Ana Sayfa Blog Sayfa 2024

Metan seviyesi rekor seviyede yükseliyor

Dünyanın dört bir yanından bilim insanlarının destek verdiği bir araştırma 2000 yılından bu yana metan gazı salımının 50 milyon tondan daha fazla arttığını ortaya koydu.

Karbondioksite kıyasla sıcaklığı tutmada 28 kat daha etkili olan metan gazının bu miktarı 350 milyon otomobilin saldığı sera gazı emisyonuna denk geliyor. Almanya ve Fransa’nın toplam emisyon miktarının ise iki katı.

Başlıca sebepleri hayvancılık ve fosil yakıtlar

Dünya Sistem Bilimi Verileri ve Çevre Araştırma Mektupları’nda yayınlanan bulgular, atmosferdeki metanın yarısından fazlasının insan faaliyetlerinden kaynaklandığını gösteriyor. Üçte ikisini çiftlik, tarım ve depolama alanlarından kaynaklanan emisyonlar oluşturuyor. Geri kalanı is petrol, gaz ve kömürden oluşan fosil yakıt endüstrisi sebebiyle oluşuyor.

Metan gazı iklim krizine katkısı açısından ikinci sırada yer alıyor. İlk sırayı ise karbondioksit tutuyor.  Ancak 100 yıllık bir süreç içerisinde karbondioksite kıyasla sıcaklığı tutma anlamında 28 kat daha etkili oluyor.

Fotoğraf: AA

Atmosferdeki metan gazı 2.6 kat arttı

Kaliforniya’daki Stanford Üniversitesi Yer, Enerji ve Çevre Bilimleri Fakültesi’nde profesör olan Rob Jackson, Global Carbon Projesi’ne başkanlık ediyor. Jackson, Guardian’a verdiği demeçte sanayi devriminden bu yana insan faaliyetlerinin atmosferdeki metan miktarını 2,6 kat, karbondioksiti ise 1,7 kat arttırdığını söyledi.

Metan gazıyla mücadelenin de en az karbondioksit kadar önemli olduğunu belirten Jackson “Uydu ve drone kullanarak metan yayıcıları tespit edebileceğimiz konusunda iyimserim. Ancak bir milyar inek ve koyunun geğirmesinden oluşan emisyonları kesmek daha zorlu. Çünkü burada diyetlerimizin ve gübre yönetimi önemli oluyor” dedi.

Çalışma tarımsal metan emisyonlarının 2000 yılından bu yana yüzde 11 artarken, fosil yakıt kaynaklı metanın ise yüzde 15 arttığını belirtiyor.

Bölgeden bölgeye farklılıklar

Artışlar bölgeden bölgeye de farklılık gösteriyor. Asya, Afrika ve Okyanusya’da emisyonlar daha çok tarımsal faaliyetler sebebiyle artarken ABD’de ise hidrolik çatlatma (fracking) ve diğer yöntemlerle elde edilen doğal gaz ve petrol sebebiyle artıyor.

Avrupa, gübre ve endüstri kaynaklı emisyonları azaltmak için aldığı güçlü önlemler sayesinde düşüş kaydeden tek kıta. Kuzey Kutbu’ndaki değişiklik de oldukça az. Bunun sebebi olarak atmosfere çok büyük miktarda metan salacağı düşünülen donmuş toprak erimesinin 2017 yılına kadar gerçekleşmemiş olması.

Yazarlar, hükümetlerin bu konuya odaklanan çözüm önerileriyle gelmediği sürece atmosferdeki miktarın giderek daha da artacağını söylüyor.

‘Çoklu baro’ yasası resmi gazetede yayınlandı

80 baronun karşı çıktığı ve günlerdir protesto ettiği, çoklu baroların kurulmasının önünü açan Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Resmi Gazete‘nin bugünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Buna göre, avukat sayısı 5 binden fazla olan illerde en az 2 bin avukatın imzasıyla yeni bir baro kurulabilecek. (Bugün yalnızca Ankara, İstanbul ve İzmir için geçerli bir durum) Çoklu baroların olduğu yerlerde barolar da noterler gibi numaralandırılacak. Yine birden fazla baronun olduğu kentlerde, avukatlar, bu barolardan birinin levhasına yazılacak.

Her baro Türkiye Barolar Birliği’nde (TBB) üç delege ve bir başkanla temsil edilecek.

Süreç boyunca itirazlar devam etti

Ekim ayının ilk haftası baro yönetimlerinin seçimi, Aralık ayında da Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu yapılacak. Seçimler barolar için iki yılda, TBB için ise dört yılda bir gerçekleştirilecek.

TBB Genel Kurulu’nun olağanüstü toplantısı, on yerine 25 baronun yönetim kurulunun yazılı talebiyle gerçekleştirilecek.

Düzenleme, tasarı aşamasındayken baro başkanlarının itirazları başlamış, TBMM Adalet Komisyonu‘ndan geçerken başkanlar içeri alınmamış, TBMM Genel Kurulu’ndan HDP‘li ve CHP‘li vekillerin tüm itirazlarına rağmen olduğu gibi geçmişti.

Amazon Ermeni Soykırımı’nı yalanlayan kitabı satış listesinden çıkardı

Amazon satış listesinde yer alan Ali Nazmi Cora’nın kaleme aldığı Armenian Genocide, A Big Lie (Ermeni Soykırımı, Büyük Bir Yalan) isimli kitabı bir okuyucudan gelen tepki üzerine sitesinden kaldırdı.

bianet’ten Pınar Tarcan’ın haberine göre kitabın kaldırılmasını isteyen Shunt Jarchafjian kaldırılma kararını Asbarez.com’da yazdığı makalede duyurdu.

‘Gerçeğe dayalı bilgi hiçbir şeyin yerini tutmaz’

Yazar Jarchafjian 12 Haziran’da Amazon CEO’su Jeff Bezos‘a kitapla ilgili bir e-posta gönderdiğini söyledi. Jarchafjian’ın aktardığına göre metinde şu ifadeler yer aldı:

Ermeni Soykırımı ile ilgili edebi çalışmalar ararken, soykırım inkârcıları ve tarihsel revizyonistleri tarafından yazılmış birçok kitap ortaya çıkıyor.Umarım Amazon belirtilen ilkelerine sadık kalır ve bu sorunu çözmek için gerekli değişiklikleri yapar.

Şimdi her zamankinden daha fazla bir araya gelmeli ve birbirimizi insan olarak daha iyi anlamalıyız. Gerçeğe dayalı bir bilgi temeline sahip olmak hiçbir şeyin yerini tutamaz.

Listeden kaldırıldı

Jarchafjian’a kısa süre sonra teknik destek müşteri ilişkileri ekibinden bir mail geldi. Mailde “Jeff Bezos e-postanızı aldı ve onun adına yanıt veriyorum” deniyor ve talebinin dikkate alındığı bildiriliyordu.

Jarchafjian bu e-postanın ardından yaklaşık bir hafta sonra kitabın artık Amazon’da olmadığını gördüğü söylüyor.  Amazon, yazara 30 Haziran’da yeni bir e-posta attı. E-postada şunlar yazdı:

Bu başlığı daha ayrıntılı olarak incelerken bu konuyu dikkatimiz sunduğunuz için teşekkür ederiz. A.N.’nin yazdığı ‘Ermeni Soykırımı, Büyük Yalan’ adlı kitap web sitemizden kaldırıldı.İncelememizi istediğiniz başka özel başlıklar varsa, lütfen bu e-postayı yanıtlayın.Amazon’u seçtiğiniz için teşekkür ederiz.

‘Bizi sokağa çağıranlar, Saray’a çağıramıyor’

Ankara Beştepe’deki 15 Temmuz Anıtı’na gitmek isteyen ‘15 Temmuz gazilerine’ polis müdahale etti. Polis grubun anıta gitmesini engelleyince, gruptaki kişiler de Türk Bayrağı açarak oturma eylemi gerçekleştirdi.

TBMM’de gün boyu sürecek 15 Temmuz Anma Programı’na gazi ve şehitler için toplanan paraların kendilerine iletilmediğini söyleyerek uzun süredir eylemler gerçekleştiren ‘15 Temmuz gazileri’ davet edilmemişti. Grup ise kendilerine verilen sözlerin tutulmadığını ve bu sebeple girişlerinin engellendiğini belirtiyor.

‘Haklarımızı isteyeceğimizi biliyorlar’

Müdahaleye uğrayan bir kişi KRT TV muhabirine yaptığı açıklamada “Bizi sokağa çağıranlar, Saray’a çağıramıyorlar çünkü karşılarına geçip ‘Haklarımız ver Cumhurbaşkanımız’ diyeceğimizi çok iyi biliyorlar” dedi.

Yürüyüşü takip eden KRT kamerası polis tarafından engellenmek isteyince grup ‘Canımız pahasına sizi koruyacağız!’ diyerek KRT kamerasının etrafına etten duvar ördü.

Pestisitler ekosistem çöküşünü hızlandırıyor – Bülent Şık

Geçtiğimiz kasım ayında 153 ülkeden 11 binden fazla bilim insanı bir açıklama yayınlayarak iklim krizinin tarif edilmeyecek büyüklükte insani acılara neden olacağına dikkat çekmişti. 

BioScience dergisinde yayınlanan ve 1979’da Cenevre‘de düzenlenen Birinci Dünya İklim Konferansı toplantısının 40. yıldönümünde yapılan açıklamada iklim krizinin şimdiden içinde olduğumuz ve şiddetinin de giderek artacağı belirtildi.

Açıklamada, insanlığın acilen önlem alması gerektiği, hayatın devamlılığını ve sürdürülebilir bir geleceği güvence altına alabilmek için küresel toplumun doğal ekosistemlerle kurduğu ilişkiyi kökten değiştirmesi gerektiği ifade edildi.

Yapılan açıklamanın önemini anlatabilmek için yine geçtiğimiz yıl sonuçları açıklanan iki önemli çalışmaya değineceğim. Bu çalışmaların sonuçları yeryüzündeki böcek türlerinin sayısında çok hızlı bir azalma olduğunu gösteriyor.

Böcek türleri azalıyor

2019 yılı Şubat ayında sonuçları açıklanan kapsamlı bir bilimsel bir inceleme dünyadaki böcek türlerinin kaygı verici bir azalma oranı ile yok olduklarını ortaya koyuyor. Çalışmada önümüzdeki birkaç on yılda dünya böcek türlerinin yüzde 40’ının yok olabileceği belirtiliyor. Böceklerdeki yokoluş oranı, memelilere, kuşlara ve sürüngenlere göre sekiz kat daha hızlı seyrediyor.

Habitat kaybı (böceklerin yaşam alanlarının kentleşme, tarım alanları açılması, endüstriyel faaliyetler vb gibi nedenlerle daralması) ve geçtiğimiz 60-70 yılda sistematik ve yaygın bir şekilde kullanılan pestisitler böcek türlerindeki hızlı yok oluşunun ana nedenleri olarak gösteriliyor.

Ekosistemin çöküşü

2019 yılı sonuna doğru yayınlanan bir başka kapsamlı çalışmada ise ormanlar ve meralar gibi korunaklı yaşam alanlarında bile böcek türlerinin sayısında azalmalar olduğu belirtildi. Azalmanın en önemli nedeni aşırı kimyasal (pestisit) kullanımına dayalı yoğun tarım faaliyetleri. Özellikle de tarımsal faaliyetlerin yoğun olduğu bölgelere yakın olan ormanlık alanlar ile otlak ve meralar risk altında.

Şimdiye kadar bu tip korunaklı bölgelerin canlılar için bir sığınak gibi görülebileceği, bu bölgelerde yaşayan canlıların pestisitlerin toksik etkilerinden ya da kimyasal kirlilik vb. gibi yıkım yaratan etkenlerden fazla etkilenmediği düşünülüyordu. Araştırma bulguları yeryüzü ekosisteminin çökmesi olasılığına işaret ettiği için çok önemli ve bu nedenle de çalışmanın sonuçları meselenin bir paradigma değişikliğine gidilmesini gerektirecek kadar önemli olduğunu belirten bir çağrı yapılarak açıklandı.

Böcekler yüz milyonlarca yıldır doğada var kalabilmiş ve milyonlarca canlı türünü bünyelerinde barındıran çok geniş bir canlı topluluğu. Doğal hayatın devamlılığı için vazgeçilmez bir öneme sahipler.

Ne yapmalıyız?

Pestisitlerin zararları ve pestisit kullanımına alternatif uygulamalar konusunda dünya genelinde faaliyet yürüten Pestisit Eylem Ağı (PAN) isimli organizasyon geçtiğimiz yıl Mart ayında yayınlanan bir çalışmasında böceklere zarar veren pestisitleri tek tek listeledi. Yayının çevresel toksisite başlığını taşıyan kısmında uçucu böceklere ve sucul canlılara zarar veren, suda, dip çamurlarında ve toprakta uzun süre zehirli etkisini koruyan 148 adet pestisit yer alıyor.

Ülkeden ülkeye sayısı değişmekle beraber listede yer alan bu pestisitlerin tamamı dünya tarımında, büyük bir çoğunluğu da ülkemiz tarımında kullanılıyor. Örneğin böceklere en fazla zarar veren pestisitlerin başında gelen klorpirifos, malathion ve neonikotinoid grubunda yer alan çeşitli pestisitler gibi. Listede yer alan pestisitlerin doğal hayata verdikleri zarar uzun zamandır dile getirilmesine rağmen kullanım miktarlarının yıldan yıla artış gösterdiğini de belirtmeliyim. 

Toplumsal baskı gerek

PAN tarafından yayınlanan listenin bir benzeri Greenpeace tarafından da yayınlanmıştı. Aslında bu tip listeler PAN ve Greenpeace tarafından 2009’dan bu yana yayınlanıyor. Oluşturulan listeler ciddi bir akademik temele dayanıyor. Pestisit kullanımını sınırlandırmak için mevcut sorunların boyutlarını betimleyen akademik çalışmalara ihtiyaç olduğu kadar konu ile ilgili kurumlara (Örneğin Tarım ve Orman Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı) yönelik toplumsal baskı kurulmasına da gerek var.

Ancak böyle bir baskı kurabilmek için öncelikle Türkiye tarımında kullanılan ve böceklere en fazla zarar veren pestisitlerin hangileri olduğunun tek tek belirlenmesi yani bir kara listenin oluşturulması gerekiyor. Elde mevcut bir kara liste üzerinden somut talepleri dile getirmek daha doğru olacak. Bu önemli konuya bir sonraki yazıda devam edeceğim.

(Bu yazı ilk kez Bianet’te yayımlanmıştır.)

Demokrat Parti adayı Biden’dan güçlendirilmiş iklim planı: İki trilyon dolar bütçe ayıracağız

ABD Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Demokratik Parti adayı Joe Biden Salı günü yaptığı basın toplantısında temiz enerji alt yapısına iki trilyon doların üzerinde bütçe ayıran iklim planını duyurdu.

İddialı plan ayrıca elektrik üretimi ve tüketiminden kaynaklanan karbon emisyonlarının 15 yıl içerisinde sıfıra indirilmesi taahhüdünü de barındırıyor.

‘Ekonomiyi güçlendirecek’

Biden, iklim paketinin karbon emisyonlarını azaltma hedefinin ötesinde koronavirüs salgını sebebiyle büyük zarara uğrayan ABD ekonomisine ihtiyacı olan iyileşmeyi sağlayacağını belirtti. Plan ile temiz enerji sektöründe milyonlarca istihdam sağlanması öngörülüyor.

Delaware’de gerçekleştirilen kampanya toplantısında konuşan Biden “Daha fazla vakit kaybetmeyelim” dedi. Biden konuşmasının devamında şunları söyledi:

Donald Trump iklim değişikliği hakkında düşündüğünde söyleyebileceği tek kelime ‘aldatmaca’ oluyor. Ben iklim değişikliği hakkında düşündüğümde ise ‘işler’ kelimesini düşünüyorum.

Biden, 3 Kasım’da gerçekleşecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’nin adayı ve şu anki ABD Başkanı Donald Trump’a karşı yarışacak.

Güçlendirilmiş iklim planı

Bu plan ile birlikte ülkenin 2035 yılında yüzde yüz temiz enerjiye geçmesini öngörüyor. Daha önceki sunulan planda bu tarih 2050 olarak lanse edilmişti. Bu da süreç içerisinde Demokratlar arasında iklim hareketini destekleyenlerin etkisinin arttığına işaret ediyor.

İlk seçim kampanyasında Biden, on yıl içerisinde 1.7 trilyon dolar harcama yapmayı önermişti. Şu anda ise ayrılan paranın artmasının yanı sıra harcama süresi de dört yıla indiriliyor.

Bütçenin yüzde 40 dezavantajlı gruplara

Plan otomobil endüstrisinde de büyük bir dönüşüm yaratmayı ve elektrikli araçları teşvik etmeyi içeriyor. Bunun yanı sıra 1.5 milyon yeni enerji tasarruflu ev ve toplu konutların inşa edilmesi yer alıyor.

Biden’ın planı içinde çevresel adalet vurgusu da yapılıyor. Bu çerçevede temiz enerji yatırımlarının yüzde 40’ının enerji santrallerinin gölgesindeki dezavantajlı topluluklara yönlendirilmesi planlanıyor.

Cumhuriyetçilerden eleştiri

İlk planın oldukça yetersiz olduğunu söyleyerek eleştiren Sunrise Movement gibi iklim hareketleri yeni planı öven ve bunun büyük bir gelişme olduğunu belirten açıklamalarda bulundu.

Ancak Cumhuriyetçilerden Steve Scalise ve Mike Kelly, Trump kampanyası sırasında yaptıkları bir basın toplantısında Biden’ın planını eleştirdi. Açıklamada planın ekonomiyi güçlendirmek yerine çok fazla kişinin işini kaybetmesine sebep olacağı, elektrik maliyetlerini artıracağı ve düşük gelirli ailelerin bu geçiş yükünü taşıyacağı uyarısında bulunuldu.

İstanbul Sözleşmesi MYK’nın gündeminde: AKP Sözleşme’yi feshetmek mi istiyor?

AKP, Türkiye‘nin imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi‘ni tek taraflı feshetmeye ya da Sözleşme’nin belli maddelerine çekince koymaya hazırlanıyor.

Partinin dün akşam 21.00’de başlayıp 02.00’ye kadar devam eden Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının ana gündemi İstanbul Sözleşmesi’ydi. Milliyet’ten Ayşegül Kahvecioğlu‘nun parti kaynaklarına dayandırdığı haberine göre toplantıda, sözleşmenin; toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelimin teminatı sayılan hükümleri eleştirildi ve söz konusu hükümlerin “LGBTİ+‘ların marjinal faaliyetlerine alan açacağı” savunuldu.

‘Kadın beyanı’ erkeği potansiyel suçlu yapıyormuş

Toplantıda ayrıca, Sözleşme’den ayrılmanın Türkiye’deki kadına şiddet vakalarına olumsuz bir etkide bulunmayacağı savunuldu ve kadının beyanı esas alınarak erkekler için verilen evden uzaklaştırma kararlarının “aileleri parçaladığı”, kadının beyanının erkeği “potansiyel suçlu gösterdiği” iddia edildi. Toplantıda kadınların şiddet görmese dahi eşlerine Sözleşme hükümlerinin verdiği teminat kapsamında yaptırımda bulundukları, bu yönüyle sözleşmenin, “aileye zarar verdiği” ileri sürüldü.

Bazı üyeler ise Sözleşme’nin, toplumsal cinsiyet eşitliğini düzenleyen maddelerinin, “eşcinsel birliktelikleri yasal teminat altına aldığını” ve bu durumun “toplum yapısını bozduğunu” savundu. Sözleşme’de çocuk yaşta evliliklerin “çocuğun cinsel istismarı” olarak değerlendirilmesi de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “şikayet olarak” iletildi.

Edinilen bilgiye göre, değerlendirmelerin ardından Erdoğan, “tartışmalı maddelere çekince konulması” ya da “Sözleşme’nin tek taraflı feshi”nin hukuki ve toplumsal sonuçlarının çalışılmasını istedi. Toplantıda özellikle kadın kurmayların, “kadının korunması” için mevcut düzenlemelerin yerinde olduğu, ancak uygulamadan kaynaklı sorunlar yaşanabildiğini vurguladığı öğrenildi. Bazı kurmaylar, Sözleşme’den çıkılmasının Türkiye’nin “yüksek takdirle ilk imzacı olmasını sorgulatacağını” ve atılacak adım nedeniyle kadın dernekleriyle karşı karşıya gelineceğini savundu.

MYK üyelerinin çoğu çıkmak istiyor

Türkiye’den Yücel Kayaoğlu’nun kulis haberine göre ise aralarında Aile Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk ile AKP Grup Başkanvekili Mehmet Muş’un da bulunduğu bazı isimler toplantıda sözleşmeden çıkmanın doğru olmayacağını savundu. MYK üyelerinin bazıları da orta yol olarak sözleşmeden çıkmak yerine, niyet beyanı ile hangi maddelerin uygulanmayacağının belirlenmesini istedi. Aralarında Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’un de bulunduğu üyelerin çoğunluğu ise sözleşmeden çıkılması yönünde görüş bildirdi.

Toplantının sonunda söz alan Erdoğan sözleşmenin hazırlanması, imzalanması, neler içerdiğine ilişkin rapordan alıntılar yaptı, ayrıca sözleşmeden çekilen Bulgaristan, Hırvatistan ve Macaristan’dan örnekler verdi. Toplantıda, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da uluslararası bir sözleşmeden çekilmenin nasıl olacağına dair teknik detayları anlattı. Buna göre, yürütme olarak Cumhurbaşkanı’nın başka bir işleme gerek kalmadan sözleşmeden çekilme yetkisinin bulunduğu belirtildi.

Türkiye ilk imzacı

11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılan ve bu nedenle İstanbul Sözleşmesi olarak anılan Sözleşme’nin resmi adı Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi.

Türkiye’nin ilk imzalayıcısı olduğu Sözleşme, toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesine dayanıyor. 1 Ağustos 2014’ten beri yürürlükte olan ve çocuk evlilikleri yasaklayan ve 6284 sayılı kanunla kadına karşı şiddetin önüne geçmeyi öngören sözleşme hakkında AKP içinden “toplumsal değerler”, “aile birliği” gerekçesiyle sık sık itirazlar geliyor. 

Endonezya’da sel felaketi: 16 ölüm, 23 kayıp

Endonezya’nın Sulawesi adasında gerçekleşen aşırı yağışlar sel ve toprak kaymalarını beraberinde getirdi. Ülkenin afet birimi şu ana kadar en az 16 kişinin hayatını kaybettiğini, binlerce kişinin ise yerinden olduğunu duyurdu.

Güney Sulawesi’de meydana gelen sel felaketi sırasında kaybolan 23 kişinin arama çalışmaları ise devam ediyor. Yetkililer Jakarta Post’a yaptığı açıklamada sayıların çok daha yüksek olabileceğini çünkü birçok yerleşim yerine ulaşım sağlayamadıklarını açıkladı.

Üç nehir taştı

Pazar gününden bu yana süren şiddetli yağışlar Masamba, Rongkong ve Mely nehirlerinin taşmasına neden oldu. Ulusal Afet Etki Azaltma Ajansı (BNPB) Salı günü sel baskınının altı bölgede, (Masamba, Sabbang, Baebunta, Güney Baebunta, Malangke ve Batı Malangke) 4 bin 930 aileyi etkilediğini bildirdi.

Meteoroloji Ofisi’nden yapılan açıklamada (BMKG) yağışların Perşembe gününe kadar devam edeceği ve daha fazla sele davet çıkarabileceği belirtildi.

Evler çamura gömüldü 

Yüzlerce ev ve kamu tesisi beş metreyi bulan çamurun altına gömüldü. Masamba ve Radda köylerine erişim de iki metre derinliğe kadar ulaşan çamurla engellendi. Engellenen erişim sadece tahliye sürecini değil, yardım dağıtımını da engelliyor.

Endonezya’da özellikle yağmur sezonunda çok sayıda sel felaketi meydana geliyor. Ocak ayında gerçekleşen selde 66 kişi hayatını kaybetmişti.

Yağış düzenleri değişiyor

Ancak yetkililer yağmur sezonunun Şubat ayında zirveye çıkmasını ve daha sonra azalışa geçmesini beklediklerini ancak son yaşanan durumun sezonun ileri tarihlere uzadığının işareti olduğunu söylüyor.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), ABD Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) ve birçok bilimsel kuruluş iklim değişikliği yüzünden küresel ortalama sıcaklıkların artacağını ve bunun da kuraklık riskini, düzensiz ve aşırı yağış sıklığı ve miktarını ve fırtına gibi aşırı hava olaylarının sıklık ve şiddetini yükseltebileceğini ortaya koyuyor.

 

Van Gölü’nün kıyısında ocak tehdidi

Haber: Ruşen Takva

*

Van’ın Gevaş ilçesi’nde, tarihi Ermeni Kilisesine de ev sahipliği yapan Akdamar Adası’nın karşı kıyısı maden ocağı tehdidi altında. Kıyıya 150 metre uzaklıkta ve Karayolları 11’inci Bölge Müdürlüğü’nün verdiği ruhsat ile Elit Yol Şirketi tarafından kurulan Kalker Ocağı ve Kırma Eleme Tesisi, çevre örgütlerini ve uzmanları harekete geçirdi.

Yeşil Gazete adına, çalışmanın yapıldığı alana gittiğimiz an yanımıza koşarak gelen ve ocağın kurulduğu alanda arazisi olan ilçe sakini İkram Alan’ın sözleri ilk sözleri, “Memleket, kendi menfaati için susmuş. Ben tek başıma savaşıyorum, fakat o gün geldiği zaman hesabını soracağım” oluyor.

Gevaş; tarihi dokusu ve kültürel yapısının yanı sıra yetiştirilen tarımsal ürünlerle de bölgenin tamamında hatırı sayılır bir üne sahip. Buradan gelen ürünlerin şehir merkezinde kurulan pazarlarda, benzerlerine nazaran bir kaç katı fiyatla alıcısı oluyor. Arazisinin olduğu alana taş ocağı tesisi kurulan Alan, “…Biz bu arazilerden ürün alıyorduk, şimdi ürün de alamıyoruz. Burada ürün devri bitti. Ocaktan çıkan toz yüzünden ürünler nefes alamıyor.  Taş lazımsa git dağdan al. Yola yakın, insanların barınacağı yerde bu doğayı yok edemezsin” diyor.

 

Tesisin kurulduğu alanda İkram Alan’ın da altı dönüm arazisi bulunuyor. Karayolları, tesisin kurulduğu alan için kamulaştırmaya giderek dönümüne 30 Bin TL ödemiş. Alan’ın anlattığına göre şirket yetkilileri bu parayı almış, fakat arazi sahiplerine ödeme yapmamış. Kendisi gibi pek çok arazi sahibinin zarara uğradığını anlatıyor. Kamulaştırma sırasında yaşananlara öfkesini şöyle ifade ediyor Alan: “Karayollarını’nın verdiği parayı şirket yetkilileri devlet gibi davranarak el koydular ve bizim arazilerimize çöktüler. Elbet bir gün bulacağım ve paramı alacağım onlardan.”

Van Denizi

Van Gölü büyüklüğü sebebiyle yöre halkı tarafından deniz olarak kabul görüyor. Volkanik bir göl olan Van Gölü, aynı zamanda endemik tür olan inci kefali balığına ev sahipliği yapıyor. Kıyı ve sahilleri çoğu zaman Akdeniz kıyılarına benzetildiği için turist ilgisi de çok. Ayrıca kuş göçünün önemli duraklarından biri. Çevre Derneği (ÇEVDER) Başkanı Ali Kalçık da  Van Gölüne deniz demeyi tercih edenlerden. Gölün bölge için öneminden bahsederken, taş ocağının böylesi bir öneme sahip bir sahile 150 metre gibi kısa bir mesafede olmasının yol açacağı sonuçları şöyle dile getiriyor:

Taş yönetmeliğinde yaklaşık 42 madde olmasına rağmen bunun hiçbiri uygulanmıyor.  En önemli maddelerden biri de bu ocakların kapalı sistemde çalışması gerektiği. Yani kaynakta patlatma yapıldığı yerden, üretim standına kadar olan tüm sürecin kapalı olması gerekir. Bu ocakta ise hiçbir kapalı sisteminin olmaması, korumanın bulunmaması ve denize en az 500 metre mesafede olması gerekirken 150 metrelik bir mesafede olması hem merayı  hem tarım alanını hem de denizde yaşayan endemik türleri tehdit ediyor”

‘Birkaç istisna hariç, hiçbir tesis genelgeye uymuyor’

Aslında 2013 yılında yayınlanan genelge ile taş ocaklarının patlatılmasından, işlenmesine kadar kapalı sisteme geçilmesine karar verilmişti. Ancak Türkiye’de bulunan taş ocakları bu genelgeye uymadığı gibi denetlenmiyor da…

Taş ocaklarına karşı olmadıklarını söyleyen Ali Kalçık, yine de önemli bir şerh koyuyor:

Ekmek fabrikaları ne kadar değerliyse, taş ocakları da hayatımız için bu kadar gereklidir. Bugün yol yapımından imar yapımına kadar gerekli olan bu ocaklar, maalesef üretim aşamasında çok ciddi ihlaller oluşturuyor. Bu da hem çevre katliamına hem görüntü kirliliğine neden oluyor. Oysa 2013 tarihinde yayınlanan genelgeye göre taş ocağının patlatılmasından, işlenmesine kadar kapalı sistem olması gerekiyordu. Fakat bugün Türkiye’de bulunan taş ocaklarından birkaç tanesi hariç, hiç bir ocak bu genelgeye uymuyor. Özellikle Van’da sayıları yüzlere varan taş ocağı olmasına rağmen, hiçbir ocak tekniğine uygun üretim yapmıyor.  Üretime bu şekilde müsamaha gösteren özellikle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Karayolları Müdürlüğü kendi koydukları yasalara aykırı davranıyor ve  ocakların tekniğe uygun olmamasına sebebiyet vererek dolaylı bir ihlal yaratıyor.

 

Gevaş’ta yaşananların insana ve doğaya saygısı olan herkese sorumluluk yüklediğine dikkat çeken Kalçık’ın çağrısı şöyle: “Özellikle yetkililer görevini yapmaya davet ediyorum.  Hem insan sağlığı hem canlı sağlığı için hem de buradaki endemik bitki organizmasını korumak üzere verilecek mücadele çok değerlidir. Maalesef yetkililer görevini yapmıyor ve kapitalist anlayışla her şeye para üzerinden bakıyor. Bu bakış açısı ise böylesi bir çevre katliamına neden oluyor. Bu tür olumsuzlukların önüne geçilmesi için insanlarımızın bu konuda duyarlı olması, doğamıza ve çevremize sahip çıkması gerekiyor. “

Turizmde öncelikli bölge

Karayolları’nın onay verdiği taş ocağına 1 kilometre mesafede tarihi bir mezarlık ve Selçuklu yapımı bir kümbet bulunuyor.  Çalışmanın yapıldığı kaya kütlesinin, burada bulunan tarihi yerlere uzanan bir damar olduğunu ifade eden TMMOB Van Yönetim Kurulu Üyesi Mihail Atik, “Önü alınmazsa burası koca bir maden ocağı haline gelecek” şeklinde konuşuyor.  Tarihi yapıların olması ve göle olan mesafesinden dolayı taş ocağının yapıldığı alan, aynı zamanda turizmde öncellikli bölge niteliğinde.  Tüm bunlara rağmen ocağa verilen izni eleştiren Atik şunları söylüyor:

Bu çalışma, resmi kurumların elleriyle gerçekleştiriliyor. Bizler doğayı ve gölü korumak için çöpleri, atıkları topluyoruz ama esas korumamız ve müdahale etmemiz gereken mesele bu ocaklar. Çünkü bunlar bölge geri dönüşü mümkün olmayan zararlar veriyor.  Hem coğrafik yapıyı hem Van Gölü’ndeki faunayı ve dokusunu hem buradaki kültürel yapıyı tamamen yok ve tahrip ediyor. Bunun resmi kurumların elleriyle ancak gayri resmi yollardan yapıldığının farkındayız.

 

Yaşanan tahribatın ardından ilgili kurumlara başvurular yapılmasına rağmen herhangi bir yanıt alınamamış. Atik “Biz tüm bu süreçle ilgili öncellikle kamuoyu oluşturmaya çalıştık ve ilgili kurumlara yazılar gönderdik.  İlgili kurum ve kuruluşları uyarmamıza rağmen maalesef geri dönüş yapılmadı ve müdahale edilmedi. Şimdi hem kamusal hem de hukuksal alanları kullanarak burayla ilgili gerekli ne varsa yapmaya çalışacağız” diyor.

Bir sağduyu çağrısında da Mihail Atik bulunuyor ve ekliyor:

Özellikle şunu istirham etmek istiyorum. Gerek bu bölgede yaşayan insanımız gerekse Türkiye’nin tamamının bilmesi gereken, buranın Türkiye’nin gerçekten nadir görülen ve olağanüstü güzelliklere sahip bir bölgesi olduğu gerçeğidir. Buraların bu şekilde tahrip edilip yok edilmesi yarın öbür gün aynen Hasankeyf gibi bir durumla karşı karşıya kalmamıza sebep olacak ciddiyettedir. Bu durum yaşanmadan, böyle bir olay gerçekleşmeden müdahale etmemiz gerekiyor. Bu anlamda ben tüm sağduyulu çevreleri ve kent insanını bu durum için müdahale etmeye karşı koymaya çağırıyorum.

İnşaat mühendisleri de karşı

Karayolları Bölge Müdürlüğünün vermiş olduğu ruhsat, mühendisler tarafından da sıkıntılı görülüyor. İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Fırat Durmaz ocağa değilse de yerine karşı olduklarını anlatıyor:

Taş ocağı Van Gölü’ne  500 metreden daha az bir bölümünde yer alıyor. Bu durum kabul edilemeyecek bir durum çünkü bir kere mevzuatlara aykırı. İnşaat Mühendisleri Odası olarak elbette taş ocaklarına karşı değiliz fakat, bu tür yerlerde taş ocaklarının yapılması ve buralara ruhsat verilmesi kabul edilemez ve yanlış bir durumdur.

Ocaklar Meclis gündemi’nde

HDP Van Milletvekili Muazzez Orhan, Gevaş’ta yaşananları ve tüm yasaları rafa kaldırmış olan ocağı  Meclis gündemine taşıdı. Orhan’a göre, yasadışı bir şekilde yaşanan ekolojik tahribatın örnekleri, günden güne artmakta ve doğa geri döndürülemez bir şekilde yok edilmekte.

Orhan’ın Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum tarafından cevaplandırılmasını talep ettiği önergede, kültür ve turizm alanı içerisinde, Van Gölü kıyısına, yasa gereği maden kısıtlama alanı olan bir yerde açılan taş ocağının doğa katliamı yarattığına vurgu yapıldı. İlgili mevzuata göre uygun olmayan bir yerde açılan ocağın, orman dikim bölgesi olması gereken bir yerde açılmasının bölgenin flora ve fauna yapısını bozduğu belirtilen önergede şu ifadeler yer aldı:

“Denetimsiz madencilik ve Van Gölü havzasının jeolojik – jeomorfolojik yapısı nedeniyle göl habitatı her geçen dönem kirletilmektedir. Bu nedenle, havzanın insan faaliyetlerinden ve doğal jeolojik çevreden kaynaklanan tüm kirletici unsurlarının birlikte ele alınması, bütüncül çalışmaların yürütülmesi konusunda hızla projeler üretilmesi gerekmektedir. Van gölünün korunması için sahil çevresinin belirli bir yoğunlukta ağaçlandırılması, madencilik ve benzeri faaliyetlerin kısıtlanması gerekmektedir. Toprak kayması, sel ve erozyon gibi göl kirletici faktörlerin azaltılması, Van Gölü’ndeki ekolojik havzanın korunması amacıyla bütüncül bir politika uygulamak zorunludur.”

Orhan, Bakan Kurum’a cevaplaması istemiyle şu soruları yöneltti:

  • Van Gölü Gevaş sahilinde taş ocağı açılmasının gerekçeleri nelerdir?
  • Van Gölü Gevaş sahilinde açılan taş ocağı için usule uygun ÇED raporu verilmiş midir? Bu süreç hakkında bir soruşturma başlatacak mısınız?
  • Van Gölü Gevaş sahilinde, taş ocakları için 500 metre olması gereken sahile uzaklık kuralı neden ihlal edilmiştir? İhlal hakkında bir soruşturma başlatacak mısınız?
  • Van Gölü Gevaş sahilinde açılan taş ocağının Van Gölü’ne, Van Gölü’nde ve taş ocağı alanında yaşayan canlılara, İnci Kefali balığına etkileri üzerine bir araştırma yapılmış mıdır?
  • Orman dikim bölgesi olması gereken bölgede taş ocağı madeni ruhsatı verilmesi hakkında bir soruşturma başlatacak mısınız?
  • Taş ocağı ruhsatının iptal edilmesi amacıyla bir girişim başlatacak mısınız?
  • 2002-2020 yılları arasında Van Gölü sahilinin ağaçlandırılması amacıyla yürüttüğünüz herhangi bir çalışma olmuş mudur?

 

G20 ülkeleri Covid-19 boyunca fosil yakıtlara temiz enerjinin iki katı yardımda bulundu

Aralarında Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü (IISD), Columbia Üniversitesi ve Stockholm Çevre Enstitüsü’nün (SEI) de bulunduğu 14 kurum bir rapor hazırlayarak G-20 ülkelerinin Covid-19 salgını boyunca fosil yakıtlara temiz enerji teknolojilerinden daha fazla para yardımında bulunma taahhüdünde bulunduğunu ortaya koydu.

15 Temmuz’da paylaşılan rapora göre ülkeler fosil yakıtlara 151 milyar Dolar para ayrılırken, temiz enerjiye bu miktarın neredeyse yarısı olan 89 milyar Dolar finansman sağlanma taahhüdünde bulundu.

Fosil yakıtlara aktarılan finansmanın ise yalnızca yüzde 20’si iklim hedefi belirlemek veya kirlilik azaltım planlarını hayata geçirmek gibi yeşil koşullara tabi tutuldu.

Yüksek karbonlu sektöre yardım yüzde 70 daha fazla

Araştırmanın sonuçları yeni web sitesi Enerji Politikaları Takibi’nde yayınlandı.  Proje salgınının başlangıcından bu yana G20’de yer alan ülkelerdeki hükümetlerin kamu finansmanı taahhütlerinin yanı sıra, ülkelerin enerji üretimi ve tüketimiyle ilgili diğer hükümet politikaları hakkında bilgi veren haftalık güncellemeleri içeriyor.

Üst düzey politikalarda yeşil ekonomik toparlanma ihtiyacı sıkça dile getirilse de veriler, gerçekleşen kamu finansmanının fosil yakıt üreticilerine ve havayolu gibi yüksek karbonlu sektörlerin mevcut durumdaki iyileştirme yardımlarının temiz enerjiye verilenlere kıyasla  yüzde 70 daha fazla olduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye’de üç milyar dolarlık fosil kaynak yatırımı

Araştırmaya göre Türkiye’de Covid-19 sürecinde devreye giren destek paketlerinde iklim krizi ile mücadele odağının eksik olduğu ortaya koyuluyor. Teşviklerin alt kalemlerinde mali büyüklüklere ilişkin bilgiler henüz eksik olsa da genel anlamda bir gruplandırma yapıldığında 3 milyar dolarlık bir kaynağın fosil kaynak yoğun yatırımlara yönlendirildiği belirtiliyor.  Teşviklerin de ekonomide beklenen düşük karbonlu dönüşümü gerçekleştirecek şekilde koşullandırılmadığı ortaya koyuluyor.

Enerji Politikaları Takibi’nin Türkiye verilerini yorumlayan ekonomist Bengisu Özenç “Enerji politikaları, düşük karbonlu ve sürdürülebilir bir geleceğe geçişte kilit bir noktada. Dönüşümün ekonomik büyümeden ödün vermeden, yeni istihdam kapasitesini geliştirerek yapılabileceği yönündeki bulguların sayısı ise her geçen gün artıyor” diyor.

Özenç “Türkiye’nin de bu fırsatları yakalayabilmesi için, destek paketlerinde yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, elektrifikasyon düzeyinin artırılması gibi düşük karbonlu enerji dönüşümü alanlarını önceliklendirmesi gerekiyor” ifadelerini kullanıyor.

Gerasimchuk: Fosil yakıtlar yeniden canlandı

IISD uzmanı ve Enerji Politikaları Takibi proje koordinatörü Dr. Ivetta Gerasimchuk, “Hükümetlerin Kovid-19 krizine verdikleri tepki, küresel salgının öncesinde var olan eğilimleri devam ettiriyor, hatta güçlendiriyor. Ulusal ve bölgesel ölçekteki karar vericiler, fosil yakıt kullanımını ve üretimini büyük ölçüde sübvanse ediyor. Petrol, doğalgaz, kömür gibi fosil yakıtlara dayalı elektrik üretimi yeniden canlandırılmış durumda. Aynı zamanda, halihazırda temiz enerjiye dayalı enerji dönüşümünü hayata geçirmeye başlayan ülkeler, teşvik ve ekonomik iyileştirme paketlerini bu amaç doğrultusunda kullanıyor” diyor.

Picciariello: Yoğun bir lobi çalışması var

ODI’da Kıdemli Araştırma Görevlisi olarak çalışan Angela Picciariello ise yürülüğe konulan çok sayıda temiz enerji politikasına rağmen fosil yakıtlar için yoğun bir lobi çalışması gördüklerini söylüyor.

Picciariello, “Bu durum, koşullu olarak adlandırılan fosil yakıt politikalarıyla önümüzdeki onlarca yıl boyunca tehlikeli emisyon salımına devam edecek. Temiz finansmanı fosil yakıt politikalarından ayırmak her zaman kolay olmuyor. Takip sistemi bu politikaların çoğunlukla gizli tutulan büyük ölçekli çevresel zararını ortaya koyuyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

G20 sera gazı emisyonlarının yüzde 80’inden sorumlu

G20 ülkeleri küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 80’inden sorumlu durumda ve küresel GSYİH’nin  yüzde 85’ini oluşturuyor. G20 ülkelerindeki hükümetlerin, küresel ekonomiye enjekte ettiği 8 trilyon doların ne şekilde dağıtılacağına dair kararlar, önümüzdeki onlarca yıl boyunca dünyanın çevresel ayak izini belirleyecek.

Veri tabanına eklenen ülke sayısı arttıkça ve haftalık güncellemelerle, uygulamanın sonuçları gelişmeye devam edecek. Enerji Politikaları Takibi’nde yalnızca dolar değeri niceliksel olarak verilmiş ölçülebilir politikalar toplam sayıya dahil edildi. Bu metodolojide birçok enerji destek politikası değerlendirilemedi. Kamu finansmanı taahhütlerinin toplamını temsil eden rakamlar, yıl boyunca ve sonrasında gelişmeye devam edecek.