Ana Sayfa Blog Sayfa 2359

Cortez ve Thunberg’den Facebook uyarısı: Nefret söylemi ve güvenilirlik sorunu endişe veriyor

Platformda kendisiyle ilgili yalanlar, komplo teorileri, nefret ve ölüm tehditleri olduğunu söyleyen iklim aktivisti Greta Thunberg, Facebook’un bu konuda sorumluluk almamasını eleştirdi.

Facebook‘un CEO’su Mark Zuckerberg ile ABD Demokrat Kongre üyesi Alexandria Ocasio-Cortez arasında geçen tartışmaları Facebook hesabı üzerinden paylaşan Greta Thunberg, “Facebook kullanmaya devam edip etmemesi gerektiğini sorguladığını” söyledi. Geçtiğimiz Çarşamba günü  Zuckerberg Kongre üyeleri tarafından ileride sosyal medya şirketi tarafından kullanılması planlanan dijital para birimi Libra ile ödeme yapmanın ne kadar güvenli olduğu konusunda sorguya çekilmişti.

Kongre Üyesi Ocasio-Cortez ise Cambridge Analytica isimli şirketin Facebook’ta 50 milyon kullanıcı profiline ait verileri usulsüz kullanıldığı skandalı hatırlatmış ve “demokrasimizle ilgili geçmişteki davranışlarınızı incelememiz gerekiyor” demişti.

Greta’dan Ocasio-Cortez’e destek 

Zuckerberg ile Ocasio-Cortez arasında geçen tartışmayı Facebook hesabı üzerinden paylaşan Greta Thunberg, “Diğerleri gibi ben de Facebook kullanmaya devam edip etmemem gerektiğini sorguluyorum” dedi. Thunberg, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:

“Nefret dolu konuşmaya izin vermek, gerçeği kontrol etmemek ve elbette demokrasiye müdahale sorunları… çok üzücü olan şeyler arasında. Benimle ilgili sürekli yalanlar ve komplo teorileri ve elbette diğerlerinden sayısız olanları nefret, ölüm tehditleri ve nihayetinde şiddete neden oluyor. Facebook istese bu kolayca durdurulabilir. Sorumluluk alma eksikliğini çok rahatsız edici buluyorum. Ancak, eğer itiraz edilirse ve bizden yeteri kadar kişi değişiklik talep ederse, o zaman değişimin geleceğinden eminim.”

Türkiye’de de durum benzer 

İsveçli 16 yaşındaki iklim aktivisti,  Türkiye’yi Birleşmiş Milletler‘e şikayet etmesinin ardından Türkiye’de de özellikle sosyal medya üzerinden ABD, Çin ve Hindistan dururken şikayet edilen ülkeler arasında Türkiye’nin yer alması sebebiyle eleştirilmişti. Bu ülkelerin yer almamasının sebebinin Birleşmiş Milletler’in çocuklara bireysel başvuru hakkı sağladığı ek protokolü imzalamaları olduğu söylenmesine rağmen eleştiriler bir süre devam etmişti.

Son olarak da Thunberg’in Rojova’da iklim grevine çıkan öğrencileri paylaşması üzerine “PKK destekçiliği” ile suçlanarak sosyal medya üzerinden hakaretlere ve ağır eleştirilere uğramıştı. Bu suçlamalar sonucunda Türkiye’de Vatan Partisi üyeleri Thunberg’in duvar resminin üzerini Eren Bülbül pankartıyla kapatmıştı.

Greenpeace Akdeniz: İncelenen her iki balıktan birinde plastik bulundu

Greenpeace Akdeniz’in “Türkiye’deki Deniz Canlılarında Mikroplastik Kirliliği” raporuna göre Türkiye’de incelenen balıkların yüzde 44’ünün midesinde mikroplastik bulundu. Mikroplastiklerin çoğu tek kullanımlık plastiklerden oluşuyor.

Greenpeace Akdeniz“Tek Kullanımlık Plastikler Yasaklasın” projesi kapsamında deniz canlılarındaki plastik kirliliğine dikkat çekmek için Marmara, Ege ve Akdeniz’den toplanan, barbun, istavrit, kefal, mırmır, tekir ve kırmızı karides türlerinin mide ve sindirim sistemleri inceledi.

Ayrıca çoğunluğu Ege ve Marmara Denizi’nden tedarik edilmiş midyelerden üretilen ve Adana, Ankara, Bodrum, İstanbul ile İzmir’de satılan midye dolmaların içerisindeki mikroplastik miktarları da incelendi.

Çalışmaların sonucunda hazırlanan “Türkiye’deki Deniz Canlılarında Mikroplastik Kirliliği” raporuna göre, 243 adet balık32 adet karides ve 317 adet midye dolmanın analizi sonucunda; incelenen balıkların yüzde 44’ünde, kırmızı karidesin yüzde 18’inde ve midye dolmaların yüzde 91’inde mikroplastik bulundu.

İstanbul’da incelenen kefalin midesinden çıkan mikroplastikler.

