Ana Sayfa Blog Sayfa 2256

Metal iş kolunda uzlaşma sağlandı

Türk Metal Sendikası ile MESS, metal iş kolundaki 200 iş yeri ve 130 bine yakın çalışanı ilgilendiren grup toplu iş sözleşmesinde uzlaştı. 2019-2021 dönemini kapsayan MESS Grup Toplu İş Sözleşmesi‘yle işçilere ilk altı ay yüzde 18,49, ilk yıl toplamında ise yüzde 25,50 oranında zam yapıldı.

Arçelik, Bosch, Ford Otosan, Mercedes, Renault, Siemens, Tofaş ve TürkTraktör‘ün de aralarında olduğu metal iş kolundaki 200 iş yerini ilgilendiren sözleşmeyle 7 Ekim’de başlayan müzakereler uzlaşıyla sonuçlandı.

Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Pevrul Kavlak, yaptığı yazılı açıklamada, işveren tarafıyla dün saat 19.30’da MESS Genel Merkezi’nde bir araya geldiklerini ve sabaha kadar süren görüşmelerde anlaştıklarını belirtti. Metal işçisinin bir kör kuruşunu bile masada bırakmadıklarını, sendikal hayatta yine önemli bir başarıya imza attıklarını ifade eden Kavlak, sözleşmeyle ilgili şu detayları paylaştı:

“1 Eylül 2019 itibarıyla 12 liranın altında olan saatlik ücretlere, 12 lirayı geçmeyecek şekilde 30 kuruş iyileştirme yapıldı. Bunun üzerine tüm saatlik ücretlere, sözleşmenin birinci 6 ayında yüzde 17 oranında zam alınmıştır. İkinci 6 ay için yüzde 6 oranında artış sağlanmıştır. Enflasyon yüzde 6’nın, yani bu oranın altına düşerse dahi, yüzde 6 alınacaktır. Bu oranı geçmesi halinde ise enflasyon farkı alınacaktır. Üçüncü ve dördüncü aylara enflasyon oranında zam alınmıştır. Tüm sosyal haklara birinci yıl yüzde 20 oranında, ikinci yıl için de enflasyon oranında artış sağlanmıştır. Bütün bu kazanımların ilk 6 aylık toplam değeri, ortalama yüzde 18,49, birinci yıl için toplam değeri ortalama yüzde 25,50 olmuştur. Bunlara ek olarak, üyelerimizin büyük önem verdiği tamamlayıcı sağlık sigortası uygulamasına bu sözleşme döneminde de aynen devam edilecektir.”

‘İşverenin esnek çalışma ve deneme süresi önerisini kabul etmedik’

Memurlar ve memur emeklilerine yüzde 4+4, işçi emeklilerine yüzde 5+5, kamu işçilerine yüzde 8+4 zam yapıldığını anımsatan Kavlak, “6 aylık enflasyonun 6,05 olduğu koşullarda, yüzde 18’i aşan oranlarda zam aldık. Yani enflasyon üzerine yüzde 12,44 oranında refah payı aldık. Ülkemiz gerçekleri göz önüne alındığında, bu sözleşme sendikamızın tarihine altın harflerle yazıldı” dedi.

Kavlak, MESS’in 3 yıllık sözleşme, esnek çalışma, ikramiyelerde kıstelyevm, deneme süresi ve denkleştirme, istirahat izin ücretlerini ödememe ve işçi çocuklarına staj yaptırmama gibi önerilerini kabul etmediklerini de vurguladı.

Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri – Kemal Can

Osman Kavala’nın 819 gündür tutuklu olduğu 2. Gezi Davası’nın bir duruşması daha geçildi. Vakit geçirmeden bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılması ve tamamen vazgeçilmesi gereken bu büyük eziyet, bu dev saçmalık, bu ağır haksızlık, bu derin adaletsizlik ve bu utanç tablosu hâlâ devam ediyor. Savunmanın “hukuka, yasalara, usul kurallarına uyun” talepleri yine karşılıksız kaldı, mahkeme uluslararası yargı kararlarını da hiçe saymaya devam eden tavrını sürdürdü. “AİHM kararı kesinleşmedi” gibi bir gerekçeye sığınarak Osman Kavala’yı tahliye etmediği gibi, bir duruşmaya sığabilecek maksimum hukuksuzluk konusunda da ulaşılması zor yeni bir çıta koydu.

Mesnetsiz, tutarsız, saçma gerekçelere ve iddialara dayandırılan; haklı ve hukuki dayanağı olmayan bu dava, mahkemenin artık sadece hukuk ve uluslararası normları değil yasaları, usul kurallarını da tanımama ısrarı ile yeni bir boyut kazandı. Davanın şimdiye kadarki seyri, sadece Türkiye ile sınırlı kalmayacak, kolay silinmeyecek ibretlik bir örnek olmaya fazlasıyla yeter. Ancak yargılama süreci başladıktan sonra yaşananlar, keyfiliğin bir dip noktası olmayacağını gösteriyor.

‘Suç bulamadık, bari uydurulalım’

Osman Kavala, makul olmayacak kadar uzun bir süre savcı karşısına bile çıkartılmadan, ne ile suçlandığını bilmeden (iddianame hazırlanmadan) tutuklu kalmıştı. İddianame çıktığında ise böyle bir “iddianameyi” kabul eden mahkemenin, nasıl yargılama yapacağı merak konusu oldu. Çünkü iddianamede, değil isnat edilen suçlara delil teşkil edebilecek bir satır, bu davada sanık olanlar için herhangi bir kusur bile gösterilebilmiş değildi. Daha fenası, “suç bulamadık bari uyduralım” çabası, -şimdi mücadele edildiği söylenen- bir suç örgütünden devralınanlardan ibaretti. Bu iktidarın komplolar kurmakla suçladığı ve yargıladığı “FETÖ’nün” hukuksuz –ve komplo amaçlı- topladığı materyal, iddianame tarafından “yeniden kıymetlendirilmişti”. Davanın daha ilk duruşmasından başlayarak, savunma, tutarsız iddiaların hemen hepsini çürüttü. Aslında ortalıkta çürütülecek bir iddia veya yargılamaya konu olacak pek bir şey de yoktu. Suç yoktu, suç olmadığı için delil de yoktu, iddianameye giren dinleme kayıtlarında şiddet, kalkışma değil yakışıksız bir söz bile bulunmuyordu. Darbe yapmaya kalkanların örgütü veya ellerine aldıkları bir taş bile yoktu. “Her şeyin başı Soros”un parasının izi de, sanık listesinde ismi de yoktu.

