Ana Sayfa Blog Sayfa 2266

Avustralya’yı şimdi de sel vurdu

Geçtiğimiz Eylül ayından beri orman yangınlarıyla boğuşan Avustralya, bu kez de aşırı yağışlardan kaynaklanan sel ile baş etmeye çalışıyor. Yağışların, ülkede birçok noktada çıkan orman yangınlarının bir kısmını kontrol altına alınmasına sağlamasına rağmen, birçok bölge bu sefer de selden etkilendi.

Yağışlar Avustralya’nın batısında yer alan Queensland ile Yeni Güney Galler eyaletlerinde etkili oldu. Hava uzmanları tarafından yapılan değerlendirmeye göre bölge 12 saat içerisinde ortalama yağış miktarının üç katını aldı.

Parklar tahliye edildi

Birçok kişi selden mahsur kalırken, birçok yol ve tema parkları kapatılmak zorunda kaldı.  Avustralya Sürüngen Parkı‘ndaki park korucuları, parkın sular altında kalmasından dolayı hayvanları tahliye etmek zorunda kaldı.

Parkın direktörü Tim Faulkner, yerel basına yaptığı açıklamada “Geçen hafta yakındaki orman yangınları tehdidini tartışmak için günlük toplantılar yapıyorduk. Bugün ise sırılsıklam bir şekilde parkı su saldırısından korumak için koşuşturduk. 15 yıldan fazla bir süredir böyle bir sel yaşamamıştık” dedi.

Balıklar için kötü olabilir

Bilim insanları yağmurun nehirlerde yaşayan balıklar için sorunlara neden olabileceğinden endişe duyuyor.  Bunun nedeni ise yağmurun balıklar için zehirli olacak orman yangınlarından kalan çamurlu külü yıkayarak göl ve akarsulara taşıması.

 

 

‘Ölümcül Sessizlik’: Çevre bilimci, Avustralya yangınlarının yıkıcı sonuçlarını anlatıyor

Yeşil Gazete için çeviren: Karya Ayyıldız

Avustralya görülmüş en kötü yangın mevsimini yaşamanın eşiğinde. Portekiz’den büyük bir alan olan 10 milyon hektarda, 2000’e yakın ev yok oldu, ölen insan sayısı ise 27. Bir milyara yakın yabani memeli, kuş ve sürüngen mahvoldu.

Melbourne La Trobe Üniversitesi çevre bilimcisi Michael Clarke, 15 yıl önce ilk kez yerleşke alanında yangın çıktığından beri bu yangınların yerel ekosisteme etkilerini ve nasıl kurtarılabileceğini inceliyor. Clarke ,Nature’a hayvanların orman yangınlarıyla nasıl mücadele ettikleri ve bu seneki yangınların öncekilere göre farklarını anlattı.

Kontrol edilemeyen yangınlar sonrasında ne olur?

Yangın sonrasında ormana girdiğinizde ölümcül bir sessizlik olur. Leş yiyici Currawonglar, kuzgunlar ve Shrikethrush gibi “ölüm yiyenler” dışında ormanda neredeyse hiçbir şey kalmaz. Tüyler ürpertici bir deneyimdir.

Hayatta kalanlar için yaşam gelecek aylarda korkunç bir hal alır. Yangından yara almadan kaçmayı başarabilen her hayvanı bekleyen üç büyük zorluk vardır.

Bunlardan ilki kötü hava şartları gibi iklimsel aşırılıklara karşı içi boş ağaç veya toprakta bir delik gibi barınma alanı bulabilmek. İkincisi açlık riski. Üçüncüsü ise yabani kediler ve tilkiler gibi yırtıcı hayvanlardan kaçınmalarının gerekmesidir. Çorak topraklarda saklanacak bir yer yoktur, bu nedenle açıkta kalmamaları zorlaşmakta.

Hayvanlardan biri yanmamış alana ulaşsa dahi alanda bulunan organizma sayısı bir alanın bozulmaya uğramadan taşıyabileceğinin ötesinde olacaktır. 2007’deki yangınlardan sonra Malle’de (Victoria’nın kuzeyinde bir bölge) yanmamış alanları ziyaret ettiğimde alanın kuşlarla dolup taştığını, hepsinin son çimenlik için mücadele ettiğini görmüştüm. Hepsinin yaşayabilecek bir alan olmadığı ortadaydı.

Hayvanlardan hangileri daha çok etkilenecek?

Koalalar gibi yer üstünde, izole, küçük bir topluluk halinde yaşayan, kaçmaları veya ormandaki yanmamış alanlara ulaşmaları için sınırlı kapasiteleri olan hayvanlar çeşitli tehlikelerle karşı karşıya kalmakta. Geçmişteki yangınlarda, lir kuşlarının ve valabilerin (ufak kanguru) yangından kaçmak için vombat çukurlarına saklanmaları gibi oldukça şaşırtıcı yaratıcı davranışlar gözlemlemiştik. Fakat hayvanların büyük bir çoğunluğu yanmıştı. Şahin ve Crimson Rosella (bir papağan türü) gibi büyük kuşlar dahi yangınlara yenik düşebilmekte.

Bazı hayvanlar diğerlerine nazaran yangına daha dirençli. En iyi uyum sağlayabilenler yer altına inebilenler. Akkarınca kolonileri bu tüketici yangınların altında rahatça yaşayabilmekte. Aynı şekilde çukur kertenkeleleri de…

Bu seneki yangınlar önceki yıllara göre nasıl farklılıklar gösteriyor?

Yangının boyutu daha önce görülmemiş genişlikte. Kocaman bir habitatın eşzamanlı yıkılışını izliyoruz adeta. Peşinden kendi iklimini yaratan yangınların vahşiliği karşısında yabani hayat çaresiz kalıyor.

Ayrıca, son dönemdeki yangınlar geçmiştekinden farklı yakıyor. Öncelerde, yangının yayılmasını engellemesi için su yollarının bariyer görevi görmesine güvenilebiliyordu. Bu yıl ise kuraklık sonucunda yangın, su yollarını ve yağmur ormanı oyuklarını aştı, hayvanların sığınabileceği alanları yok etti.