Raporda yer alan bulgular şöyle:

  • İncelenen tüm türler göz önüne alındığında kefal türünün yüzde 64,8’inde, barbunun yüzde 63’ünde, mırmırın yüzde 34,3’ünde, tekirinyüzde 32,8’inde, istavritin yüzde 26,7’sinde mikroplastik bulundu.
  • Bu demek oluyor ki genel olarak tüm balıkların yüzde 44,3’ündemikroplastik var. Yani yaklaşık olarak her iki balıktan biri mikroplastik içeriyor.
  • Balık başına düşen mikroplastik adetleri ise kefalde2,5, barbunda 1,1, mırmırda 0,6, tekirde ve istavritte 0,4. Buna göre 5 farklı ticari balık türünde ortalama olarak balık başına düşen mikroplastik adedi 1,08. 
  • Bölgesel bazda balık başına düşen mikroplastik Ege Denizi’nde (İzmir) 1,7Marmara Denizi’nde (İstanbul) 0,85 ve Akdeniz’de (Adana) 0,74
Mersin’de karidesten çıkarılan mikroplastikler.
  • Kırmızı karides örneklerinin yüzde 18,8’indemikroplastik bulundu. Yapılan incelemede, her 10 karidesten ikisinde 0,28 adet mikroplastik olduğu tespit edildi.
  • 5 farklı noktadan örneklenen midye dolmalarınyüzde 91,2’sinde mikroplastik bulundu. Ortalama olarak midye başına 0,63 adet mikroplastik tespit edildi. Porsiyon bazında değerlendirildiğinde 100 gramlık bir midye tüketiminde 5,76 adet, 250 gramlık midye tüketiminde ise 14,41 adet mikroplastik tüketilme riski olduğu tahmin ediliyor.
  • Balıklardaki, karidesteki ve midye dolmalardaki mikroplastiklerin 13 farklı polimer tipinde olduğu tespit edildi. En fazla bulunan polimer tipleri ise tek kullanımlık plastiklerin üretiminde kullanılanlar olduğu tespit edildi.
Adana’da midyeden çıkarılan mikroplastikler. 

‘Tek kullanımlık plastikler yasaklansın’

Türkiye’deki deniz canlılarındaki plastik kirliliği araştırmasının, plastik kirliliğin deniz canlıları ve insan sağlığı için ne derece endişe verici olduğunu ortaya koyduğunu belirten Greenpeace Akdeniz Plastik Proje Sorumlusu Nihan Temiz Ataş şöyle konuştu: Daha da vahimi, bu mikroplastiklerin çoğunluğunun tek kullanımlık plastiklerin üretiminde kullanılan polimer tipteki plastikler olması. Bu sorunun tek bir çözümü var, tüketim kültürümüzü değiştirmek. Plastiği yok edemiyoruz, kullanıp uzağa atmanın bir çözüm olmadığı ve artık plastiğin tabaklarımızda olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız. Atılacak ilk adım, alternatifi olan ve AB’de de yasaklanan tek kullanımlık ürünlerin Türkiye’de de yasaklanması olmalı. Üç tarafı plastikle değil denizlerle çevrili bir Türkiye için bunu yapmalıyız.”

‘İnsana da geçiyor’

Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Doç. Dr. Sedat Gündoğdu ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Mikroplastikler günlük hayatta kullandığımız plastik ürünlerin zamanla çeşitli faktörler aracılığıyla parçalanması sonucu oluşan 5 milimetreden küçük plastiklere deniyor. Canlılar tarafından yanlışlıkla yenilebiliyor. Özellikle balıklar ve kuşlar bu plastikleri yemek suretiyle, boğulup ölebiliyor. Hatta bazı mikroplastik partiküller balıkların sindirim kanalını tıkayabiliyor. Mikroplastiklerin belli boyuttan küçük olanları canlı vücudunun daha derinlerine kadar taşınıp bu organlarda birikebiliyor. Bu canlıları insanlar tükettiğinde bu mikroplastiklerin insana transferi de söz konusu olabiliyor. Bunun da çok ciddi sağlık problemleri yaratma riski mevcut. Bu çalışmada elde edilen sonuçlardan özellikle barbun ve kefal balığında tespit edilen plastikler daha önce dünyanın farklı bölgelerinde benzer türler üzerine yapılan çalışmalarda elde edilen sonuçlardan daha yüksek. Adeta plastik bir kapanda gibiyiz. Bu konuda acil önlemler alınması gerekiyor.”

Raporun tamamı için tıklayın.

 

Hayvan Hakları Raporu tamam, sıra Meclis’te

Hayvan Hakları Komisyonu’nun tamamlayarak Meclis Başkanı Mustafa Şentop’a teslim ettiği rapor, hayvan hakları savunucuları tarafından olumlu bulundu. Rapora dayalı Hayvan Hakları Kanunu önerisinin kısa sürede Meclis’e getirilmesi bekleniyor.

TBMM Hayvan Haklarını Araştırma Komisyonu çalışmalarını tamamlayarak raporunu hazırladı. Yapılan 12 toplantı sonucunda ortaya çıkan yaklaşık 200 sayfalık rapor, Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Komisyon ve çalışmalara katılan hayvan hakları savunucuları ortaya çıkan rapordan memnun. Şimdi kanun düzenlenmesi için çalışmaların başlaması bekleniyor.

Komisyonda uzman üye olarak yer alan Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi öğretim üyesi ve Ankara Bölgesi Veteriner Hekimleri Odası’nın bir önceki başkanı Doç. Dr. Oytun Okan Şenel, hazırlanan raporu Türkiye için tarihi önem ve değere sahip bir çalışma olarak değerlendirdi.

“Hak mücadelesinin sonu yok, ama çok olumlu ve tatminkar bir başlangıç yaptığımızı söyleyebilirim” diyen Şenel, komisyondaki yaklaşım ve ruh haline dikkat çekti:

“Mecliste grubu bulunan bütün partilerden milletvekillerinin, uzmanların, konuyla ilgili STK temsilcilerinin yer aldığı TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu’nda olağanüstü bir uzlaşmayla çalıştık. Vekiller başlangıçta sadece sokaktaki hayvanlarla ilgili bir sorun olduğunu ve bunu çözeceklerini düşünerek geldikleri komisyondan, buz dağının görünen kısmına baktıkları bilgisiyle çıktılar. İktidar ve muhalefet olmayı bir yana bırakarak, konunun uzmanlarını dinleyip söylediklerimiz doğrultusunda karar vermeye çalıştılar. Bu uzlaşmanın, her alanda tüm Türkiye’ye örnek olması gerekiyor. Demek ki, isteyince oluyormuş.”

