Ana Sayfa Blog Sayfa 2338

Rabia Naz’ın babası ve gazeteciler adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı

Gözaltındaki gazeteci Canan Coşkun ve KHK TV muhabiri Tuğba Demir ile belgeselci Kazım Kızıl ile 2018’de evinin önünde yaralı olarak bulunan ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybeden Rabia Naz Vatan‘ın babası Şaban Vatan hakimlik sorgularının ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Hepsi hakkında yurtdışına çıkış yasağı ve tanığın evine yaklaşmama tedbiri uygulanmasına kararı verildi.

Tehdit ve şantaj iddiası

Coşkun, Demir ve Kızıl, Rabia Naz Vatan’ın şüpheli ölümünü araştırmak üzere kurulan TBMM araştırma komisyonunun faaliyetlerini takip etmek için bulundukları Giresun, Eynesil’de gözaltına alınmışlardı.

Giresun Valiliği, kişilerin gözaltına alınmasıyla ilgili açıklama yapmış, gerekçe olarak Rabia Naz’ın davasında bir yıl sonra ifadesini değiştiren tanık Mürsel Küçükal’a yönelik tehdit ve şantaj iddiasını göstermişti.

‘Kendilerini komisyon üyesi olarak tanıttılar’

Valilik tarafından yapılan yazılı açıklamaya göre 13 Kasım günü E.K isimli bir kişi 155 polis imdat hattını arayıp, “Ören yolu Dedeli Küme Evleri üst kısmında bir inilti ve bağırma sesleri” duyduğunu ihbar etti. Bunun üzerine adrese polis ekipleri gönderildi. Açıklamaya göre, Mürsel Küçükal beyanında kendisinin komisyon üyelerinin kendisini beklediğini söyleyerek Canan Coşkun tarafından kandırılarak Rabia Naz olayının yaşandığı mekâna götürüldüğünü belirtti.

Tanık, sonrasında Rabia Naz’ın nasıl süründüğünü zorla göstermesini istediklerini, kendisinin korkudan yere yatarak defalarca süründürüldüğünü, akabinde Şaban Vatan ve yanında bulananların kendisini pimapen atölyesine soktuklarını tehdit ve gözdağında bulunduklarını belirtti.

Coşkun: Tüm materyallerimize el konuldu

Gazeteci Canan Coşkun ise ifadesinde, haber amaçlı evine gittikleri Küçükal’ın kendilerini Rabia Naz’ın bulunduğu yere götürerek, yeni ifadesi doğrultusunda anlatımlarda bulunduğunu, bu sırada karşılaştıkları Şaban Vatan’la tartışma yaşanması sonrası olay yerinden ayrıldıklarını söyledi. Coşkun, ses kayıtlarına bakılması halinde de beyanlarının doğruluğunun anlaşılacağını ifade etti. bianet’e konuşan Coşkun; taşınabilir modem, cep telefonu, bilgisayar, power bank, fotoğraf makinesi gibi tüm dijital materyale ve çekilen videolara el konulduğunu söyledi.

‘Gazeteciler olayın aydınlatılması için orada’

Rabia Naz Vatan Başta Olmak Üzere Şüpheli Çocuk Ölümlerini Araştırmak İçin Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu CHP Grubu Üyeleri Jale Nur Süllü, Sevda Erden Kılıç ve Necati Tığlı, yaşanan gözaltılar sonrasında yazılı bir açıklama yaptı.  Yaptıkları yazılı açıklamada, “TBMM Araştırma Komisyonumuz gibi, gazeteciler Coşkun ve Kızıl da olayın aydınlatılması ve halkın gerçeklerden haberdar olması için ilçede bulunuyordu. Rabia Naz Vatan’ın ölümünün aydınlatılmasında birincil sorumluluğu olan savcılığın, halkın haber alma hakkına hizmet eden bu gazetecileri gözaltına alması kabul edilemez” ifadeleri kullanıldı.

 

 

4 HDP’li belediye eşbaşkanı gözaltına alındı

Mardin Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında Savur Belediye Eşbaşkanı Gülistan Öncü, Mazıdağı Belediye Eşbaşkanı Nalan Özaydın, Derik Belediye Eşbaşkanı Mülkiye Esmez’in aralarında bulunduğu 10 kişi gözaltına alındı. Urfa’nın Suruç Belediye Eşbaşkanı Hatice Çevik de evine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Haklarında başlatılan terör ile ilişkili soruşturmalar gerekçe gösterilerek gözaltına alınan dört isim, Mardin ve Urfa’daki emniyet müdürlüklerine götürüldü. Belediye eşbaşkanlarının gözaltına alınmasından sonra belediye binaları da polisler tarafından abluka altına alındı.

23 Haziran yerel seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi’nden aday olan eş başkanlar (HDP) Mardin ilindeki Mazıdağı Belediyesi’nde yüzde 56,40 oyla, Savur Belediyesi’nde yüzde 48,02, Derik Belediyesi’nde ise yüzde 69,34 oyla göreve gelmişti.  Suruç Belediye Eşbaşkanı Hatice Çevik ise yüzde 59,36 oyla seçilmişti.

