Ana Sayfa Blog Sayfa 2150

Shakespeare’in ölümsüz oyunları internette

İngiltere‘nin başkenti Londra‘daki, William Shakespeare‘in oyunlarının oynandığı Globe Tiyatrosu da karantina dolayısıyla çevrimiçi ortama taşındı. 

Tiyatro, Shakespeare’s Globe Youtube kanalı üzerinden her iki haftada bir, ücretsiz olarak izlenmek üzere farklı bir oyunu yayınlayacak.

Kanalda Shakespeare’in 10 yıldır devam eden On İkinci Gece, Venedik Taciri, Bir Yaz Gecesi Rüyası, Romeo ve Juliet oyunlarının prova ve sahne arkası görüntüleri de yer alıyor.

Haziran sonuna kadar devam edecek çevrimiçi etkinlik kapsamında, halihazırda 2009’da sahnelenmiş olan Romeo ve Juliet izlenebilir.  

https://www.youtube.com/watch?v=eSAlPJ0FG_0

 

LİSTAG #GökkuşağınaSesVer diyor

Karantina günlerini aileleriyle birlikte geçirmek durumunda kalan LGBTİ+’ların yaşadığı zorluklar devam ederken, Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks Bireylerin Aileleri ve Yakınları Derneği‘nden (LİSTAG) çocuklarının cinsiyet kimliklerini ve cinsel yönelimlerini kabul etmeyen ailelere örnek olabilecek bir adım geldi. 

Derneğin #GökkuşağınaSesVer etiketiyle başlattığı kampanya çerçevesinde, 2018’de çıkan ve içinde LGBTİ+ ailelerinin anlatımlarının yer aldığı “Gökkuşağından Hikayeler” adlı kitap 35 farklı isim tarafından seslendirildi.

Türkiye’nin farklı illerinden, çocukları LGBTİ+ olan 29 anne ve babanın anlatımlarının yer aldığı kitaptaki hikayeleri seslendirenler arasında Ayta Sözeri, Serra Yılmaz, Ayça Damgacı gibi oyuncular da var. 

Videolar, LİSTAG’ın Youtube hesabı üzerinden izlenebilir. 

 

Pandemi stresi tuhaflaşan rüyalarımızın sebebi olabilir mi?

Mary-Ellen Lynall’ın The Guardian için kaleme aldığı yazı Yeşil Gazete için  Eren Yılmaz tarafından çevrildi.

*

Bugünlerde nasıl rüyalar görüyorsunuz? Olağanın dışında tuhaf ve canlılar ise yalnız değilsiniz. Aynı evi paylaştığınız insanlara rüyalarınızı anlattığınızda ilgilerini çekmeyebilir, ama İnternet sizi her zaman dinler. Son günlerde sosyal medya ve forumlar detaylı “karantina rüyaları” anlatımlarıyla dolup taşmış durumda.

Anlatılan rüyalardan bazıları sadece gündelik hayata dair korkular içeriyor: nefes darlığı, vücudumuzda gezinen böcekler ve kapalı bir alanda mahsur kalma gibi. Koronavirüs ve sonuçları her zaman doğrudan rüyaların merkezinde olmayabilir; bazı insanlar bu stresi farklı temalarla hissederken, bazıları da sadece daha çok ve daha fantastik rüyalar gördüklerini ifade ediyor. Günlük hayatımız sıradanlaştıkça gecelerimizin daha renkli geçmeye başlaması da tuhaf bir ironi.

Renkli ve akılda kalıcı rüyalar

Rüyalarımızın daha çok ya da daha az ayrıntılı olmasını sağlayan faktörün ne olduğu gizemini koruyor ve bununla ilgili net bir bilimsel bir açıklama henüz yok. Araştırmalara göre, günlük hayatımızda duygularımızla ne kadar uyumlu yaşarsak, rüyalarımız da o kadar renkli ve akılda kalıcı olabiliyor.