“Tahkim” edilerek –Kavala’yı tahliye etmek gerektiğini düşünen önceki heyet başkanı apar topar görevden alınmıştı- oluşturulan mahkeme heyetinin önünde, olmayan suça suçlu bulmak, kurgulanmış hukuksuzluğu sürdürmek gibi zor bir görev vardı. Mecburen duruşma dediğimiz garip oturumlar serisindeki “yüksek performans”, galiba bu zorluktan ortaya çıktı. Hemen her duruşmada hukuka, yasalara ve usul kurallarına aykırı noktalar, savunma tarafından tek tek dile getirildi. Mahkeme, “hiç olmazsa işi kuralına göre yapmaya” ısrarla davet edildi. Yüzlerce talep ve dilekçe mahkeme kaleminden geçti. Bu da yetmedi, AİHM 10 Aralık gününde oy birliğiyle, bu davada yapılanların hukuk dışı olduğunu karara bağladı, Osman Kavala’nın da hemen serbest bırakılmasını talep etti. Adaletle (yasaları uygulamakla) görevli yargıçların yaptıkları işle ilgili hatalarının bu kadar yüzlerine vurulması gerçekten çok sarsıcı olabilirdi. Ancak mahkeme heyeti hiç esnemedi. Kim ne derse desin, hangi yasa maddesi ne söylerse söylesin, hangi usul kuralı çiğnenmiş olursa olsun, bildiğini okumaya devam etti. Gerekçe açıklama ihtiyacı duymadan, “kuralı ben koyarım, istersem de değiştiririm” demeyi sürdürdü.

‘Kıymetlendirilen’ tanık

28 Ocak 2020 tarihinde yapılan duruşmada yaşananlar bu dava ve bu davanın yürütülme biçimiyle ilgili çok net bir resim aslında. Biraz geriye giderek duruşmaya damgasını vuran meseleyi hatırlatayım: İddianamedeki suç/suçlu uydurma çaresizliklerinden en çarpıcısı, kendi beyanıyla akli dengesizlik nedeniyle ordudan atıldığını söyleyen bir emekli subayın, tam da olması gerektiği gibi deli saçması suçlamalarıydı. Gerçek adı konusunda bile tereddütler olan bu insan, 2016 yılında alındığı söylenen ifadesinde –iddianamenin tamamında olduğu gibi- somut bilgi içermeyen kanaatleriyle bu davanın sanıklarını itham ediyordu. Sonra aynı adam, çıkıp –savcılığa dilekçe vererek- “benim söylediklerime neden bakıyorsunuz ben hastayım” demişti. İddianame suç uydurma işinde yetersiz kalınca, bu “tanık” -tıpkı “FETÖ dinlemeleri” gibi- yeniden “kıymetlendirilmek” istenmiş anlaşılan. Meğer bu insan, iddianame çıkmadan bir gün önce elinde bir gaz maskesiyle gelip, “bunu davanın sanığı olanlardan aldığını söyleyen birilerinden aldım. Sanıkları suçlayacak şeyler anlatırım ama duruşmada olmaz” demiş. Mahkeme heyeti de, yasalara ve usul kurallarına aykırı olarak bunu kabul etmiş.

28 Ocak duruşmasında tek tek söz alan bütün avukatlar, yapılanın her adımda yasalara, usul kurallarına ve hukuka aykırı olduğunu anlattılar: Tanığı, savunmadan kaçırmak. Savunmanın tanığa soru sonra hakkımızı engellemek. Sesli ve görüntülü yapılması yasa gereği olan duruşmanın, belirsiz bir yerde yapılan görüşme tapesi olarak dosyaya konması. Tanığın kimlik bilgileri dahil olmak üzere güvenilirliği ile ilgili sorgulama yapılmaması. Ve daha onlarca açık yasal gerekliliğin yerine getirilmemiş olması. Yetmezmiş gibi bu duruma ilişkin yapılan itirazların gerekçe belirtilmeksizin “öyle işte” diye cevaplanması.

Avukatsız yargılama

Bunların yanı sıra, İstanbul Barosu Başkanı, –daha önce 12 Baro tarafından bir bildiriyle kınandığı gibi- avukatların duruşmada bulunmasının bir güvenlik sorunu veya tanığın can güvenliği için tehdit olarak görülmesinin kabul edilemez olduğunu söyledi. Ali İsmail Korkmaz’ı öldüren polisin müşteki olarak davaya kabulü gibi hukuk dışı olmak yanında akıl, vicdan dışı karar ve uygulamaları da ekleyerek bütün avukatlar reddi hakim talebinde bulundular. Mahkeme heyeti her zaman olduğu gibi bu talebi de kabul etmeyince avukatlar protesto ederek salondan çıktılar. Son derece açık gerekçelerle adil yargılama yapamayacakları yüzlerine vurulan yargıçların, davadan el çekmeleri gerekirken, yeni bir kural ihlaliyle avukatsız yargılama sürdürüldü.

Bu davanın varlığı ve mahkemenin ortaya koyduğu uygulamalar, “yargıya talimatlarımızı verdik” sözlerinin sakınmadan kameralar önünde söylendiği günlerden geçtiğimiz için fazla şaşırtıcı gelmiyor olabilir. Ancak yine de anlamakta zorlandığım –duruşma arasındaki sohbetlerde bu konuda yalnız olmadığımı da gördüm- noktalar var. Bunun birkaç ayrı siyasi hesabı bir arada görmek için kurgulanmış, en azından öyle gelişmeye başlamış bir dava olduğu çok açık. Fakat iktidara karşı bir darbe hazırlandığı suçlamasını, sahiden darbe yapmış olanların hazırladığı uyduruk kanıtlara yaslamak kimin aklı? Çaresizlik mi, özel bir tercih mi? İçeriği zaten boş olan “delillerin” güvenilirliğini de sıkıntıya sokan bu kadar çok –hatta seri- hata sadece beceriksizlik olabilir mi? Yoruma açık olmayacak kadar bariz –aynı zamanda üst yargılamalarda ve uluslararası mahkemelerde kolayca ihlal alacak – yasa ve usul tanımazlık, kime ne anlatmak için bu kadar abartılıyor? Dünyanın en zayıf iddianamesini yeniden “kıymetlendirilen” deli saçmalarıyla kuvvetlendirmek mümkün mü? Gezide yaralandığı için müşteki olabilecek binlerce kamu görevlisi bulunabilecekken, tutup Ali İsmail Korkmaz’ın katilini mağdur saymak kimin fikri? Sanıklardan Can Atalay’ın duruşma salonunda söylediği gibi, mahkeme heyeti de dahil ketenpereye getirilmeye çalışılanlar görünenden daha mı kalabalık?

Trump’dan tek taraflı ‘yüzyılın barış planı’

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte ‘Yüzyılın Planı’ adını verdiği ‘Orta Doğu Barış Planı’nı açıkladı. Planda Kudüs’ün bölünmemiş bir şekilde İsrail’e ait olmasının öngörülüyor.  Trump ile Netanyahu’nun açıklamasında, Filistin’den hiçbir yetkili yer almadı. Türk gazeteciler de Beyaz Saray’daki toplantıya alınmadı. 