Raporla, hayvan hakları konusunda, çok ileri bir adım atıldığını anlatan Şenel şöyle konuştu: “Elbette kanun değişikliği için öngördüğümüz her hükmü rapora eklemek mümkün olmadı. Ama adım adım gitmek gerekiyor. En önemlisi küçüklerin eğitimi. Hayvan hakları, hayvan sevgisi ve hayvanların toplum içindeki yeriyle ilgili zorunlu derslerin müfredata dahil edilmesi gerekiyor. Bunların da nitelikli dersler olması lazım ki, çocuklarımız hayvan sevgisi ve hakkaniyet duygusuyla yetişsin. Yetişkinler içinse eğitim çalışmalarının yanı sıra öldürene, eziyet edene, işkence yapan ve istismar edene yönelik cezai hükümler artırılmalı ve etkin uygulanmalı ki, rapor kağıt üzerinde kalmasın, bir anlamı olsun.”

Raporu temel alan yasa çalışmasına hemen başlanacağını öğrendiklerini anlatan Şenel, yasa önerisinin de Komisyon Başkanı Mustafa Yel tarafından Meclis’e en kısa zamanda sunulacağı bilgisi aldıklarını kaydetti.

Dünyaya örnek olabilecek bir kanun çıkacağını düşündüğünü aktaran Doç. Dr. Şenel bundan sonraki süreci de şöyle anlattı: “Ya mevcut kanun revize edilecek ya da tamamen yeni kanun hazırlanacak. Biz raporda da vurgulandığı gibi, Hayvan Hakları Kanunu altında yeni bir kanun hazırlanacağını düşünüyoruz. Yel, sıcağı sıcağına hemen kanunlaşma sürecinin başlatacağını söyledi bize. Sürece hukukçuların da katılması, hayvan haklarının sınırları, o hakları kimin koruyacağı gibi konuları da tartışması gerekecek. Kasım ayında çalışmalara başlanacağını ümit ediyorum. ”

Gülizar Biçer: Önerilerimizin yüzde 90’ı rapora girdi

Komisyon üyesi, CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca ise 4 Ekim 2018’de Hayvanları Koruma Günü nedeniyle Meclis’e verdikleri kanun teklifinde ifade ettikleri taleplerin, neredeyse yüzde 90’ının rapora girdiğini aktardı. Hazırladıkları raporun tatminkar olduğunu, hayvan hakları savunucularını da memnun ettiğini anlatan Biçer, yasal düzenleme sürecinde de raporun eksiksiz biçimde kanunlaşması için çalışacaklarını belirtti.

Yunuslara Özgürlük Platformu: Mücadeleye devam

‘Yunus Parkları’ndaki esir alınmış hayvanlarla ilgili çalışma yapan Yunuslara Özgürlük Platformu, hazırlanan raporu, dokuz yıllık mücadelelerinin ilk adımını tamamlayan iyi haber olarak değerlendirdi. Komisyonun önerilerini dikkate aldığını ve Türkiye’de yeni yunus parkları ve hayvan sirklerinin açılmasının yasaklanmasını öngördüğünü belirten Platform,  mevcut 10 yunus parkının kapatılması ve hayvanların korunması için de, bu işletmelere en fazla 2 yıl süre tanınması gerektiği görüşünün rapora girdiğini kaydetti. Yunuslara Özgürlük Platformu’nun yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Tavsiye niteliğindeki bu kararlar henüz yasalaşmadı. Bu nedenle mücadelemiz henüz bitmedi. Hatta şimdi tek vücut olup bu kararların esnetilmemesi, bu sürenin en fazla 1 yıla inmesi ve bu maddelerin bir an önce yasal bağlayıcılığının olması için süreci yakından takip etmeli ve daha yüksek sesle TBMM’ye seslenmeliyiz!”

DAYANIŞMAFED: Tarihi rapor

Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu ve onun bir bileşeni olan DAYANIŞMAFED de bir açıklama yaparak, talep ve çözüm önerilerinin büyük bölümünün raporda yer aldığını kaydetti. Açıklamada; “Şimdi siyasi partilerin hazırlayacakları yasa tasarıları ve bunların ilgili komisyonda görüşülmesi sırasında da rapordaki talep ve önerilerimizin değiştirilmemesi, kırpılmaması, hatta daha ileri maddelere dönüşmesi ve TBMM’ye kesin oylamaya gönderilecek yasa tasarısın çağdaş bir Hayvan Hakları Kanunu olarak çıkması yeni mücadele hedefimizdir. Kısaca çetin uğraşımız bitmedi, daha yeni başlıyor” denildi.

Özgüner: Etik çelişkiye dikkat!

