Ana Sayfa Blog Sayfa 2025

15 Temmuz Anma programı belli oldu, CHP katılmıyor

TBMM’deki 15 Temmuz Anma Töreni’nin detayları belli oldu. Tüm gün sürecek etkinliklere Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve TBMM Başkanı Mustafa Şentop katılacak.

CHP Grup Başkanvekilleri ise yazılı bir açıklama yaparak parti olarak törene katılmayacaklarını açıkladı. Açıklamada, “CHP Grubu olarak; denetimli, 15 Temmuz gazilerinin çağrılmadığı, Covid-19 testi yaptırmayan milletvekillerinin alınmayacağı ve Meclis bahçesiyle sınırlanan bir törene katılmayacağız” denildi.

CHP: Gazilere karşı tutum kabul edilemez

Böyle bir törenin gazilere karşı kabul edilemez bir tutum içerdiği belirtilen açıklamada “Şehit ve gazilerimiz için toplanan paranın ne olduğunun sorulmasından korkan saray düzeni, milletin tüm temsilcilerini kapsayan bir töreni yok etmiştir. Buna bizim katılmamız mümkün değildir” ifadeleri yer aldı.

15 Temmuz anma programı

  • TBMM Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Meclis Başkanı Şentop ve beraberindeki heyet, saat 10.00’da Karşıyaka Mezarlığı 15 Temmuz Demokrasi Şehitliği’ni ziyaret edecek.
  • TBMM 15 Temmuz Şehitler Anıtı önünde saat 12.00’de anma töreni düzenlenecek. Törende Cumhurbaşkanı Erdoğan ve TBMM Başkanı Şentop, katılımcılara hitap edecek.
  • Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayacak anma töreni kapsamında 15 Temmuz 2016 gecesi, Meclis bahçesindeki bombanın düştüğü alana karanfil bırakılacak.
  • Program Kur’an-ı Kerim tilaveti ve duayla devam edecek.
  • Gençlik ve Spor Bakanlığınca 81 ilden Ankara’ya getirilecek sporcular saat 22.30’da TBMM 15 Temmuz Anıtı önünde “demokrasi nöbeti” tutmaya başlayacak.
  • Saat 22.45’te saygı duruşunda bulunulacak ve İstiklal Marşı okunacak.
  • Anma törenleri kapsamında açılış konuşmaları yapılacak, 15 Temmuz gününün anlamının ve öneminin anlatıldığı söyleşiler gerçekleştirilecek. Programda, TRT 15 Temmuz Belgeseli de yayınlanacak.
  • Mecliste 15 Temmuz gecesi saat 02.32’de bombalanan alana çelenk bırakılacak.
  • Mecliste, 30 kişiyle Kur’an-ı Kerim hatmi yapılacak ve hatim duası okunacak.
  • Gençlik ve Spor Bakanlığınca dağıtılan Kalkışma isimli kitabın toplu okuma etkinliğinin yapılacak.
  • Meclis’teki anma törenleri, TBMM Camisi’nde sabah namazının kılınması ve  duaların okunmasıyla sona erecek.

Türkiye’de koronavirüs: 20 kişi daha öldü, yeni vakalar 33 gün sonra binin altında

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de koronavirüs nedeniyle son 24 saatte 20 kişinin daha hayatını kaybettiğini, 992 yeni vaka tespit edildiğini açıkladı. Böylece toplam ölü sayısı 5 bin 402’ye, vaka sayısı 214 bin 993’e yükseldi.

Bakan Koca’nın paylaşımı şöyle: 

TEKRAR 1.000’İN ALTINDAYIZ. 33 gün sonra ilk kez. 11 Haziranda 987 olan yeni vaka sayısı ertesi gün 1.195’e çıkmıştı. Şu an yarını bilmiyoruz. Şimdi alacağımız tedbirlerin sonucunu ortalama 7 gün sonra göreceğimizi biliyoruz. Bugünü tekrar aramayalım.”

Türkiye’de ilk koronavirüs vakası 11 Mart’ta tespit edildi. O günden bu yana alınan önlemler kademeli olarak hafifletildi. 1 Haziran’dan itibarense “kontrollü normalleşmeye” geçildi. Normalleşme tablosu şu şekilde:

1 Haziran: 827 vaka, 23 ölüm (31.525 test)
2 Haziran: 786 vaka, 22 ölüm (32.325 test)
3 Haziran: 867 vaka, 24 ölüm (52.305 test)
4 Haziran: 988 vaka, 21 ölüm (54.234 test)
5 Haziran: 930 vaka, 18 ölüm (57.829 test)
6 Haziran: 878 vaka, 21 ölüm (35.846 test)
7 Haziran: 914 vaka, 23 ölüm (35.335 test)
8 Haziran: 989 vaka, 19 ölüm (39.361 test)
9 Haziran: 993 vaka, 18 ölüm (37.225 test)
10 Haziran: 922 vaka, 22 ölüm (36.521 test)
11 Haziran: 987 vaka, 17 ölüm (49.190 test)
12 Haziran: 1195 vaka, 15 ölüm (41.013 test)
13 Haziran: 1459 vaka, 14 ölüm (45.092 test)
14 Haziran: 1562 vaka, 15 ölüm (45.176 test)
15 Haziran: 1592 vaka, 18 ölüm (42.032 test)
16 Haziran: 1467 vaka, 17 ölüm (46.800 test)
17 Haziran: 1429 vaka, 19 ölüm (52.901 test)
18 Haziran: 1304 vaka, 21 ölüm (48.412 test)
19 Haziran: 1214 vaka, 23 ölüm (41.316 test)
20 Haziran: 1248 vaka, 22 ölüm (41.112 test)
21 Haziran: 1192 vaka,23 ölüm (40.496 test)
22 Haziran: 1212 vaka, 24 ölüm (41.413 test)
23 Haziran: 1268 vaka, 27 ölüm (42.982 test)
24 Haziran: 1492 vaka, 24 ölüm (53.486 test)
25 Haziran: 1458 vaka, 21 ölüm (52.303 test)
26 Haziran: 1396 vaka, 19 ölüm (51.198 test)
27 Haziran: 1372 vaka, 17 ölüm (45.213 test)
28 Haziran: 1356 vaka, 15 ölüm (48.309 test)
29 Haziran: 1374 vaka, 18 ölüm (51.014 test)
30 Haziran: 1293 vaka, 16 ölüm (50.492 test)

1 Temmuz: 1192 vaka, 19 ölüm (52.313 test)
2 Temmuz: 1186 vaka, 17 ölüm (49.714 test)
3 Temmuz: 1172 vaka, 19 ölüm (52.141 test)
4 Temmuz: 1154 vaka, 20 ölüm (48.248 test)
5 Temmuz: 1148 vaka, 19 ölüm (46.414 test)
6 Temmuz: 1086 vaka, 16 ölüm (52.193 test)
7 Temmuz: 1053 vaka, 19 ölüm (50.545 test)
8 Temmuz: 1041 vaka, 22 ölüm (49.302 test)
9 Temmuz: 1024 vaka, 18 ölüm (50.103 test)
10 Temmuz: 1003 vaka, 23 ölüm (48.787 test)
11 Temmuz: 1016 vaka, 21 ölüm (48.813 test)
12 Temmuz: 1012 vaka, 19 ölüm (45.232 test)
13 Temmuz: 1008 vaka, 19 ölüm (46.492 test)
14 Temmuz: 992 vaka, 20 ölüm (43.231 test)

Aydın LGBTİ+ Dayanışması ilk eylemini nefret söylemine karşı yaptı

Koronavirüs salgınına karşı tedbirlerin sıkılaştırılmasından çok değil birkaç gün önce Aydın merkezde ilk LGBTİ+ örgütü kuruldu: Aydın LGBTİ+ Dayanışması.

16 Mart’ta kurulan örgüt ilk toplantısını kurulduğu gün yaptı, hemen ardından gelen sokağa çıkma yasakları ve karantina tedbirleri dolayısıyla ikinci toplantılarını planladıkları tarihte yapamadılar, ancak geçtiğimiz gün yaptıkları son eyleme kadar etkinliklerini çevrimiçi ortamda sürdürdüler. Bugün, yalnızca gönüllülerinin sayısı 22’ye ulaştı, aralarında öğrenciler, psikologlar ve hukuk danışmanları da var. Sivil toplum örgütleriyle, derneklerle ve kuruluşlarla iletişim içinde salgın elverdiği kadar faaliyetlerine devam ediyorlar.

Yeşil Gazete olarak Ege‘nin bu muhafazakar sayılabilecek kentinin ilk LGBTİ+ örgütünü selamladık.

Renkli Güvercin’den Aydın LGBTİ+ Dayanışması’na

Aydın LGBTİ+‘dan Damla, nasıl bir araya geldiklerini şöyle anlatıyor:

2019 yılının şubat ayında Kuşadası‘nda Renkli Güvercin LGBTİ+ örgütü kurulmuştu. Kuşadası’nda örgütlülük gösteriyordu; yeri geldi homofobik, transfobik söylemlere maruz kaldık, yeri geldi çok güzel ilgi gördük, acısıyla tatlısıyla 1.5 seneyi geride bıraktık.

Aydın LGBTİ+ Dayanışması’ndan Damla sorularımızı yanıtladı

Renkli Güvercin hala var ama yeri Kuşadası merkezde olduğu için Aydın merkezdeki LGBTİ+ arkadaşlarımız oraya gitmede zorlanıyordu. Çünkü hem yol bir saat sürüyor hem de pek destek alamıyorlardı arkadaşlar; dahası herkesin maddi durumu iyi olamayabiliyor arkadaşların çoğu da öğrenciydi.

İlk eyleme 30’un üzerinde katılım

Renkli Güvercin içinde örgütlü olanlar, Aydın LGBTİ+’yı kurmaya hemen karar vermemişler, toplumsal dokunun Kuşadası’na göre daha az yeniliklere ve farklılıklara açık olması kendilerini düşündürmüş. Bir sene boyunca tabanı yokladıktan sonra bunun olabileceğine karar vermişler, ilk toplantılarını da 16 Mart’ta yapmışlar. İlk toplantılarına gelen dokuz kişinin kendilerini çok sevindirdiğini söyleyen Damla’nın anlattığına göre, sokakta yaptıkları ilk eylemlerine ise 30-35 civarı kişi katıldı. Damla bu sayıya yalnızca çevrimiçi faaliyetleriyle ve sosyal medya çalışmalarıyla ulaştıklarının altını çiziyor:

Bu eylem pandemi sürecinde LGBTİ+’lara yönelik nefret söylemlerine ve hedef göstermelere karşı yapıldı. Diğer örgütlerden, HDP Kadın Kolları, CHP Kadın Kolları, Alevi Derneği, Aydın Kadın Dayanışması Platformu gibi pek çok farklı örgütten, dernekten ve milletvekillerinden destek aldığımızı gördük.

Peki Aydın’da LGBTİ+ hak mücadelesine katılacak olanları neler bekliyor? Aydın’da yaşamasa da çok sık gidip geldiğini söyleyen Damla, kentin LGBTİ+’lara yönelik tutumunu genel olarak şu sözlerle anlatıyor:

Aydın’da, Kuşadası’nda “rahat” yaşayabiliyoruz evet, ama nefret söylemlerine çok maruz kalıyoruz. Yoldan geçerken laf atanlar, gözle şiddet uygulayanlar, psikolojik şiddet uygulayanlar, sözlü taciz, “top”, “ibne”, “yuvarlak” gibi sözler… Yani bizim aslında LGBTİ+fobi ve yobazlık dediğimizde kastettiğimiz esas olarak bu: Söylenenler ve gözleriyle nefret kusanlar.

‘Bir minibüs dolusu polis…’

Aydın LGBTİ+’nın son eylemi, aslında eylemlilik yasağı sürecine denk gelmiş. Damla’nın anlattığına göre kolluk kuvvetleri kendilerine, kent meydanında eylem yapamayacaklarını; eylemlerini açık alanda yapmak istiyorlarsa tarihini değiştirmelerini ya da derneğin önünde yapmalarını söylemiş. Nitekim grup kent meydanına gittiğinde alanda polislerin olduğunu görmüş. Bunun üzerine İHD’nin önünde gittiklerinde ise karşılarında bir minibüs dolusu polisi görmüş ve anlam verememişler. Damla hissettiği duyguyu “Terörist değiliz yasadışı bir şey yapmıyoruz bir minibüs silahlı polis bir grubun karşısında durması ne kadar doğru bilemiyorum” diyerek anlatıyor.

Polisler Damla’nın isim ve soyismini aldıktan sonra koronavirüsü gerekçe göstererek eylemi içeride yapmalarını istemiş. Grup buna itiraz edince -“Beyan ettiğiniz sebep koronavirüs ve bu kadar insanın bir ofise tıkılıp orada basın açıklaması yapmasını mı istiyorsunuz?”- polis de üstelememiş, Aydın LGBTİ+ da böylece ilk eylemini kazasız belasız yapabilmiş. 

Artan nefret söylemi

Kendisine son olarak pandemiyle birlikte artan nefret söylemiyle ilgili neler düşündüğünü de sorduk. Damla da, bu alanda hak mücadelesi yürüten pek çok kişi gibi LGBTİ+’larla alakası olmayan sorunların bu kesime mal edilmesinden ve hedef haline getirilmesinden şikayetçi:

Diyanet’in sözleriyle başladı nefret söylemi dalgası: “Nesli çürütüyor… Hastalıkları beraberinde getiriyor… HIV virüsünü çoğaltıyor…”

HIV’in eşcinsellere özel bir virüs olmadığını hatırlatan Damla, Kur’an kurslarında çocuklara tecavüz edilmesine sessiz kalan bir kurumun böyle bir çıkış yapmasına anlam veremediğini söylüyor:

Eğer ki Müslüman bir ülkede yaşıyorsak ve Diyanet İşleri Başkanlığı‘nın bizim dinimizi temsilen orada olduğunu düşünüyorsak, ki sözde öyle (böyle olmaması gerekir) Ben şu halde Diyanet İşleri Başkanlığı’nı din temsilcisi olarak görmüyorum.

‘İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırtmayacağız’

Sosyal medyada dalga dalga yayılan nefret söylemi ise yabancısı oldukları bir şey değil; ancak vazgeçmeye niyetleri yok:

Yüzyıllardır yaşadığımız şeyler bu nefret söylemleri. Bunlar bizi yıldıramaz. Yüksek mertebelerdeki kişilerin söylemlerine gelirsek… Bu kişilerin 18 yıl önce nasıl bizlerin haklarının savunulması gerektiğini söylemişlerse yine aynı söylemleri onlara hatırlatıyoruz ve uygulamalarını istiyoruz.

İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması için çalışılıyor. Onlar istedikleri kadar bunu istesin, kaldırtmayacağız. Eğer bu yapılırsa ben eminim ki Türkiye’deki tüm örgütler, kadın örgütleri, LGBTİ+ örgütleri, sivil toplum kuruluşları, partiler ve dernekler ayağa kalkacaktır.

Böyle şeyler bizi yıldıramaz. Her zaman olduğu gibi ayaktayız ve örgütlü mücadelemize devam ediyoruz. Asla da vazgeçmeyeceğiz.

AYM ilk kez AİHM kararını tanımayan karara imza attı

Anayasa Mahkemesi, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından tutuklanan ve “mesleğinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini” öne süren hakimin bireysel başvurusunu kabul edilemez buldu.

Kararda “AİHM’nin kesinleşmiş kararları bağlayıcı olmakla birlikte, Türk hukukunda yargı mensuplarının tutuklanmasına ilişkin kanun hükümlerinin yorumlanması Türkiye Cumhuriyeti’nin kamu gücü makamlarına ve nihai olarak mahkemelerine ait bir yetkidir” denildi. Böylece ilk kez AYM, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ni (AİHM) tanımayan bir karara imza atmış oldu.

Görevden uzaklaştırıldı, AYM’ye başvurdu

Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, hakim olarak görev yaparken 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından görevden uzaklaştırılan başvurucu, “terör örgütü üyesi olma” suçundan tutuklandı.

Tahliye edilen ve ağır ceza mahkemesinde yargılaması halen süren hakim, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak, “suç işlediğine dair somut bir delil bulunmadan ve mesleğinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını” belirterek “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini” ileri sürdü.

AYM: Örgüt üyeliği kişisel bir suç

Yüksek Mahkemenin gerekçesinde, Anayasa Mahkemesinin 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra yargı mensupları hakkında uygulanan tutuklama tedbirleriyle ilgili bireysel başvuruları karara bağlarken bu kişilerin tutuklanmalarının önünde, mesleklerine ilişkin güvencelerden kaynaklanan kanuni bir engelin olup olmadığını birçok kararında incelediği belirtildi.

Gerekçede, Anayasa Mahkemesinin, darbe teşebbüsünden sonra tutuklanan Yüksek Mahkeme üyeleri dışındaki yargı mensupları yönünden mesleklerinden kaynaklanan güvencelerin tutuklamanın önünde kanuni bir engel teşkil edip etmediğini incelerken de tutuklamaya konu olan örgüt üyeliği suçunun kişisel bir suç olduğunu ve ağır cezalık suçüstü halinin bulunduğunu değerlendirdiği anlatıldı.

AİHM değerlendirmesi

Buna karşılık  mahkeme, AİHM’in henüz kesinleşmemiş bir kararında, hakimlik/savcılık mesleğinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmediğinden bahisle başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuna uygun olmadığı sonucuna vardığını ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlal edildiğine karar verdiğini hatırlattı.

Ancak darbe teşebbüsünden sonra tutuklanan yargı mensupları hakkında ağır cezalık suçüstü halinin bulunduğu yönündeki değerlendirmelerinin belirsiz nitelikte görüldüğü belirtildi. AİHM’nin bu yorumu sonrasında konunun tekrar değerlendirilmesi gerektiği belirtilen gerekçede, şunlar kaydedildi:

AİHM’nin kesinleşmiş kararları bağlayıcı olmakla birlikte, Türk hukukunda yargı mensuplarının tutuklanmasına ilişkin kanun hükümlerinin yorumlanması Türkiye Cumhuriyeti’nin kamu gücü makamlarına ve nihai olarak mahkemelerine ait bir yetkidir.

Türk mahkemelerinin ulusal hukuka ilişkin yorumlarının Sözleşme’de güvence altına alınan hak ve özgürlükleri ihlal edip etmediğini incelemek AİHM’nin yetkisinde ise de AİHM’nin ulusal mahkemelerin yerine geçerek ulusal hukuku ilk elden yorumlaması uygun görünmemektedir.

‘Ulusal hukuku yorumlamamalı’

Türk hukukundaki kanun hükümlerinin anlamlandırılmasında ve yorumlanmasında Türk mahkemeleri AİHM’ye göre çok daha iyi konumdadır. AİHM’nin Türk hukukundaki kanun hükümlerini yorumlayarak yargı mensuplarının tutuklanmalarının ulusal hukuka uygun olmadığı yönünde ulaştığı tespitin Sözleşme’nin yorumlanmasıyla ilgili olmadığının altı çizilmelidir.

Esasen anılan tespit Türk hukukunun ne olduğuyla ilgili bir yargı içermektedir. Bu husus, konunun AİHM kararları sonrasında Anayasa Mahkemesi tarafından yeniden incelenmesinin de temel nedenini oluşturmaktır. Bu itibarla başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere Türk yargı organlarının ulusal hukuka ilişkin tespit ve değerlendirmelerinde AİHM’nin Türk hukukuyla ilgili yaptığı yorumdan farklı bir sonuca ulaşması, AİHM kararlarının Türk hukuk sistemindeki yeri ve önemiyle çelişen bir durum olarak kabul edilmemelidir.

‘Tutuklama tedbiri ölçülü’

Tanık anlatımlarının, başvurucu yönünden suç işlediğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilebileceği değerlendirilen AYM kararının gerekçesinde, şu tespitler yapıldı:

Ayrıca başvurucu yönünden delilleri etkileme tehlikesi ile kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temelinin olduğu görülmektedir. Son olarak terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır.

Bu durumda isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığı, işin niteliği ve önemi de göz önünde tutulduğunda başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçeler doğrultusunda tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın “açıkça dayanaktan yoksun olduğunu” belirterek başvurunun  kabul edilemez olduğuna karar verdi.

Türkiye ve Rusya’nın İdlib’deki ortak devriyesine bombalı saldırı

Türkiye ve Rusya‘nın Suriye İdlib’de gerçekleştirdiği 21’inci ortak askeri devriyesine bombalı saldırı düzenlendi. Saldırı M4 karayolu üzerinde sabah saat 8:50 sularında gerçekleştirildi.

Suriye’deki Tarafları Uzlaştırma Merkezi’nden yapılan açıklamaya göre konvoyun ilerlediği yol üzerinde el yapımı patlayıcı infilak ettirildi.

‘Yaralılar hızla tahliye edildi’

Sputnik’in haberine göre Merkez’den yapılan açıklamada “Üç Rus askeri hafif yaralandı. Türk zırhlı aracının mürettebatı arasında da yaralılar var. Tüm yaralılar söz konusu bölgeden hızla tahliye edildi. Rus askerleri Hmeymim Askeri Üssü’ne sevk edildi ve burada gerekli tıbbi yardım sağlandı. Hayati tehlikeleri yok” denildi.

Açıklamaya göre, devriye görevine ara verildi, bölgedeki teçhizatın tahliyesi gerçekleştiriliyor. Patlama neticesinde Rus askeri polislerinin zırhlı personel taşıyıcı aracı ve Türkiye’ye ait bir zırhlı araç zarar gördü. Rus birlikleri, Türk askerleri ve Suriyeli güvenlik güçleri ile birlikte İdlib’deki gerilimi azaltma bölgesinde bulunan militanların saldırının arkasında olup olmadığını araştırıyor.

MSB: Can kaybı yaşanmadı

Rusya haber ajansı RIA Rusya Savunma Bakanlığı’nın saldırıyı doğruladığını aktardı. Milli Savunma Bakanlığı saldırıya ilişkin yapılan açıklamada ise şu ifadeler kullanıldı:

21’inci TR-RF Birleşik Devriye Faaliyeti esnasında intikal güzergâhında teröristler tarafından bombalı araç saldırısı düzenlenmiş, konvoyda görevli iki araçta kısmi hasar meydana gelmiş, can kaybı yaşanmamıştır.

 

Yeni İnsan Yayınevi’nden yeni kitap: Modada Yavaşlık

“Yavaşlık ile hatırlama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır… Yavaşlığın derecesi anının yoğunluğu ile doğru orantılıdır; hızın derecesi unutmanın yoğunluğu ile doğru orantılıdır.” -Milan Kundera

Yeni İnsan Yayınevi, Ekoloji Kitaplığı’na editörlüğünü Şölen Kipöz’ün üstlendiği “Modada Yavaşlık” kitabını ekledi. Kitap, sürekli bir değişimi öneren moda için değişime karşı bir direniş ve etik bir duruş olarak yavaşlığı öneriyor.

Sürdürülebilir ve yavaş tasarım/moda külliyatına hakim, eleştirel ve analitik bakış açısına sahip on bir değerli uzmanın araştırma metinlerinin bir araya gelmesiyle oluşan kitapta şu yazarlar yer alıyor:

Duygu Atalay, Otto von Busch, Hazel Clark, İrem Yanpar Coşdan, Alex Esculapio, Erica de Greef, Alastair Fuad-Luke, Şölen Kipöz, Sanem Odabaşı, Alice Payne, Yüksel Şahin ve Nesrin Türkmen.

Kıyafetler satılmadan çöpe gidiyor

Küresel değer zincirinde yer bulan “hızlı moda” sorumsuz üretim ve tüketim süreçleri ile ekolojik dengeyi altüst ediyor. Her sezon milyonlarcası atık haline gelen giysiler, iş gücünün ucuz olduğu ülkelerde, adil olmayan, ağır ve kötü koşullarda köleleştirilen tekstil işçileri ya da çocuk işçiler tarafından üretiliyor.

Her yıl birkaç kez değişen trendlerle yaratılan “kullan-at” tüketim döngüsü, giyilmeyen kıyafetlerle dolu gardıroplara ya da hiç satılmadan doğrudan çöpe giden milyonlarca giysiye neden oluyor.

‘Artık ana akım moda sistemi sürdürülemez’

Yavaş Moda, bu irrasyonel gidişe ciddi bir alternatif; ekolojik, sürdürülebilir, adil ve etik bir moda anlayışını tasarım, üretim, tüketim ilişkisi üzerinden yeniden örüyor. Bu harekette insana verilen değerin artması amaçlanıyor ve üretimde daha özgün, doğa ile barışık, el emeğinin değer gördüğü, uzun ömürlü ürünlerin çoğalması sağlanıyor.

Böylelikle “yavaşlık” ana akım moda sistemine eleştirel bir bakış açısı kazandıran etik ve aktivist bir yaklaşım olmanın ötesinde, tepeden tırnağa ve doğrusal hareket eden güç dengelerine meydan okuma potansiyeli ile döngüsel ve dayanışmacı ekonomi modelinin de zeminini hazırlıyor. Yeni İnsan Yayınevi yeni çıkan kitabı şu sözlerle anlatıyor:

“Şölen Kipöz, moda dünyasında yazıları ve eserleriyle, dünyada da öncü olan ve geleceği müjdeleyen yeni bir moda anlayışının yaratıcı yazarlarının arasında yerini çoktan aldı. Elinizdeki kitap onun editörlüğünde Britanya’da yayınlandıktan sonra dilimize kazandırıldı.

Hiç şüphe yok ki talep, üretimi de belirleyecektir. İnsani ölçekte üretim ve dayanışma ekonomisi ile değiş tokuş, belki de gıda ile beraber en yüksek ivmeyi moda alanında yakalayacak. Şölen Kipöz bu umutla yazdı. Stiller değişirken, modacıların hedef kitlesi de beklenti ve satın alma alışkanlıklarını değiştiriyor; ne güzel.

Şölen Kipöz hakkında

Şölen Kipöz, moda çalışmaları ve tasarımı alanında akademisyen. 2001 yılından bu yana İzmir Ekonomi Üniversitesi Moda ve Tekstil Tasarımı Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışan Doçent. Dr. Kipöz, burada moda teorisi, moda tasarımı, tasarımda etik ve sosyal sorumluluk gibi dersler veriyor. Moda çalışmaları alanında kavramsal moda tasarımı, etik ve sosyal ve sürdürülebilir moda tasarımı alanında yayınlar yapıyor ve işler üretiyor.

Editörlüğünü yaptığı Sürdürülebilir Moda (2015) adlı kitabı Türkiye’de etik ve yavaş moda anlayışının gelişimi açısından bir yol açmış, büyük ilgi gördü. Kişisel sergisi Ahimsa: Giysilerin Öteki Yaşamı (2012), Port İzmir 3. Uluslararası Sanat Trienali’nde yer alan sanatsal yerleştirmeleri ve performansları (2014) Asteya (2017) ve Kurtarılmış Deri (2019) adlı ileri dönüşüm tasarım sergileri tasarım çalışmalarından bazıları.

Cepteki Miras (2014) adlı yerleştirmenin bir parçası olarak tasarımını yaptığı kullanıcı tarafından üretebilen bez bebek 2015’te Türk Patent Enstitüsü tarafından faydalı model olarak tescillendi. Kipöz, bu projeyi önce üretici kadınlar, daha sonra çocuklar ve gençlerle katılımcı tasarım modeli olarak geliştirdi.

 

 

Köpekbalıkları hakkında bilmediğiniz 10 çarpıcı gerçek

Bugün 14 Temmuz Dünya Köpek Balığı Farkındalık Günü. Dinazorlardan da önce dünyada var olan ender canlılardan olan köpekbalıklarının bugün dünyada yüzlerce çeşidi yaşıyor. Hollywood filmlerinde haksız yere, ‘canavar’ olarak gösterilen bu muhteşem canlılara dair pek bilinmeyen 10 çarpıcı bilgi şöyle:

Memeliler gibi doğuranlar da var

1- Köpek balıklarının bir kısmı yumurtlarken bir kısmı da memeliler gibi doğuruyor. Köpek balıklarının hamileliği filler ve balinalarınkinden daha da uzun sürerek birkaç aydan birkaç yıla kadar uzayabiliyor.

2- Köpek balıklarının ölçüleri ve uzunlukları fener köpek balıkları gibi insan eli boyutunda da olabiliyor, balina köpek balığındaki gibi bir otobüs boyutuna kadar da ulaşabiliyor.

500 yıla yakın yaşayabiliyor

3- Soğuk kutup sularında yaşayan Grönland köpek balıkları, bugüne kadar gezegenin bilinen en eski omurgalı hayvanı. Tahminen 500 yıla kadar yaşadıkları için Leonardo Da Vinci’nin Mona Lisa portresini yaptığı zamanda doğanlar bugün hala hayatta olabilir. 

4- En atletik köpek balığı olan camgöz köpek balıkları, saatte 70 kilometre hızla yüzebiliyor ve suda 9 metreye kadar sıçrayabiliyor. 

Mükemmel kamuflajıyla halı köpek balığı

5- Aynı zamanda en geniş ağıza sahip dünyanın en büyük köpek balıkları, tıpkı en büyük balinalar gibi sadece çok küçük okyanus planktonlarını yiyor. 

6- Halı köpek balıkları okyanus tabanında yaşıyor ve mükemmel bir kamuflaj için ayrıntılı desenlere sahip. Bazı türleri ise vücudundaki tüylü püskülle bunu bir üst noktaya taşır. 

360 derecelik görüş alanı

7- Apolet köpek balıkları, kuyruklarını ve yüzgeçlerini kullanıp nefeslerini tutarak kayalarda ve karada dolaşma yeteneğine sahipler. Bu sayede denizin alçaldığı zamanlarda kaya havuzlarında deniz yiyeceği bulabiliyorlar. 

8- Çekiç kafalı köpek balıklarının uzun kafaları onlara sadece elektromanyetiği hissetmek için süper bir algı vermiyor, aynı zamanda 360 derecelik bir görüş alanı sağlıyor. 

9- Köpek balıkları ters çevrildiğinde “tonik hareketsizlik” denen doğal bir askıya alınma haline geçiyorlar. 

10- Derin deniz karanlık olduğundan küçük fener köpek balıkları karanlıkta parlamak için kendi yöntemlerini kullanıyorlar. Bunu yiyecek bulmak mı, birbirlerini bulmak mı, yoksa yenmekten korunmak için mi geliştirdikleri henüz bilinmiyor. 

Greenpeace’ten okyanusları korumak için kampanya

Greenpeace köpek balıklarına özel yaptığı açıklamada köpek balıklarınının yaşadığı okyanusların iklim değişikliği, aşırı avlanma, derin deniz madenciliği, petrol çalışmaları ve plastik kirliliği nedeniyle tarihte hiç olmadığı kadar büyük bir tehlike altında olduğunu söylüyor. 

Açıklamada, okyanusların çok büyük bir bölümünün koruma altında olmadığını ve bilim insanlarının 2030 yılına kadar okyanusların en az üçte birinin koruma altına alınması gerektiğini söylediği belirtiliyor.

Bunu sağlamak için önümüzde büyük bir fırsat var: Birleşmiş Milletler Küresel Okyanus Anlaşması. Greenpeace, Birleşmiş Milletler’de güçlü bir Küresel Okyanus Anlaşması oluşturulması için “Okyanusları Koru” kampanyası yürütüyor.

Johnnie Walker tamamen geri dönüştürülebilir karton kutulara geçiyor

Dünyaca ünlü viski markası Johnnie Walker, yakın zamanda cam şişeden karton kutuya geçiş yapacaklarını açıkladı. Markanın sahibi Diageo içecek firması yeni ambalajları gelecek yıl deneyeceklerini duyurdu.

BBC’de yer alan habere göre şirketin bu kararının ardında ambalajlamayı daha sürdürülebilir kılmak” yatıyor. Karton kutular plastik içermeyecek.

İçecek şirketi karton şişe üretimi için kurulacak Pulpex adında bir şirkete de ortak olacak. 2021 ilkbaharında denenmeye başlanacak olan karton şişe, ağaç hamurundan yapılacak ve tamamen geri dönüştürülebilir olacak.

Şirketlerden plastiği azaltmak için adımlar

Plastik kirliliğini azaltmak adına başka içecek şirketleri de benzer girişimlerde bulunuyor. Carlsberg de karton bira şişesi geliştirmeye çalıştıklarını açıklamıştı.

Ancak henüz tüm şirketler karton kutulara geçmeye razı değil. Örneği Coca-Cola, müşteriler hâlâ plastik şişe istediği için, kartona geçme planı olmadığını söylemişti.

Kutular plastik içermeyecek

Mevcut birçok karton şişe türü, içindeki sıvıyı sızdırmaması için plastikle kaplanıyor. Diaego karton şişelerin, kağıt hamurunun kalıplarda preslenip, ardından mikrodalga fırınlarda işlenmesiyle üretileceğini açıkladı.

Karton şişelerin iç yüzeyi, içecekle temas etmemesi için özel bir spreyle kaplanacak.

Birleşik Krallık ve Danimarka arasına kurulacak temiz elektrik hattı inşaatı başladı

Birleşik Krallık ve Danimarka arasında temiz enerji aktarımını sağlayacak dünyanın en uzun kablosunun inşaatı başladı. Deniz altından geçecek yaklaşık 764 kilometrelik dünyanın en uzun kablosu Birleşik Krallık’ın net sıfır emisyona giden yolunda önemli bir adım.

Yüksek voltaj elektriğin aktarımı için hazırlanan kablo bağlantısı 1.8 milyar Sterlin değerindeki Viking Link ara bağlantı projesi kapsamında yapılıyor. Projenin 2023 yılında tamamlanması bekleniyor.

Kurulum Siemens Energy’den

Bağlantı İngiltere’nin Lincolnshire kentinde bulunan Bicker Fen ile Danimarka’nın Güney Jutland kentindeki Revsing arasında kurulacak.

Independent’ten Harry Cockburn’un haberine göre proje İngiltere Ulusal Şebekesi ile Danimarka elektrik sistemi işletmesi Energinet ortaklığında yürütülecek. Yapımı ise Siemens Energy üstlenecek.

Bir buçuk milyon eve elektrik

Danimarka’nın önemli ölçüde rüzgar enerjisi üretiyor. Projeyle birlikte buradaki rüzgar çiftliklerinin İngiltere’deki bir buçuk milyon eve elektrik sağlaması bekleniyor.

Viking Link Ulusal Şebeke Girişimleri proje direktörü Mike Elmer, “İlk zemin çalışmasını arkeolojik ve ekolojik araştırmalar ve su çalışmaları ile tamamladık. Bu projen inşaatı için önemli bir adım” ifadelerini kullandı.

Kwarteng: Net sıfır emisyon hedefine bir adım

Birleşik Krallık Enerji ve Temiz Büyüme Bakanı Kwasi Kwarteng ise “Bu büyük inşaat projesi Lincolnshire’ı ekonomik toparlanmamızın merkezine yerleştirecek. Bu program sadece ilçede yerel yeşil yakalı işler yaratmakla kalmayacak, aynı zamanda enerji güvenliğimizi artıracak, tüketiciler için faturaları azaltacak ve dünya çapında sıfır karbonlu elektrik ihraç etme şansını artıracak” dedi.

İngiltere Ulusal Şebekesi 2030 yılına kadar ülkeye ithal edilen elektriğin yüzde 90’ının sıfır karbonlu kaynaklardan olacağını taahhüt ediyor. Birleşik Krallık ise 2050 yılına kadar net sıfır karbon emisyonu taahhüdünde bulunuyor.

Ağrı’da Diyadin Belediyesi’ne kayyım atandı

Ağrı’da Halkların Demokratik Partisi’li (HDP) Diyadin Belediyesi’ne kayyım atandı. Diyadin Belediyesi Eşbaşkanı Betül Yaşar, 13 Temmuz günü evine düzenlenen baskıyla gözaltına alınmıştı.

Ağrı Valiliği yaptığı açıklamada kayyım olarak Diyadin Kaymakamı Hasan Doğan’ın görevlendirildiğini duyurdu. Yapılan açıklamada şunlar söylendi:

Diyadin Belediye Başkanı Betül Yaşar hakkında devam eden Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/2291 sayılı soruşturma dosyası ve bu dosya kapsamında gözaltına alınması göz önünde bulundurularak Anayasanın 127’nci ile 5393 sayılı Belediye Kanununun 47’nci maddelerine istinaden Bakanlığımızın 13/07/2020 tarihli onayı ile geçici bir tedbir olarak görevinden uzaklaştırılmış; Belediye Kanununun 45’inci maddesi uyarınca yine aynı Kanunun 46’ncı maddesi kapsamında Diyadin Kaymakamı Hasan Doğan, Diyadin Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirilmiştir.

47 HDP’li belediyeye kayyım

31 Mart 2019 yerel seçimlerinde Diyadin Belediyesi yüzde 56,82 oy ile HDP’nin olmuştu. HDP’nin şu ana kadar 47 belediyesine kayyım atandı. Partinin altı belediyesinin seçilmiş başkanlarına da KHK’lı oldukları gerekçesiyle mazbataları verilmedi.