BBC Türkçe’nin haberine göre, Trump’ın açıklamasından öne çıkan noktalar şöyle:

  • Bu vizyon geçmiştekilerden çok farklı. Geçmiştekiler çok ayrıntılı önerilerdi ve çok ayrıntılı olduğu için de başarılması zor önerilerdi. Kesin ve taktik çözümlere ihtiyacımız var.
  • Her iki tarafla da bir araya geldim, İsrail şimdi barışa doğru önemli bir adım atıyor. Doğrudan müzakerelere gidecek bir yolu kabul etti.
  • Her iki taraf da barışı çok istiyor. İsrail ilk defa bir kavramsal harita çıkarılmasına izin verdi. Bu, ödünlerin verileceği bir harita olacak.
  • İsrail devleti ile çizdiğimiz bu sınırları ABD tanıyacak. İki devletli yapıya geçiş sürecinde İsrail’in güvenliği hiçbir şekilde tehlikeye girmeyecek.
  • Gece kulüplerine saldırılar, otobüslere bombalı saldırılar bir daha geri gelmeyecek.
  • Ben İsrail için çok şey yaptım. ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıdım. Golan Tepeleri’ni İsrail toprağı olarak tanıdım. Belki de en önemlisi İran’la yapılan korkunç anlaşmadan ABD’nin çıkmasını sağladım.
  • Filistinliler için de çok şey yapmam gerekiyor. Aksi takdirde adil olmaz. Filistinliler için de bağımsız bir devlet olma şansı çıkacak.
  • Ortaya koyduğumuz plan, Filistin’in topraklarını iki katına çıkaracak.
  • Hiçbir Filistinli ya da İsrailli evlerini terk etmek zorunda kalmayacak.
  • Filistin Cumhurbaşkanı Abbas’a sesleniyorum; bu toprakları alın ve kendi devletinizi kurun. Yıllardır gelişemiyorsunuz. Filistin bunun sonunda bağımsız ve harika bir devlet olsun. Sayın Abbas barış yolunu seçerseniz Amerika ve diğer ülkeler barış yolunda size destek olacak.
  • Hamas’ın, İslami Cihat Örgütleri’nin barışa karşı atacakları adımları yasaklayacak kanunlar olacak. Terörün hiçbir şekilde destek almasına izin vermeyeceğiz.

Trump, Umman, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne de barış çabalarını destekledikleri için’ teşekkür etti.

Yıllara göre nüfus ve yerleşim dağılımı ile Trump’ın planı.

İsrail kabinesi ‘ilhak’ı oylayacak 

İsrail kabinesi, pazar günü işgal altındaki Batı Şeria‘da yer alan Ürdün Vadisi ve yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerinin “ilhakını” oylayacak.
ABD’nin İsrail Büyükelçisi David Friedman, Tel Aviv yönetiminin istediği zaman işgal altındaki Batı Şeria’da yer alan yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerini “ilhak” edebileceğini söyledi. “İsrail’in, Yahudi yerleşimleri ilhak etmek için beklemesine gerek var mı?” şeklindeki soruya Friedman, “Hayır İsrail’in beklemesine gerek yok” cevabını verdi.

Filistin’den cevap: Bin kere hayır

Trump’ın planına tepki gösteren  Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas “Bin kere hayır” dedi. Ramallah’ta basın toplantısı düzenleyen Abbas, ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘barış planını’ reddettiklerini açıklayarak, “Hiçbir Filistinli Müslüman veya Hristiyan’ın bu planı kabul etmesi mümkün değil. ‘Yüzyılın Anlaşması’na bin kere hayır diyoruz. Kudüs satılık değildir diye konuştu.

Mahmud Abbas, Filistin’in ilkelerine ve uluslararası meşruiyet temelinde müzakerelere bağlı olduklarını belirterek, “Bütün gücümüzle savaşacağız. Bu savaştaki öncelikli silahımız ise barışçıl harekettir” ifadelerini kullandı.

Trump, tek taraflı Ortadoğu barış planı kapsamında öngörülen İsrail ve Filistin devletlerinin sınırlarını gösteren bir haritayı paylaştı.

İsveç ve İran’dan da tepki

İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde ve İran Dışişleri Sözcüsü Abbas Musevi de Trump’ın açıkladığı plana tepki gösterdi. ABD’nin planının İsveç ve Avrupa Birliği’ni (AB) bağlamadığını belirten Linde, “İsveç ve AB’nin İsrail-Filistin sorunu konusundaki konumu açık. İsrail ve Filistinliler her iki devletin başkenti Kudüs’te barış ve güvenlik içinde yaşarken, uluslararası hukuka sıkıca bağlı müzakere edilen iki devletli çözümü destekliyoruz”diye konuştu.

Musevi ise Filistin topraklarının Filistin halkına ait olduğunu vurgulayarak, İsrail rejiminin Filistin topraklarında işgalci olduğunu söyledi. Musevi, “Filistin sorunun çözümü ancak Filistinliler arasında yapılacak referandum ile çözülebilir. Bunun dışındaki tüm anlaşmalar kınanmalıdır” ifadelerini kullandı.

Türkiye: Kudüs kırmızı çizgimizdir

Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan azılı açıklamada, planın işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail egemenliğini tanıdığı belirtildi ve şu ifadelere yer verildi:

“ABD’nin sözde barış planı ölü doğmuştur. Bu plan, iki devletli çözümü öldürmeyi ve Filistin topraklarını gasbetmeyi hedefleyen bir ilhak planıdır. Filistin halkı ve toprakları parayla satın alınamaz. Kudüs kırmızı çizgimizdir. İsrail’in işgal ve zulmünü meşrulaştırmaya yönelik adımlara izin vermeyeceğiz. Kardeş Filistin halkının daima yanında olacağız. Filistin topraklarında bağımsız Filistin için çalışmaya devam edeceğiz. Filistin’in kabul etmeyeceği hiçbir planı desteklemeyeceğiz. İşgal politikalarına son vermeden Ortadoğu’ya barış gelemez.”

Koronavirüs’ten ölenlerin sayısı 132’ye, vaka sayısı 6 bine yükseldi

Koronavirüs salgınıyla boğuşan Çin‘de ölümlerin sayısı artıyor. Çin Ulusal Sağlık Komisyonu, virüs yüzünden hayatını kaybedenlerin sayısının bir önceki güne göre 26 artarak 132’ye çıktığını açıkladı. Can kayıplarının neredeyse tamamı salgının ortaya çıktığı ve taşıma hizmetlerinin tamamen durdurulduğu Hubei eyaletinde görüldü. Virüs tanısı koyulan vakaların sayısı ise 1459 artarak 5 bin 974’e yükseldi.