 

İndependenta, Exxon Valdez’in nesi olur? – Umur Gürsoy

0

Giderek tekelini ilan eden Google artık sadece isimleri değil sözcüklerin bile sayılabilir verilerini veriyor. Sayılabilir demek aynı zamanda karşılaştırılabilir demek. Ne var ki bu karşılaştırma bilimsel değil, daha ziyade medyanın her türlüsünde tekrarlanma, içinde geçme, söz edilme, alıntılanma; bir nevi eskinin sözcüğü ile tiraj (baskı sayısı) demek. Günümüzde baskı sadece mürekkepli olmuyor. Google gibi olanaklar artık bütün yayın çeşitlerinin tirajını, bir nevi izlenme oranlarını (reyting) vermiş oluyorlar. Tiraj ya da reyting ister istemez bir güç ve bilinirliği, merak edilebilirliği yönetiyor. Günümüzde buna algı yönetimi mi diyorlar?

Algı yönetimi ilk kez Amerika Savunma Departmanı tarafından istihbarat sistemlerinin ve liderlerin resmi tahminleri, dış ilişkileri ve resmi eylemlerini etkilemenin yanında, toplumların duygularını, motivasyonlarını etkilemek amacıyla yapılan yayınlar ya da seçilen bilgileri göstergeleri inkar etme eylemi olarak tanımlanmış (bkz.:https://www.neoldu.com/algi-yonetimi-nedir-7061h.htm). Yani insanın doğal ve gerçeklere dayanan algısını yanıltarak yönetenin istediğini algılatmak.

Artık ne yiyeceğimizden tutun da ne okuyacağımıza, neyi merak etmemiz, neyi nasıl tüketmemiz gerektiğine kadar reklamların ve Google’da bulunan sonuçların da yardımıyla resmi veya sivil olarak güdümlenmiş, devlet(e)le veya şirketler(e)le yamanmış/ aynı yatakta yatan (in bed/embedded) medya belirliyor. O kadar ki yamanmış/iliştirilmiş sözcüğü bile anlam kaydırması ile yandaş sözcüğüne dönüştürülerek anlamındaki ahlaki ağırlık hafifletiliyor.

Bir şey veya bir isim ne kadar çok görünür ve ondan söz edilirse geçerse o çok önemli oluyor. Gerçekler, değerli yazar ve bilim insanları kişi veya konular geri planda kalıyor. Bunun sonu, giderek her yerin, her konunun ABD tüketim ve taleplerine benzemesi; ulusallığın ve yerelliğin kaybolması.

Ulusallık deyince aklıma haber spikerlerinin İstanbul’da olup bitenleri sanki bütün Türkiye’de oluyor gibi anlatmaları geliyor. İşte bu yüzden İstanbul’a kar yağmadan Türkiye’ye kış gelmez! Oysa Van’ın Bahçesaray ilçesine ilk kar ekim ayında yağar ve çok da uzak olmayan geçmişinde ilçenin yolları neredeyse mayıs ayına kadar kapalı kalır.

Independenta kazasından bahseden yok

Denize petrol dökülmesi kazası deyince de akla nedense Exxon Valdez’den başkası gelmiyor.

Google’a İndependenta veya Independenta yazınca 1.640.000 (bir milyon altı yüz kırk bin) sonuç bulunuyor, ama Exxon Valdez yazınca sonuç sayısı 2.430.000’e yükseliyor (iki milyon dört yüz otuz bin); buna da şükür. Aynı tuzağa Yeşil Gazete (YG) yazar ve habercileri de düşmüş: 2010 Haziranından bu yana 118 yazı ve haberde Exxon sözcüğü geçiyor. Haydi Exxon’un şirket haberlerini ayıklayalım; o zaman da Yeşil Gazetegiller (YGiller), içinde Valdez sözcüğü geçen on adet yazı ve haber üretmişler. Bu 10 ve 118 yazının hiçbir yerinde Exxon Valdez veya Valdez sözcükleri İndependenta ile birlikte geçmemiş, ona göndereme içermiyor. Yeşil Gazete’de İndependenta sözcüğünü tek başına aratırsanız Esma Taylan’ın 2015 yılında kaleme aldı “Independenta” başlıklı fotoöyküsünde uzunca ve YG Haber Merkezi’nin 2010 yılındaki “Kurtulunmak istenen gar, yanıyor” başlıklı haberinin bir cümlesinde geçiyor.

Onedio isimli web sayfasındaki Rafine Biri mahlaslı bir yazarın 25 Mayıs 2015 tarihinde yayımlanan “11 Maddede Boğaz’daki En Büyük Tanker Kazası” başlıklı nitelikli yazısı olmasa Türkiye İndependenta’yı belki de unutacak (bkz.: https://onedio.com/haber/11-maddede-bogaz-daki-en-buyuk-tanker-faciasi-independenta-515265) Bir de, beni ekleyin! İndependenta’yı aratırsanız (İ’li ya da I’lı fark etmez); benim, Ekim 2004’de Türk Tabipleri Birliğiden basılan “Enerjide Toplumsal Maliyet ve Temiz ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları” başlıklı bilimsel kitabım içinde de Kirli Enerji Kaynaklarının Domino Etkileri, Tetiklediği Olumsuz Sonuçlar ve Afetler ara başlığı altında İndependenta ile ilgili önemli bir bilgi ve istatistik olduğunu göreceksiniz. Enkazın kaldırılması ile ilgili bilgileri de Ümit Baylan’ın “Independenta Tankeri ve Elena Cavuşevsku’nun Kaderi” başlıklı yazısından öğreniyoruz (bkz.: https://www.kaptanhaber.com/independenta-tankeri-ve-elena-cavusevskunun-kaderi/27100/). Yazımda ağırlıklı olarak bu beş yayından yararlandım.

O zamana kadar, denizlerdeki ilk büyük petrol tanker kazası olan 18 Mart 1967’deki SS Torrey Canyon isimli petrol tankeri kazasından sonra 1968’de kurulan ve “kirlilik hasarı ve toplumsal etkilerinin izlenmesi ve dünyadaki tanker sahiplerinin petrol kirliliğinden etkilenenlere tazminat ödemesini sağlamak için gönüllü bir program oluşturmada” önemli bir rolü olan The International Tanker Owners Pollution Federation Ltd. (ITOPF), en büyük petrol petrol tankeri kazalarında, Independanta faciasını, 13. Sıraya yerleştirmiştir. (bkz.: Tablo1)

24 Mart 1989’da Prince William Boğazı’nda ABD Alaska kıyılarına 37 bin ton petrol dökülmesine neden olan Exxon Valdez’den on yıl; günümüzden tam 40 yıl önce, 14 Kasımı 15 Kasım 1979’a bağlayan gece sabaha karşı 05.30’da, “Libya’dan aldığı 96 bin tonluk ham petrolü Köstence Limanı’na götürmek için boğazdan geçen 150 bin grostonluk Rumen tankeri “İndependenta”, Karadeniz yönünden gelen Yunan kosteri Evriali’yle çarpışır” ve metal sürtünmesi nedeniyle petrol alev alır, denize dökülür ve büyük patlamalarla deniz ve gemiler yanmaya başlar. Kazada Romen tankerindeki 43 denizce yangını söndürmek için gemide kalır ve yanarak ölürler. Türkiye koşullarında o zaman nasıl hesaplandı bilinmez (büyük yangında yanan petrolü ve denize döküleni nasıl ayırdılar, sanırım tamamı döküldü ve yandığı için tankerin petrol yükü üzerinden hesaplanmıştır. Kimilerine göre denize çok az petrol dökülmüş ve petrolün çoğu yanmıştır.) ama ITOPF’un son güncellemelerine göre İndependenta’dan denize toplam 94 bin ton (yani Valdez’inkinden 2,54 kat fazla), petrol dökülmüştür.

Televizyondan naklen izlenen patlama

Türkiye’nin renkli televizyonla tanıştığı yıllarda, televizyonlarımızın ekranlarından Haydarpaşa Tren Garı açıklarındaki patlama ve yangının alevlerini bütün Türkiye’nin izleyebildiği bu tanker kazası, ülkedeki sağ-sol kavgasının tırmandığı en karışık günlerinde olmuştu. Yangının yaydığı ısıdan ve ilk günkü patlamalardan boğazdaki evlerin camları kırılmış ve Haydarpaşa Tren Garı’nın kurşun vitrayları zarar görmüştü. Hasar gören binalar için 30 bine yakın sayıda dava açılmıştır.

Kazanın 22’nci gününde gaz sıkışmasından eskisine göre daha hafif olmakla birlikte bir büyük patlama daha olmuş ve denize ilk patlamadan daha çok petrol dökülmüştür. Tanker ve akaryakıt bir ay daha yanmaya devam ettiği için söndürme çalışmaları yavaş sürmüştür. Denize akan ham petrol o kadar çoktur ki aylarca bir tabaka halinde boğazda yüzmeye devam etmiş ve Boğaz’ın güney yakası ağır bir petrol tabakası ile kirlenmiştir. Petrol tabakasının kalınlığı yaklaşık 46 gr/m2’dir. Kirlenen sahilin temizlenmesi ile ilgili bir rapor yoktur. Yani denize yayılan petrolün ne kadarının toplandığı bilinmiyor. Petrol, Marmara Denizi’ne doğru yayılır ve en çok Marmara ve İmralı adaları kirlenir. “Kaza, Marmara Denizinin kuzeyindeki dip besleyicilerinin (plankton) % 96’sını öldürmüş ve yalnızca 9 tür hayatta kalabilmiştir… Yangın süresince, havadaki toplam partikül miktarı 1000 mg/m3’e ulaşmıştır ve bu değer insan sağlığı için izin verilen değerin (o zamanki yönetmelik değerlerine göre) dört katından fazladır. Hafif bileşiklerin hızlı buharlaşmasında dolayı ham petrol, 5,5 km çapında bir alanda deniz dibine hızlıca çökmüştür”. Olaydan sonra İstanbul-Kadıköy, İstanbul-Haydarpaşa, İstanbul-Adalar, İstanbul-Yalova ve Mudanya vapur seferlerinin tümü iptal edilir. Kara yollarındaki sıkışık trafiği engellemek için tüm İETT otobüsleri ile resmî araçlar Anadolu yakasında oturan vatandaşları kentin Avrupa yakasına taşımak üzere görevlendirilmişlerdir.

“Enkazın kaldırılması ise oldukça meşakkatli bir süreç olmuştur. Uzun süre denizde kalan enkaz 1986 yılında, İzmir Aliağa gemi söküm tesislerine götürülmüştür. Evriali gemisi (İndependenta‘ya çarpan Yunan bandıralı gemi) de Tuzla tersanelerinde 6 yıl yattıktan sonra, 23 Haziran 1986 tarihinde açık artırma ile satılmıştır ve onun da sonu Aliağa söküm tesisleri olmuştur.” Tankerin enkazı boğaz trafiğini engelleyecek bir noktadadır, ama Deniz Kuvvetleri’ne verilen gemi enkazını kaldırma görevi, daha sonra özel bir şirkete verilmiş;  1983 yıllarının sonunda işi alan firmanın iflas etmesi üzerine, 1986’da iş yeni bir firmaya verilmiştir. Balıkadamlarının gemi enkazını parçalaması sonucunda geminin en büyük parçası Nisan 1987 yılında Tuzla’ya çekilir. Yanlış hatırlamıyorsam bir dönem Kız Kulesi açıklarına çekilen küçük parçaların tamamının kaldırılması 2000’li yılların başına kadar sürmüştür (YN).

Sonuç olarak, Fuat Saka’nın Yaşar Miraç’ın sözlerine yaptığı muhteşem Hamsiye Türküsüne öykünen yazı başlığımızdaki soruya tekrar gelirsek: Türkiye’nin ve İstanbul Boğazı’nın gördüğü en büyük, dünyanın 13’üncü denize petrol dökülme kazası olan İndependenta Petrol Tankeri kazamız, denize dökülen petrol büyüklüğü ve yangını nedeniyle Exxon Valdez Tankeri kazasının denizde havlayan dedesi olur. Ve bugünün başta EYÇ yazarları olmak üzere genç yaşlı bütün kuşaklarının bunu bilmeleri ve unutmamaları gerekir.

Kirli hava beyin kanseri riskini artırıyor

Kanada’da gerçekleştirilen bir  araştırmaya göre, hava kirliliği beyin kanseri riskini artırıyor. Araştırmaya göre ultra-fine particles (UFPs) olarak bilinen çok küçük parçacıklar, özellikle dizel araçlarda, yakıtların yanması sonucunda ortaya çıkıyor ve yüksek oranda maruz kalındığında ölümcül bir kanserle sonuçlanıyor.

Bu çalışmayla beraber hava kirliliği ve beyin kanseri arasındaki ilişki ilk defa ortaya konmuş oldu. Önceki araştırmalar nanopartiküllerin kansere yol açan kimyasalları taşıdığını ve beyne ulaşabildiğini gösteriyordu.

‘Çalışmanın tekrarlanması önemli’

Epidemiology dergisinde yayımlanan araştırmada, Kanada’da 1991 ila 2016 yılları arasında kirliliğe maruz kalan 1.9 milyon yetişkin incelendi. Ancak araştırmanın geniş çaplı olsa da doğrudan nedensellik sağlamadığı belirtildi.

Kanada’da McGill Üniversitesi’nde araştırmayı yürüten Scott Weichenthal şunları söyledi: “Hava kirliliği gibi çevresel riskler çok büyük risk taşımıyor ancak bu küçük riskleri yoğun kişi sayısıyla çarptığınızda kanser vakası sayısı da artıyor. Büyük bir şehirde bu azımsanamayacak kadar çok insana denk düşüyor, özellikle beyin kanserinin ölümcül olduğu düşünüldüğünde…”

Weichenthal, nanopartiküller ve beyin kanseri arasındaki korelasyonu “şaşırtıcı bir şekilde tutarlı” olarak değerlendirdi. Ancak bu çalışma bir ilk olduğu için gelecek benzer çalışmaların tekrarlanması önem arz ediyor.

Hava kirliliği zekâyı etkiliyor

Hava kirliliği kaynaklı yoğun zehirli nanopartiküllere, insan beyninde 2016 yılında rastlanmıştı. 2019 yılının başlarında yapılan incelemeye göre ise hava kirliliğinin vücudumuzdaki bütün organlara ve hücrelere zarar veriyor.

Bunların dışında zehirli hava hem yetişkinlerin hem de çocukların zekasında ciddi oranda düşüşe, demans ve akıl sağlığı sorunlarına sebep oluyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre (DSÖ) hava kirliliğini görünmez bir kamu sağlığı acil durumu.

Hava kirlendikçe kanser riski artıyor

Hava kirliliği ve beyin kanseri arasında ilişkiyi olduğunu ilk defa söyleyen araştırmaya göre, bir yıl boyunca -sakin bir caddeden işlek bir yere geçmeye eş değer olan- metreküp başına 10 bin nanopartikülün olduğu kirli havaya maruz kalmanın beyin kanseri riskini yüzde 10 artırıyor.

Weichenthal, santimetre küp başına 50 bin nanopartikül kirliliğin olduğu yerde yaşayan birinin, 15 bin nanopartikül bir yere oranla beyin kanseri olma riskinin %50 daha fazla olduğunu söyledi.

‘Küçük partiküllerin etkisi daha fazla’

Araştırmada yer almayan, Barselona Küresel Sağlık Enstitüsü’nden Profesör Jordi Sunyer de “UFP’lerin doğrudan otomobiller yoluyla salındığı ve hayvanlar üzerinde UFP’lerin büyük partiküllere oranla etkisinin daha büyük olduğunu gösteren birçok çalışma göz önünde bulundurulduğunda, bu oldukça önemli bir bulgu” dedi.

İngiltere, Lancaster Üniversitesi’nden Profesör Barbara Maher ise, “Trafik kirliliği kaynaklı, demir açısından yoğun nanopartiküller kansorejen etkiye sahip. Bu sebeple beyin kanserine yol açması muhtemel” diye konuştu. Maher ayrıca, nanopartiküllerin hiçbir yerde ölçülmediği ve herhangi bir yönetmeliğe tabi tutulmadığını belirtti.

Meclis Genel Kurulu’na iklim krizi araştırma önergesi verildi

CHP Parti Meclisi üyesi ve İstanbul Milletvekili Avukat Sera Kadıgil,  iklim krizinin etkilerinin araştırılması için Meclis Genel Kurulu’na önerge sundu. İklim krizinin dünyayı yokoluşa sürüklediğinin altını çizen Kadıgil, TBMM’de, geçen yasama yılında bütün partilerin ortak kararıyla gündemden çıkarılan, termik santrallara havayı kirletmelerine imkân veren düzenlemenin tekrar gündeme alınmasına tepki gösterdi.

Kadıgil: Yarının çocuklarını öldürüyoruz

Genel Kurul’da konuşan Kadıgil şunları söyledi: “Daha üzerinden bir yıl geçmeden aynı ahlaksız teklif Meclis önüne getiriliyor. Biz bugün hemen burada, kendi aramızda anlaşıp Meclisin tüm itibarını ayaklar altına alan tasarıyı geri çektirebiliriz.  Biz vekiller olarak, insanlığın geleceğini kurtarmak için sokağa çıkan 10 yaşındaki çocuklar kadar cesur olmayı başarabilmeliyiz. Ekonomik büyüme, enerji bağımlılığını çözme masallarını bir yana bırakıp havamızın, suyumuzun, toprağımızın, toprağımızın altının şirketlere peşkeş çekilmesine engel olabiliriz. Unutmayın bugünün yetişkinlerini daha da zengin etmek uğruna, biz, yarının çocuklarını öldürüyoruz şu anda.”

‘İklim krizi hepimizin derdi’

Kadıgil iklim krizinin “iklim değişikliği” adı altında manasız bir hassasiyet, romantik bir mesele ya da 100 yıl sonrasını ilgilendiren bir sorun olmadığının altını çizerek “İklim krizi dediğimiz şey, artık sadece kutuptaki bir ayının, Amazonlardaki bir ağacın derdi değil, hepimizin derdi, biz, hepimiz şu anda bunun etkilerini yaşıyoruz” ifadesini kullandı.

CHP’li vekil,  iklim krizi nedeniyle en yüksek sıcaklığın yaşandığını, buzulların eridiğini ve karbondioksit yoğunluğunun dünya tarihinde görülmemiş bir noktaya yükseldiğini ve her gün 200’e yakın canlı türünün yok olduğunu kaydetti. Türkiye’deki durumun hiç iç açıcı olmadığını söyleyen Kadıgil şu verileri paylaştı:

“Sadece son kırk yılda 1,3 milyon hektar sulak alan kaybettik. Yağışsızlık, anormal sıcaklıklar nedeniyle kuraklıklar yaşıyoruz. Çiftçimiz toprağını ekemiyor şu anda, bunun müsebbibi iklim krizidir. Bazı bölgelerimizde eşi benzeri görülmemiş sel felaketleriyle baş etmeye çalışıyoruz. Türkiye’nin havası,  AB ortalamasına nazaran yüzde 33 daha kirli artık.”

‘Her yıl 30 bin kişi hava kirliliğinden ölüyor’

Türkiye’de her yıl 30 bin yurttaşımızı hava kirliliğinden kaybettiğimizi söyleyen Kadıgil, “Hangi ekonomik büyüme, hangi kalkınma bu canlardan daha kıymetli?” diye sordu. Kadıgil Türkiye ve dünyada iklim krizi nedeniyle felakete sürüklenirken hükümetin icraatlarını ise şu şekilde sıraladı:

“Yeni 7 tane kömürlü termik santral açacağımızı müjdeliyoruz mesela. Sanki mevcutların hâli çok iyiymiş gibi, bir de yenilerini yapma vaatleriyle övünüyoruz burada. Plastiği azaltalım diyoruz, bir yandan poşeti paralı hale getirirken bir yandan atık ve çöp ithalatında ne yazık ki rekor üstüne rekor kırıyoruz biz. Paris Anlaşması‘nı imzaladık, hâlâ yürürlüğe sokmadık biz. Tüketimimizi on yıl sonra azaltmayı taahhüt ettik ama ne yazık ki 2020’de Çevre Bakanlığı’na kuş kadar bir bütçeyi reva görüyoruz.”

‘Söylendiği gibi 100 yılımız yok’

Kadıgil iklim krizi ile ilgili önlemler alınması için, Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın söylediği gibi önümüzde bir 100 yıl olmadığının altını çizerek  “Hemen bugün şu an bir mucize olsa, fosil yakıt kullanımını tamamen durdursak, hepimiz bugün vegan olsak bile her şeyi düzeltemiyoruz, o seviyeyi geçmiş bulunuyoruz” dedi.

Türkiye ve dünyadaki vekillere iklim krizine karşı ortak mücadele için çağrıda bulunan Kadıgil konuşmasını şu sözler ile sonlandırdı:

“Hani ülkemizi kendi doğru bildiğimiz şekilde yönetmek için burada bu kavgaları ediyoruz ya, biz böyle devam edersek ortada ne muhafazakâr kalacak ne demokrat kalacak ne de milliyetçi kalacak, ortada yönetecek insan bulamayacağız.  Meclisin yaş ortalaması 52 ve çoğunuz bu bahsettiğim büyük yıkım geldiğinde ölmüş olacaksınız. Ama ben mesela o gün geldiğinde 65 yaşında olacağım, beni bırakın Rümeysa var Ak Parti’de, Rümeysa henüz 52 yaşında olacak, Dersim henüz 52 yaşında olacak ve biz hâlâ yaşıyor olsak bile sizin yüzünüzden nefes alamıyor olacağız arkadaşlar. Yani böyle devam edersek iklim krizi hepimizi öldürecek. Hadi bizi öldürmedi, çocuklarınızı öldürecek, torunlarınızı öldürecek arkadaşlar; susuzluktan ölecekler, açlıktan ölecekler, kuraklıktan ölecekler ama bu çocuklar ölecekler ve bizim yüzümüzden ölecekler, önlem almadığımız için ölecekler… Buradan tüm dünyadaki genç parlamenter arkadaşlara seslenmekle kendimi artık mükellef hissediyorum. Lütfen derhâl harekete geçin ve siyasi görüşünüz her ne olursa olsun iklim krizi için bir araya gelin, hükûmetlerinize baskı yapın ve bilime kulak verin arkadaşlar. Bu kötülüğü durdurmak, bu çarkı yıkmak bizim elimizde. Tek ihtiyacımız olan inanın bunu fark etmek ve o sokağa çıkan 10 yaşındaki çocuklar kadar cesur olmayı başarabilmek”

 

 

 

Teleferik projesine direnen halka tehdit

Sapanca‘nın Kırkpınar Mahallesi yakınında yapılması istenen teleferik projesinde ağaçlar yeniden eksilmeye başlandı. İki buçuk aydır çadırlı nöbet direnişi gerçekleştiren mahalle halkı ağaç kesimini durdurmak amacıyla alana gitti.

Çam ağaçlarının kesimi güvenlik kuvvetlerinin desteği ile sürerken, şirketin güvenlik görevlisinin vatandaşa “kafanıza sıkarım” demesi tepkilere yol açtı. Hakkında suç duyurusunda bulunulan görevli gözaltına alındı.

Kesimin ardından mahalle halkı Sapanca Belediye Başkanı’nın makamına giderek kesimin durdurulması ve projenin iptal edilmesini istedi. Bunun üzerine Sapanca Belediye Başkanı ilk kez nöbet alanını ziyaret etti ve Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı ile görüşeceği sözünü verdi.

Çadır alanına müdahale

Kırkpınarlıların kurdukları nöbet çadırı geçtiğimiz hafta sabahın erken saatlerinde güvenlik güçlerince yerinden sökülmüş ve halk darp edilmişti. Kırkpınarlılar bunun üzerine olayı protesto etmiş, yolları kesmiş ve çadırlarını başka bir alanda yeniden kurmuşlardı.

3 bin ağaç kesilmesi planlıyor

Teleferik Projesi Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin yap-işlet-devret modeliyle ihaleye açıldı.  İhaleye tek şirket katıldı. Bursa Teleferik AŞ-Teleferik Holding AŞ Ortaklığı isimli şirketle 10 Eylül 2018’de 25 yıl süreli gelir paylaşımı sözleşmesi yapıldı. Proje ile ilgili bugüne kadar dört dava açıldı.

Kırkpınarlılar teleferik yapılması planlanan alanın 1945 yılında dedeleri tarafından satın alınarak köyün merası olarak kullanılmak üzere köy tüzel kişiliğine şartlı olarak bağışlandığını bağış sözleşmesinde bu alanda hiçbir ticari faaliyet yapılamayacağı hükmünün olduğunu belirtiyor. Mahalledeki mücadeleye Kırkpınar Çevre ve Doğa Sporları Klübü, TMMOB Sakarya Şubeleri ve Sakarya sivil toplum örgütleri destek veriyor.

Ekoloji Birliği: Sapanca Gölü’nün ekolojik dengesi bozulacak

Bölgedeki teleferik projesini ve halka karşı müdahaleleri eleştiren Ekoloji Birliği “Aynı zamanda afet toplanma yeri olan alan, hali hazırda halkın nefes aldığı, çocuklarının oynadığı, bölge halkı için kutsal nitelikte bir alan. Proje, 3 bin ağacın kesilmesine ve bölgenin rant alanı haline gelmesine yol açacak. Bu proje ile birlikte ilerde oteller, restoranlar, bungalovlar yapılarak yeşil alanlar ve ormanlık alanlar yok edilecek ve Sapanca Gölü’nün ekolojik dengesi bozulacak. Ağaçların kesilmesiyle mahalle erozyona ve sel baskınlarına açık hale gelecek” açıklamasında bulundu.

 

ODTÜ Tüneli’nde yürütmeyi durdurma kararı

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi tarafından, ODTÜ’den geçmesi planlanan ODTÜ Tüneli’ne ilişkin açılan iptal davasında karar açıklandı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘na karşı açılan davada,  Ankara 16. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi.

‘İşlem imar mevzuatına aykırı’

Mahkeme karar gerekçesi olarak işlemin planlama usul ve esasları ile imar mevzuatına aykırı olmasını, hukuka uyarlık bulunmamasını, telafisi güç ve imkansız zararlar ortaya çıkabilecek olmasını sundu.

Tünelin yapılmasına dair protokol eski Başkanı Melih Gökçek döneminde Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) yönetimi arasında 8 Eylül 2017 tarihinde imzalanmıştı. Tünelin yapılma gerekçesi olarak Bilkent Şehir Hastanesi’ne ulaşımın sağlanması gösteriliyordu.

ŞPO ankara: ‘Mahkemeler ardı ardına iptal kararları veriyor’

Şehir Plancıları Odası (ŞPO) Ankara Şubesi tarafından yapılan yazılı açıklamada karar, şu ifadelerle duyuruldu:

“ODTÜ‘nün doğal yapısını parçalayan ve talan edilmesinin önünü açan çok sayıda yol planına karşı yürüttüğümüz hukuki mücadelede mahkemeler ardı ardına yürütmeyi durdurma ve iptal kararları vermektedir. Hukukun üstünlüğüne olan inancımızla merkezi ve yerel yönetimlerin bu hukuksuz kararlardan geri döneceği ve Ankara‘nın ekolojik alanlarını koruma yönünde adımlar atacağı umudunu taşıyoruz.

ODTÜ Tüneli davamızdaki kazanımın yanında, Ankara‘nın önemli değerlerinden biri olan ODTÜ arazisinin korunması ve ulaşımda bütüncül yaklaşımın benimsenmesi konusunda mücadelemizi sürdüreceğimizi bir kez daha kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

Hollanda’dan iklim krizi önlemi: Otoyollardaki hız sınırı artık 100 km/s

Hollanda hükümeti, karbon emisyonlarını azaltmak amacıyla otoyollarda önceden 130km/s olan hız limitinin 100 km/s olacağını duyurdu.  Kararı açıklayan Başbakan Mark Rutte, bu önlemin iklim değişikliği ile mücadele için gerekli olduğunu söyledi.

Hollanda hükümeti iklim krizine karşı karbon emisyonlarının düşürmek için bir dizi önlem paketi açıkladı.  Danıştay, Hollanda hükümetinin karbon emisyonu salımını artıran projelere kolay izin vererek doğayı yeterince korumadığı yönündeki kararını açıklamış, ülkedeki birçok inşaat projesi de durma noktasına gelmişti. Hollanda’da inşaatların durması yüzünden sektör çalışanları, geçtiğimiz günlerde Lahey’de protesto gösterisi düzenlemişti.

Yeni hız limiti 100 km/s

Hükümet aksayan projelerin devamlılığı için koalisyon ortağı dört partiyle masaya oturdu. Görüşme sonucunda karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik biz dizi önlem paketi oluşturuldu. Önlem paketi içerisinde otoyollarda önceden 130km/s olan hız limitinin 100 km/s olması da yer alıyor. Bu karara göre sadece sınırlı sayıda otoyolda 07:00-18:00 saatleri arası saatte 120 ya da 130 kilometre/saat hıza izin verilecek.

Doğa restorasyonu için bütçe ayrılacak

Bunun yanı sıra Hollanda hükümeti, doğa restorasyonu için 250 milyon Euro tahsis ederek, kıyı koruma, su ve yol güvenliği konularındaki büyük projelerin devam etmesini sağlayacak. Pakette yer alan bir başka maddeye göre ise hükümet domuz yetiştiriciliğinin düzenlenmesi için 60 milyon Euro ayrılacak.

Daha önce hükümet ortağı Demokratlar 66 Partisi‘nin (D66) hazırladığı raporda, domuz ve tavuk yetiştiriciliğinin iklim krizini olumsuz etkilediği vurgulanmıştı. Raporda, karbon salımının düşürülmesi için Hollanda’daki domuz ve tavuk sayısının yarı yarıya azaltılması önerilmişti. Bu öneri çiftçilerin ülke genelinde yoğun protestosu ile karşılandı. Hükümetin, bu sebeple domuz üreticilerinin desteklenmesini kararlaştırdığı söyleniyor.

Rutte: Çok sayıda kişi Noel’de işsiz kalsa, aynaya bakamazdık

Kararı açıklayan Hollanda Başbakanı Mark Rutte, bu önlemin iklim değişikliği ile mücadele için gerekli olduğunu söyledi. Hız sınırının 100 kilometreye düşürülmesinden kimsenin memnun olmadığının farkında olduklarını söyleyen Rutte “Kimse bundan hoşlanmıyor ama bu düzenleme ile inşaat ve altyapı projelerine yer açılacak. Hollanda’nın tıkanmaması ve iş olanaklarının gereksiz yere kaybolmaması için buna ihtiyaç var” dedi.

Alınan önlemlerin gerekliliğine vurgu yapan Rutte “İnşaat projelerinin durması ve istihdam kaybı nedeniyle çok sayıda kişi Noel’de işsiz kalmış olsaydı aynaya bakamazdık” diye açıkladı.

Yeni düzenleme uzun vadeli bir çözüm olmasa da hız sınırının düşürülmesi ile 75 bin inşaat ve altyapı inşaatının yapımına olanak sağlayacak.

 

Ekim ayında 217 bin KYK borçlusuna e-haciz yapıldı

Gelirler İdaresi Başkanlığı ile Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) geri ödemesi ve diğer vergi türlerini ödemeyen vatandaşlar için e-haciz işlemi başlattı. Uygulanan haciz; Motorlu Taşıtlar Vergisi, mahkeme harç borcu, trafik cezası, KYK borcu, sigara cezası, köprü kaçak geçiş dahil hemen hemen tüm borç ve cezalar için uygulandı.

Dul ve yetim aylığı alanlarla birlikte, KYK borcu olup henüz çalışmayanların ve hesapta bakiyesi bulunmayan kişilerin hesaplarına da e-haciz işlemi yapıldı.

Toplam KYK borcu 2 milyar 95 milyon 228 bin TL

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Yunus Emre, geçtiğimiz Ekim ayında 217 bin kişiye Kredi Yurtlar Kurumu (KYK) borcundan dolayı e-haciz yapıldığını açıkladı. Açıklamasında genç işsizliği oranlarının rekor kırdığı bir dönemde gençlerin bir de e-haciz kıskacında olduğunu belirtti.

Sözcü’de yer alan habere göre Yunus Emre açıklamasında “KYK borcunu ödeyemeyen 279 bin 797 kişi KYK tarafından Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bildirildiğini” söyledi şu değerlendirmelerde bulundu:

“2018 yılı itibariyle 403 bin 12 öğrenci burs, 1 milyon 259 bin 193 öğrenci öğrenim kredisi almaktadır. Son 10 yılda öğrenim kredisi borcu olan 5 milyon öğrenciden borçlarını ödeyemeyen 279 bin 797 kişi KYK tarafından Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bildirilmiştir. Öğrenim kredisi borcu olan 342 bin 282 öğrencimizin 2 milyar 95 milyon 228 bin lira borcu var.”

‘AKP öğrenciye kaşıkla verdiğini kepçeyle alıyor’

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) öğrencilere kaşıkla verdiğini kepçeyle geri aldığını söyleyen CHP Genel Başkan Yardımcısı, “Kredi ve burs ödemeleri bu yıl yüzde 10 artırılarak lisansta 550 TL, yüksek lisansta 1.100 TL, doktorada ise 1.650 TL oldu. Buna karşılık enflasyon oranı yüzde 8,5 olarak açıklanmışken, iktidar yurt ücretlerine yüzde 19, yemek ücretlerine ise ortalama yüzde 20 zam yaptı” diye konuştu.

‘Toplumsal ve psikolojik maliyetleri de çok büyük’

Sosyal devlet ilkesinin gereği olarak, maddi durumu iyi olmayan öğrencilere katkı sağlamak amacıyla kurulan KYK’nın, borçlarını ödeyemeyen 279 bin 797 kişinin kabusu olduğunu belirten CHP Genel Başkan Yardımcısı Emre sözlerini şöyle tamamladı: ”KYK borcu olanların, mezun olduktan 2 yıl sonra geri ödeme yapması gerekiyor. Yani 2 yıl sonra işe giremese dahi borcunu ödemeye başlamak zorunda. Ödenmeyen borçlara da aylık yüzde 1,40 oranında gecikme faizi uygulanıyor. Dolayısıyla geciken borç, alınan kredinin 2 ya da 3 katına çıkıyor. Sorunun toplumsal ve psikolojik maliyetleri de çok büyük olacaktır.”

Gazeteci Canan Coşkun ve Belgeselci Kazım Kızıl gözaltına alındı

Rabia Naz Vatan’ın şüpheli ölümünü araştırmak için kurulan komisyonun Giresun’un Eynesil ilçesindeki çalışmalarını takip eden gazeteci Canan Coşkun ve belgeselci Kazım Kızıl gözaltına alındı.

Bugün erken saatlerde ise kızının ölümünün araştırılması için hukuk mücadelesini sürdüren Şaban Vatan’ın evine polis geldi. Vatan ifadesi alınmak üzere Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.  Coşkun, Kızıl ve baba Vatan’ın ifadeleri bugün alınacak.

Savcılık karşısına çıkartılacaklar

Gazeteci Burcu Karakaş meslekdaşlarının gözaltına alındığını Twitter üzerinden duyurdu. Açıklamasında Coşkun ve Kızıl’ın geceyi gözaltında geçirecekleri sabahtan ise savcılığa çıkarılacakları bilgisini paylaştı.

Destek mesajları

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu yaptığı açıklamada  “Rabia Naz Vatan’ın şüpheli ölümünü araştıran TBMM Komisyonu’na Giresun Eynesil’de eşlik ederken gözaltına alınan meslektaşlarımız Canan Coşkun ve belgeselci Kazım Kızıl’ın derhal serbest ırakılmasını talep ediyoruz. Gazetecilere yönelik usandıran tacize son!” diye söyledi.

Gazeteci Dayanışma Ağı tarafından yapılan açıklamada gözaltıların “halkın haber alma hakkına ve meslektaşlarımızın görevlerini yapmalarına yönelik açık bir saldırı” olduğu söylendi.

Başta Rabia Naz Vatan olmak üzere, şüpheli çocuk ölümlerini araştırmak için kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’nda yer alan HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da sosyal medya hesabından “Bu şekilde herşeyi daha da karartıyorsunuz! Gazeteci araştırır, sorgular, biat etmez, işini yapar! Derhal serbest bırakılmalılar” diye yazdı.

 

Ne olmuştu?

Rabia Naz Vatan geçen yıl Nisan ayında Giresun’un Eynesil ilçesindeki evinin önünde yaralı bulunmuş ve kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmişti. Baba Şaban Vatan, 11 yaşındaki kızının intihar etmediğini, Eynesil Belediye Başkanı’nın yeğeninin kullandığı aracın çarpması sonucu yaşamını yitirdiğini öne sürüyor. Olayın AKP Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin de devreye girmesiyle üzerinin örtüldüğünü iddia eden baba Vatan, belediye başkanı, yeğeni ve Canikli hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

Raporlarda ölümün, genel beden travmasına bağlı kırık ve iç organ yaralanması sonucu meydana geldiği, yüksekten düşme ile uyumlu olduğu kaydedildi. Aile ise kızlarına otomobil çarptığını ve yaralı olarak evin önüne bırakıldığı belirtilmişti. Trabzon Adli Tıp’ın raporunda ise Rabia Naz’ın tırnaklarında erkek DNA’sı tespit edildiği ortaya çıkmıştı. TBMM’de kurulan Araştırma Komisyonu’nun 12 üyesi de 7 Kasım’dan itibaren Eynesil ilçesinde davaya ilişkin incelemelerde bulunuyordu.