ihtiyaç duyuyoruz.” diye konuştu.

Kent altyapılarında karbonun giderilmesi, kömür santrallerinin durdurulması ve sürdürülebilir üretim ve tüketimin teşvik edilmesi çağrısında bulunan Guterres, yetkililere seslenerek, “İnsanlar değil, kirlilik vergilendirilmeli” dedi; fosil yakıtları için sübvansiyon vermeyi bırakmalarını istedi. Guterres ayrıca özel sektörün ve yatırımcıların da kirliliği arttıran eylemlerden ve bu eylemlere destek vermekten vazgeçmeleri ve iklim değişikliğiyle mücadele konusunda “cesurca ve azimle” adım atmaları gerektiğini vurguladı.

Thunberg’den siyasetçilere: Sorumluluğunuzu yerine getirin

R20 Koalisyonu, yönetimlerin BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve Paris Anlaşması kararları doğrultusunda, özellikle yerel ve bölgesel ölçekte çalışmalarının ilerletilmesi ve gözlemlenmesi açısından önemli bir platforma dönüşmüş durumda.

Birçok bilim insanı, hükümet yetkilisi, özel sektörden yetkililer ve Arnold Schwarzenegger gibi tanınmış isimlerin de katıldığı zirvede dikkat çeken konuşmacılardan biri de iklim eylemleriyle dünya çapında ses getiren iklim aktivisti Greta Thunberg oldu.

Dünya çapında çocukların ve gençlerin de dahil olduğu aktivist grupların, bilim insanlarının ve eğitmenlerin özellikle son dönemlerde iklim değişikliğine dikkat çekme konusunda etkili adımlar attıklarına değinen Thunberg, siyasetçilerin, ünlülerin ve şirket müdürlerinin de daha fazla destek vermeleri gerektiğini dile getird. Thunberg, “İnsanlar sizi dinliyor ve sizlerden etkileniyor. Çok büyük bir sorumluluğunuz var ve birçoğunuz bu sorumluluğu yerine getiremediniz” dedi.

“Yeşil gelecek inşa edilebilir”

Oyuncu ve aktivist Schwarzenegger  ise dünyanın geleceğinin kurtarılması, yeni nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için eyleme geçilmesi gerektiğini söyledi. Schwarzenegger, 2015’te Paris’te imzalanan BM İklim Anlaşması’nı çok sayıda ülkenin imzaladığını ancak anlaşmanın gereklerinin yerine getirilmediğini vurguladı.

Yeşil bir gelecek kurulması için statükocu yaklaşımlardan uzaklaşılması gerektiğini söyleyen Schwarzenegger, “Dünyadaki birçok büyük değişim bir hayalle başladı. Yeşil geleceğin inşa edilmesi için insanlar ayağa kalkmalı, heves kırıcı sözlere aldırış etmeden yoluna devam etmeli” diye konuştu.

Kürsüde aktivist ‘işgali’

Konferansa‘’ System Change not Climate Change ‘’ aktivisti Lucia Steinwender’in yaptığı eylem damgasını vurdu. Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz konuşmasını yapmak için kürsüye çıktığı anda, kürsüye gelen aktivist Steinwender, Başbakanın şaşkın bakışları arasında konuşmasını yaptı. Steinwender’in konferanstan bir gün sonra yaptığı bir söyleşide, ‘’İklim değişimi nihayetinde bu gezegendeki her insanı etkiler. Hangi politik tavrın olursa olsun, iklim krizi bir problemdir, çözüm aslında herkes için amaçlamalıdır’’ diye konuştu. Yaptıkları eylemin gerekçesi olarak bir ‘iklim hareketi’ olmalarına karşın bu tür konferanslara davet edilmemeliri gösteren Steinwender, konuşmasından sonra konferansta bulunan diplomat veya devlet erkanından birilerinin kendisiyle konuşmak istediler mi sorusuna ise, gülerek şunları söyledi; ‘’ Bundan sonra bizimle konuşan tek kişi güvenlikten gelen kişilerdi. Sonra salondan ayrıldık.’’
Aktivist hükümeti eleştirerek şunları söyledi: “ÖVP-FPÖ Hükümetinin, iklim ve enerji stratejisinin yetersizliği söz konusudur. İklim koruma tedbirlerini finanse etmek için neredeyse hiçbir planın bulunmadığını, tedbirlerin uygulanması son tarihlere bırakıldığını görüyoruz. Ayrıca, strateji sivil toplum örgütlerinin katılımı olmadan geliştiriliyor. Bu durumda kendimizi başka bir şekilde duyurmaya zorluyor, tıpkı dün yaptığımız gibi.”