“Araştırma Komisyonu raporunun, 300’den fazla STK ve oluşumun ortak taleplerini büyük ölçüde karşıladığını söyleyebiliriz ” diyen Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu Kurucular Kurulu üyesi, Hayvan Hakları ve Etiği Derneği‘nden Burak Özgüner de sivil toplumun aktif katılımı ilkesinin, komisyonda benimsendiğine dikkat çekti. Ancak bunun hayvanlar açısından kesinlikle yeterli olmadığını kaydeden Özgüner şunları söyledi:

“Komisyon, kendisi ile maalesef çelişkiye düştü. Raporda, hayvanlar için “Can taşıdığı ve duygulu varlıklar olduğu değerlendirilerek kendine özgü yapısı içinde değerlendirilmelidir” deniliyor. Burada etik bir çelişkiden bahsetmek gerekiyor çünkü belli hayvanlara hakları teslim edilirken, “damak zevki” gibi şımarıkça nedenler ya da gıda ve tıp endüstrisinin bilimsellikten uzak, “sağlıklı olmak için hayvan yemeliyiz, hayvansal ‘ürün’ tüketmeliyiz” iddiaları sebebiyle, birtakım hayvanların hakları teslim edilmiyor. Köpek ile koyunun, muhabbet kuşu ile tavuğun arasında haklar bağlamında da acı duyum bağlamında da hiçbir fark yok. Bazı hayvanların yaşadığı acıları umursayıp bazılarına yaşatılan acıları umursamadığımızda ya da raporda olduğu gibi, yok saydığımızda tutarlı olmuyoruz.”

Hak ihlallerinin en çok yaşandığı yerlerin başında mezbahaneler, yumurta ve süt üretim tesislerinin bulunduğunu anlatan Özgüner, “Gerçekleri görmezden gelerek ya da gerçekler ile yüzleşmemeyi seçerek hayvan haklarını tartışamayız. Raporda, en azından, hayvancılık endüstrisindeki sistematik zulme ve mevcut duruma ilişkin bir durum tespiti yapılabilirdi. Her şeye rağmen, komisyon raporundan umutluyum; yasa teklifi sürecinde de sonuna kadar müdahiliz, yasama sürecinin takipçisiyiz” diye konuştu.

Raporda yer alan düzenlemelerden bazıları şöyle:

Kanunun adı: Hayvan Haklarını Koruma Kanunu olarak düzenlenen kanunun adının Hayvan Hakları Kanunu olarak değiştirilmeli. Hali hazırdaki kanunda eşya/mal olarak kabul edilen hayvan, ‘duyguları olan canlı varlık’ olarak tanımlanmalı ve doğuştan gelen hakları teslim edilmeli.  Bununla, hayvana yönelik şiddet, cinsel istismar, her türlü eziyet ve kaçakçılık suçlarının önüne geçilebilmesi ve etkin cezalandırılabilmesinin önü açılıyor.

Kabahat değil suç: Hayvanların vücut bütünlüğüne yönelik saldırı, işkence, öldürme, dövüştürme gibi fiiller kabahat değil, suç kapsamına alınmalı. Yürürlükteki hayvanla ‘cinsel ilişki’ ifadesi, ‘cinsel saldırı’ olarak değiştirilmeli. Hayvana yönelik suç işleyenlerin hayvan sahiplenmesi engellenmeli.

Hayvanın ölümüne ya da yaralanmasına kasten neden olan, durmayıp kaçan sürücülerin ehliyetlerine geçici ya da sürekli olarak el konulmalı.

Suçun ertelenmesi: Hayvana yönelik işlenen suçlara yönelik hapis cezasının sınırı en az 2 yıl 1 ay olmalı. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması düzenlemesi hayata geçmemeli. Hayvana eziyet, hayvan dövüştürmek, sokağa terk etmek, işkence etmek ya da cinsel istismar suçu işleyenler, kasten ölüme neden olanlar hakkında derhal işlem uygulanmalı.

Kategorizasyon: Herhangi bir türü küçümseyecek, ötekileştirecek, hayvan onuruna aykırı bir adlandırma yapılmamalı. ‘Süs hayvanı’, ‘başıboş hayvan’, ‘sahipsiz hayvan’ gibi kullanımlardan kaçınılmalı. Mevzuatta da tanımlanırken, “ev hayvanı’, ‘yaban hayvanı’ ve ‘şehir hayvanı’ kullanımları tercih edilmeli. Bunlara yönelik denetim, hizmet ve sorumluluk alanları ve mercileri de kanunda açıkça belirtilmeli.

Kimliklendirme: İnsan gözetiminde ya da serbest yaşayan tüm kedi, köpekler mikroçip takılarak kimliklendirilmeli. Tüm tek tırnaklı hayvanların kimliklendirilmesi için mevzuat değişimi yapılmalı.

Sağlık hizmeti: Serbest yaşayan hayvanların en büyük gereksinimi sağlık hizmeti. Belediyelere Veteriner Hizmetleri Müdürlüğü kurma zorunluluğu getirilmeli, yeterli veteriner hekim ve teknik personel istihdamı sağlanmalı.

Kısırlaştırma: Serbest yaşayan kedi ve köpeklerin popülasyonun kontrolünü sağlamak için kısırlaştırma seferberliği başlatılmalı. Buna uygun altyapıya sahip klinik ve merkezler oluşturulmalı; yeterli veteriner hekim ve yardımcı teknik personel istihdamı için bütçe sağlanmalı. Operasyon sonrası bakımları için barındırma alanları planlanmalı, hayvanların yakalanması için personele yönelik eğitim verilmeli ve donanım sağlanmalı. Mobil kısırlaştırma ünitesi kavramı ve mevzuatı kaldırılmalı.

Toplu yaşanan alanlar: Kat Mülkiyeti Kanunu’nda yapılacak revizyonla, yönetim planlarına evcil hayvan beslenmesine ilişkin kısıtların konulması engellenmeli, kamu lojmanlarında hayvan barındırma ve besleme yasağı kaldırılmalı.