Oluşan hasarı tam olarak öğrenmemiz aylar sürecek. Uydu görüntüleri bizlere hayvanların nerelerde sığındıklarını gösterecek; böylece geriye kalanları bulabileceğiz. Özellikle kıyı ormanlarına ve fundalık alanlara gidip neler olduğunu incelemeyi planlıyorum. Fakat henüz bunun için erken, halen süren büyük yangınlar var.

Ekolog Michael Clarke, yangınların doğal ekosistemler üzerindeki etkisini inceliyor. Fotoğraf: Cathie Clarke

Ekosistemin eski haline dönmesi ne kadar sürecek?

Eski haline dönmesi önceki yangınlardan daha uzun sürecektir muhtemelen. Yeniden bitkilenme yağış miktarına bağlı, ki bu da tahmin etmesi zorlaşan bir konu. Hayvanlar için temel kaynaklardan olan ağaç kovuğu ve nektar üreten ağaçların yeniden büyümesi yıllar, hatta on yıllar sürebilir.

Endişelenilen konulardan biri Tazmanya, Victoria ve Güney Queensland arasında uçan göçmen kuş türlerinin geleceği. Bu kuşlar, yangınların yoğun olduğu doğu yakası boyunca kıyısal fundalıklarda mola verirler. Bu noktaların göçmen kuşların yeniden kullanabileceği hale gelmesi yıllar sürecektir.

Diğer hayvanlar yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Uzun kuyruklu valabi (brush-tailed rock wallaby) ve neredeyse tüm habitatını kaybeden Kanguru Adası dunnartı (küçük bir keseli hayvan) ile ilgili büyük endişeler var. Ayrıca, Kanguru Adası’ndaki parlak siyah tüylü papağanların (glossy black cockatoos) habitatı da fazlasıyla hasar aldı. İnsanlar tatlı su balıkları için de oldukça endişeli. Bu balıklar yangın sonrasında nehirlerde artan alüvyona ve sülüklere karşı oldukça dayanıksızlar.

Bu ekosistemlerin geleceği ne olacak?

Geriye kalan orman habitatlarının nasıl korunacağını çözümlemeye çalışacağız. Proaktif davranmamız, yabani hayvanların sığınakları haline gelmiş alanları gelecekteki yangınları durdurabilmek adına kontrollü bir şekilde yakmamız gerekebilir. Bu plan bana uygun gelmese de günümüzün “yeni normal”i bu olabilir.

Bu yangınlar benzersiz olabilir fakat beklenmedik değiller. Otuz yıl önce bilim insanları iklim değişikliği nedeniyle şiddetli yangınların artacağını tahmin etmişlerdi. Şimdi üç büyük yenilikle karşı karşıyayız: Yangın sıklığında artış, şiddetinde artış ve bu alevlerin miktarındaki artış. Bu üçlü bela faunanın iyileşme kapasitesini düşürmektedir.

Makalenin İngilizce Orijinali

Yokoluş İsyancıları Davos’a tırmanışa geçti

İsviçre’nin Davos kasabasında gerçekleşecek Dünya Ekonomik Forumu’nda (WEF) iklim krizine dikkat çekmek isteyen Yokoluş İsyancıları Pazar günü Doğu İsviçre’deki Landquart‘tan Davos kayak merkezine üç günlük bir yürüyüşe başladı.

Sayıları bini bulan protestocular 40 km uzunluğundaki yürüyüşe başlamak için Landquart merkezinde toplandı. Avustralya’daki yangınlara atıfta bulunarak koala kostümleri giyen eylemciler “Donald’ları değil Greta’ları dinleme zamanı” yazılı pankartlar taşıdı.

Yetkililer yürüyüşü başta onaylamışlardı, ancak eylemcilerin güvenlik nedeniyle Davos’a karayoluyla devam etme talebini reddetti. Eylemin organizatörleri ise Davos’a gitmeye kararlı olduklarını, ancak kullanma iznine ihtiyaç duymadıkları daha küçük yürüyüş yollarına gideceklerini söyledi.

Davos Zirvesi

Bu yıl 50’ncisi düzenlenecek Davos Zirvesi’ne toplam 117 ülkeden 3 bin iş adamı, siyasetçi, akademisyen ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi katılacak. Her yıl gerçek dünyayla temastan uzak olduğu için eleştirilen tema bu yıl “Uyumlu ve Sürdürülebilir Bir Dünya için Paydaşlar” olarak belirlendi.

Malezya, 11 ülkenin plastik atıklarını geri gönderdi

Malezya 150 konteyner plastik atığı getirildikleri ülkelere geri gönderdi. Plastik atıkların ülkeye ‘yasa dışı’ yollardan sokulduğu belirtildi.

Enerji, Teknoloji, Çevre ve İklim Değişikliği Bakanı Yeo Yee Bin, söz konusu atıkların 150 konteynerde toplandığı batı kıyısındaki Penang eyaletine giderek geri gönderilme işlemini denetledi. Yeo, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, konteynerlerden 43’ünün Fransa‘ya, 42’sinin İngiltere‘ye, 17’sinin ABD’ye, 11’inin Kanada‘ya, 10’unun İspanya‘ya, geri kalanların da Japonya, Singapur, Portekiz, Çin, Bangladeş ve Sri Lanka‘ya gönderildiğini söyledi.

Karşı ödemeli

Plastik atıkların gönderilmesi için ülkesinin nakliye bedeli ödemediğini belirten Yeo, nakil ücretlerinin alıcı ülkeler tarafından karşılanacağını bildirdi. Euronews’te yer alan habere göre Yeo, bu yıl içinde 110 konteyner plastik atığın daha ABD, Kanada, Japonya ve İngiltere gibi ülkelere gönderileceğini dile getirerek, “Bizi dünyanın çöp dökme alanı olarak görenler, bunu rüyalarında görür” dedi.

Yasa dışı plastik atık ithalatıyla mücadele eden Malezya, geçen yıldan bu yana 3 bin 737 ton plastik atığı ülkeden gönderdi. Ayrıca, 200 yasa dışı plastik geri dönüşüm fabrikası kapatıldı.

Oxfam’da servet raporu: 2 bin 153 kişinin servesi 4.6 milyar kişininkinden fazla

Bugün başlayacak Davos Zirvesi öncesi Birleşik Krallık Merkezli yardım kuruluşu Oxfam’ın açıkladığı rapora göre,  dünyanın en zengin 2 bin 153 kişisinin elinde bulunan servet, 4,6 milyar kişinin toplam servetinden daha fazla.