Ayrıca uyarılma seviyelerimizi ve strese verdiğimiz tepkiyi düzenleyen sinir ileticilerini (adrenalin ve noradrenalin) etkileyen ilaçların da rüyalar üzerinde önemli etkileri olduğu bilinmekte. Beta bloker olarak adlandırılan bu ilaçları kullanan birçok hasta, rüya ve kâbuslarını daha yoğun tecrübe ettiklerini söylüyor. Noradrenalin düzenleyici özelliği olan diğer ilaçlar da şiddetli kabuslardan etkilenen hastaları tedavide terapiyle birlikte kullanılıyor.

Kaygılarımızla başa çıkmak için kullandığımız stratejileri karantinadayken uygulama şansımız azalabiliyor. Bu sırada aynı kaygıların kolektif bilinçaltı aracılığıyla gecelerimize de sızmanın bir yolunu bulmuş olması başka bir ihtimal. Ya da daha basit düşünürsek, tüm bunların sebebi rutinlerimizin bozulmuş olmasından ibaret olabilir. Çok da tartışma yaratmayacak başka bir ihtimal ise sabahları durup düşünmeye daha çok zamanımız olduğu gerçeğiyle ilgili (çünkü sizin de bildiğiniz gibi evde olsak da sabahları erken kalkıp mesaimizi verimli geçiriyoruz, değil mi?)

Bilinçaltını etkiliyor

Stres oluşturan herhangi bir olaydan sonra uyku düzeninde bozulmalar görülmesi sık görülen bir durum olmakla beraber, bu olaylardan doğrudan etkilenmemiş olsak bile bilinçaltımızda izlerini görmek mümkün. 1986’da NASA’nın Challenger uzay mekiği kalkıştan kısa bir süre sonra infilak ettiğinde, milyonlarca kişi bu faciayı televizyonlarından izlemişti. Bu olaydan haftalar sonra yapılan röportajlarda, Amerika’nın batı yakasında yaşayan ve saat farkı nedeniyle faciayı canlı izlememiş olan çocukların bile dörtte biri uzay mekiği temalı rüyalar gördüğünü ifade etmiş. Patlamadan 14 ay sonra ise, bu tür rüyalar ve kazayla ilgili kaygı belirtilerinin önemli ölçüde azaldığı gözlenmiş.

Açıkçası şu an yaşadığımız durum, travma sonrası stres bozukluğunun sebep olduğu kronik kabuslardan biraz farklı bir olgu. Buradaki asıl bilinmezlik, kriz büyüdükçe gerçekçi ve iz bırakan rüyaların sayısının da aynı oranda giderek artması.

Bilim insanları, geçmişte ulusal boyuttaki travmaların uyku kalitesini nasıl etkilediği konusunda araştırmalar yaptılar. 1991’deki ilk Körfez Savaşı sırasında İsrail’e yapılan füze saldırıları çoğunlukla habersiz gerçekleştiğinden, insanlar için uyumak tehlikeli bir eylemdi. Bu yüzden aynı dönemde telefonla yapılan anketlerde uyku sorunu yaşadığını söyleyenlerin oranının yüksek çıkması şaşırtıcı olmadı. Fakat araştırmacılar, sürecin devamında uyku sürelerini kaydetmeye başladıklarında uyku kalitesinin azaldığına işaret eden bir kanıt bulamadılar. Görünen o ki stresin uyku üzerinde hemen göze çarpan etkileri olmayabiliyor.

REM uyku evresi

Uyanırken hatırladığımız, aslında gördüğümüz rüyaların soluk bir kopyasıdır. Rüyalar -özellikle renkli ve canlı olanlar- genelde REM uyku evresinde gerçekleşir. Bu evre, gece boyunca birçok kez girip çıktığımız bir uyku aşaması. Beyindeki elektriksel hareketler açısından düşünürsek, neredeyse uyanıklık kadar aktif bir evre olduğu söylenebilir. Biri sizi kasıtlı olarak REM uykusu sırasında uyandırırsa -ki rüya bilimciler bunu yapmayı çok sever- gördüğünüz rüyayı hatırlama ihtimaliniz normale göre oldukça yüksek.