Bütçe:  Hayvan Hakları Fonu oluşturulmalı, toplanan meblağ, sürecin yönetiminde kullanılmalı.

Hayvan Hakları Polisi: Hayvanlara yönelik suçlara müdahale etmek, korunmasına ilişkin diğer faaliyetleri yerine getirmek üzere, yetkileri belirlenmiş, eğitim almış polis ve jandarma ile belediyelerin zabıta birimlerinde ‘hayvan hakları kolluğu’ kurulmalı.

Yerel yönetim: Serbest yaşayan hayvanlara ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmeyen yerel yönetimlere yaptırım uygulanmalı. 5393 sayılı Belediye Kanunu’ndaki ilgili maddeler revize edilmeli.

Barınak/Bakımevi: Barınak adıyla bilinen geçici bakımevi kavramı, hayvanların nitelikli sağlık hizmeti alabileceği bir işleyiş kurgusuyla oluşturulmalı. Bakımevi bünyesinde yer alacak kliniklerin teknik koşulları Bakanlıkça belirlenmeli, mevzuatı hazırlanmalı. Geçici bakımevleri;

-Geçici süreli barınak

-Düşkün hayvanlar birimi

-Klinik/kısırlaştırma birimi

-Karantina birimi ve

-sahiplendirme biriminden oluşmalı.

Buralarda çalışan personelin sayısı artırılmalı, nitelikli hizmet içi eğitimden geçirilmeli.

-Hayvan satışı: Petshoplarda hayvan satışı, süreç içinde sonlandırılmalı. Hayvan ticareti düzenlenmeli, kaçakçılık engellenmeli, kimliklendirme süreci başlatılmalı.

Tehlikeli ırk: Hangi köpeklerin ‘tehlikeli ırk’ kapsamında değerlendirileceği bilimsel veriler doğrultusunda belirlenmeli; liste her yıl revize edilmeli. Kısırlaştırma zorunluluğu getirilmeli ve bu hayvanların şahısların elinde üretimi yasaklanmalı. Bu hayvanların sorumluluğu sahiplerine yüklenmeli, gerekli durumlarda cezai yaptırım, doğrudan köpek sahiplerine uygulanmalı.

Belediye bakım evlerinde tecrit edilen ‘tehlikeli ırk’ kapsamındaki köpekler, muayene ve belirlenecek prosedürler sonrasında sahiplerine iade edilmeli ya da sahiplendirilmeli.

Agresyon gösteren ve sağaltılması mümkün olmayan hayvanlar için bu amaca hizmet eden rehabilitasyon merkezleri kurulmalı.

İl Hayvan Koruma Kurulu: İl hayvanları Koruma Kurullarının adı “İl hayvan Koruma Kurulu’ olarak değiştirilmeli, buralarda barolar da temsil edilmeli. Sürecin yönetimi için bakanlık bünyesinde, üniversiteler ve STK’lerin de temsil edileceği Merkez Hayvan Hakları Kurulu oluşturulmalı.

Beslenme odakları: Serbest yaşayan hayvanlar için yerel yönetimler ve hayvan severlerin işbirliğiyle beslenme odakları belirlenmeli, standartları konulmalı ve kameralar ile sürekli kayıt altına alınmalı.

Ekolojik geçit: Yalnız şehirler arası yollarda değil, şehir içinde de ekolojik geçit planlanmalı. Menfez, tüp, tünel ve benzeri ekolojik geçitler şehir içine de yayılmalı.

Kürk: Hayvanların kürkü için yetiştirilmesini düzenleyen bir mevzuat Türkiye’de yok ancak Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sitesinde kürkü için yetiştirilen çinçilaların nasıl öldürüleceği bile tanımlanıyor. Kürkü için hayvan yetiştirilmesine derhal son verilmeli. Tür ayırt etmeksizin kürk ithalatı bir an önce yasaklanmalı…

Hayvan dövüşü: ‘Geleneksel’ olsa dahi, hayvanların dövüştürülmesi, eziyettir, yasaklanmalı.

Hayvanat Bahçesi: Yenileri açılmamalı, mevcutlarda kafes tipi barınma derhal sonlandırılmalı, ‘butik tarzda’ hayvanat bahçeleri kapatılmalı, restoranlar ‘hayvanat bahçesi’ manzaralı olmamalı. Şehir merkezlerinde ve/veya AVM’lerde hayvanların sergilenmesine son verilmeli, hayvanat bahçelerinde, hayvanlara gösteri yaptırılması, fotoğraf, illüzyon etkinlikleri gibi eylemler yasaklanmalı.

Sirk: Hayvanlı kara sirkleri kurulmasına ve ülkeye girişine hiç bir koşulda izin verilmemeli.

Yunus Parkları: Hali hazırda açık olanlar bir mevzuata dayanmıyor. Buralarda kullanılan hayvanların kaynağı belirsiz. Hangi koşullarda tutuldukları, sağlık kontrollerinin yapılıp yapılmadığı, eziyet görüp görmedikleri vs. denetlenmiyor. Kara sirklerinde olduğu gibi deniz memelerinin de gösterilerde kullanılması uygun değil. Mevcut tesisler, en geç iki yıl içinde sonlandırılmalı, burada bulunan hayvanlar için rehabilitasyon alanları oluşturulmalı. Yunusla terapinin yararlılığı bilimsel olarak ortaya konulamadığı için, bu gösteri ve terapi merkezlerinin açılması yasaklanmalı.

Faytonlar: Tüm yurtta bütünüyle kaldırılmalı. Düz ve kısa bir rotada, az sayıda faytonda sadece ağır yük atları kullanılmalı. Faytonlar ulaşım için kullanılmamalı.

