Ana Sayfa Blog Sayfa 2337

Mon Laferte’den Şili için kırmızı halıda üstsüz protesto

Şilili şarkıcı Mon Laferte, ABD’deki Latin Grammy Ödülleri Töreni sırasında ülkesindeki olayları protesto etmek için kırmızı halıda yürürken üzerine “Şili’de işkence yapıyorlar, tecavüz ediyorlar ve cinayet işliyorlar” yazdığı göğsünü açtı.

En İyi Alternatif Albüm Ödülü‘nü aldığı sırada da, Şilili yazar La Chingera‘nın bir şiirini okudu ve “Şili, senin acın canımı yakıyor” dedi.

Metro zammından kitle hareketine

Şili’deki hükümet karşıtı gösterilerin başlangıcı metro ve otobüs ücretlerine yapılan zam oldu. Zammı protesto ederek turnikeden atlayan öğrencilere güvenlik güçlerinin şiddet uygulayarak müdahale etmesi ülkede büyük tepkiye yol açtı ve halk sokaklara döküldü.

Protestolarının şiddetlenmesiyle 19 Ekim’de üç kentte acil durum ilan edildi; ordu, Pinochet diktatörlüğünden beri ilk kez sokağa indi; sokağa çıkma yasakları uygulandı. Gösterilerde şu ana kadar 20 kişi hayatını kaybetti, bine yakın kişi yaralandı, 3 binden fazla kişi de gözaltına alındı.

Şili’deki Bağımsız İnsan Hakları Enstitüsü, ülkede 179 vakayı mahkemeye taşımıştı. Bunlar arasında askeri polis hakkında cinayet, cinsel şiddet ve işkence iddiaları var.

Yeni anayasa için referanduma gidiliyor

Sokaklardaki göstericilerin en büyük taleplerinden biri Pinochet döneminde 1980 yılında hazırlanan anayasanın değiştirilmesiydi. Şili’de bir aydır süren protestoların ardından iktidar ve muhalefet, Nisan 2020’de anayasa referandumu yapılması konusunda anlaştı. Nisan ayında referanduma gidecek halka 1973 yılında darbeyle başa geçen diktatör Augusto Pinochet döneminde hazırlanan anayasanın değiştirilip değiştirilmemesi gerektiği sorulacak.

 

Siyanür ölümlerini araştırma komisyonu kuruluyor

Geçtiğimiz hafta İstanbul‘un Fatih ilçesindeki dört kardeşin ve Antalya’daki dört kişilik bir ailenin siyanür ile intihar etmelerinin ardından bu kez de Bakırköy Osmaniye’de bulunan dört kişilik bir ailenin ölüm haberi geldi. Yapılan ön incelemede ailenin ölüm sebebi olarak siyanür kullanılması tespit edildi.

İki hafta içerisinde üçüncü benzer vakanın yaşanmasının ardından Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bugün yazılı bir açıklama yaptı. Bakanlık açıklamada siyanür ölümleriyle ilgili araştırma komisyonu kurulduğunu ve sonuçların rapor halinde duyurulacağını duyurdu.

Bakanlığın tarafından yapılan yazılı açıklamada şu ifadeler yer aldı:

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olarak birkaç haftadır gündemde yer alan intihar vakaları karşısında derin üzüntü duymaktayız. Ayrıca bu vakaların kamuoyuyla paylaşım biçimleri, durumu daha hassas bir noktaya çekmektedir.
Söz konusu olayları ve etkilerini araştırmak üzere Bakanlığımız tarafından bir araştırma komisyonu kuruldu. Araştırmanın sonuçlarını kamuoyuyla detaylı bir rapor hâlinde paylaşacağız.
Yaşanan bu üzücü olaylara ilişkin görüntüler mağdur aileleri olduğu kadar toplumu da defaatle yaralamaktadır. Bu nedenle vakalara ait görüntülerin paylaşılmaması konusunda tüm vatandaşlarımızdan duyarlılık beklemekteyiz.
Derin üzüntü duyduğumuz bu süreçte basın mensuplarımızın da kullanılan dil, video ve fotoğraflarla ilgili üst düzeyde hassasiyet göstereceklerine inanıyoruz.

16. İstanbul Bienali sona erdi

 İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Koç Holding sponsorluğunda düzenlenen 16. İstanbul Bienali 10 Kasım Pazar günü sona erdi. Nicolas Bourriaud küratörlüğünde, Yedinci Kıta teması altında gerçekleşen bienal, şehrin üç farklı noktasında 220’den fazla esere ev sahipliği yaptı.

14 Eylül’den itibaren ücretsiz olarak gezilebilen ve izleyicilerden yoğun ilgi gören 16. İstanbul Bienali’ni açık kaldığı sekiz hafta boyunca 451.000 kişi ziyaret etti.

Bu yılın teması yedinci kıta

Küratörlüğünü sanat dünyasının önde gelen isimlerinden akademisyen ve yazar Nicolas Bourriaud’nun üstlendiği Yedinci Kıta başlığını taşıyan bienal, günümüzün en acil konularından ekolojiyi farklı açılardan ele alan eserlere ev sahipliği yaptı. İnsanlığın sebep olduğu doğal veya kültürel atıklara antropoloji ve arkeolojinin araçlarıyla bakan güncel sanat çalışmalarına yer veren bienal, sanat ve ekoloji arasındaki ilişkiyi de tartışmaya açtı.

Popüler bilimde 3,4 milyon kilometrekare genişliğinde ve 7 milyon ton ağırlığındaki bir plastik yığınından meydana gelen kütleye “Yedinci Kıta” adı veriliyor. İnsan atıklarının okyanusun ortasında yeni bir kıtanın oluşumuna sebebiyet verdiği bu olay, 16. İstanbul Bienali için ekolojik sorunlar karşısında sanatın güncel durumunu pek çok sanatçı, düşünür, antropolog ve çevreci ile birlikte araştırmak için bir çıkış noktası oluşturdu.

 

Neler oldu?

  • Bienali 8 haftayı kapsayan 49 gün boyunca 3 farklı mekânda 451.000 ziyaretçi gezdi.

  • 3 farklı mekânda 25 ülkeden 56 sanatçının 220’nin üzerinde eseri sergilendi.

  • 36 sanatçının İstanbul için özel olarak ürettiği eserler, ilk kez sanatseverlerle buluştu.

  • Bienal süresince uluslararası sanat ve basın dünyasından 4000’e yakın müze direktörü, küratör, sanatçı, akademisyen, sanat tarihçisi, yazar, eleştirmen ve editör bienali ziyaret etti.

  • Sergilerin dışında 200’e yakın konuşma, performans, atölye, meditasyon etkinliği ve film gösterimi gerçekleştirildi.

  • Türkçe, İngilizce ve Arapça olmak üzere 3 dilde yayımlanan ücretsiz çocuk kitabı 000 adet dağıtıldı.

  • Farklı alanlardan isimlerle yapılan röportajlar ve sergi izlenimlerinden oluşan Yedinci Kıta podcast serisinde 22 program yer aldı.

  • Bienal boyunca şehirde eşzamanlı olarak 150’nin üzerinde paralel etkinlik düzenlendi.

Üç farklı lokasyon

Yedinci Kıta başlığı altında bienal, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin Tophane’deki yeni binasının yanı sıra bienale daha önce de ev sahipliği yapmış olan Pera Müzesi ve Büyükada’da gerçekleşti.

Destekçileri protestolara sebep oldu

Bienal, etkinlikleri kadar fosil yakıt destekçilerine yönelik protestolar ile de gündeme geldi.  Sindirim programındaki “Benzin” oturumuna katılan Jale Karabekir ve Eymen Aktel  bir bildiri okuyarak  fosil yakıt sektöründen gelen sponsor ve destekçilerine yönelik eleştirileriyle dikkat çekti. Açıklamada “iklim krizi ve plastik atıklar temalı bir sanat etkinliğine fosil yakıt sektörü şirketlerinin destekçi olması, yeşil badana örneğidir” denildi.

350 Türkiye Bienal protestosu

Bienalin gerçekleştiği mekanlardan birisi olan İstanbul Resim ve Heykel Müzesi önünde pankart açan 350 Türkiye aktivistleri de petrol şirketlerinin finansal destek vererek kendilerini aklamaya çalıştıklarını belirterek İKSV’yi özeleştiri yapmaya ve bir an önce bu hatasından dönmeye davet etti.

Benzer taleple Yokoluş İsyanı aktivistleri de Bienal önünde performatif bir eylem gerçekleştirdi. Vuvuzela ve davullar eşliğinde müzik yapılan eylemde gıda boyasıyla yapılmış “petrol” bina girişine döküldü ve performans temsili bir ölüm gerçekleştirilerek sonlandırıldı.

 

Dipsiz Göl’ün define için yok edilmesi Meclis gündeminde

CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, Gümüşhane’de bulunan ve “hazine arama” gerekçesiyle verilen izinlerle kamu görevlilerinin eşliğinde kazı gerçekleştirilerek yok edilen Dipsiz Göl için Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un cevaplaması istemiyle TBMM’ye yazılı soru önergesi sundu.

Biçer Karaca, medyada yer alan görüntülerle sınırlı olmayan tahribatın çok boyutluluğuna dikkat çekerek, Define Arama Yönetmeliği’ne aykırı şekilde kazı gerçekleştirildiği belirtilen Dipsiz Göl’ün geri dönülmez hasara uğratılmasında sorumlu olan kamu görevlileri ile define arayanlar hakkında adli ve idari işlem başlatılması gerektiğini belirtti.

Define Arama Yönetmeliğine göre; define aranacak alanın 100 m2’yi geçmemesi gerekmesine rağmen, yetkililere göre alanın 700 m2 büyük olduğu iddiasını kamuoyuyla paylaşan Biçer Karaca; mevzuat hükmüne aykırı olarak define aranmasına izin veren Gümüşhane Valiliği, Trabzon Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü ve Gümüşhane Müze Müdürlüğü yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunacak mısınız? diye sordu.

CHP’li vekil şunları söyledi: Bu tahribatın kamu görevlileri eliyle yapılmış olması ürkütücü… Kaldı ki define arama izni verilmesine gerekçe gösterilen “Roma İmparatorluğu‘nun Anadolu’daki 4 büyük lejyonu arasındaki 15’inci Apollinaris lejyonunun hazinesinin var olduğu” iddiası karşısında Dipsiz Göl’ün koruma statüsüne alınması gerekirdi. Doğanın haklarının kamu idaresince nasıl gasp edildiğini ne yazık ki Dipsiz Göl’de gördük. Gümüşhane’de yaşanan “İline, ülkesine, kendi doğal-kültürel-tarihi varlıklarına sahip çıkma anlayışından yoksunluğun, ihmalin sonucudur.”

Önergede şu ifadeler ve sorular yer aldı:

“Ekosistemin tahribatının, ulusal doğal-kültürel varlıklarımızın kamu görevlilerinin izniyle gerçekleşmiş olması bu yıkım ve yok edişi bambaşka bir noktaya taşımaktadır. Bilim insanları, yapacakları araştırma ve kazılar için çok sayıda izne tabi tutulurken “define” hevesiyle yapılan başvuruya hangi kriterlere göre izin verilip Dipsiz Gölü yok eden bir çalışmaya göz yumduklarına dair eleştirilerini dile getirmektedir.

  • 12 bin yıllık tarihe sahip olduğu bilinen, doğa yürüyüşü, kampçılık, kuş gözlemi yönünden turistik özellik taşıyan bölgenin telafisi mümkün olmayan zarara uğramasında sorumlu olan kamu görevlileri ve define arama faaliyeti yürüten kişiler hakkında adli ve idari işlem başlatacak mısınız?
  • Mevzuat hükmüne aykırı olarak, define aranmasına onay veren Gümüşhane Valiliği, Trabzon Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü ve Gümüşhane Müze müdürlüğü yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunacak mısınız?
  • Define aramak için izin verilen Dipsiz Göl’de Roma İmparatorluğu’nun Anadolu’daki 4 büyük lejyonu arasında gösterilen 15’inci Apollinaris lejyonunun var olduğuna inanılan hazinesinin arandığı iddia edilmiştir. Böyle bir durumda, neden ilgili alanın koruma statüsüne alınmasına ilişkin işlem yürütülmemiştir?
  • Define yapılan alanının eski haline getirilebilmesi için, başvurucudan ne kadar ücret alınmıştır. Bu ücret nasıl hangi kriterlere göre hesaplanmıştır?

12 bin yıllık göl, ‘hazine uğruna’ devlet eliyle yok edildi 

Bilim insanları, Gümüşhane kent merkezine 50 kilometre uzaklıkta, deniz seviyesinden 2 bin 140 metre yükseklikteki Taşköprü Yaylası‘nda yer alan; kaynağı ve akarı olmayan Dipsiz Göl’ün 12 bin yıllık olduğunu belirtiyor. “Hazine arama” gerekçesiyle sivil bir kişiye izin verilmesi ve dozerlerle yapılan kazı çalışması sonucu göl, geri dönüşü olmayan bir şekilde tahrip edildi.

Gümüşhane Valiliği, konuyla ilgili olarak 14 Kasım 2019 tarihinde yaptığı açıklamada, başvuru üzerine ilgili kurum görüşleri alınarak kazıya izin verildiğini açıklamış;  İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Müze Müdürlüğü temsilcileri ile jandarma ekipleri gözetiminde define kazısı yaptırıldığını, dört gün süren arama çalışması sonrasında, 10.11.2019 tarihi itibarıyla kapatma işlemi yapılarak alanın eski haline getirildiğini, define araması yapılan alanda taşınır taşınmaz herhangi bir kültür varlığına rastlanmadığını belirtmişti. Dipsiz Göl’ü tahrip eden bu kazı kamu görevlileri, jandarma ve yetkililerin katılımıyla iş makineleriyle gerçekleştirildi. 12 bin yılda oluşan gölün suyunu boşaltıp sonrasında tekrar eski haline getirildiği iddia edilmesine rağmen, bilim insanları bunu mümkün görmüyor.

Temiz Hava Hakkı için İstanbul’da eylem: TBMM Sözünü Tut! 

Geçtiğimiz Şubat ayında özelleştirilen kömürlü termik santrallerin çevre mevzuatından dördüncü kez muaf tutulmasının uzatılması meclis gündemine gelmiş, 14 Şubat’ta meclisteki tüm partilerin ortak kararıyla yasal düzenleme geri çekilmişti. Buna karşın geçtiğimiz hafta Plan Bütçe Komisyonu’ndan geçen yeni tasarıyla, aynı yasal düzenleme tekrar TBMM’nin gündemine gelmiş durumda.

Bu gelişmeye karşı bugün iklim aktivistleri, Beşiktaş’ta bulunan Çevre ve Şehircilik İstanbul İl Müdürlüğü önünde bir araya gelerek bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasına iklim grevcisi gençler Atlas Sarrafoğlu, Deniz Cevikus ve Samra Samer de destek verdi. “Temiz Hava Haktır” sloganının atıldığı basın açıklamasında “TBMM Sözünü Tut, Temiz Hava Haktır” ve “ÇŞB Termik Santralleri Durdur” pankartları açıldı.

Basın açıklamasını Sıfır Gelecek Kampanyası adına Nuran Yüce gerçekleştirdi. Yüce yaptığı açıklamada Madde 50’yle özelleştirilen termik santrallere havayı kirletme izni verilmek istendiğini belirterek böylece termik santral sahibi şirketlerin 3 yıl daha çevre yatırımlarını gönüllerince erteleyebileceklerini söyledi. Yüce, bahsi geçen santrallerin bulundukları bölgelerde havayı, suyu, toprağı zehirlediğini, insanları kanser ettiğini, doğada tahribat bıraktığını ve buna izin verilmemesi gerektiğinin altını çizdi.

‘Şirketlerin değil, halkın sağlığının yanında durun’

Yüce konuşmasında, aynı yasa tasarısının daha önce de kamuoyunda büyük tepki çektiğini ve geçtiğimiz Şubat ayında TBMM’de tüm partilerin ortak kararıyla geri çekildiğini hatırlatarak, “Böylece çevre yatırımlarını tamamlamamış olan santrallerin, 2019 sonu itibariyle kapatılması kesinleşmişti. TBMM, söz vermişti” dedi. Konuşmasında milletvekillerine de seslenen Yüce, milletvekillerinden bu konuda daha önce verilen doğru kararı sürdürmelerini istedi ve “şirketlerin yanında değil, halkın sağlığının yanında durun” dedi.

Yüce, ayrıca Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yetkisini kullanarak çevre mevzuatına uygun hareket etmeyen termik santrallere karşı görevini yerine getirmesi gerektiğini belirtti. Bakanlığın çevreyi korumakla yükümlü olduğunu vurgulayan Yüce, bakanlığın başta kömürlü termik santraller olmak üzere fosil yakıt projelerine çevre etki değerlendirmesi olumlu kararı vermemesi gerektiğini söyledi.

Nuran Yüce, basın açıklamasını: “Temiz hava hakkımız için TBMM, Madde 50’yi onaylamamalıdır. TBMM halka verdiği sözü tutmalıdır” diyerek sonlandırdı.

Basın açıklaması ardından söz alan genç iklim aktivisti Atlas Sarrafoğlu da yasa tasarısına karşı change.org üzerinden açılan “Temiz Hava Haktır” imza kampanyasının 100 bin imzaya dayandığını söyledi. Sarrafoğlu, toplanan imzaların meclise iletileceğini belirterek konuya duyarlı herkesi imza kampanyasına destek vermeye davet etti.

Enerji şirketleri, emisyon sıfırlamaya direniyor

Grantham İklim Değişikliği ve Çevre Araştırma Enstitüsü, Londra Ekonomi Okulu, Oxford Üniversitesi – Martin Oxford Okulu ve Transition Pathway Initiative tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre kömür, elektrik, doğalgaz ve petrol üretiminde dünyanın en büyük 132 enerji şirketinden sadece 13’ü karbon nötr olacaklarına dair taahhütte bulundu. City A.M.’de yer alan habere göre bu şirketlerden 9’u 2050 yılında; geri kalanları ise 2025 veya 2030 yıllarında karbon nötr olacağını bildirdi.

Kömür madenciliği yapan dört şirket arasından Exxaro Resources dışındaki South32, BHP Billiton ile İtalyan petrol ve doğalgaz üreticisi Eni’nin taahhütleri, bütün üretimi kapsayan yaşam döngüsü emisyonlarının  ufak bir kısmını oluşturan işleme sırasında açığa çıkan emisyonları kapsıyor.

CEZ, EDF, Endesa, Enel, EON, Iberdrola, National Grid, Orsted ve XCEL’in bulunduğu geri kalan şirketlerin ise taahhütleri doğrudan emisyonları kapsıyor.

Ancak bütün şirketler arasından sadece üçünün taahhütleri, işleme sırasında kullanılan elektrik yoluyla çıkan salımları veya kömür ya da doğalgazın çıkarılması sırasındaki salımları içeren doğrudan olmayan emisyonların  azaltımını içeriyor.

Araştırmada ayrıca, 132 şirket arasından 71’inin Paris Anlaşması kapsamındaki küresel ısınmayı 1.5 derece ile sınırlandırma hedefini kabul ettiği; ancak sadece 51 şirketin bu hedefi desteklediği yer alıyor. Şirketlerden sadece 26’sı küresel sıcaklıkların daha fazla artmaması için küresel karbondioksit emisyonlarının sıfırlanması gerektiğini kabul ediyor.

Oxford Üniversitesi’ndeki Smith Çevre ve Girişim Okulu’ndan (SSEE) Prof. Cameron Hepburn, şunları söyledi: “Paris Anlaşması’nın imzalanmasından bu yana, araştırmamız, dünyanın en büyük enerji şirketlerinin emisyon azaltım planlarının henüz gelişmekte olduğunu gösteriyor. Paris Anlaşması’nın uygulanması, kirliliğe sebep olan varlıkların atıl varlıklara dönüşmesine neden olduğu için yatırımcıları önemli finansal risklere maruz bırakıyor.”

Zehirsiz Sofralar Uluslararası Konferansı 23 Kasım’da

Tarım ve gıda alanında etkin karar vericiler, bilim insanları, tüketiciler, üreticiler, sivil toplum örgütleri ve inisiyatifler 23 Kasım Cumartesi günü Zehirsiz Sofralar Uluslararası Konferansı’nda bir araya geliyor. Konferans saat 09.30- 17.30 saatleri arasında Kadir Has Üniversitesi’nde gerçekleşecek.

Konvansiyonel tarımda kullanılan pestisitlerin zararları, doğa dostu yöntemler ve iyi örneklerin tartışılacağı konferansta zehirsiz gıdanın mümkün olduğunun gösterilmesi amaçlanıyor.

Zehirsiz Kampanya başlıyor

93 kurumun bir araya gelerek oluşturduğu Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı, konferans sırasında bir basın toplantısı düzenleyerek, konferansla eş zamanlı 23 Kasım’da başlayacak olan “Zehirsiz Kampanya” hakkında medya temsilcilerine bilgi verecek.

Zehirsiz Kampanya, Dünya Sağlık Örgütü‘nün “son derece tehlikeli”, “yüksek seviyede tehlikeli” ve “muhtemel kanserojen” olarak belirlediği pestisitlerin Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yasaklanmasını amaçlıyor.

Tüm gün sürecek konferansın programı şu şekilde:

 

İklim krizi inkarına hızlı fatura…

Venedik‘teki Büyük Kanal‘da bulunan Veneto Bölge Parlamentosu‘nu, üyelerin iklim değişikliğiyle ilgili önergelerin reddetmesinden iki dakika sonra su bastı. Venedik Belediye Başkanı Luigi Brugnaro, bu hafta kentte yaşayan son 53 yılın en büyük su baskınının iklim değişikliğinin sonucu olduğunu söylemişti.

BBC Türkçe’nin haberine göre, İtalya’da kısmi özerkliğe sahip 20 bölgeden biri olan Veneto’nun başkenti Venedik’te Bölgesel Parlamento salı gecesi, iklim değişikliğiyle mücadeleyle ilgili bir dizi öneriyi oyladı.

Demokrat Partili üye Andrea Zanoni‘nin Facebook’ta sular içindeki meclis salonunun fotoğrafları eşliğinde paylaştığı mesaja göre gece saat 22.00’de öneriler Lig, İtalya’nın Kardeşleri ve Haydi İtalya partilerinin oylarıyla reddedildi.

Zanoni’ye göre 2020 bütçesi kapsamında ele alınan bu öneriler arasında yenilenebilir enerji kaynaklarına fon aktarılması, dizel otobüslerin çevre dostu araçlarla yenilenmesi ve plastik atıkların azaltılması da vardı. Zanoni, eski Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini liderliğindeki aşırı sağcı Lig Partisi’nin üyesi olan Veneto bölge sorumlusu Luca Zaia‘yı iklim değişiklikle mücadelede hiçbir somut önlem içermeyen bir bütçe sunmakla suçladı.

Parlamento toplantıları başka binaya alındı

CNN’in haberine göre de yine Lig Partisi üyesi olan Parlamento Başkanı Roberto Ciambetti, Zanoni’nin iddialarını reddederek “İklim değişikliğiyle ilgili hiçbir şey yapmadığımız yalan. Hava kirliliğine karşı son üç yılda 965 milyon Euro harcadık. 2010’daki selden sonra hidrojeolojik güvenlik için toplam maliyeti 2,6 milyar Euro olan bir proje başlattık” dedi.

Deniz seviyesinin iki metreye yakın yükselmesi sonucu kenti suların basmasından sonra parlamentonun Ferro Fini Sarayı‘nda yapılan toplantıları başka bir yere kaydırıldı.

 

Bakırköy’de dört kişilik bir aile ölü bulundu

Geçtiğimiz hafta İstanbul‘un Fatih ilçesindeki dört kardeşin ve Antalya’daki dört kişilik bir ailenin siyanür ile intihar etmelerinin ardından bu kez de Bakırköy Osmaniye’de bulunan dört kişilik bir ailenin ölüm haberi geldi.

Bakırköy Osmaniye’deki dairede biri çocuk üç kişinin cansız bedeni bulundu. Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) ekiplerinin yaptığı ölçümlerde ola yerinde siyanür kokusunun tespit edilmesiyle birlikte apartman boşaltılarak karantinaya alındı.

Evde yaptığı incelemenin ardından açıklama yapan Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu, “Kesin olmamakla birlikte ağır borç batağında olan eş kendisini zehirledi, eşi ve çocuğu da siyanür etkisiyle onlar da buna maruz kaldılar. Çünkü eşi hanımefendi son bir gayretle evden çıkmaya teşebbüs etmiş. Sağlıklı bilgileri otopsi sonrasında yetkili kurumlardan alırız” dedi.

Kaymakamlık siyanürü doğruladı

Bakırköy Kaymakamlığı olay sonrası Twitter üzerinden yaptığı basın açıklamasında siyanür iddialarının doğru olduğunu belirtti. Metinde olaya ilişkin şu açıklamalar yer aldı:

“15 Kasım 2019 Cuma  günü saat 06.45’te  155 Polis İmdat Hattına yapılan İlçemiz Osmaniye Mahallesi Çoban Çeşme Sokakta şüpheli ölüm ihbarı üzerine bahse konu  adrese ivedilikle intikal edilmiş,  (Z.D),  (B.D) ve (A.D)  isimli  biri çocuk 3 kişinin  cansız bedeniyle karşılaşılmıştır.  Dairedeki koku nedeniyle AFAD  (KBRN) ekipleri sevk edilmiştir. Ekip tarafından yapılan ölçümlerde olay yerindeki kokunun siyanür olduğu tespit edilmiştir. Konu ile ilgili olay yerinde gerekli önemler alınmış olup,  adli ve idari tahkikat başlatılmıştır. Gelişmeler kamuoyu ile paylaşılmaya devam edilecektir.”

Üçüncü siyanürlü ölüm haberi

Bakırköy’de gerçekleşen olay ile birlikte üçüncü kez siyanür ile intihar vakası gündeme gelmiş oldu. Geçen hafta Fatih’te evin kapısına “dikkat siyanür var” tabelası asan dört kardeşin cansız bedenlerine ulaşılmış, evde siyanür olduğu ve ölüm sebeplerinin siyanürden kaynaklandığı doğrulanmıştı. Dört kardeşten yalnızca birinin çalıştığı ve intihar sebeplerinin yaşadıkları ekonomik sıkıntılar olabileceği öne sürülmüştü.

Benzer şekilde bu sefer 9 Kasım’da Antalya’da ikisi çocuk dört kişilik bir ailenin ölüm haberi gelmişti.  Evde baba tarafından ekonomik sıkıntılar sebebiyle bunu yaptığını söylediği “Herkesten özür diliyorum ama artık yapacak bir şeyim yok. Hayatımıza son veriyoruz” yazılı mektubu bulunmuştu. Olay yerinde inceleme yapan AFAD ekipleri siyanür izine rastladığını açıklamıştı.

Kaya: Medyanın tetikleyici etkisi var

bianet‘e konuşan Psikiyatrist Doç. Dr. Burhanettin Kaya intiharın bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirtti. Kaya, “Medyada intihar vakalarının tüm detaylarıyla, dramatize edilerek, görsel öğeler eşliğinde sunulmasının, intihara eğilimli insan üzerinde olumsuz etkiler yarattığı biliniyor. Hem ülkemizde hem de dünyada medyada intihar haberlerinin veriliş biçimine dikkat edilmediği zaman intihar girişimlerinin arttığını gösteren çok sayıda örnek var” diye konuştu ve örnek olarak Boğaziçi Köprüsü’nde intihar girişimi haberlerinin verilmesinin kesilmesinden sonra intihar girişimlerinin azalmasını gösterdi.

Zimbabve’de kuraklıktan dolayı 200’den fazla fil öldü

0

Zimbabve’de yer alan Hwange Milli Parkı’nda Ekim ayından bu yana en az 200 filin kuraklık sebebiyle öldüğü açıklandı. Zimbabwe Ulusal Parklar ve Vahşi Yaşam İdaresi sözcüsü Tinashe Farawo, kuraklığın diğer parkları ve zürafa, bufalo ve antilop gibi diğer hayvanları da etkilediğini söylüyor. Filleri fark etmelerinin kolay olduğunu söyleyen Farawo, aslında kuraklıktan birçok kuş türünün de etkilendiğini ancak kaydını tam olarak tutamadıklarını belirtiyor.

Hayvanlar sulak alanlara nakledilecek

Açıklamasında durumun ancak yağmurlar tekrar döndüğünde düzelebileceğini ifade eden Farawo, hayvanları sulak alanlara nakledeceklerini açıkladı. Bu kurtarma operasyonuyla birlikte 600 fil, iki aslan sürüsü, bir yaban köpeği sürüsü, 50 bufalo, 40 zürafa ve 2.000 antilop başka bölgelere gönderilecek.

Fil ihracatı gündemde

Kuraklık aynı zamanda tüm ülkeyi etkilemiş durumda. Zimbabve hükümeti beklenilen Ekim yağmurlarının gelmemesi üzerine ülkede acil durum ilan etti. Şu anda ülkede tarım yapılması sulama imkanlarının yetersizliği sebebiyle neredeyse imkansız.

Skynews’ten Alix Culbertson’ın haberine göre ülke, kuraklıktan etkilenen parklara kaynak bulabilmek için fil dişi satışı iznine sahip olmayı ve yaşayan fillerin başka ülkelere satışı üzerinden para kazanmayı istiyor. Ülkenin 2016 yılından bu yana 101 fili yurtdışına ihraç ederek 2,3 milyon Euro kazandığı belirtiliyor. Ancak bu ihracatın Çin ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi hayvan haklarının sorgulandığı ülkelere yapılması tartışma konusu.