Tüm araştırmalara rağmen uyku sürecini anlamada halen yolun başındayız ve rüyalarla ilgili bildiklerimiz nispeten daha az. Uyandıktan sonra rüyaları hatırlamak ne kadar zor ise, bu alanda çalışmalar yürütmek de bir o kadar kaygan bir zemin. Rüyaların stresle başa çıkmamıza ve duyguları işlememize yardımcı olduğunu düşünüyoruz, fakat bunu bilimsel olarak test etmek kolay değil: uykunun diğer evrelerini etkilemeden rüyalarımızı kontrol altına almak için bir yöntem henüz bulunmuyor.

Stres önemli bir faktör

Merkezinde insan olan bir araştırma çıkmaza girdiğinde, sinirbilimciler genellikle hayvanlara yönelir. Bir fareye elbette rüyasında elektrikli koyunlar düşleyip düşlemediğini soramazsınız, fakat uykusunun ne kadarını REM evresinde geçirdiğini kaydedebilirsiniz. Fareler üzerinde yapılan araştırmalar, stresin REM uykusu üzerindeki etkisinin amigdala ile anlaşılabileceğini gösterdi. Amigdala, beyinde dış dünyaya verdiğimiz duygusal tepkilerin oluşmasından sorumlu bölge ve stres hormonu için çalışan reseptörlerle dolu.

Stresi temelde harekete geçiren şey öngörülemez ve kontrol edilemez gibi görünen durumlardır. Bu kontrol kaybı hissi rüyalarımızı anlamak için de önemli olabilir. Farelerle yapılan araştırmalar, kısa süreli ve öngörülebilir stres anlarının REM uykusunun uzamasına sebep olduğunu gösterdi. Tersi bir durumda ise, stresin kaçınılmaz olduğu anlarda REM uykusu süresinin azaldığı gözlenmiştir.

Koronavirüs maddi sıkıntılara, sosyal izolasyona, olağan kimliklerimizi kaybetmemize ve bazılarının da sevdiklerini kaybetmesine sebep oluyor. Tüm bu stres durumları son derece gerçek ve halen sürmekteyken, bizi korkutan varoluşsal stresler de var. Belirsizlik ve öngörülemezlik yaşamımıza hükmetmiş durumda. Buraya kadar her şey insanlık tarihinde emsali olan krizler. Mevcut krizi farklı kılan şey, sosyal mesafenin beraberinde getirdiği yeni stres hali.

Ruhsal buzdağının sadece görünen kısmı

Tuhaf ve renkli rüyalar, ruhsal buzdağının sadece görünen kısmı. Hoşumuza gitse de gitmese de, sosyal temasın önemli ölçüde azalması ve bununla eş zamanlı olarak artan stresin etkilerine yönelik dev bir deneyin içindeyiz. Bu durum, bu iki taraftan gelen krize nasıl tepki verdiğimizi, hangi faktörlerin insanları nasıl etkilediğini ve atlatırken nelerin bize yardımcı olduğunu öğrenmek adına bir fırsat olabilir.

Stres ve sosyal izolasyon koronavirüs öncesinde de var olan sorunlardı – karantina sonrasında benzer sorunları yaşamaya devam eden insanlar olabilir ve bu krizden öğrendiklerimiz onlara daha iyi yardımcı olabilmeyi sağlayabilir. Konuyla ilgili araştırmalar sürüyor. Örneğin, isteyen herkes King’s College bünyesindeki “Pandemide Ruh Sağlığının Tekrarlı Değerlendirmesi” çalışmasına katılabilir. (Ç.N. burada “isteyen herkes” denmiş ama bahsedilen çalışma sadece İngiltere’den katılım alıyor)

Renkli karantina rüyalarına gelince, birçoğumuz için zamanla azalacak. Bu sırada, her zamanki uyku hijyeni kuralları yine geçerli. Bu aynı zamanda koronavirüs verileri sayfasını uyumadan önce son kez güncellemeyi bırakmak anlamına da geliyor.