BBC Türkçe’nin aktardığı raporda, “Eğer herkes 100 dolarlık banknotlardan oluşan servetlerinin üzerinde otursaydı, dünyanın büyük kısmı yerde oturuyor olurdu. Gelişmiş bir ülkede yaşayan orta halli bir kişi bir sandalye yüksekliğinde otururken, en zengin iki kişi uzayda olurdu” ifadesine yer verildi.

Dünyanın en zengin kişisi olan Amazon’un kurucusu Jeff Bezos’un toplam serveti 116,4 milyar dolar seviyesinde. En zengin ikinci kişi olan Fransız işadamı Bernard Arnault ise 116 milyar dolarlık servete sahip.

Raporda yer alan bir diğer benzetmede ise bundan 5 bin yıl önce inşa edilmiş piramitlerin yapıldığı dönemde günde 10 bin dolar biriktiren bir kişinin toplam servetinin dahi servetinin en zengin beş kişinin servetinden yüzde 80 düşük olacağı vurgulandı.

Gelir adaletsizliğinin ortadan kaldırılabilmesi için ülkeleri zenginlerden daha fazla vergi almaya çağıran Oxfam, sadece yüzde 0,5’lik vergi artışının dahi eğitim ve sağlık alanlarında 117 milyon yeni istihdam yaratabileceği vurgulandı.

Aşırı servet, işlemeyen ekonomik sistemin emaresi

Raporda, fırsat ve gelir adaletsizliğinin azaltılması için hükümetlerin ulusal sağlık hizmetlerine daha fazla yatırım yapması gerektiği ve aşırı servet anlayışının ortadan kaldırılması önerileri yer aldı.

“Aşırı servet, işlemeyen bir ekonomik sistemin emaresidir” denen raporda, hükümetlerin zengin ve fakir kesimler arasındaki uçurumu kapatacak radikal politikaları yürürlüğe koyması gerektiği vurgulandı.

Benzer bir çağrı geçen ay, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva‘dan da gelmiş, IMF’nin yeni Başkanı, ülkeleri vergi sistemlerini gözden geçirmeye çağırmıştı.

Kadınların ücretsiz emeğinin karşılığı 18.8 trilyon dolar

Oxfam, dünya genelinde kadınların hiç ücret almadan çalıştığı sürenin 12,5 milyar saat olduğunu da kaydetti. Maaş almadan çalışan kadınların küresel ekonomiye katkısı ise yılda 18.8 trilyon dolar. Bu, teknoloji sektörünün küresel ekonomiye katkısından üç kat daha fazla.

Kuruluşun Hindistan CEO’su Amitabh Behar, Reuters ajansına verdiği röportajda ‘bu durumun değişmesi gerektiğini’ söyledi. Bir taraftan Hindistan’da günde 16-17 saat çalışan kadınların, diğer tarafta da ‘Davos’ta kişisel uçakları, kişisel jetleriyle toplanan milyarderlerin olduğunu’ dile getiren Behar, “Milyoner patlamasına son vermemiz gerekiyor” dedi. Behar, bu durumu düzeltmek için hükümetlerin, zenginlerin vergilerini ödediklerinden emin olması ve kontrol etmesi gerektiğini, ödenen bu vergilerin de temiz su ve sağlık hizmetlerinde kullanılması gerektiğini ifade etti.

Behar sözlerine şöyle devam etti: “Şu an en az 30 ülkede protestolar düzenleniyor. İnsanlar sokakta ve ne söylüyorlar? Eşitsizliği kabul etmiyorlar, bu şartlar altında yaşamayacaklarını söylüyorlar.”

Dünyanın en büyük şirketlerinin yöneticileri, çok sayıda ülke lideri ve sayısız ünlü isim bugün İsviçre’nin küçük Davos kasabasında Dünya Ekonomik Forumu (WEF) için toplanıyor. ABD Başkanı Donald Trump, iklim aktivisti Greta Thunberg ve Uber’in kurucusu Dara Khorowshahi konuşmacılar arasında olacak.

Sebzelerin yüzde 14’ünde yasak pestisitler kullanılıyor

Greenpeace Akdeniz’in, Gıda Mühendisi Bülent Şık ile 90 adet domates, salatalık ve biber örneğini inceleyerek hazırladığı “Soframızdaki Tehlike: Pestisit” raporunda son derece çarpıcı veriler ortaya konuldu. Araştırma sonucunda incelenen 90 adet sebzenin 14’ünde kullanılması yasak pestisit, 46’sında ise hormonal sistem üzerinde etkili pestisitler tespit edildi.

Raporda 2019 yılı Ağustos, Ekim ve Kasım aylarında Türkiye’de faaliyet gösteren beş büyük market ve bir semt pazarından alınan 30’ar adet domates, yeşil biber ve salatalık olmak üzere toplam 90 örnek incelendi.

620 çeşit pestisit incelendi

Gıda örneklerinde 620 farklı çeşit pestisit kalıntısı incelendi, pestisit analizleri konusunda uluslararası akreditasyona sahip bir laboratuvarda analiz ettirildi. Rapordan öne çıkan dikkat çekici bulgular şöyle:

  • 90 adet domates, yeşil biber ve salatalık örneklerinin yüzde 15,6’sında (yaklaşık 14’ünde) ürünlerde kullanılması yasak pestisit kalıntısı tespit edildi. Bu pestisitlerin Pirimiphos methyl (2 üründe), Iprodione (2 üründe), Carbendazim (2 Üründe), Chlorpyrifos methyl (1 üründe), Imidacloprid (1 üründe), Chlormequat chloride (2 üründe), Buprofezin (1 üründe), Omethoate (1 üründe), Dimethoate (1 üründe) ve Tau-Fluvalinate (1 üründe) olduğu belirlendi.