Hayvan Deneyleri: Üniversitelerde hayvanların eğitim materyali olarak kullanımı sonlandırılmalı. Eğitim için canlı hayvan ve dokuya gereksinim duyulmayan alternatif model, yöntem ve laboratuvarların kurulması mevzuata bağlanmalı. Serbest yaşayan kedi ve köpeklerin deneysel çalışmalarda kullanılmasına hiçbir koşulda yer verilmemeli. Veteriner Fakültesi ya da ilgili fakülte ve bölümlerde eğitim gören öğrencilerin etik ya da dini nedenlerle bazı uygulamalardan çekilme hakkı tanınmalı.

 

Uluslararası Af Örgütü: Türkiye sığınmacıları zorla savaş bölgesine gönderdi

Uluslararası Af Örgütü yayınladığı raporda ‘Türkiye’nin Suriyeli mültecileri gönüllülük adı altında zorla savaş bölgesine gönderdiğini’ iddia edildi.

Uluslararası Af Örgütü‘nün (UAÖ) “Savaş bölgesine gönderilmek: Türkiye’nin Suriyeli sığınmacıları yasa dışı biçimde sınır dışı etmesi” başlıklı raporunda,  Suriyeli mültecilerin öngörülen ‘güvenli bölge’ kurulmadan hukuka aykırı şekilde savaş ortamına sınır dışı edildiği iddia edildi.   Raporda, söz konusu uygulamanın, Türkiye‘nin Suriye‘nin kuzeydoğusuna düzenlediği askeri operasyondan aylar önce gerçekleştiği öne sürüldü.

Anna Shea: Geri dönmeye zorlandılar veya kandırıldılar

UAÖ Mülteci ve Göçmen Hakları Araştırmacısı Anna Shea konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Suriyeli mültecilerin öylece çatışmanın sürdüğü bir bölgeye geri dönmeyi tercih ettiğini söyleyen Türkiye’nin bu iddiası tehlikeli ve yanıltıcıdır. Araştırmamız, mültecilerin geri dönmeye zorlandığını veya bunun için kandırıldığını gösteriyor” dedi. Shea, sözlerini şöyle sürdürdü:

Türkiye sekiz yıldan uzun bir süredir 3 milyon 600 binin üzerinde Suriyeli kadın, erkek ve çocuğa barınma sağladığı için takdiri hak ediyor. Ancak bu cömertliğini, uluslararası hukuk ile iç hukuku ihlal ederek insanları aktif bir çatışma bölgesine sınır dışı etmenin bahanesi olarak kullanamaz.”

“Belgeleri imzalamaya zorlandılar”

Resmi istatistikler mevcut olmadığından dolayı sınırdışı edilenlerin kesin sayısı belirsiz. Ancak Uluslararası Af Örgütü‘nün 2019’un Temmuz ve Ekim ayları arasında yaptığı görüşmeler ışığında, Suriye‘ye gönderilenlerin sayısının geçen aylarda yüzlerce kişiyi bulduğu tahmin ediliyor. Türk makamları ise, 315 bin kişinin tamamıyla gönüllü biçimde Suriye’ye geri döndüklerini savunuyor.

Af Örgütü uzmanları, raporun hazırlanma sürecinde, çok sayıda sığınmacıyla görüşme gerçekleştirdi. Bu kişilerin Türk polisi tarafından fiziksel şiddet ve tehdide maruz bırakıldıkları ve Suriye’ye dönüşlerini bizzat talep ettikleri ifadesinin yer aldığı belgeler imzalamaya zorlandıkları belirtildi.

Raporun hazırlanma sürecinde 20 sınır dışı vakasını incelediklerini belirten Af Örgütü, “Söz konusu vakalarla ilgili aktarılan bilgilere göre sığınmacılar, içinde elleri iplerle bağlı olan ve muhtemelen kendileri de sınır dışı edilen onlarca kişiyle birlikte otobüslerle sınıra götürüldü. Mağdurlara sık sık kayıtlı olmadıkları veya kayıtlı oldukları şehirde bulunmadıkları için sınır dışı edildikleri söylendi. Ancak sınır dışı edilen kişilerin çoğu, bulundukları şehrin geçerli bir kimliğine sahipti” açıklamasında bulundu.

‘Uluslararası toplum yeniden yerleştirme kotalarını arttırmalı’

“Türkiye yetkilileri mültecileri Suriye’ye zorla geri göndermeye son vermeli, sınır dışı edilen mültecilerin Türkiye’ye yeniden güvenli bir şekilde girebilmesini ve temel hizmetlere tekrar erişebilmesini güvence altına almalıdır” diyen Anna Shea, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Avrupa Birliği ve uluslararası toplumun geri kalanı enerjilerini sığınmacıları topraklarından uzak tutmaya harcamak yerine, Türkiye’den gelen Suriyeli mültecilere ayrılan yeniden yerleştirme kotalarını büyük ölçüde artırmalıdır.”

Kayseri Konferansı iki kez iptal edilen Hrant Dink Vakfı, Mantı Festivali yapacak

Kayseri Mantı Festivali, 26 Ekim 2019 Cumartesi, 11.00-18.00 saatleri arasında Hrant Dink Vakfı’nın Şişli’deki merkezinde gerçekleşecek.