 

Öğrenciler, Eskişehir’e yapılacak ikinci siyanür havuzuna ‘hayır’ diyor

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) yönetimindeki Koza Altın İşletmeleri tarafından Eskişehir Sivrihisar’da yapılmak istenen ikinci siyanür havuzuna karşı change.org‘da kampanya başlatıldı.

‘Doğa tahribatını büyütecek’

Anadolu Üniversitesi Doğa Sporları Kulübü ANADOSK tarafından başlatılan kampanyanın metni, İngilizce çevirisiyle birlikte sayfada yer aldı. Metinde şu ifadeler yer alıyor:

Tüm Dünya ve ülkemiz koronavirüs tehdidiyle mücadele ederken, Koza Altın İşletmeleri tarafından Eskişehir Kaymaz mahallesi yakınlarında yapılması planlanan ikinci siyanür havuzunun iptal edilmesini talep etmekteyiz.

Bu siyanür havuzunun açılması, madenin ve doğa tahribatının giderek büyüyeceğinin ön adımı. Yapılan tahribatın daha da büyütülmesini istemiyoruz.

Metnin devamında, havuzun yaşam alanına çok yakın olması sebebiyle çevre halkına ve doğaya vereceği zararın çok büyük olacağı, Karakaya Tırmanış Bahçesi‘nin de etkileneceği belirtildi.    

Atlas

CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer bu ayın başında bölgeyi ziyaret etmiş ve siyanür havuzunun havayı, toprağı, suyu, ve canlıları zehirleyeceğini söyleyerek salgın sırasında dahi çalışmaları devam eden havuza tepki göstermişti.

Karbon emisyonları sıfırlansa bile Kuzey Kutbu yazları buzsuz geçebilir

Yeni yapılan bir araştırma, iklim krizine sebep olan karbon emisyonlarının hızlı bir şekilde kesildiği senaryoda dahi Kuzey Kutbu’ndaki yazların 2050’den daha önce buzsuz geçmeye başlayabileceğini öne sürdü.

Guardian’dan Damian Carrington’ın haberine göre her ne kadar bu sonuç endişe verici olsa da bilim insanları sera gazlarının kesilmesinin hala hayati olduğunu belirtiyor. Çünkü Arktik yaz buzunun kalıcı olarak yok olup olmayacağı ve zaman içinde iyileşip iyileşmeyeceği bu adımların atılmasına bağlı olacak.

Kış aylarında da buzsuz kalma riski var

Emisyonların yüksek kalmaya devam ettiği senaryo ise Kuzey Kutbu’nun karanlık ve soğuk kış aylarında bile buzsuz kalma riski barındıracağı anlamına geliyor. Yani bir felaket.

Arktik buzuna ilişkin yapılan son bilimsel küresel değerlendirme 2013 yılında gerçekleşmişti. Bu değerlendirmede tam biz buz kaybının insan faaliyetlerinden kaynaklı karbondioksit emisyonlarının yüksek kalması durumunda sadece Eylül ayında gerçekleşeceği belirtiliyordu.

Güncel 40 iklim modellemesine dayalı yeni sonuçlar bugüne kadarki en iyi Arktik değerlendirmesi olarak niteleniyor.

Buz hacminin yüzde 70’ini kaybetti

Uydu kayıtları 1979’da başladığından beri, yaz aylarında Arktik, buz alanının yüzde 40’ını ve hacminin yüzde 70’ini kaybetti, bu da onu insan kaynaklı küresel ısınmanın en açık emarelerinden biri haline getirdi. 2019 yılında rekor düzeyde ikinci en düşük seviyesine geriledi.

Buzun kaybı, güneşin daha fazla sıcaklığını emen ve sıcaklıkları daha da artıran karanlık okyanusu ortaya çıkarıyor. Bu değişiklikler aynı zamanda şiddetli kışlar, ölümcül yaz sıcak hava dalgaları ve Avrupa ve ABD gibi daha düşük enlemlerde sel baskınları da dahil olmak üzere daha aşırı hava koşullarının giderek artması anlamına geliyor.