Dünya önlemleri artırıyor

Birçok ülke Çin’in Wuhan kentinde bulunan vatandaşlarını tahliye etmeye çalışıyor. Japonya, salgının merkezi Wuhan’dan vatandaşlarını tahliye etti. ABD’li yetkililer virüsün yayılmasını engellemek için Beyaz Saray’ın Çin geneline uçuşları askıya almak gibi sıkı önlemleri değerlendirdiğini belirtti.

Beyaz Saray’da salgın hakkında her gün toplantı yapıldığı ve virüsün yayılmasına neden olabileceği için Çin’e yapılan uçuşların kontrol edildiği belirtiliyor. Birçok havayolu ise Çin’e uçuşlarını azaltttı, çok uluslu şirketler ülkeye yapılan seyahatleri sınırladı. Salgının yayılacağı kanısı ise küresel ekonominin ivme kaybedeceği endişesi yaratıyor.

Türkiye 32 kişiyi tahliye ediyor

Wuhan kentinden yayılan koronavirüs salgınıyla ilgili olarak bir tv kanalına açıklama yapan Türkiye’nin Pekin Büyükelçisi Emin Önen, sözkonusu virüsün henüz hiçbir Türk vatandaşına bulaşmadığını belirterek, “Birkaç gün içinde 32 vatandaşımızı, aileleriyle birlikte Wuhan’dan tahliye edeceğiz” dedi.

Enfekte olanların sayısı SARS’ı geçti

Çin’de yeni tip ‘koronavirüs’e yakalananların sayısı, yine salgın bir hastalığa yol açan SARS virüsüne yakalananların sayısını geçti. 2002-2003 yıllarında aktif olan SARS salgınında dünya çapında yaklaşık 800 kişi ölmüştü.

Bazı uzmanlar SARS kadar öldürücü olmadığını düşünüyor olsalar da yeni tip virüs bilim çevrelerinde endişe yaratıyor. Virüsün yayılma hızı ve mekanizmaları hakkında henüz yeterli bilgi bulunmuyor.

Ugandalı iklim aktivisti beyaz akranlarıyla çekildiği fotoğraftan silindi

Ugandalı iklim aktivisti Vanessa Nakate, Davos Zirvesi’nde akranları Greta Thunberg, Loukina Tille, Luisa Neubauer ve Isabelle Axelsson ile çekildiği fotoğraftan haber görseli yapılırken çıkartılmasını büyük tepkiyle karşıladı.

Fotoğrafın orijinal hali- AP/ Markus Schreiber

Twitter üzerinden bir mesaj yayınlayan Nakate, Associated Press’in (AP) haberini retweetleyerek “Beni neden fotoğraftan çıkardınız? Grubun parçasıydım!” dedi.

‘Arkadaki bina dikkat dağıtıyordu’

AP’nin görüntü direktörü David Ake, Buzzfeed UK’ye yaptığı açıklamada sıkı bir süre zarfında fotoğrafçının “tamamen kompozisyona göre kırptığını” söyledi. Ake fotoğrafçı için “Arka plandaki binanın dikkat dağıtıcı olduğunu düşünmüş” dedi.

‘Irkçılığın ne olduğunu anladım’

İklim aktivisti Nakate ise durumu ırkçılık olarak nitelendiriyor. Nakate, paylaştığı videoda iklim krizini çevreleyen konuşmalarda siyah ve kahverengi seslerin silindiğini ancak krizden en çok etkilenenlerden birinin de gene bu insanlar olduğunu söyledi.

Gözyaşları içinde fotoğraftan kırpılmanın nasıl bir duygu olduğunu anlatan iklim aktivisti “hayatımda ilk defa ırkçılığın ne demek olduğunu anladım” dedi ve şu ifadeleri kullandı:

Bunu hak etmiyoruz. Afrika en az karbon salan ülkelerden ama iklim krizinden en çok etkilenen de biziz. Seslerimizi silmeniz hiçbir şeyi değiştirmez. Hikayelerimizi silmeniz hiçbir şeyi değiştirmez.

Greta Thunberg de sosyal medyada paylaştığı destek mesajında “Vanessa’ya yapılan kabul edilemez. Vanessa’nın da dediği gibi siz sadece bir fotoğrafı değil tüm kıtayı sildiniz” dedi.

İBB, Şubat’ta Bisiklet Çalıştayı yapacak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından 7 Şubat 2020 tarihinde, “İstanbul Bisiklet Master Planı” ve “Bisiklet Yolları Tasarım Rehberi” başlıklarında iki çalıştay yapılacak. Çalıştayda, kent içi toplu taşıma sistemi ile entegre bisiklet yolu ağı ve altyapıları ile ilgili sorun ve öneriler konuşulacak.

Kentin bisiklet yol ağının düzenlenmesi ve geliştirilmesi amacıyla düzenlenen çalıştay kapsamında konu ile ilgili uzmanların, kurumların, vatandaşların, STK’lerin,  firmaların ve bisiklet kullanıcılarının görüş ve önerileri alınacak; katılımcı bir anlayışla ortak  bir yol haritası oluşturulacak.

Çalıştay’a katılmak için şuradan kayıt olabilirsiniz. Katılım sınırlı sayıda olacağından bir gruptan en fazla 4 kişinin katılması isteniyor.

Program şöyle:

 

Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu: Kanala değil depreme bütçe ayırın

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın Kanal İstanbul ÇED Raporlarına itirazlar sürerken açıkladığı İstanbul ili Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı‘nda yaptığı değişikliğe itirazlar bugün sonlandı.

Beşiktaş Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü önünde bir araya gelen Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu “Kanala değil, depreme bütçe” pankartı açarak “Rant ve talan projesi”, “Kanal İstanbul’a hayır” pankartları açarak projeye tepkilerini dile getirdi.

‘Kanal’a değil depreme bütçe ayrılmalı’

Ya Kanal Ya İstanbul adına basın açıklamasını Kemal Doksanyedi okudu. Doksanyedi, İstanbul’un deprem riskine vurgu yaparak bilim insanlarının İstanbul’da 1 milyon konutun güvenli olmadığını, 100 bini aşkın konutun ise olası depremde yıkılabileceğini öngördüğünü söyledi ve “İnsanlar deprem olduğu için değil, kötü yapılaşmadan dolayı can verirken, evsiz kalırken, bir avuç zengine kâr sağlayacak Kanal Projesi’ne değil depreme bütçe ayrılmalıdır” dedi.,

‘Fay hattına kanal yapılması isteniyor’

Çevre Düzeni Planı’nda yapılan değişikliğe itirazımızın önemli nedenlerinden birisinin de deprem olduğunu söyleyen Doksanyedi “Deprem bilimciler kanalın Marmara ağzının İstanbul depreminden şiddetli bir biçimde etkileneceğini açıkça söylüyor. Plan değişikliği, 3 canlı fay hattının yer aldığı bölgede nüfusu 1 milyona varan bir yeni şehir kurulmasını öngörüyor. Bu yerleşim deprem ve tsunami riskinin etkilerini büyütecektir. Yeni Şehir Projesi katliama davetiyedir” dedi.