Pestisit sayısı artıyor

  • Ağustos ayında alınarak incelenen domates, yeşil biber ve hıyar örneklerinde tespit edilen pestisit sayısı toplamda 56 iken, bu sayının sebzelerin yetiştikleri mevsim dışında alınıp incelenen örneklerde arttığı görüldü. Ekim ayında sayının neredeyse iki katına (96) ve Kasım ayında ise yaklaşık üç katına (139) çıktığı tespit edildi.
  • 90 örneğin yarısında (yüzde 52) hormonal sistem üzerinde etkili bir ya da birden fazla sayıda pestisit kalıntısı tespit edildi.
  • 90 örneğin yarısında (yüzde 49) sucul canlılar, arılar, algler ve faydalı böcekler açısından çok zararlı olan pestisitlerin kalıntısı tespit edildi.

Marketler daha tehlikeli

  • Marketlerden alınan örneklerin pestisit kalıntıları açısından pazarlardan alınan örneklere kıyasla yüzde 14 farkla daha fazla risk içerdiği görüldü.
  • 90 adet gıda ürününün yaklaşık yarısının (yüzde 42) doğal hayatta biyolojik birikime neden olan, toksik etkisi çok uzun süre kalıcı pestisit kalıntısı içerdiği belirlendi.
  • 90 örneğin üçte birinde (yüzde 33,3) pestisit uygulayıcıları açısından sorun teşkil eden pestisit kalıntıları tespit edildi.

Pestisitler bir arada daha tehlikeli

  • Ağustos ayında alınan örneklerin hiçbirinde 5 ve 5’ten fazla pestisit kalıntısı içeren örnek tespit edilmedi. Ekim ayında alınan 30 örneğin 4’te 1’inde; Kasım ayında alınan 30 adet örneğin ise yaklaşık yarısında 5 ve 5’ten fazla pestisit kalıntısına rastlandı.
  • Kasım ayında sadece bir yeşil biber örneğinde tam 14 adet farklı pestisit kalıntısı bulundu. Bir pestisitin tek başına sahip olduğu toksik etki diğer pestisitlerle bir arada olduğunda “kokteyl etkisi” denen daha fazla olumsuz etkiye sahip olabiliyor.

‘Ekolojik tarım şart’

Greenpeace 2016 yılında pestisitleri sağlığa etkilerine göre sınıflandırarak bir “Kara Liste” hazırlamıştı. Yeni araştırmada incelenen 90 ürünün yüzde 77’sindeki pestisit kalıntılarının “Kara Liste”deki memelilere toksisite ve çevresel toksisite içinde yer alan kriterlerin birine ya da birkaçına aykırı olduğu tespit edildi.

Raporu değerlendiren Greenpeace Akdeniz Gıda ve Tarım Proje Sorumlusu Berkan Özyer “Soframızda zehir var. Yasaklanan, piyasadan toplanması ve kullanılmaması gereken kimyasal maddeleri çocuklarımıza ve sevdiklerimize yediriyoruz. Mutfağımızın en temel malzemelerine yönelik yaptığımız bu analizin sonuçları acilen harekete geçilmesi gerektiğini gösteriyor” dedi. Özyer konuşmasına şu ifadelerle devam etti:

Zehirli kimyasal kullanmadan, ithal girdiye bağımlı olmadan sofralarımızda temiz ve sağlıklı gıda tüketebilmeliyiz. Bunun yolu da Greenpeace olarak savunduğumuz ‘ekolojik tarım’ modelinden geçiyor. Bu modelin uygulanması ve denetimin sağlanması için güçlü tarım politikalarına ihtiyaç var. Ekolojik tarım modeliyle hem çiftçileri pestisit çıkmazından kurtarabilir hem de sağlıklı gıdaya erişim sağlayabiliriz. Çiftçilerin emeklerinin karşılığını alabilmesi de burada kilit bir öneme sahip. Üretici ve tüketicilerin doğrudan buluşması, tedarik zincirinin kısalması gerekiyor. Bunun da yolu düzenli olarak denetlenen üretici pazarlarından geçiyor.”

[Patili Günler] Tanışmak ve alışmak – Duygu Er

Hayatımdaki ilk arkadaşımdır Pınar. Birlikte oynadık, birlikte büyüdük. Birlikte pek çok vakit geçirdik. Bir gün teyzesine yemeğe giderken beni de davet ettiler Pınar ve ailesi, yemek yiyip dönecektik. Onlarla gittim, sanırım 6-7 yaşlarındaydım. Güzel kurulmuş sofraya oturduk, lezzetli çorbalar kaselerde yerlerini aldılar.

Derken bana kelimenin tam mânâsıyla bir haller oldu, sanki eve bir daha hiç dönemeyecekmişim, ailemden o an beni kopartmışlar gibi “korku” doldum. Ağladım, ağladım, ağladım… Sakinleştirme çabaları boşa! Hep birlikte hızlıca yenen yemeğin ardından geri döndük. O hissi çok net hatırlarım hâlâ. Ailemi mi kaybetmiştim? Hayır. Bir daha dönemeyecek miydim? Hayır, elbette dönecektim. Güvende değil miydim? Gayet güvendeydim. Peki bu korku da neyin nesiydi? Yalnız ve yalnızca çocuktum! Cüssemden büyük korkularım vardı.

Birçoğumuz köpek sahiplenmeye karar verdiğimizde bulduğumuz ve yakınlık hissettiğimiz köpeği alıp uykusuz bir gecenin bizi beklediğinin farkında olmadan evimize geliyoruz. İlk etapta oynuyoruz, ona yerini gösteriyoruz, karnını doyuruyoruz, muhtemelen eve yapacağı tuvaleti temizliyoruz. Tüm bu süreç normal yürüse de ne zaman ışık kapanıyor o zaman başlıyor ağlamalar, mızmızlanmalar, inlemeler, havlamalar, hırıltılı nefes almalar. Sakinleştirmeye çalışıyor, sakinleşmeyince bir süre sonra “umursamazsam düzelir” diye düşünüyor, umursamaz olarak beklerken uykuya dalıyor ve o keskin tuvalet kokusu ile uyanıyoruz. Hele ki bir bebekse! Bu ilk deneyim hep böyle olmamakla birlikte, çoğu zaman böyledir.

Kendi neşemizin yanında varlığını gözardı ettiğimiz çocuksu korkular o minik cüsseden daha büyüktür. Yepyeni bir yerde, yepyeni insanlarla birlikte, hiç tanımadığı kokularla üstelik, üzülür ağlar, tanıdığı insanlara seslenmek için havlar, onu bulsunlar diye koku bırakırken yahut yalnızca aşırı heyecandan tuvaleti geldiği için tuvaletini yapar, korkar ve kurtulma çabaları ile beraber korku sinyalleri verir, durmaksızın. “Varlığını gözardı ettiğimiz bu korku ile mücadele etmek, tıpkı kendi psikolojimizi bir köpeğin varlığına hazırladığımız gibi, köpeğimizin psikolojisini de yeni yaşama hazırlamak” onunla ilgili atacağımız en güzel ilk adımdır ve ilişkimiz bu temel üzerinde beslendiğinde daha sağlam olacaktır.

Hazırlığın ilk aşaması yaşamınıza katmaya karar verdiğiniz köpeğinizle “tanışmak” bölümüdür. Karşılaştığınız zaman mümkünse yere oturun veya onun göz hizasına çökün. Avuç içlerinizi ona doğru açarak sizden zarar gelmeyeceğini anlatın. Size gelmesini ve sizi koklamasını bekleyin. Tüm bu süreçte istediği kadar koklamasına da müsaade edin. Kokladıktan sonra izin verirse sevmeyi deneyin, sonra biraz da oyun oynamayı. Sevdiği, yiyebileceği, yemesinde sakınca bulunmayan minik bir ödül maması da verebilirsiniz. Böylelikle psikolojisinde “şu kokulu insan güzel bir şey yaptı” kodu oluşacaktır.

Hazırlığın ikinci aşaması “alışmak”tır. Bu bölüm için de köpeğinize sizin ve evinizin kokularından birer porsiyon sunmanız faydalı olacaktır. Bunun için en kolay yöntem; giymiş olduğuınuz ve kokunuzun üzerine sindiği bir giyeceğinizi (pijama, büyük çoğunlukla parfüm kokusu içermediğinden tercihtir), ek olarak evinize ait bir koku objesini (örneğin oturma odanızda kullandığınız bir yastık kılıfı) hava almayacak bir poşete koyup yanınızda getirmenizdir. Getirdiğiniz koku kombinesini, ayrılırken köpeğinizin yanına bırakın. Böylelikle getirdikleriniz size ait kokuları taşımak görevini üstleneceği gibi, aynı zamanda köpeğinizin bulunduğu yerin kokusunu da alacağından, köpeğinizi eve getirirken bunları da beraberinizde getirmeniz köpeğinizin alışkın olduğu kokuları da taşımış olacak ve köpeğinizin çekeceği yabancılık duygusunu en aza indirmenizi sağlayacaktır.

Tanıştığınız ve kokunuza alışan köpeğinizi birkaç gün sonra almaya gittiğinizde, getirdiğiniz giysinizi ve yastık kılıfınızı, hatta varsa bulunduğu yere ait bir koku kaynağı ile alıp evinize gelebilirsiniz. Geldiğinizde oynamadan, mama yedirmeye çalışmadan evin her yerini koklamasına, ihtiyaç duyuyorsa tuvaletini yapmasına izin vermelisiniz. “keşif” bölümü olarak adlandırılan bu son aşamada ona kızmamalı ve mümkün olduğu kadar yumuşak ses tonu ile konuşurken onu tedirgin edecek ani hareketlerden de kaçınmalısınız. Ona ait getirdiğiniz eşyaları onun için ayırdığınız köşeye koyup, istediği rahatlıkta davranmasına olanak tanımalısınız. Böylelikle endişe katsayısı düşük olacaktır. Gece yatarken tedirginlik çekerse sizi görebileceği bir yerde yatmasına izin verebilir ve şayet tuvalet eğitimi için kısıtlı alan uygulaması yapacaksanız ilk gece için bu uygulamayı pas geçebiliriniz.

Köpeğiniz bir yavruysa ve annesi ya da kardeşlerinden ayırarak eve getirdiyseniz kokunuzu taşıdığınız giysinize akrep ve yelkovanı güçlü hareket eden küçük bir saat ve patlatamayacağına emin olduğunuz, köpek vücut ısısına yakın ılık su ile doldurduğunuz korumalı bir sıcak su torbası hazırlayabilir ve yattığı yere koyabilirsiniz. Böylelikle duymaya alıştığı kokular, kalp atışı ve sıcaklık algısı onu rahatlatacaktır.

Köpeğinizin eve ve size alışma sürecini yönetmek, köpeğinizin tanıdığı kokular ile kendini daha fazla güvende hissetmesini, daha az yabancılık çekmesini ve böylece daha iyi bir psikolojide olmasını sağlayacaktır. İlerleyen günler için atacağınız temeliniz, özgüven ve güven kavramları ile kurulacaktır.

 

Duygu Er

Barselona iklim acil durumu ilan etti

İspanya’nın en büyük ikinci şehri ve Katalonya bölgesinin başkenti olan Barselona iklim acil durumu ilan etti. Acil durum, şehrin 2030 yılına kadar seragazı emisyonlarının yüzde 50 azaltılması taahhüdünü içeriyor. Ayrıca Barselona halkının ısınan gezegene uyum sağlamasını kolaylaştıracak 100’den fazla önlem de taahhütte yer alıyor.

Colau: Retorik bir beyan değil

Barselona Belediye Başkanı Ada Colau, kamuoyu bilinçlendirme kampanyasına eşlik eden bu yeni stratejinin, İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg’in “Bu bir tatbikat değil” sloganına dayandığını söyledi.  Colau, “Bunun retorik bir beyan olmasından öte, öncesinin ve sonrasının göz önünde bulundurulduğu bir önlemi içermesini istiyorduk” dedi.

Belediye geçtiğimiz Temmuz ayında vatandaşlara etkili bir eylemin nasıl olacağı konusunda danışılmak şartıyla, 2020 itibarıyla iklim acil durumu ilan edileceği belirtilmişti. Geçtiğimiz aylarda 200 organizasyonu temsilen yaklaşık 300 kişi, Barselona’daki hayatın daha yeşil, güvenli ve sağlıklı olması üzerine yapılan müzakerelere katıldı. Şehir yetkilileri, belediye teşkilatının tek başına sarf ettiği çabayla emisyon azaltma hedeflerine ulaşamayacağının altını çizdi.

İş birliğine ihtiyaç var

Yetkililer, bu hedeflere ulaşmak için kent sakinleri ile birlikte çok uluslu şirketlere, liman ve havaalanı gibi kentte kilit rol oynayan inşaatların operatörlerine kadar herkesin işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu da ekledi. Colau, gelecek nesillerin yararına adalet ve sürdürülebilirlik temelli yeni bir yeşil ekonomik modele doğru “yaklaşımlarda değişime” gidilmesi çağrısında bulundu.

563 milyon euro yatırım

Barselona’nın emisyonlarını 1992 seviyelerine göre 10 yıl içinde yarıya indirmek için, belediye 563 milyon euro değerinde yatırım yapmayı planlıyor. Belediye aynı zamanda bu yatırımın ek yatırımları da teşvik edeceğini umuyor.

Kentin finanse edeceği eylemler; şehrin içerisindeki özel araçların sayısını azaltmak, konutların enerji verimliliğini artırmak, daha çok yenilenebilir enerji üretmek, kapıdan kapıya atık toplama ve geri dönüşümü artırmak gibi hedefleri kapsıyor.

25 ülke acil durum ilan etti

Ocak 2020 itibariyle 25 ülke ve 1300’ün üzerinde yerel yönetim iklim acil durumu ilan etti. Acil durum ilanı, hem iklim ve ekolojik krizin öneminin sembolik olarak ilan edilmesi anlamına geliyor hem de ilan eden ülke veya şehirler belirli bir yıl içerisinde yapacaklarına dair vaatlerde bulunuyor.

Hrant Dink katledilişinin 13’üncü yıldönümünde anıldı

19 Ocak 2007’de katledilen Hrant Dink İstanbul’da,  genel yayın yönetmenliğini yaptığı Agos Gazetesi önünde, ölümünün 13’üncü yıldönümünde önünde anıldı.

Agos Gazetesi’nin eski ofisinin bulunduğu Sebat Apartmanı’na ‘Utanmak İçin Geç Değil’ yazılı pankart asıldı. Geniş güvenlik önlemleri alınan anmaya, iki kez polis barikatından geçerek girildi; Osmanbey metrosu ve Şişli’ye çıkan yollar kapatıldı.

Anma öncesinde kısa bir açıklama yapan Bülent Aydın, 2015 yılında Diyarbakır Sur’da öldürülen Tahir Elçi ve geçtiğimiz yaz geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybeden Cüneyt Cebenoyan‘ı andı, Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala‘ya selam gönderdi.

Anma programının ilk konuşmacısı olan ve  1994’te öldürülen Yusuf Ekinci‘nin oğlu Serhat Ekinci kısa bir konuşma yaparak Türkiye’deki faili meçhullere dikkat çekti. Hrant Dink’in ölümünün toplumsal boyutuna değinen Ekinci, Türkiye’de hukukun üstünlüğü sağlanmadığı sürece adaletin gelmeyeceğini söyledi.

Fincancı: 19 Ocak’ta zaman durdu 

“Hrant’ın arkadaşları” adına yazılı açıklamayı okuyan  Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ise Hrant Dink’in ölüm haberini aldığı 19 Ocak 2007 akşamı için “Zaman durdu” dedi. Sözlerine, “Birlikte kurulan hayallerin sıcaklığı hala yüreğimizde. Sözümüz var Hrant’a, yaralarımızı birlikte onarmak boynumuzun borcu” diye devam eden Fincancı yazar Bertolt Brecht’in “Kötülüğe karşı duyulan nefret yüzünü çirkinleştirir insanın/Haksızlığa karşı bağırmak sesini kabalaştırır” sözlerini anımsattı.

13 koca yılda, ‘faili meşhur’larını bizlerden köşe bucak kaçıran o devlet erkine karşı bağırmak, haksızlıklara karşı bağırmak kabalaşmadan sayılır mı?” diye soran Fincancı, adalet için 13 yıldır mücadele eden Hrant Dink’in arkadaşlarının ‘hakikatin değerini hatırlattığını’ifade etti:

‘Bitimsiz bir mücadele…’

Hakikat arayışı bitmiyor, bitmedi hiç. Cumartesi Anneleri’ni meydanlardan sürseler de, hakikati haykıranları hapsetseler de, insanlığa karşı suçlarla sindirmek için üzerimize gelseler de, hakikati haykırmaktan vazgeçmemişti ya Hrant, vazgeçmeyeceğiz öyleyse hiçbirimiz. Kötülüğe karşı nefret değil bizimkisi. Bitimsiz bir mücadele. Kötülüğün sıradanlığına kapılmasın insan, hakları için mücadele etsin, boyun eğmesin erke.”

Saatler 15.05’i gösterdiğinde söz, Hrant Dink’e bırakıldı. Dinletilen kayıttan Halaskargazi Caddesi’nde toplanan binlerce kişiye seslenen Hrant Dink, “Evet biz Ermenilerin bu topraklarda gözü var çünkü kökümüz burada ama merak etmeyin bu toprakları alıp gitmek için değil bu toprakların gelip dibine girmek için” dedi.

Anmada “Faşizme inat kardeşimsin Hrant”, “Hrant için adalet için”, “Biz bitti demeden bu dava bitmez”, “Öldür diyenler yargılansın” sloganları atıldı.  Bülent Aydın, cinayetten tam 9 yıl sonra mahkemeye çıkarılan üst düzey kamu yetkililerinin yargılandığı davanın bir sonraki duruşmasının 18 Şubat’ta yapılacağını hatırlattı ve “Davanın başından bu güne bir sözümüz var, şimdi yine tekrarlıyoruz. Biz bitti demeden bu dava bitmez” ifadelerini kullandı.

Anma törenine Dink’in eşi Rakel Dink ve oğlu Arat ve kızı Delal Dink’in yanı sıra CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Ali Şeker; HDP milletvekilleri Erol Katırcıoğlu, Oya Ersoy, Garo Paylan, HDP eski milletvekili Sırrı Süreyya Önder ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da katıldı.

Süt ürünleri proteini Kazein ve sağlığınız arasındaki rahatsız edici ilişki

One Green Planet’te yayımlanan yazı dizisinin Heather McClees tarafından kaleme alınan ikinci bölümünü Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Nazlı Deniz Sarıyıldız‘ın çevirisiyle sunuyoruz.

***

OneGreenPlanet.org’un süt ve süt ürünlerinden bağımsız yaşam üzerine gelmiş geçmiş en faydalı 7 makalesi

Bu bölümde, One Green Planet’in süt ve süt ürünlerinden bağımsız bir yaşam sürmeye yardımcı olacak 10 makalesine bakacağız. Neredeyse hepimizin büyütüldüğü süt ve süt ürünlerine dayalı beslenme yerine bitkisel beslenmenin neden daha sağlıklı ve şefkatli olduğuna, hangi tür bitkisel bazlı ürünlere yönelmenin daha doğru olduğuna, sütün yerine ne koyabileceğimize dair öğrenilecek çok şey var. Eğer siz de bitkisel beslenmeye dair bu sorularla boğuşuyorsanız veya cevapları başkalarına kolayca anlatma konusunda yardıma ihtiyacınız varsa, işte size hepimizin sorularını cevaplayabilecek 7 makale.

Birinci bölüme ulaşmak için burayı tıklayınız.

***

Süt, peynir ve tereyağı insanların sağlıklı bitkisel beslenmeye geçiş sürecinde bırakmakta en çok zorlandıkları yiyeceklerin başında geliyor. Bitkisel süt endüstrisi Amerika’da patlama yaşıyor olsa da, birçok insan hala süt ürünleri olan peynir ve tereyağına bağımlı gibi. Fakat sizce bu tamamen tesadüfi mi? Pizza peyniri gerçekten vazgeçilemeyecek kadar muhteşem mi yoksa bir sürü insan tarafından bağımlılık derecesinde sevilmesinin başka sebepleri mi var?

Özellikle hayvansal süt kullanılan peynirin hazırlık aşamalarının ne kadar rahatsız edici olduğunu da düşünürsek (süt üretim sürecine bağlı olarak), peynir veya diğer hayvansal süt ürünlerinin arkasında onları büyülü kılan pek bir şey yok. Bu kadar bağımlılık yaratıyor olmalarının sebebi içerdikleri belli tip proteinler.

Süt Proteinleri ile tanışın: Whey* ve Kazein

Hayvansal süt ürünlerinde bulunan 2 tip protein vardır: Whey ve Kazein. Sütün içindeki katı maddelerin %38’i proteinden oluşur. Bu proteinin %80’i kazein, %20’si wheydir. Peynir yapılma sürecinde, whey’in de dahil olduğu sıvıların hepsi süzüldüğünden, peynir daha çok kazein ihtiva eder. Fakat sadece peynir değil, tüm hayvansal süt ürünleri kazein içerir.  Whey ve kazein arasındaki fark vücutta nasıl sindirildikleri ve bu sürece vücudun verdiği tepkidedir. Whey proteini çok hızlı çözünür ve hızlıca kana karışır. Bu da kan şekerini çok hızlı bir şekilde yükseltir. Bu süreç IGF-1 olarak adlandırılan insülin büyüme faktörünü uyarır. Ne yazık ki IGF-1 ile kanser hücreleri büyümesi arasında pozitif bir ilişki olduğu yıllardır bilinmekte.

Kazein: Beyniniz ve Vücudunuzun Kabusu

Kazein, whey’den çok farklı olmakla birlikte en az onun kadar zararlıdır. Kazein vücutta çok daha yavaş çözünür ve bunu yaparken ortalığı kasıp kavurur.

Dr. T. Colin Campbell, The China Study’nin yazarı, çalışmaları esnasındaki bulgularına dayanarak, Kazein’in kanser ile gelmiş geçmiş en kuvvetli ilişkiyi gösteren protein olduğunu savunur. Kazein vücutta çok yavaş çözündüğünden, içeriğindeki casomorphin isimli natürel morfin benzeri maddeler, kana karışırken opioid** gibi hareket ederler. Siz süt ürünlerinden elde edilmiş kazein ihtiva eden bir yiyecek tükettikten dakikalar sonra, proteinler parçalarına ayrılmaya başlar. Bu çözünme esnasında ortaya çıkan casomorphin beyindeki opioid reseptörlerine bağlanır. Bu ilişki ciddi bir bağımlılık yaratır ve bu da insanların süt ve süt ürünlerine olan bağlılıklarının en önemli sebebidir.

Kazein beyin hücreleri ile ilişkisi sebebiyle o kadar kuvvetli bir bağımlılık yaratır ki, yiyeceklere olan bağımlılığı yaratma anlamında, onların eroini gibi düşünülür. Kazeinin bu yavaş sindirilme süreci vücut üzerine başka yükler de bindirir. Dr. Frank Lipman (bütüncül tıbbi uzman) vücudun kazein hassasiyetine bağlı olarak, parçalama sürecinde çok zorlandığından bahsediyor ve bu zorlanmanın belli başlı belirtileri olarak solunum ve sindirim sistemi problemlerinin (kabızlık, gaz, şişkinlik, ishal) ortaya çıktığını belirtiyor. Süt ürünleri intoleransının sivilce, kızarıklık, hassasiyet gibi cilt sıkıntılarına da yol açtığı da biliniyor.

Sütün içindeki Morfin- Süt Ürünleri Endüstrisinin Reklamını Yapmadıkları Madde

Hala bir bardak sütün, bir kap yoğurdun veya peynirin tamamen zararsız olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Sorumlu Tıp için Doktorlar Komitesi (PCRM) kurucusu, Dr. Neal Barnard, birçok çalışmasında, süt ürünlerinin beslenmeden çıkarılması sırasında, insanların en çok zorlandıkları yiyeceğin peynir olduğunu gösteriyor. Bunu da peynir’in en çok kazein ihtiva eden süt ürünü olmasına bağlıyor. Mikroskop altında incelendiğinde dahi açıkça görülebileceği üzere inek sütü morfin içeriyor. Morfin, inek sütüne eklenen bir madde değil. Anne olan inek bunu kendi vücudunda doğal olarak üretiyor.

Kazein’in pusuda beklediği gizli yerler (Sadece süt ürünleri değil)

Kazein ile ilgili sıkıntı sadece süt ürünlerini ilgilendirmiyor. Bu madde maalesef birçok diğer gıdanın içinde, hatta vegan olarak satılan gıdaların içinde dahi olabiliyor. Kazein gıda maddelerinde koyulaştırıcı, katılaştırıcı özelliği sebebiyle teknik olarak yardımcı olduğundan, bağımlılık yaratma etkisiyle de daha çok ürün sattırması sebebiyle kullanılıyor. Birçok bitkisel olduğu iddia edilen peynir, yoğurt ve krema çeşidine de aynı sebeplerle ekleniyor. Kazein aynı zamanda boya, yapışkanlar, yapıştırıcılar, kumaş ve tekstil ürünleri içinde de bulunabiliyor.

Etiketlerde Kazein’i Okuyabilmek:

Kazein’i gıda etiketlerinde kazein, kalsiyum kazein, potasyum kalsiyum kazein veya sodyum kazein isimleriyle bulabilirsiniz. Eğer vegan ürünler tüketmeyi arzuluyorsanız, bu içeriklerden almadığınıza emin olun. Eğer satın almayı düşündüğünüz ürün ile ilgili sorularınız varsa, üretici firmalar ile iletişime geçmek ve soru sormak isteyebilirsiniz.

Süt Ürünleri ile İlgili Diğer Sorunlar ve Sağlığınız

Gördüğünüz gibi, o akışkan pizza peyniri veya sütlü dondurmadan vazgeçmek yukarıdaki sebeplerle birçok insan için zorlayıcı. Fakat bu bağımlılık, süt ürünlerinin sebep olduğu tek sorun değil.  Zihin karmaşası da bu bağımlılıkla birlikte oluşabilecek rahatsızlıklardan biri. Buna ek olarak sütte bulunan laktoza birçok insanın alerjisi var.

Sağlıklı veya mutlu olmak için kazein veya süt ürünlerine ihtiyacınız yok

İster inanın ister inanmayın hayat hayvan sütü, peynir, yoğurt, dondurma, krema veya margarin olmadan da devam ediyor. Hatta daha da iyileşiyor! Bitkisel yiyecekler en az hayvansal gıdalar kadar tatmin edici özelliklere sahip olmakla kalmıyor, hayvansal süt ürünlerin ihtiva ettiği morfin benzeri içeriği taşımıyorlar.

Burada hayvansal süt ürünleri yerine tercih edilebilecek bazı gıdaları sıralıyoruz:

  • Tatlandırılmamış, bitkisel bazlı sütler
  • Margarin yerine, hindistancevizi yağı veya avokado
  • Hayvansal süt ile hazırlanan dondurma yerine, hindistancevizi, soya veya badem sütü ile hazırlanmış dondurmalar
  • Hayvansal süt ile hazırlanan kefir yerine, hindistancevizi sütü ile hazırlanan kefir
  • Hayvansal süt ile hazırlanan yoğurt yerine, hindistancevizi sütü ile hazırlanan yoğurt
  • Hayvansal süt ile hazırlanan peynir yerine, yemeklik maya (nutritional yeast), vegan permesan veya başka bitkisel kaynaklı peynir ürünleri

*Whey: peynir altı suyu kullanılarak imal edilen bir protein

**Opioid vücutta morfin gibi etki gösteren kimyasal maddelerdir.

***

Çevirmen Notu

Merhaba, ben vejetaryen besleniyorum. Bir vejetaryen olarak doğmadım. Hayatımın ilk 25 yılını et ve süt ürünlerinin de dâhil olduğu bir beslenme şekliyle yaşadım. Vejetaryen olmaya karar verdiğimde, birçok yerli ve yabancı kaynaktan bilgi topladım. Okuduğum birçok şey benim için çok yeniydi. Yıllarca bana söylenenlere ters düşen, kitlesel medya kanallarında, reklamlarda anlatılmayan yepyeni bir dünyayı keşfetmeye başladım. İnsanın bildiklerine, inandıklarına, alışkanlıklarına ters düşen bilgiyi sindirmesi kolay olmuyor.

Hayvancılık sektörü tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çok büyük bir sektör ve diğer sektörlerden farklı olarak içinde birçok sektörü barındırıyor. Bu durumda gücü elinde tutan kurum ve kuruluşlar, endüstrinin bilinmeyen yüzüne dair gerçeklerin ortaya çıkmaması için çok çalışıyor.

Vejetaryen beslenemeye başladığım o dönemlerde Türkçe kaynaklar da bulmuş olsam da, yabancı kaynaklarda konunun bilimsel taraflarına değinen daha fazla yazı ve makale bulabildim. Şimdi de bu yazı serisi ile bu bilgileri, ilgilenenlere paylaşmaya başlıyoruz.

Elimizden geldiğince ve kaynaklara ulaştıkça, burada paylaşılan bilgilerin bilimsel araştırma sonuçlarını da sizlerle paylaşacağız. Makaleleri okurken bazı kısımların linklerinin eklendiğini göreceksiniz (tıklanabilir kelimeler). Önerimiz, sadece burada yazılanlarla sınırlı kalmamanız ve öğrenmek istediğiniz alanlarla ilgili (özellikle süt ve protein konusunda) kendi araştırmanızı yapmanız ve olabildiğince farklı bilimsel kaynağa ulaşmanızdır.

Bu seri boyunca paylaşacağımız konu başlıkları:

1. Inek sütüyle ilgili inanmamanız gereken, sağlığa dair 5 iddia

2. Kazein (memeli süt proteini) ve sağlığınız arasındaki rahatsız edici bağlantı nedir?

3. ‘Süt Hayatı’ çiftlik inekleri için hiç de hayat değil!

4. Hayvan endüstrisi ineklerin hayatını nasıl kısalttı?

5. Süt ile dolu bir hayat? Peki ya yok ettikleri; hayvan endüstrisi ve çevre arasındaki yok eden ilişki

6. Süt ürünlerini hayatınızdan çıkarmanız için 10 iyi neden

7. Kalsiyumun önemi ve süt ürünleri olmadan ihtiyacınız olan kalsiyuma ulaşma yolları

Ek olarak et ve süte dair bilimsel makaleler…

***

Yazının İngilizce Orijinali

Yazı: Heather McClees

Yeşil Gazete için Çeviri: Nazlı Deniz Sarıyıldız

(Yeşil Gazete, One Green Planet)