2050’den önce 

Birleşik Krallık merkezli Met Office‘in kutup iklim programını yöneten Ed Blockley, “Modeller, iklim değişikliğinin etkilerini hafifletmek için alınan önlemlere bakılmaksızın, 2050’den önce Kuzey Buz Denizi’nde buzsuz yaz potansiyelini defalarca gösteriyor. Sinyal tüm olası geleceklerde var. Bu beklenmedik bir sonuçtu ve son derece endişe verici” dedi.

Analizi koordine eden Almanya’nın Hamburg Üniversitesi’nden Prof. Dirk Notz ise şöyle dedi: “Küresel ısınmayı 2C’nin altında tutarsak bile Kuzey Kutup Denizi buzu 2050’den önce bile ara sıra kaybolacak. Bu gerçekten bizi şaşırttı.”

En kötü etkileri önlemek için geç değil

Jeofizik Araştırma Mektupları’nda yayınlanan araştırmanın diğer bir çarpıcı sonucu da karbondioksit emisyonlarının devam ettiği taktirde Arktik kışlarının da buzsuz geçme ihtimali. Aynı zamanda araştırmacılar, kaç yazın bu şekilde buzsuz geçebileceğini veya ilk ne zaman buzsuz kalacağını henüz öngöremiyor.

Blockley, yeni araştırmanın Kuzey Kutbu üzerindeki en kötü etkileri önlemek için karbon emisyonlarının azaltılmasının hayati önemde olduğunu belirtti ve ekledi: “Hala umut olduğunu gösteriyoruz.”

Bakanlıktan salgın günlerinde Ramazan genelgesi

İçişleri Bakanlığı tarafından 81 il valiliğine Covid-19 salgınıyla mücadele kapsamında 24 Nisan Cuma günü başlayacak Ramazan ayında uygulanacak tedbirleri içeren genelge gönderildi.

Genelgeye göre, vatandaşların toplu katılım gösterdiği iftar, sahur gibi kalabalık grupları bir araya getiren etkinliklere ve iftar çadırlarına müsaade edilmeyecek.  

İftar ve sahur vakitleri arasında yoğun olarak kullanılan ya da kullanabilecek olan caddelerin kapatılması da önlemler kapsamında. Türbe ziyaretleri ise Ramazan boyunca kısıtlanacak. 

Fotoğraf: Manisa Son Haber

Davulcuya bahşiş yok

Genelgede ramazan davulcularının bahşiş almak adına evleri ziyareti yapması, kapı zili çalmak gibi davranışların bulaş riski olabileceği belirtildi. Bu nedenle davulcuların faaliyetleri sonucu alacakları bahşişler vatandaşlar yerine toplu olarak yerel imkanlarla sağlanacak.

İftarda oluşabilecek pide kuyrukları ve yoğunluğun oluşturacağı bulaş riski göz önüne alınarak fırınlardaki pide ve ekmek üretimiyle özel sipariş alımının iftardan 2 saat önce sonlandırılması öngörüldü.  

Trafik yoğunluğu dikkate alınarak iftardan en az 3 saat öncesinde belediyeler ile gerekli koordinasyon sağlanarak toplu taşımada kullanılan araç ve sefer sayısının artırılması sağlanacak.

Ayrıca iftar saati öncesinde toplu taşıma araçlarında veya duraklarında sosyal izolasyonu temin, sosyal mesafeyi koruma ve maske kullanımına ilişkin uygulamalar etkin bir şekilde denetlenecek.

Mezarlık girişlerinde ateş ölçümü 

Mezarlık ziyaretlerinin kontrollü olarak yapılabilmesi için mezarlıklara giriş ve çıkışlar ayrı olarak planlanacak. Arife günü ile bayram günlerinde mezarlık ziyaretlerinde ateş ölçümü yapılacak, sosyal mesafe kuralı ve maske kullanımına ilişkin kontrollere ağırlık verilecek.

Alışveriş yoğunluğunun artabileceği yerler göz önünde bulundurularak market ve pazar yerleri başta olmak üzere yoğunluğun artabileceği tüm alanlarda sosyal mesafeyi koruma ve maske kullanımına ilişkin denetimler arttırılacak.

 

Buca Kapalı Cezaevi’nde koronavirüs vaka sayısı 65’e çıktı

Buca Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndaki bir mahpusun yeni tip koronavirüs testinin pozitif çıkmasının ardından, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı virüsün aynı cezaevinde kalan 64 kişide daha görüldüğünü duyurdu. 

Başsavcılık, cezaevinde ilk vakanın 19 Nisan tarihinde görüldüğünü ve ardından kapsamlı bir filyasyon çalışması yapıldığını hatırlattı. Yapılan araştırma sonucunda 64 tutuklu ve hükümlünün daha Covid-19 testinin pozitif çıktığını belirtildi. 

Yoğun bakım ünitesinde tedavi gören kalp hastası 70 yaşındaki bir hükümlünün, sağlık durumunun iyiye gitmesi üzerine servise çıkarıldığı da belirtilen açıklamada, “Toplamda 65 tutuklu ve hükümlünün hastanelerdeki tedavileri devam etmektedir. Bütün hükümlülerin genel sağlık durumu iyidir” denildi.

Açık ceza infaz kurumlarında 17 tanı

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada beş açık ceza infaz kurumundaki 17 hükümlüye Covid-19 tanısı konulduğunu, üç hükümlünün ise virüs sebebiyle hayatını kaybettiğini söylemişti. Kapalı Ceza İnfaz Kurumlarında ise herhangi bir koronavirüs semptomu belirlenmediğini duyurmuştu. 

Zonguldak’ta maden ocağında göçük meydana geldi

Zonguldak‘ın Kilimli ilçesinde, özel bir firmaya ait maden ocağında meydana gelen göçükte iki işçi yaralandı. Hastaneye kaldırılan işçiler tedavi altına alındı. 

Olay, Salı günü 17.30 sularında Kilimli ilçesine bağlı Geldik beldesindeki özel şirketin işlettiği bir maden ocağında meydana geldi. Yeni tip koronavirüs önlemleri kapsamında üretim yapılmayan ocakta bakım ve onarım için bulunan işçiler Musa Kaçar ve Yasin Çakır, meydana gelen göçükte mahsur kaldı.

İşçilerden Musa Kaçar, diğer işçiler tarafından kurtarılarak ocaktan çıkarıldı. Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesine kaldırılan Musa Kaçar tedaviye alınırken Yasin Çakır da kısa süre sonra kurtarılarak ambulansla aynı hastaneye kaldırıldı. 2 işçinin de hayati tehlikesinin bulunmadığı öğrenildi.

[Yeşil Gazete Tv] Ümit Şahin: Bir hafta sonra 100 bin vakayı görürüz

Yeşil Gazete Tv’de yayımlanan Karantina Günleri programının yedincisinde, iki saat önce haber verilen sokağa çıkma yasağından önce yaşananlar, Türkiye’nin salgınla mücadelede aldığı yol ve atmosferdeki CO2 miktarının artışı konuşuldu. Ümit Şahin, Koray Doğan Urbarlı ve Alev Karakartal’ın hazırlayıp sunduğu programda, sokağa çıkma yasağının hukuksal dayanakları da ele alındı. 

İstanbul Politikalar Merkezi iklim programı direktörü ve halk sağlığı uzmanı Dr. Ümit Şahin, yeni vaka sayısında dünyada üçüncü sırada olan Türkiye’nin ölüm sayısında da 10’uncu sırada olduğuna dikkat çekerek, “Türkiye şu anda vakaların en yoğun göründüğü, en hızlı artışın sürdüğü ülkelerden biri” dedi. 

Şahin şunları söyledi: “Türkiye’de test kriterleri genişletilmekle birlikte, klinikte hasta olduğu düşünülen kişiye test yapılıyor. Tarama yapılmadığı için de bulunabilecek kadar hasta bulunuyor. Vaka sayısındaki artışın nedeni testin artmasından çok vakanın artması. Yoğun bakım hastasının sayısı artıyor ama oran düşüyor. Bakan bunun nedenini ‘çok iyi tedavi uyguluyoruz’diye açıkladı. Ben buna biraz şüpheyle bakıyorum. Asemptomatik olanlara da ilaç veriliyor aslında, bu konuda Türkiye fena gitmiyor ama vakaların yaş dağılımıyla ilgili bir sorun olduğu da gözden kaçırılmamalı. “

Türkiye’de koronavirüs yüzünden hayatını kaybedenler arasında 20-65 yaş grubunun, bütün ölümlerin dörtte birini oluşturduğuna dikkat çeken Şahin, ”Yani insanlar sokağa çıkmaya devam ettikçe bu yaş grubunda ölümler artıyor. Bu da yetersiz izolasyon politikasının sonucu“ dedi.

 

Sağlık Bakanlığı’nın mevcut ölümlerden yola çıkıp gerçek vaka sayısını tahmin etmeye dayanan modellemesine göre, Türkiye’de 199 bin vaka olduğunu saptadıklarını söyleyen Şahin, “Benzer bir katsayı uyguladığınızda, toplam enfekte kişi sayısının toplam 650 bin kişiye ulaştığını bulursunuz.  Coğrafi dağılım eşit değil ama, tahminen bu 650 bin kişinin 400 bininin İstanbul’da olduğu düşünülebilir. Bunların yüzde 80’inin de 20-65 yaş arası olduğu söylenebilir. Yani toplumun yüzde 60’ı serbetçe virüsü yaymaya devam ediyor” diye konuştu.

Şahin, Türkiye’de de Birleşik Krallık’takine benzer sokağa çıkma kısıtlaması yapılması gerektiğini belirterek şöyle konuştu: “Türk tipi salgın yönetimiyle, haftada iki gün sokağa çıkmayarak ancak bu kadar oluyor. Büyük olasılıkla bir hafta sonra 100 bin rakamını göreceğiz ve mayısta da ölüm rakamları maalesef artacak gibi.”  

Hafta sonu sokağa çıkma yasağı

İki günlük sokağa çıkma yasağını “fiyasko” olarak nitelendiren Şahin, insanların bu hafta sonu yasaklarının devam edeceğini düşünüp hafta sonuna doğru daha fazla sokağa çıkarak, yığılmalar oluşturabileceğine, ayrıca bu iki saatlik yığılmanın salgının yayılmasına katkı sağlayabileceğine işaret etti.

Yeşil Gazete editörü ve yazarı, sosyolog Koray Doğan Urbanlı ise sokağa çıkma yasağından Sağlık Bakanı’nın haberi olmadığını öne sürdü: “ Dün yaşadığımız Türk tipi başkanlık sisteminin salgınla mücadelesini gördük. Büyük olasılıkla cumhurbaşkanının önüne veriler gitti, simülasyonlar gitti, orada karar verildi.  Bilim kurulu ve sağlık bakanına rağmen bu sistemde pat diye karar çıkıyor. Çünkü hafta sonu işe gidilmesi gerekmiyor ve hava da sıcak olacak. “

Ne devletin halka ne de halkın devlete güvendiğini söyleyen Urbarlı, Bilim Kurulu’nun iki saat boyunca sokağa dökülen insanlara 14 gün boyunca dışarı çıkmama önerisini hayattan kopuk olarak değerlendirdi: “Laboratuvar ortamı gibi…”

Hava temizlendi, atmosferdeki CO2 konsantrasyonu arttı

Programda, dünya çapında karantina koşulları altında hava temizlenirken,  atmosferdeki CO2 konsantrasyonunun 10 Nisan’da son 15 milyon yılın en yüksek miktarına çıkması üzerine de konuşuldu. Şahin, sözkonusu 416.67 ppm miktarının, tüm zamanların rekoru olduğunu belirterek nedenleri üzerine şunları anlattı:

“Bizim tür olarak görmediğimiz bir düzeye yükselmiş durumda. Geçtiğimiz Şubat ayında karbondioksit düzeyinde bir fırlama oldu, geçen seneki rekor kırıldı. Sonra şubatın ortasından itibaren düşmeye başladı ve ve mart boyunca beklenen düzeyin bile altına inildi. Nisan’da tekrar yukarı doğru çıkmaya başladı. Dünya yüzeyinde atmosfere CO2 emisyonu yapan bir numaralı ülke Çin. Bu ülke, salgını en yoğun ocak ve şubatta yaşamıştı, bu sırada kömür tüketiminin yüzde 50 düştüğünü ve emisyonlarının da yüzde 25 civarına indiğini okumuştuk. Bu azalmanın tam da emisyonların düştüğü döneme rastlaması ‘biz demiştik’ duygusu yaratıyor: Kömür yakmazsanız CO2 emisyonu durur ya da azalır.”

Atmosferdeki CO2 miktarındaki hafif düşüşlerin, uzun vadeli iklim değişikliği açısından hiçbir anlamı olmadığının bir göstergesinin de Kuzey Kutbu’ndaki deniz buzunun yözölçümü  olduğunu kaydeden Şahin, şu ifadeleri kullandı:

“2012’deki en fazla eridiği dönemden, rekor düşüşten bu yana, mart ve nisanda deniz buzunun yüzölçümü bu yıla göre, en az 2 milyon metrekare daha az. Kuzey kutbu buzullarında rekor düzeyde bir erime var. 2012’de 3.5 milyon km.’ye düştüğü zaman, buzulun kış düzeyi bugünkünden birkaç milyon km daha genişti. Yazın daha sıcak olursa, bu rekorun da altına inecek. Önümüzdeki birkaç 10 yılda kuzey denizini açık bir deniz olarak görebiliriz. Emisyonları çok ciddi biçimde azaltmazsak, başımıza gelecekler bunlar…” 

[Yeşil Gazete Tv] Koronadan sonra gıda ve tarım

21Yeşil Gazete Tv’de yayımlanmaya başlanan ‘Koronadan Sonra Gıda ve Tarım’ programının ilkinde, Anadolu Meraları kurucusu ve Yeşil Gazete editörü Durukan Dudu, gıda ve tarımın geleceğini mercek altına aldı. Sosyolog, Yeşil Gazete editörü Koray Doğan Urbarlı’nın sorularını yanıtlayan Dudu, “Her hane tüketimini planlasa, yıllık en azından üç aylık, dönüp onları üretim yapan çiftçilerden ya da gıda ağlarından, gıda topluluklarından alsa daha ucuza ve daha iyi beslenir. Fakat üç aylık, altı aylık gıda tüketimi planlaması bizim önceliğimiz değildi. Artık önceliğimiz. Benim ilk önerim bu” diye konuştu.  

Türkiye’de sebze, meyve üretiminin devam edebiliyor olmasının önemli bir sebebinin Suriye’de yaşanan iç savaş olduğuna dikkat çeken Dudu, “ Mülteciler ekmek parası peşinde koşmasa emeğe dayalı ürünlerde ciddi sorunlar yaşanırdı. Şimdi de seyahat kısıtları yüzünden bu tip bir sorun yaşanacaktır” dedi.

 

Dudu; Volkan Büyükgüngör ile kurdukları Anadolu Meraları ile Savory Enstitüsü tarafından yapılan sınavın ardından Saha Uzmanı (Field Professional) olmaya hak kazanmış, Avrupa ve Asya kıtalarında bu ünvana sahip ilk iki kişi olmuştu.

Saha uzmanı, Savory Enstitüsü’nün bütüncül yönetim uzmanları için küresel çapta uyguladığı akreditasyon sisteminde en yüksek bireysel ünvana karşılık geliyor.