‘ÇED süreci hukuksuz’

İstanbul’da büyük bir ekolojik yıkıma neden olacak plan değişikliğine itirazlarını sıralayan Doksanyedi, “Planlama süreçleri ve ÇED süreçleri hukuksuzdur ve bu nedenle söz konusu plan değişikliği yok hükmündedir. Plan değişikliği, 1/100 000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı ana kararlarıyla çelişmektedir. Bu anlamda hukuksuz ve yok hükmündedir” ifadelerini kullandı.  Doksanyedi, Çevre Planı’ndaki değişiklik ile ilgili itirazları ise şu şekilde paylaştı:

Plan değişikliğinin kendi plan notları ile plan arasında da tutarsızlık söz konusudur: İstanbul Çevre Düzeni Planı’nda İstanbul’un sürdürülebilir gelişmesi açısından vazgeçilmez öneme sahip ekolojik kuşak ve koridorların ana bileşenlerinin içme suyu havzaları ve orman alanları olduğu belirtilmektedir. İstanbul’un sürdürülebilir gelişmesi açısından vazgeçilmez öneme sahip ekolojik kuşak ve koridorların ana bileşenlerinin içme suyu havzaları ve orman alanları olduğunu açıkça belirtilmesine rağmen, 1/100 000 plan değişikliği, bu kabulle hazırlanmamıştır. Plan notları ve plan arasında tutarsızlıklar bulunmaktadır.

‘Katılım gözetilmedi’

Planın hazırlanmasında katılımı sağlamak üzere toplantı, çalıştay, duyuru gibi yöntemlerle bilgilendirme yapılmamış, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarının görüşleri alınmamıştır. ÇED raporuna göre Küçükçekmece Gölü kıyısındaki Bathonea Antik Kenti, İstanbul’daki ilk yerleşmelerden biri olan Yarımburgaz Mağaraları gibi kültürel varlıklar proje tarafından yutulacaktır. Köyler ortadan kalkacak, mezarlıklar yok olacaktır. Kamu yararını esas almamaktadır.

‘Plan bütüncül değil’

Yenişehir planlama yaklaşımı, bugüne kadar İstanbul için yapılmış bütüncül yaklaşımlı üç ana plana da aykırı olarak; ‘bütüncül’ değil, ‘parçacı/projeci’, koruma-kullanım dengesini gözeten değil, yalnızca kullanan, katılımcı değil, siyasi üst kararlarla, emredici bir yaklaşımdır. Kamu yararını esas almaktan ise çok uzaktır. Bu türden plan bütünlüğünü bozucu otonom kararlarla yapılan projeler çevresinde başka yeni yatırım ve yasa dışı yapılaşmaları da tetikleyecek ve kentin kuzeyindeki hassas bölgelerini tahrip edici bir kısır döngüye neden olacaktır. Proje kentsel ölçekteki tüm alt yapıyı ve ulaşım akslarını parçalayarak, kamuya çok yüksek ve önceliği olmayan sosyal ve ekonomik maliyetler yükleyecektir ve bu anlamda da kamu yararına değil zararınadır.

‘Doğanın yok edilmesi maliyetlendirilemez’

Doğanın yok edilmesi maliyetlendirilemez. Karadeniz’in kıyı coğrafyası bozulacaktır. Su fakiri İstanbul’un su kaynakları yok olacaktır. Temel haklardan olan yaşam hakkı, su hakkı halkın ve gelecek kuşakların elinden alınmaktadır. Doğanın bu ölçekteki tahribinin maliyetini kim, nasıl, neye göre hesaplayabilir? Kentli hakkını yok sayan, toplumun, gelecek kuşakların ve tüm canlıların yaşam hakkını gasp eden bir projedir.

 

Basın açıklamasının ardından yurttaşlar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Çevre Düzeni Planı’nda yaptığı değişikliğe itiraz ettikleri dilekçeleri bakanlığa iletti.

Manisa’de deprem: Can ve mal kaybı yok

Manisa’nın Kırkağaç ilçesinde saat 14.26’da bir deprem meydana geldi. Merkez üssü Kırkağaç olan deprem Kandilli Rasathanesi’ne göre 5.1 büyüklüğünde meydana gelirken Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) depremin büyüklüğünü 4.8 olarak açıkladı. Depremde can ve mal kaybı olmadığı bildirildi.

Deprem İzmir başta olmak üzere çevre illerden de hissedildi. AFAD depremin derinliğini 6.98 kilometre olarak açıkladı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Manisa’daki depremle ilgili yaptığı ilk açıklamada, “Şu anda herhangi bir hasar yok. 4.8 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Geçmiş olsun” dedi. Manisa Valisi Ahmet Deniz de sahadan aldıkları bilgilere göre herhangi bir olumsuzluk olmadığını söyledi: “Muhtar arkadaşlarla da görüşüyoruz. Arkadaşlarımız da Kırkağaç merkez ve mahallerini kontrol edecekler”

Alifakı muhtarı: Küçük çaplı hasar var 

Kırkağaç Belediye Başkanı Yaşar İsmail Gedüz, “Ben de dahil bütün arkadaşlarımız arazide dolaşıyoruz. Şu ana kadar olumsuz bir durum duymadık. Tehlike bir durum iletilmedi” derken, deprem merkezine en yakın köylerden olan Alifakı Köyü’nün muhtarı Burhanettin Top bazı evlerde küçük çapta hasar oluştuğunu duyurdu. Top, “Bazı evlerimizde hasar var. Metruk olan binalar bunlar. Önceki depremde hasar gören binalardaki çatlaklar biraz açılmış görülüyor” diye konuştu.

Manisa’da 22 Ocak Çarşamba günü merkez üssü Akhisar olan 5.4 büyüklüğünde, 25 Ocak’ta da yine merkez üssü Akhisar olan 4.1 büyüklüğünde depremler meydana gelmişti.

Yaşam Nöbeti kazandı: Adalarda faytonlar tarihe karıştı

Adalarda atlı faytonların kaldırılması talebiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) önündeki Saraçhane Parkı’nda başlatılan Yaşam Nöbeti 41. gününde sona erdi.

Yaşam Nöbeti’ndeki hayvan hakları aktivistleri, adalarda sembolik faytonların da kaldırılması ve atların sağlıklı bir şekilde yaşamlarına devam etmelerinin sağlanmasına dair taleplerinin yerine getirildiğini söyledi.

Atların sembolik kullanımına itiraz

İBB Meclisi‘nde geçtiğimiz 16 Ocak tarihinde 277 adet tescilli fayton plakasının 250 bin TL bedelle, atların tanesinin de 4 bin TL bedelle satın alınması kararı kabul edilmişti. Kararda adalarda atların artık ulaşım aracı olarak kullanılmayacağı da söylenmişti.