Hrant Dink Vakfı, 26 Ekim tarihinde düzenlenecek Kayseri Mantı Festivali’ne çağrıda bulundu. Hem yetişkinlere hem de çocuklara yönelik düzenlenecek festivalde 36 çeşit Kayseri mantısından Çerkes mantısına kadar mantı çeşitleri hakkında konuşulacak. Festival, Cumartesi günü 11.00-18.00 saatleri arasında vakfın Şişli‘deki Anarad Hığutyun binasında.

İki yasaklama ardından mantı festivali

Hrant Dink Vakfı’nın Kayseri Valiliği “uygun görmediği” için 18-19 Ekim tarihlerinde İstanbul’da vakfın binasında yapmayı planladığı “Kayseri ve Çevresi Toplumsal, Kültürel ve Ekonomik Tarihi KonferansıŞişli Kaymakamlığı tarafından da yasaklanmıştı.

İptal kararının ardından Kayseri Mantı Festivali’nin duyurusunu yapan Vakıf şu çağrıyı yaptı: “26 Ekim 2019 Cumartesi, 11.00-18.00 saatleri arası düzenleyeceğimiz Kayseri Mantı Festivali’nde sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyacağız. Çocuklar ve yetişkinler için düzenlenen atölyelerde birlikte mantı yapıp, pişireceğiz. 36 çeşit Kayseri mantısından Çerkes mantısına tüm mantı çeşitleri hakkında sohbet ederek çeşitliliği kutlayacağız. Müzik eşliğinde soframızı kurup hep beraber yiyeceğiz.”

Festivale katılmak isteyenlerin 25 Ekim 2019 saat 17.00’ye kadar, vakfın internet sitesindeki formu doldurması ya da telefonla kayıt yaptırması gerekiyor.

 

İsrail’de 10 yıl sonra Netanyahu’nun dışında bir lider hükümet kurmayı deneyecek

İsrail Cumhurbaşkanı Rivlin, Başbakan Netanyahu’nun koalisyon çalışmalarında başarısız olmasının ardından Mavi-Beyaz İttifakı’nın lideri Benny Gantz’ı hükümeti kurmakla görevlendirdi.

Hükümet kurma yetkisi verilen Gantz, Cumhurbaşkanı Rivlin’le kameralar karşısında el sıkıştı.

İsrail’de de 17 Eylül’de gerçekleştirilen genel seçimler sonrası, Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin, hükümeti kurması için Mavi-Beyaz İttifak’ın lideri Benny Gantz’ı yetkilendirdi.

Seçimlerde 33 sandalye kazanan Mavi-Beyaz İttifakı yarışı önde tamamlamış, ancak Cumhurbaşkanı Rivlin hükümeti kurması için ilk olarak, Likud Partisi’nin lideri, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu görevlendirmişti. 32 sandalyeyle ikinci gelen Netanyahu, koalisyon için yeterli desteği alamayınca görevi iade etmişti.

Gantz hükümeti kurma yetkisini aldığı görüşmenin ardından, “Seçmenlerime söz verdiğim gibi liberal bir birlik hükümeti kurmaya kararlıyım” dedi. Ultra-Ortodoks partilere de elini uzatan Gantz, “Tüm ulus, siyasi kördüğümün sona ermesiyle rahat bir nefes almayı bekliyor” ifadelerini kullandı.

Bu gelişmeyle birlikte İsrail’de 10 yılı aşkın sürede ilk kez Netanyahu dışında bir lider, hükümeti kurmakla görevlendirildi. Ancak Netanyahu gibi Gantz’ın da 120 üyeli İsrail parlamentosu Knesset’te koalisyon kurmak için 61 çoğunluğu yakalaması zor görünüyor. Bir dönem İsrail’in genelkurmay başkanı olarak görev yapan Gantz’ın önünde koalisyon hükümeti kurmak için 28 gün bulunuyor.

Likud kaynakları: Netanyahu işbirliğini engellemeye niyetli

Yediot Ahronot gazetesine konuşan Likud Partisi içinden bazı kaynaklara  göre ise Netanyahu’nun karşısında şimdi Gantz idaresinde oluşturulması muhtemel azınlık hükümetiyle vereceği bir mücadele duruyor. Söz konusu kaynaklar, “En kötü senaryo, ülkeyi hakkıyla yönetme amacı taşımayan ancak Netanyahu’yu başbakanlık görevinden indirmeyi amaçlayan bir azınlık hükümetidir” dedi.

İsrail gazetesine göre bu tür bir hükümetin oluşumunu siyasi bir kampanyayla engelleme arayışındaki Netanyahu’nun niyetleri arasında kamuoyunu etkilemek ve böyle bir koalisyonla işbirliğine girmemeleri için siyasi aktörler üzerinde baskı oluşturmak da yer alıyor.

En çok plastik kirliliğine neden olan marka Coca-Cola

Break Free From Plastic (Plastikten Çıkış)  küresel hareketi eylül ayı boyunca 72 binden fazla gönüllü ile dünya çapında sahilleri, su yollarını ve sokak kenarlarını gezerek plastik şişe, bardak, poşet toplama çalışması yaptı.

50 farklı tip plastik 

Çöp yığınları arasında yaklaşık 8 bin ayrı markaya ait 50 farklı tip plastik bulundu. Çalışma sonucunda, 37 ülkede sadece Coca-Cola‘ya ait 11 bin 732 parça plastik toplandı. Markayı, Nestle, PepsiCo, Mondelez ınternational, Orea, Ritz, Nabisco ve Nutter Butter markaları izledi.

Coca-Cola’nın en çok Afrika ve Avrupa kıtalarında plastik kirliliği yarattığı bunu Asya ve Güney Amerika‘nın izlediği saptandı.