Atların yalnızca ulaşım aracı olarak değil nostalji olarak kullanılmasını da kabul etmeyeceklerini söyleyen eylemciler, bu sözü alana kadar çadırlı eylemlerine devam edeceklerini İBB önünde yaptıkları basın açıklamasıyla belirtmişlerdi. Eylemciler, ayrıca atların rehabilitasyon merkezlerinde bakılmasını ve süreç hakkında şeffaf bilgi paylaşımı yapılmasını istemişlerdi.

İBB önünde basın açıklaması

Talepler büyük ölçüde karşılandı

Yaşam Nöbeti bugün yaptığı açıklamada taleplerinin büyük ölçüde karşılandığı müjdesini paylaştı. Aktivistler, “Bugüne kadar İBB Başkanlığı ve temsilcileri,İstanbul Valiliği, Adalar Kaymakamlığı ve İlçe Tarım Müdürlüğü başta olmak üzere birçok kamu kurumuyla yaptığımız görüşmeler, tüm havan özgürlüğü aktivistlerinin taleplerinin kabul edildiğini ‘sembolik’, ‘turistik’, ‘nostaljik’ vb. isimler altında da olsa atlı faytonların artık devam etmeyeceğini gösteriyor” bilgisini paylaştı. Açıklamanın devamında şu ifadeler kullanıldı:

#YaşamNöbeti etrafında biraraya gelmiş hayvan özgürlüğü mücadelesi veren, hayvan hakları hareketinin çeşitli bileşenleri olarak artık Adalar’daki atların ‘sahip’lerinden satın alınması ve rehabilitasyon merkezlerinde yaşamlarına özgürce devam etmeleri için uygun koşulların yaratılmasına odaklanmış bulunmaktayız.

‘Takipçisi olacağız’

Fayton zulmü altında yıllardır sömürülerek çalıştırılan 1300’e yakın atın yaşatılması, kamu kurumları tarafından finanse edilecek bakım ve yaşam ortamlarına ulaştırılması, yaşam şartlarının bizlerin de içinde yer alacağı hayvan hakları kurumları tarafından denetlenmesi ve yaşamlarının sonuna kadar sömürülmeden yaşayabilmeleri artık öncelikli gündemimiz haline gelmiştir.

‘Son kafes kırılana kadar devam’

Grup, açıklamanın devamında 41 gündür sürdürdükleri Yaşam Nöbeti’ni sonlandırdıklarını duyurdu. Aktivistler, sonraki süreçte şu anda Adalar’da yaşayan 1300’e yakın atın hayvan haklarına ilişkin denetim mekanizmalarının kurulduğu yeni yaşam alanlarına alınması sürecinin takipçisi ve katılımcısı olacaklarını ve atların sağlık ve güvenliğini sağlamak adına çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi. Açıklama şu ifadelerle sona erdi:

Hayvanları yemek, giyecek, denek, taşıt, köle ve eşya statüsüne koyan bu sömürü düzeninde; özgürlük, eşitlik ve adalet diye haykıran vegan aktivistler; hayvan hakları mücadelesine yaşam nöbetiyle yeni bir bakış açısı getirmiştir. İneğin, tavuğun, balığın özgür olduğu vegan bir dünyanın temellerini atarken; yaşam nöbeti direnişini başlatan ve “Tüm Hayvanlara Özgürlük!” diyen aktivistler; hayvan hakları mücadelesinin bütün hayvanlar için olması gerektiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Birlikteliğimizden aldığımız dayanışma gücü, Burak Özgüner’den aldığımız umut ve ilhamla tüm hayvanların özgürlüğüne koştuğu günleri birlikte örüyoruz. Son kafes kırılana dek; hayvan sömürüsü ve köleliğine karşı özgürlük, katliama ve ölüme karşı yaşam!

Gezi davasının beşinci duruşmasından da Kavala’ya tahliye çıkmadı

Hak savunucusu ve iş insanı Osman Kavala’nın tutuklu, 15 kişinin tutuksuz yargılandığı Gezi Davası’nın beşinci duruşması Silivri Kampüsü’ndeki İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Avukatlar dosyada ‘ihbarcı’ olarak yer alan eski asker Murat Papuç’un dinlenmesiyle ilgili usul hatası yapıldığını belirterek mahkeme heyetinin reddini istedi. Mahkeme bu talebi reddederken müdafii avukatlar salonu terk etti. Avukatlara alkışlarla destek veren izleyiciler salondan çıkartıldı.

Mahkeme heyeti ara karar açıklanacağı sırada itirazda bulunan CHP’li Vekil Sezgin Tanrıkulu’nu da dışarı çıkarttı. Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti Osman Kavala’nın tutukluluğunun devamına karar verdi.

Bayraktar: Tanık bizden kaçırılıyor

Duruşmanın başlamasıyla birlikte söz alan Osman Kavala‘nın avukatı Köksal Bayraktar söz alarak mahkeme heyetinin reddini istedi. Kavala soruşturması dosyasında ‘ihbarcı’ olarak yer alan eski asker Murat Pabuç’un dinlenmesiyle Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun yedi yönden ihlal edildiğini dile getiren Bayraktar özetle şunları söyledi:

“Dinlemelerinizde hiçbir şekilde sesli aktarma bulunmadınız bu birinci hata. İkinci hata; görüntülü aktarma yapın. Biz başka bir yerde bulunacağız. O ekrandan bize aktarma yapılacak. Üçüncüsü, soru sorma hakkı hazır bulunma hakkı olan kişilere kullandırılmamıştır.

‘Tanık bizden kaçırılıyor’

Ceza yargılamasında savcı ile savunma makamı eşittir. Tanığın dinlenmesi sırasında avukatların olmaması ‘silahların eşitliğine’ ve Anayasa’daki eşitlik kuralına aykırıdır. Nasıl o hazır bulunduruluyor da biz bulundurulmuyoruz ya da ses ya da görüntü aktarımıyla dinlendirilmiyoruz? Tanık bizden kaçırılıyor. Nerede dinlendiği belli değil. Kanuna aykırı elde edilen delile dayanılamaz. Bu nedenle yüksek heyetinizi CMK 24 ve 25. maddelerine uyarak reddediyoruz.”

Kazan: Linkedin’den müdafilere davet gönderdi

Can güvenliği olmadığı gerekçesiyle ifadesinin kimsenin olmadığı bir duruşmada alınmasını talebi mahkeme tarafından kabul edilen Murat Papuç‘un Linkedin’den müdafilere davet gönderdiğini belirten Avukat Turgut Kazan şöyle konuştu:

“Sanık müdafiilerine davet gönderen ve o koşullarda dinlenen tanığın durumunun ne olduğuna bakmanız gerekmez mi? O davetin sadece sanık müdafiilerinden Aslı Kazan‘a değil başka müdafiilere de gönderildiğini bilgilerinize sunmak istiyoruz. Dinlemede hazır bulunursa hayati tehlike yaratacağını düşündüğünüz bu olayda Murat Papuç Aslı Kazan’ı tanıyormuş. Bu durum can güvenliği nedeniyle yoklukta alınan ifadenin ne kadar yanlış olduğunu apaçık gösteriyor. Murat Papuç Mahkemeyi yanıltmıştır, mahkeme yanılmıştır. Sizin can güvenliği nedeniyle verdiğiniz karar, avukatlara tehlike yarattı. Murat Papuç’la ilgili suç duyurusunda bulunulmalıdır.”