‘Kirliliği azaltmak için çalışma yapıyoruz’

Marka açıklamalara yazılı bir yanıt verdi:  “Paketleme sistemimimizin okyanuslarda ya da doğada ait olmadığı herhangi bir yerde son bulması bizim için kabul edilemez. Plastik kirliliğinin okyanuslara ulaşmaması ve varolan kirliliği temizlemek için çalışmalar yapıyoruz.”

Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına göre, dünyada şu ana kadar okyanuslara atılan plastik atıkları en az 100 milyon ton. Her yıl ortalama 14 milyon ton yeni atık okyanuslara karışıyor.

Yıllardır aranan ‘tembel ayı katili’ yakalandı: Hayvanları cinsel organlarını yemek için öldürüyormuş

Katilin kabilesinin inancına göre, ayıların cinsel organları afrodizyak etkiye sahip.

Hindistan‘da çok sayıda tembel ayıyı öldüren ve ‘libidosunu yükseltmek için’ cinsel organlarını yiyen adam altı yıl sonra yakalandı. Çeşitli takma isimler kullansa da ‘Yarlen’ ismiyle tanınan adam, ayıları ‘cinsel organlarını yemek için’ öldürdüğünü söyledi.

Yarlen’in mensubu olduğu, Hindistan’daki göçebe kabilelerden Pardhi-Behelia’nın inancına göre,  ayıların cinsel organları afrodizyak etkiye sahip. Ayıların yanında kaplanları öldürdüğünden de şüphelenilen Yarlen, daha önce de Kanha Ulusal Parkı’ndaki iki hayvanı öldürdüğü iddiasıyla tutuklanmıştı.

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Madhya Pradesh Orman Müdürlüğü’nden Ritesh Sirothia, “Onu tespit etmek ve yakalamak için özel bir ekip kurduk. En uzun davamız buydu, altı yıl sürdü”dedi. Sirothia, Yarlen’in Hindistan’ın Maharashtra ve Madhya Pradesh bölgelerinde kaplan öldürmenin de aralarında bulunduğu altı ayrı suçtan arandığını da açıkladı.

 

Eskişehir’de metal işçilerine polis saldırısı

Eskişehir’den Ankara’ya yürümek isteyen işçilere polisin sert müdahalesinde 29 kişi gözaltına alındı, bazı işçiler hastanelik oldu.

Eskişehir‘den Ankara’ya yürümek isteyen metal işçilerine polis biber gazı ve copla müdahale etti. Polisin sert müdahalesinden etkilenen işçiler hastaneye kaldırılırken 29 işçi gözaltına alındı.

Eskişehir’deki Zeytinoğlu Grubu bünyesindeki Entil Endüstri, Hapalki Döküm ve Tarkon Makine’da çalışan işçiler maaşlarını, tazminatlarını alamadıkları gerekçesiyle Ankara‘ya doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüşü engellemek isteyen polis, işçilere biber gazı ve cop kullanarak müdahale etti. Sert müdahaleden etkilenen DİSK‘e bağlı Birleşik Metal İş Sendikası Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu ile bazı metal işçileri hastaneye kaldırıldı.

Birleşik Metal İş Sendikası, polis müdahalesinde 29 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

Moody’s’den şirketlere: İklimle ilgili finansal açıklamalarınızı hızlandırın

Moody’s Yatırımcılar Hizmeti, Avrupalı ve ABD’li petrol, doğalgaz, inşaat ve kamu hizmeti sağlayan şirketlerin iklimle ilgili finansal açıklamalarının yavaş ve kademeli ilerlediğini açıkladı. Derecelendirme kuruluşunun yayımladığı rapordaküresel bir çalışma kolunun iki yıl önce, çevresel kirliliğe sebep olan ABD ve Avrupalı şirketlerin iklim krizi sebebiyle karşı karşıya oldukları finansal riskleri açıklamasını zorunlu tutmasına rağmen açıklamadıkları ortaya kondu.

2017 yılında Finansal İstikrar Kurulu’nun İklim Kaynaklı Finansal Açıklamaları (the Financial Stability Board’s Task Force on Climate-Related Financial Disclosures) şirketlere, iklim krizinin şirketler üzerindeki finansal etkilerini gönüllü olarak açıklamaları önerisinde bulunması üzerine 28 petrol, doğalgaz, inşaat ve kamu hizmeti veren şirketin dosyaları incelendi.

‘Kararlarımızı etkiliyor ama…’

G20 ülkelerinin finansal sistemlerini inceleyen, yöneten ve tavsiyelerde bulunan kurulun  raporuna göre, Moody’s’in raporunda yer alan şirketlerin %80’i iklim krizinin stratejik kararlarını etkilediğini söylemiş olsa da, 28 şirketten sadece ikisi iklim projeksiyonlarını nakit akışı ve bilanço tablosu ile ilişkilendirdi.

Raporun yazarlarından Vincent Allilaire, “Şirketlerin açıklamalarında ilerlemeler olsa da, iklim değişikliğinin finansal etkilerinin standart ve tutarlı ölçümlerle sunulması hâlâ başlangıç düzeyinde” dedi. Moody’s ise, iklim değişikliği ile ilgili açıklamaların artışta olmasına rağmen raporlamanın kalitesi ve derinliğinin geniş ölçüde değişkenlik gösterdiğini kaydetti.

Birçok yatırımcı ise şirketlere, iklim kaynaklı risk faktörü hesaba katılmadığı için varlıkların yanlış fiyatlandırıldığına dair endişelerle birlikte iklim değişikliğinin işlerine olan etkisiyle ilgili daha iyi bilgi sağlamaları çağrısında bulundu.