İlkiz: Gizleyecek bir şeyimiz yok

Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman ve Can Atalay‘ın müdafii Avukatı Fikret İlkiz ise konuyla ilgili şunları söyledi:

“Murat Papuç ifadesinden hareketle pek çok soru sorduğunuzu biliyoruz. İddianame Arap Baharı ile başlıyor. Ne tuhaf değil mi, sizin 28 Mart 2016’da dinlediğiniz Papuç da söze Arap Baharı ile başlıyor. Ayrıca ne tuhaf değil mi bilgi veren şahsa avukat isteyip istemediği de soruluyor. 17.12.2019 tarihli 30 ACM tarafından yazılmış bir yazı var Murat Papuç ifadesini bize gönderin diye. Savcılık ifade biz de yok diye yanıt verdi.

Nasıl olduysa ifade bir şekilde dosyaya girdi. İfadelere bakınca anlıyoruz ki ifade sırasında Pazartesi günü ara verilmiş. İfadenin kalanının tarihi Perşembe devam ediyor. O arada ne oldu? Bunun basit bir maddi hata olmadığı açık. Heyetinizin tanığa bunu sormadı.

Bütün bunları dikkate alınca, size hiç güvenimiz yok. Biz Gezi ile ilgili olarak ben yapmadım, görmedim, etmedim demiyoruz. Basın açıklaması mı? Benim müvekkillerim yaptılar. Herhangi bir sanığı bizim yüzünden tutuklu tutuyorsanız tutmayın. Bize sorun ki açıklayalım. Kimseden gizleyecek bir şeyimiz yok. Heyetinizin reddi ile ilgili olan ve Murat Papuç’la ilgili tavrınız nedeniyle heyetinizi reddediyorum.”

Demir: Usule uymadınız

İlkiz’in ardından söz alan Yiğit Ali Ekmekçi müdafii Avukatı Hasan Fehmi Demir ise Papuç’un dinlenmesiyle alakalı “heyetin kayıt almayarak kanuna aykırı davrandığını söyledi. Demir şöyle devam etti:

“İlk celseden itibaren dava dosyasına gelen belgelerin okunması konusunda da usule uymadığınızı görüyoruz. Bu nedenle de heyetinizi reddediyoruz. Yunus Fındık ‘Şikayetçi değilim’ diyor, siz katılmasına karar veriyorunuz. Ahmet Güçlü, Emre Polat, Erdoğan Akyüz ‘Katılmak istemiyorum’ diyor. Siz katılmasına karar veriyorsunuz. Bu açıkça kanuna aykırıdır.

Mevlüt Saldoğan, Ali İsmail Korkmaz’ın katili. 13 yıl hapis cezası almış eyleminden ötürü. Saldoğan ‘Eskişehir’de Ali İsmail Korkmaz‘ın ölümü nedeniyle beni suçladılar, ceza aldım, KHK ile çıktım’ diyor. Siz bir katili, katil olduğu için dosyaya kattınız”

Ali İsmail Korkmaz’ın ailesi itiraz etti

Demir’in sözleri üzerine Mahkeme Başkanı Galip Mehmet Perk “İddianameye bakarsanız polise taş attıkları için kabul ettik” dedi. Ali İsmail Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz, mahkeme hayetine itiraz edince, Mahkeme Başkanı, Ali İsmail Korkmaz’ın ailesine “Acınızı anlıyorum” dedi. Bunun üzerine salondan sesler yükseldi.

Avukatlardan reddi hakim talebi

Demir’in ardından Osman Kavala’nın müdafii avukatı İlkan Koyuncu, Can Atalay ve Tayfun Kahraman’ın müdafii avukatları Ayhan Erdoğan ve Özgür Karaduman, Yiğit Ali Ekmekçi’nin müdafi Avukatı Emel Ataktürk Sevimli ve Çiğdem Mater’in müdafii Avukatı Hürrem Sönmez söz alarak mahkemenin usule uymadığını belirtti.

Avukatlar mahkemeyi tanımadıklarını belirterek reddi hakim talebinde bulundu. Müdafi avukatların ardından sanıklardan Can Atalay söz almak istedi. Mahkeme Başkanı Galip Mehmet Perk “Reddi hakim talebi değerlendirildikten sonra sanıklara soru sorulur” dedi.

Bunun üzerine Can Atalay şöyle konuştu:

“Gezi’yle ilgili bir şeyi saklamayız, gizlemeyiz, onurla taşırız. Ben heyetiniz ketenpereye mi geliyor diye kaygılanıyorum. 17 Aralık 2019’da savcılığa yazı yazıp Murat Papuç’un ifadesinin tamamını istediniz. Savcılık da, ‘Bende mahkemedeki evrakın dışında bir şey yok, tam hali odur’ dedi. Siz bu belgeleri geçen duruşmada neden okumadınız? Yasanın açık hükmüne rağmen okumadınız. Bu belgeyi okumayarak açıkça kanunu ihlal ettiniz.”

Talepler reddedildi, avukatlar salonu terk etti

Atalay’ın konuşmasının ardından reddi hakim taleplerine dair ara kararlarını açıklayan mahkeme, talepleri CMK’ya dayanmadığı gerekçesiyle reddetti.

Bunun üzerine söz alan Osman Kavala’nın avukatı Deniz Tolga Aytöre “Gerekçenize itiraz ediyoruz. 58/3’ten rücu etmediğinizi görüyoruz. Yani tanığın hayati tehlikesini tahmin etmeye yönelik kararınız kabul edilebilir değildir” dedi ve avukatlar salonu terk etmeye başladı.

İzleyicilerin de alkışlarla avukatlara destek vermesi üzerine Mahkeme Başkanı Galip Mehmet Perk alkışlayan izleyicilerin dışarı alınmasına karar verdi ve duruşmaya ara verildi. Verilen aranın ardından devam eden duruşmaya sadece basın mensupları ve gözlemciler alındı.

Osman Kavala: Papuç’un ifadesi bana tebliğ edilmedi 

Mahkeme Başkanı Galip Mehmet Perk, Osman Kavala’ya söz hakkı verdi ve Murat Papuç’un ifadesinin çözümünün kendisine tebliğ edilip edilmediğini sordu. Kavala edilmediğini söyledi. Mahkeme başkanı Kavala’ya ifadeyi okuyup okumadığını sorunca Kavala, “Beyan yasaya uygun alınmadığı için cevap veremeyeceğim” dedi. Bunun üzerine mahkeme başkanı Murat Papuç’un ifadesini okudu.

Bu sırada CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu “Avukat olmadan sanık dinlenemez. Duruşmaya devam edemezsiniz” diyerek itiraz etti. CHP’li Vekil Sera Kadıgil ve HDP’li Vekil Garo Paylan da Tanrıkulu’na destek verdi. Kadıgil “Tanıkları alacak Çağlayan’da dinleyeceksiniz. Meslektaşlarımızı çıkaracaksınız.Sonra buna karar mı diyeceksiniz? Müsamereye çevirdiniz” diye tepki gösterdi.

Heyet salonu terk etti

Milletvekillerinin itirazları sonrası heyet salonu yine terketti. Kısa bir süre sonra salona dönen heyet Osman Kavala’yı dinlemeye devam etti. Müdafii avukatlar olmadığı için beyanda bulunmak istemediğini ifade eden Kavala “Müdafiilerimin ve diğer yargılananların müdafiilerinin dediği gibi tanık dinlemesi yasaya uygun olmamıştır. Kendisine soru sorma imkanım olmadı” dedi ve şöyle devam etti:

“Tanık dinlemesi yasaya uygun yapıldığı halde kendisine sorular sormak istiyorum. Değerlendirmemi de ondan sonra yaparım. Müsade ederseniz tahliyeme ilişkin beyanda bulunmak istiyorum. Hükümete karşı ayaklanma, bir ayaklanmayı finanse ettiğime dair tek bir kanıt yok. Faaliyetlerim yasal haklarım çerçevesindedir. İddianamede yer alan gizlilik içeren, gizleme kaygısı ima edilmiş hiçbir unsur yok. Bu nedenle gizlenmiş bir bilginin mevcut olduğunu düşünmek hukuki akıl yürütmek değildir.

AİHM kararında da belirtildiği gibi delil olmaksızın kişinin özgürlüğünden mahrum edilmesi ciddi bir hak ihlalidir. İlk tutuklamadan sonra tutukluluğun uzatılması ihlali ve mahkemenin sorumluluğunu artırmaktadır. Benim durumumda AİHM’in derhal bırakılmama ilişkin karardan sonra ‘kesinleşmediği’ gerekçesiyle bu ihlale devam ediliyor. Tutuklama kararının hak ihlali olduğu hükmünün oybirliği ile alınmış olması kararın hukuki gerekçelerinin göstergesi.

‘Tutukluluğumda ısrarınızın dava sonucunu da etkileyeceğinden endişe ediyorum’

Bu kararla birlikte AYM’nin aynı konuda almış olduğu kararın artık geçersiz hale gelmiş olması, bu nedenle de mahkemenizin son tutuklama gerekçeleri arasında AYM kararından söz edilmemesi AİHM kararının ağırlığının ve işlerliğinin somut göstergesidir. Buna rağmen mahkemenizin AİHM’in kesin hak ihlali olduğuna dair kararını görmezden gelmesi anlaşılabilir değildir. AİHM kararı geçerli bir karardır ve değişmediği sürece mahkemeniz AİHS’i ihlal eden bir merci olarak görülecektir.

AİHM kararına rağmen tutukluluğumda ısrar etme davranışınızın davanın sonucunu da etkilemesinden büyük endişe duyuyorum. Bu davranış mahkemenizin adil karar verme yetisini bozan fiili bir durum yaratmakta, hakkımda ağır bir karar verme yönünde bir baskı yaratmaktadır. Tutukluluğumun kaldırılması sadece üç yıl süren hukuksuzluğa son vermiş olmayacak, mahkemenin bundan sonraki süreçte AİHM içtihatlarına uygun şekilde yürütülmesine imkan sağlayacaktır.”

Beyanda bulunmadılar

Osman Kavala’nın ardından Mücella Yapıcı, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Çiğdem Mater, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Aksakoğlu ve Yiğit Ekmekçi’ye söz hakkı verildi. Hak savunucuları avukatlarının yokluğunda beyanda bulunmayı uygun görmediklerini, bunun hukuka aykırı olacağını söylediler.

Duruşma savcısı, dosyanın gelmiş olduğu aşama ve dosya kapsamı gereğince esas hakkındaki mütalaayı hazırlaması için süre verilmesini, Osman Kavala’nın da tutukluluk halinin devamını talep etti.

Savcı istedi, Kavala’ya tahliye yok

Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti dosyanın esas hakkında mütalaanın hazırlanması için savcılığa tebliğine karar verdi. Soruşturmanın genişletilmesi talepleri reddedilirken Ali İsmail Korkmaz’ın ölümüne neden olan Mevlüt Saldoğan’ın katılma kararından rücu edilmesi talebi reddedildi. Mahkeme ayrıca adli kontrol tedbirlerinin kaldırılması talebinin reddine de karar verildi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleşmediğinin bildirilmiş olması, Anayasa Mahkemesi’nin de hak ihlali bulunmadığı kararına istinaden Kavala’nın tutukluluğunun devamına hükmedildi. Bir sonraki duruşma 18 Şubat’ta.

Beşinci duruşmayı izleyen isimler şöyle:

Uluslararası Af Örgütü‘nden Tarık Beyhan, Batuhan Durmuş, Milena Buyum, İtalya’nın  İstanbul Konsolosu Gabriele Ingrosso, – Heinrich Böll Stiftung Derneği’nden Yonca Verdioğlu, Goethe Enstitüsü’nden Verena Sommerfeld, Almanya Büyükelçiliği Başkatibi Mr. Paul Amann, Uluslararası Barolar Birliği’nden (International Bar Association) Philip Chambers, Birleşik Krallık Ankara Başkonsolosluğu’ndan Katie Lambert

Dördüncü duruşmada ne olmuştu?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 10 Aralık 2019’da Osman Kavala’nın “derhal serbest bırakılmasını” istemiş, mahkeme 24 Aralık’ta görülen son duruşmada, AİHM kararının kendilerine henüz ulaşmadığını gerekçe göstererek tahliye taleplerini reddetmişti. Adalet Bakanlığı‘nın duruşmadan önceki gün, yargılamanın yapıldığı yerel mahkemeye iletilmek üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na kararın çevirisini gönderdiği ortaya çıkmıştı.

Son duruşmada ayrıca mahkeme Gezi direnişi sırasında Eskişehir’de darp edilerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz‘a ölümcül tekmeyi attığı gerekçesiyle 10 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan polis Mevlüt Saldoğan’ın davaya müdahil olma talebini “zarar gördüğü” gerekçesiyle kabul etmişti.

Davada yargılanan 16 kişinin, Gezi Parkı Eylemlerini düzenleyen “tepe yönetimi” oldukları iddia edilirken, Osman Kavala 819 gündür Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor.