Son günlerde hükümetin feshetme sinyalleri verdiği İstanbul Sözleşmesi ile ilgili forum gerçekleştirmek üzere Beşiktaş’ta bulunan Abbasağa Parkı‘na gelen kadınlar, polis tarafından engellendi. Parkın bütün girişleri polisler tarafından kapatılırken, parkın içerisinde de çok sayıda çevik kuvvet polisi bekletildi.
Kadınların parka girişine izin vermeyen polis, etkinliğin “2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yasası” kapsamında yasaklandığı söyledi.
Sloganlar ile Barbaros’a yürüyüş
Bunun üzerine kadınlar, Abbasağa Parkı’ndan “sloganlar eşliğinde Barbaros Meydanı’na yürüyerek forumu burada gerçekleştirdi.
Forumda söz alan kadın örgütleri, siyasi parti temsilcileri, sendika yöneticileri, üniversite kadın çalışmaları topluluğu temsilcileri, mahallelerden foruma katılan kadınlar İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik saldırıların kadınların haklarını gasp etmeye yönelik adımların en önemli ayaklarından biri olduğunu belirtti.
Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmak için mahallerde, üniversitelerde, işyerlerinde hep birlikte çalışma yürütülmesinin önemine dikkat çektiler.
Forum, yapılan önerilerin toparlanması ve önümüzdeki günlerde bu önerilerin hayata geçirilmesi için bir iletişim ağı kurulması çağrısıyla bitti. Kadınlar önümüzdeki günlerde forumda çıkan kararları değerlendirip, İstanbul’da somut bir eylem planını hayata geçirecekler.
Altı kadın gözaltına alındı
Evrensel’de yer alan habere göre forum sonrası dağılan forum düzenleyicisi bazı kadınlar bindikleri vapur ve oturdukları cafelerde tek tek gözaltına alındı.
Gözaltına alınan kadınların isimleri ise şu şekilde: Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros ve forum katılımcıları Tuğçe Özçelik, Rüya Kurtuluş, Feride Eralp, Fulya Dağlı, Tülay Korkutan sivil polisler tarafından gözaltına alındı.
Gözaltına alınan kadınlar, emniyetteki ifade işlemlerinin ardından sağlık kontrolüne götürülüp serbest bırakıldı.
Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA), Kazdağları’nda binlerce ağacın madencilik için kesilmesiyle başlatılan ‘Su ve Vicdan Nöbeti’nin birinci yıl dönümünde bölgedeki duruma ilişkin raporunu paylaştı. Raporda, Biga Yarımadası ve Kuzey Ege’yi kapsayan 1 milyon 697 bin 62 hektar alanın ‘Kazdağları Yöresi’ olarak tanımlandığı, bu alanın 1 milyon 294 bin 335 hektarının ruhsatlandırıldığı kaydedildi.
Orman varlığının yüzde 80’i madencilik tehdidi altında
Toplam 1.294.335 hektarlık alanın yüzde yüzde 41’inin aktif ruhsat sahalarına tahsis edildiğini ve bunların yüzde 57’sinin işletme, yüzde 43’ünün arama ruhsatı statüsünde olduğunu belirten TEMA, ruhsatların farklı arazi kullanım türlerine göre dağılımına bakıldığında, çalışma alanındaki orman varlığının yüzde 80’inin ‘‘madencilik yapılabilecek alan’’ olarak belirlendiğini belirtti.
TEMA’nın raporuna göre, bir ekosistem bütünü olan Kazdağları’ndaki tüm orman varlığının sadece yüzde 20’si herhangi bir ruhsat sınırına dahil değil.
Maden Kanunu değişikliği, ‘kırılma noktası’
Maden Kanunu’nda 2004 yılında yapılan değişikliklerin “önemli bir kırılma noktası” olduğuna işaret edilen raporda, şu görüşlere yer verildi:
Kanun ile izin ve çevresel etki değerlendirmesi hususlarında düzenlemeler yapılmış, madencilik faaliyeti yapılabilecek alanlar genişletilmiştir. Orman, muhafaza ormanı, ağaçlandırma alanları, özel koruma bölgeleri, milli parklar, tabiat parkları, sit alanları, tarım alanları, su havzaları ve benzeri doğal ve kültürel zenginlikleri olan ve bu sebeple koruma altına alınmış alanlar madencilik faaliyetine açılmıştır. Bugün itibarıyla ne yazık ki ülkemizde doğayı, tarım alanlarını ve kültürel varlıkları madencilik faaliyetlerine karşı koruyan tek bir koruma statüsü bulunmamaktadır.”
Tarım alanları da madencilik baskısı altında
Raporda bölgenin yüzde 43’ünü oluşturan tarım alanlarının da madencilik baskısı altında olduğu vurgulandı. Kazdağları Yöresi’nin içinde kalan Çanakkale ve Balıkesir‘in Türkiye’nin en önemli tarım ve hayvancılık üretim sahaları arasında olduğu hatırlatılan raporda, şu bilgilere yer verildi: Bölgede nüfusun yüzde 30’a yakını geçimini tarımsal üretimden sağlarken Çanakkale, Türkiye salçalık biber üretiminde ve nektarin üretiminde birinci, şeftali üretiminde ikinci, elma (golden) üretiminde dördüncü sırada yer alıyor.
Buğday ve çavdar üretiminde Türkiye’de birinci, bakla, bezelye ve yulafta ikinci, mısır üretiminde üçüncü sırada yer alan Balıkesir’in Edremit ilçesi aynı zamanda Türkiye’nin en popüler zeytinyağı üretim havzası.
Milli Park Alanı’nın yüzde 80’i Troya Milli Parkı’nın yüzde 10’u ihale ruhsat alanında
Kazdağları yöresinde çok sayıda gen koruma sahası, kent ormanı, muhafaza ormanları, tohum meşcere alanı, tabiat parkı, tabiatı koruma alanı, milli park, özel çevre koruma bölgesi ve doğal sit alanı gibi farklı koruma statüleriyle korunan alan bulunuyor.
Bu alanların yüzde 55’inin madencilik yapılabilecek alanlar olarak belirlendiğini belirten TEMA, bu büyüklüğün yüzde 73’ünün ihale alanlarında bulunduğunu yüzde 26’sınin aktif ruhsat alanlarına tahsis edildiğini ortaya koydu.
Kazdağı Milli Parkı‘nda bilim insanlarınca bugüne kadar 101 familyaya ait 800 civarında bitki türü tespit edilirken bu türlerin 77’si dünyada yalnızca Türkiye’de, 32’si ise dünyada sadece Kazdağları’nda bulunuyor.
Kazdağları dünya mirasıdır
Raporun sonuç ve öneri kısmında ise şu görüşlere yer verildi:
Milyonlarca yılda oluşmuş doğal varlıkların ve binlerce yıllık kadim kültürün söz hakkı raporda gösterilen madencilik ruhsatlarının faaliyete geçmesiyle yok olacaktır.
Raporun ortaya koyduğu sonuçlar hem Kaz Dağları Yöresi’nde hem de Türkiye genelinde ekolojik temelli, bütüncül, tarımsal üretimi önceliklendiren “arazi kullanım planlamasına ve koruma yaklaşımına” ihtiyaç olduğunu göstermektedir.
Sahip olduğu özellikler ile Kaz Dağları Yöresi madencilik faaliyetlerinden korunması gereken bir dünya mirasıdır. Geleceğimizin mirası doğal varlıklar madencilik faaliyetlerine tamamen kapalı doğa koruma statüleri ile korunmalıdır.
TEMA’nın raporundaki saptamalar sosyal medyada da büyük tepki topladı.
TEMA Vakfı, Kazdağları madencilik raporunu yayınladı. Rapor, resmi rakamlara göre Kazdağları’nın % 79’unun maden ruhsatlı olduğunu belgeledi. Yabancı şirketler işgal etmiş. İçinde binbir türlü hayvan ve ağaç türü var. Yaşama saygınız yok, doymak bilmiyorsunuz, yazıklar olsun. pic.twitter.com/oKvQEemOS0
Dilekçede Kanal İstanbul projesinin İstanbul’un gerçekçi sorunlarından son derece uzak, şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu
yararına tümüyle aykırı olduğu ve yapılması halinde doğal yaşam alanlarında geri dönülemeyecek tahribatlar bırakacağı belirtiliyor ve şöyle deniyor:
Her şeyden önce, yaşanabilir bir İstanbul için, nüfusu sınırlandırmak, çürük ve çarpık yapı stoğunu dönüştürerek kenti depreme hazırlamak, ulaşımı akıcı hale getirmek, iklim değişikliğine karşı kenti hazırlamak merkezi ve yerel yönetimin önceliği olması gerekirken kaynakların bu projeye ayrılması düşündürücüdür.
Dilekçede ayrıca projenin İstanbul’da yaşayanların fikrinin alınmadan ve sürece katılımları sağlanmadan hazırlanmış olduğu vurgulanıyor.
İmamoğlu geçtiğimiz haftalarda Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi ve Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı ile birlikte İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü Ataşehir Hizmet Binası’na giderek, Kanal İstanbul projesine bizzat itirazda bulunmuştu. İmamoğlu, dilekçeyi vermesinin ardından Kanal İstanbul’un “apar topar” askıya çıkarıldığını söylemiş ve bunun “İstanbul’a çok büyük bir ihanetin parçası” olduğunu söylemişti.
Mersin Valiliği ve Hatay Valiliği’nin şehir çapında getirdiği yasakların ardından Çanakkale Valiliği de 25 Temmuz Cumartesi günü şehir genelinde eylem ve etkinliklerin yedi gün süreyle askıya alındığını duyurdu.
Valilik tarafından yapılan açıklamada yasağın gerekçesi olarak “Koronavirüs salgının il genelinde de son zamanlarda artış göstermesi ve planlanan eylem/ etkinlikler nedeniyle başka kişilere de bulaşma riski taşıdığı” gösterildi.
Ayrıca açıklamada 7 Temmuz tarihinde 450 hektar ormanın yanmasına sebep olan Gelibolu Yarımadası yangınına da değinilerek “yangının kısa sürede büyümesinin en önemli unsurunun sıcakların ve rüzgârların yoğun olmasından kaynaklandığı değerlendirildiğinden” eylem ve etkinliklerin askıya alınması kararına vardıkları belirtildi.
Çanakkale ve çevresinde vaka sayısı
Her ne kadar gerekçe olarak koronavirüs salgını ve çıkan yangınlar gösterilse de Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre Çanakkale yeni tip koronavirüs (Covid-19) vakalarının en düşük olduğu illerden birisi.
25 Temmuz tarihinde yayınlanan listede Çanakkale ili ve çevresindeki bölge Türkiye’nin diğer kesimlerine kıyasla güvenli bölgeler arasında yer alıyor:
25 Temmuz koronavirüs vakalarının bölgelere göre dağılım haritası
Yılmaz: Zamanlaması oldukça manidar
Çanakkale Barosu Çevre ve Kent Hukuki Komisyonu Başkanı Avukat Ahmet Ozan Yılmaz Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada Covid-19 salgınının kesinlikle önemli ve önlem alınması gereken bir durum olduğunun altını çizdi. Bilim insanlarının da ikinci dalga uyarısı yaptığını hatırlatan Yılmaz, “Bu doğrultuda alınacak düzenlemelere bir itirazımız yok” dedi.
Ancak yasağın tam da Kazdağları mücadelesinin birinci yıl dönümünde yapılmak istenen basın açıklamasının öncesinde gerçekleştiğini hatırlatan Yılmaz, bu durumun “oldukça manidar” olduğunu belirtti.
‘Yasaklar Cuma namazında uygulanmıyor’
Koronavirüs salgınına yönelik bir düzenleme getirilecekse toplumun bütün kesimine eşit bir şekilde uygulanması gerektiğini belirten Yılmaz, “Bu yasaklar Ayasofya’da binlerce kişi Cuma namazı için bir araya geldiğinde, iktidar partisinin eylemleri ve toplantıları söz konusu olduğunda uygulanmazken çevre eylemleri söz konusu olduğunda uygulanıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Yılmaz, Çanakkale Valiliği tarafından yapılan açıklamayı “eşit muamele” olmadığı için hukuki bulmadığını belirtti.
‘Geriye yönelik bir yasak mevcut’
Karar ile ilgili bir başka sıkıntının ise geriye yönelik açıklanması olduğunu belirten Yılmaz “Kazdağları için gerçekleştirilecek eylemin birkaç saat öncesinde yasak açıklandı. Ancak söz konusu yasak günün başlangıcını da kapsıyordu. Bu durum, idare hukuku açısından sıkıntılı” dedi.
Neler yaşandı?
Kazdağları’nda yapılmak istenen maden faaliyetlerine karşı Kirazlı‘da başlatılan çadır nöbetinin birinci yıl dönümünde 25 Temmuz Cumartesi günü saat 21.00’de Çanakkale Merkez’de önünde, 26 Temmuz Pazar günü ise saat 16.00’da Kirazlı’da basın açıklaması yapmak için çağrıda bulunuldu.
Eylemin birkaç saat öncesinde Çanakkale Valiliği açıklama yayınlayarak il genelinde eylem ve etkinliklerin yasaklandığını duyurdu. Çanakkale Merkez çay bahçesinde bir araya gelen eylemcilere dağılacakları sırada polis Valilik kararını gerekçe göstererek müdahale etti.
Meriç: Çarşıda insanlar dip dibe
Gözaltına alınan kişiler 26 Temmuz sabah saatlerinde serbest bırakıldı. Gözaltına alınanlardan Kaan Meriç Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada şunları söyledi:
Koronavirüs gerekçesi son derece anlamsız bir gerekçe. Çarşıda insanlar dip dibe hiçbir sorun yok. İnsanlar yan yana gelip müzik yapıyor bir sorun yok. Ayasoyfa binlerce kişi yan yana Cuma namazı kılıyor bunda bir sorun yok. Ancak bizim maske takarak geldiğimiz eyleme koronavirüs diyorlar.
Şırnak kırsalındaki Cudi Dağı bölgesinde geçtiğimiz aylarda başlayan ağaç kıyımı devam ediyor. Korucular tarafından gerçekleştirilen kesimler kıyım, kent merkezine bağlı Cevizdibi, Dağkonak, Kemerli ve Üçkiraz köyleri ile dağın Silopi tarafından kalan bölgede yer alan Karaca ve Koyuneren köylerinde sürüyor. Kent merkezine bağlı Anılmış köyü kırsalında yer alan geniş bir alanda da binlerce ağaç kesildi.
MA’nın aktardığına göre, yapımı devam eden karakol ve kalekollar için kesilen ağaçlar, korucular tarafından satılmak üzere batı illerine götürülüyor. Kesimlerin yapıldığı bölgelere girişlere ise askerler tarafından izin verilmiyor.
Sessizliğe tepki
Ağaç kesiminin yapıldığı bölgeye yakın oturan yurttaşlar duruma tepkili. Adının açıklanmasını istemeyen bir köylü kadın “Binlerce meşe ağacını motorlarla acımasız bir şekilde kesiyorlar. Kalekol yapılmasına rağmen halen ağaç katliamı sürüyor. Doğa nefessiz kalıyor” diyerek tepkisini dile getirdi. Farklı yerlerde yaşanan kıyımlara gösterilen tepkinin Cudi için de gösterilmesi gerektiğine dikkati çeken köylü, söz konusu durum karşısındaki sessizliği eleştirdi.
Bir başka kadın da çocukluğunun geçtiği yerlerdeki ağaçların kesildiğini gördüğünde, “Sanki her ağaçla birlikte canımda bir parça can gidiyor gibi acı çekiyorum” diye konuştu.
Hayvanlara yönelik şiddetin artarak devam ettiğini belirten Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP ), bütün partilerin temsilcilerinin üzerinde uzlaştığı Hayvan Hakları Yasası’nın bir türlü Meclis gündemine gelmemesini eleştirdi. “Bu defa her zamanki rutinin dışına çıkmaya ve HAYTAP olarak umudumuzu kestiğimiz yetkililere değil, sizlere bir çağrıda bulunmaya karar verdik” diyen federasyon bir açıklama yayımlayarak kadınlara, ailelere, hak savunucularına ve kamuoyuna seslendi.
AKP temsilcileri, hayvan hakları savunucularının ısrarlı yasal düzenleme taleplerine karşılık, tasarının koronavirüs salgını nedeniyle ancak ekim ayında TBMM gündemine geleceğini açıklamıştı.
Buna karşılık bir açık mektup yayınlayan HAYTAP, “Baştan söylemeliyiz ki, bizler bilimin ve insanlık bilincinin bu derece ilerlediği 2020 yılında karanlık çağları andıran bu açıklamayı yapmaktan utanıyoruz” diyerek kamuoyuna çağrıda bulundu.
Kurum, kamuoyuna ise “Bizler, mevcut kanunları değiştirmek için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da canla başla çalışmaya devam edeceğiz. Sizler de bu süreçte lütfen akıl sağlığınızı koruyun. Çünkü mevcut kanunlar ve yaşanılanlar onu da korumanıza müsaade etmez” ifadeleriyle seslendi.
HAYTAP’dan yapılan açıklamada öne çıkanlar şöyle:
Hayvan mal değil, candır
Kadın cinayetlerinden köpek tecavüzlerine, hayvanların canının peşkeş çekildiği avcılık ihalelerinden, işkenceyle öldürülüp yumruklanan, köpeklere parçalatılan ayılara kadar gelinen süreçte sessiz kalınamayacağı zaten hepimizin malumu. Bu tip olaylar yaşanınca gazeteler ve televizyon kanalları tarafından aranıp görüşlerimiz istenir. Bizler de daha önceden de aynı veya çok benzer olaylar sıklıkla yaşandığı için görüşlerimizi neredeyse ezberden bildiririz. “Hayvan mal değil, candır. Hayvanları koruma kanunu değiştirilmelidir. Hayvana şiddet Kabahatler Kanunu kapsamından çıkıp Ceza Kanunu kapsamına girmelidir. Toplumun en zayıf halkası olan hayvanları koruyamazsak toplumun diğer dezavantajlı gruplarını da koruyamayız. Bugün hayvana tecavüz eden yarın kadına, çocuğa, engelliye tecavüz eder, işkence eder.” deriz. Adli tıp uzmanı Prof. Dr. Sevil Atasoy’un dünyadaki meşhur seri katillerin ilk denemelerini hayvanlar üzerine yaptığına dair raporu başta olmak üzere birçok bilimsel çalışmayı örnek gösteririz ve konuşmamızın sonunda yetkililere yasanın değişmesi için çağrı yaparız.
Tecavüzcülerle iç içe yaşamaya devam ediyoruz
Bir iki gün gündemde kalan bu tip vahşetler, bir daha yaşanana kadar unutulur ve hatta olmamış gibi davranılır. Siyasiler her seferinde “yasayı ha çıkarttık ha çıkartıyoruz” minvalinde sözler verir. Senelerdir çıkmayan yasalar, uygulanmayan kanun maddeleri adeta bu vahşete zemin hazırlarken, bir sonraki felaket haberini bekler vaziyette buluruz kendimizi. Geçtiğimiz günlerde kaburgaları kırılana, anüsü yırtılana kadar tecavüz edilen bir yavru köpeğin katili nasıl oldu da tutuklandı derseniz; ne yazık ki şahıs bu suçundan ötürü değil, sabıkalı olduğu için, daha önce işlediği başka suçlardan dolayı tutuklandı. Hayvanın sahipli olmasının bu noktada bir etkisi oldu; çünkü bir hayvan sahipli “mal” statüsünde ise ve sahibi şikâyetçi olursa katiller hakkında TCK madde 151 mala zarar verme suçundan işlem yapılıp siciline işletilebilir, onun da cezaları çok düşüktür, suçlu çoğunlukla hapis cezası bile almaz. Söz konusu sokaktaki sahipsiz bir hayvan olsaydı, suçlu şahıs Savcı karşısına dahi çıkmaksızın kendisine idari para cezası tutanağı tebliğ edilecek ve bizler bu tecavüzcü ile içi içe yaşamaya devam edecektik. Bundan önceki yüzlerce örnekte olduğu gibi ve şu an yaşadığımız gibi.
Sistem ne kadınları ne çocukları ne de hayvanları koruyor
Bu defa her zamanki rutinin dışına çıkmaya ve Hayvan Hakları Federasyonu olarak umudumuzu kestiğimiz yetkililere değil, sizlere bir çağrıda bulunmaya karar verdik. İlk çağrımız ülkemizde yaşayan kadınlara: Lütfen kendinizi koruyun, çünkü mevcut kanunlar ve mevcut sistem sizleri koruyamıyor. Hapishanelerde yeterli yer olmadığı gerekçesiyle katillerle, tecavüzcülerle, sapıklarla iç içe yaşıyoruz. İkinci çağrımız ailelere: Lütfen çocuklarınızı koruyun. Çocuğunuzu emanet ettiğiniz kişi, önceki gün bir hayvana tecavüz etmiş, patilerini kesmiş, gözlerini oymuş, diri diri yakmış olabilir. Bundan sizin haberiniz olamaz, çocuğunuz güvende değil.
Herkese çağrı: Can dostlarınızı ve akıl sağlığınızı koruyun
Üçüncü çağrımız hayvan hakları savunucularına: Lütfen etrafınızdaki can dostlarınızı çok iyi koruyun. Yarın bir gün sokaktaki dostunuzun başına bir iş geldiğinde siz o garibanlar için saçınızı başınızı yolup gözyaşı dökerken; katiller yaptıkları katliamın karşılığı, kapalı alanda sigara içmiş gibi muamele görüp, kesilen para cezasını 4 taksitle ödeyerek kurtulacaklar. Son çağrımız da hepinize: Bizler, mevcut kanunları değiştirmek için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da canla başla çalışmaya devam edeceğiz. Sizler de bu süreçte lütfen akıl sağlığınızı koruyun. Çünkü mevcut kanunlar ve yaşanılanlar onu da korumanıza müsaade etmez.
Avrupa Birliği üyesi Polonya‘da aşırı muhafazakar ve katolik Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) hükümeti, İstanbul Sözleşmesi‘ni feshetmeye hazırlanıyor. Polonya Adalet Bakanı Zbigniew Ziobro, daha önce eşcinselliği teşvik ettiğini savunduğu Sözleşme’den çekilme sürecinin 27 Temmuz itibarıyla başlayacağını duyurdu. Ziobro, Sözleşme’nin “kadına yönelik şiddetle mücadele hükümlerini kabul ettiklerini, ancak ideolojik unsurlarını reddettiklerini” söyledi.
Hükümetin açıklaması başta başkent Varşova olmak üzere pek çok kentte binlerce kadın tarafından protesto edildi. “PiS kadınların cehennemidir” yazılı pankartların açıldığı protestonun organizatörlerinden olan Marta Lempart, Sözleşme’den çekilmenin amacının ev içi şiddeti yasallaştırmak olduğunu savundu.
Avrupa Konseyi endişeli
Açıklamaları “alarm verici” bulan Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Pejcinovic Buric de, Polonya’nın İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmemesi gerektiğini belirtti:
İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik ve aile içi şiddetle mücadele için Avrupa Konseyi’nin uluslararası ana antlaşmasıdır. Sözleşmeyle ilgili kavram yanılgıları veya yanlış anlaşılmalar var ise yapıcı bir diyalog içinde bunları netleştirmeye hazırız. İstanbul Sözleşmesi’ni terk etmek son derece üzücü ve Avrupa’da kadınların şiddete karşı korunmasında geriye doğru atılmış büyük bir adım olacaktır.
Konsey, Polonya’nın sözleşmeden çekilmesinin diğer Avrupa ülkeleri için örnek oluşturmasından endişe ediyor.
Polonya, 2012’de sözleşmeyi imzalarken “Polonya anayasasının ilke ve hükümlerine göre uygulayacağını” bildiren bir deklarasyonda bulunmuştu.
Kazdağları’nda yapılmak istenen maden faaliyetlerine karşı Kirazlı‘da başlatılan çadır nöbetinin birinci yıl dönümünde yapılmak istenen basın açıklamasına polis müdahale etti.
25 Temmuz Cumartesi günü saat 21.00’de Çanakkale Merkez’de iskele önünde bir araya gelen eylemcilerden 16 kişi Çanakkale Valiliği’nin eylemden kısa süre önce getirdiği eylem yasağı gerekçe gösterilerek gözaltına alındı.
Çanakkale Valiliği basın açıklamamızdan kısa bir süre önce alelacele aldığı kararla tüm toplantı ve gösterileri yasakladı! Bu korku niye? Rant tekerine çomak soktuk diye.#KazdağlarıGözaltındapic.twitter.com/HeLgLMX6lA
Polisin orantısız bir şekilde şiddet uyguladığı eylemde yerlerde sürüklenen ve cop darbeleri alan göstericiler de oldu. Gözaltına alınan kişiler 26 Temmuz günü sabah saat 05.00 sularında serbest bırakıldı.
Gözaltına alınan isimler şu şekilde: Serkan Kabak, Mehmet Oztürk, Deniz Oztürk, Melis Tantan, Ferzan Aktaş, Elif Başaran, Oruç Karacık, Güleda Erensoy, Alper Dönmez, Barış Ugan, İlke Bengü Çiçek, Kaan Meriç, Onur Uysal, Elaattin Demirbaş, Murat Bütüner ve Rıdvan Yüce.
Meriç: Polis şiddetini raporladık
Gözaltına alınan isimlerden Kaan Meriç Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada ifade verdikten sonra sabah saatlerinde serbest bırakıldıklarını, Savcı ile görüşmediklerini belirtti.
Gözaltı sırasında polis şiddetinden kaynaklanan yaralanmaları olduğunu belirten Meriç, bu yaralanmaların resimlerini çekerek kayıt altına aldıklarını söyledi. Hastane muayenesi sırasında usulsüz yöntemler kullanıldığını belirten Meriç, “Doktor ile yalnız bırakmaları gerekirken bunu yapmadılar. Sonuçlara müdahale edilmesi konusunda bir baskı görmedik ancak gözaltı yönetmeliği uygulanmamış oldu” dedi.
‘Dağılma uyarısı yapmadan müdahale ettiler’
Gözaltına alma biçimlerinin de usulsüz olduğunu belirten Meriç “Dağılma uyarısı yapmadan gözaltılara başladılar. Biz o sırada zaten dağılıyorduk. Valilik kararı sonrasında eylem yapmayacağımızı ancak oraya gelen kişilere kısa bir açıklama yapmamız gerektiğini söyledik. Başta bu açıklamaya izin vermediler. Daha sonra yapınca kitle alkışlamaya başlayınca da sorgusuz sualsiz gözaltına almaya başladılar” açıklamasını yaptı.
Fotoğraf: Her Yer Kazdağları
‘Koronavirüs gerekçesi oldukça manasız’
Valiliğin yasaklama gerekçesinde pandemi koşullarını ve Gelibolu’da çıkan yangını göstermesinin yasağın keyfiliğini gösterdiğini söyleyen Meriç “Koronavirüs gerekçesi son derece anlamsız bir gerekçe. Çarşıda insanlar dip dibe hiçbir sorun yok. İnsanlar yan yana gelip müzik yapıyor bir sorun yok. Ayasoyfa binlerce kişi yan yana Cuma namazı kılıyor bunda bir sorun yok. Ancak bizim maske takarak geldiğimiz eyleme koronavirüs diyorlar” dedi.
Çanakkale yolunda polis müdahalesi
Öte yandan aynı gün içerisinde İstanbul’dan Çanakkale’ye yola çıkan üç otobüs de jandarma tarafından Gelibolu’ya altı kilometre kala durduruldu. Valilik kararı gerekçesiyle eylem yasağı olduğunu belirten jandarma, seyahat yasağı olmadığı için kimlik kontrolü ardından aktivistleri serbest bırakacağını belirtti.
Saatler boyunca yolda bekletilen eylemciler, Çanakkale’ye yürüyerek gitme kararı aldı. Bu sefer de polis müdahalesiyle karşılaşan eylemciler ile polis arasında arbede çıktı. Aralarında Kazdağları İstanbul Dayanışması’ndan Koray Türkali’nin de bulunduğu eylemciler polis tarafından gözaltına alınmak istedi.
Gözaltılar başladı Kazdağları için giden arkadaşlarımızı alıyorlar @HDPekoloji pic.twitter.com/4QikRO2PLu
Bu sırada polisin kolunda sakatlık bulunan Türkali’nin koluna büyük miktarda baskı uyguladığı kameralara yansıdı. Eylemcilerin tepkisi üzerine burada yakalanan kişiler serbest bırakıldı. Türkali sonrasında yaptığı açıklamada “Hep birlikte buradaki hukuksuzluğu haksızlığı ve ihanetin hesabını Kadıköy’de sormaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.
Kadıköy’den Kazdağları ile dayanışma
26 Temmuz Pazar günü Türkiye’nin pek çok noktasında polis müdahalesini protesto etmek için eylemler düzenlendi. İstanbul’da Kadıköy’de bir araya gelen yüzlerce eylemci hep bir ağızdan “Her yer Kazdağları” dedi.
‘Derdimiz ortak’
Burada gerçekleştirilen basın açıklamasında hem Çanakkale’ye gidiş yolunda hem de Çanakkale Merkez’de karşılaştıkları polis müdahalesine değinildi. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
Kazdağları nöbetinin 1. yılında tüm Türkiye’den tek bir ses çıkıyor artık: Kazdağları Yalnız Değildir ve Her yer Kazdağları’dır. Artvin Cerattepe’den Alakır Nehri’ne, Efemçukuru’ndan, Munzur’dan Amanos Ormanları’na, Hasankeyf’ten Murat Dağı’na, Kaz Dağları’ndan Erzincan’a kadar neredeyse her dağın başında, her dere kenarında bir doğa katliamı ve o katliama direnen, suyunu doğasını koruyan yaşam savunucuları var.
Derdimiz büyük ama bir o kadar da ortak. Bunun için Kazdağları direnişi sadece Kazdağları için değildir artık, baskı altında tutulmaya çalışılan tüm ekoloji mücadeleleri için de bir umuttur. Kazdağları’ndan yükselen ses, sular altında bırakılan Hasankeyf’in çığlığıdır da…Tüm yeryüzü evimizdir.
Gökova’dan selam
Gökova Ekoloji Yaşam Derneği’nden aktivistler de polis müdahalelerine karşı dayanışma mesajı paylaştı. Ellerinde “Her yer Kazdağları” yazılı dövizler taşıyan aktivistler “Gökova’dan Kazdağları’na selam, yaşamı her yerde savunmaya devam” dedi.
— Muğla Çevre Platformu -MUÇEP (@muglacep) July 26, 2020
Doğan: Engellemeler hukuksuzdur
Ekoloji Birliği sözcülerinden Süheyla Doğan Çanakkale Truva Atı önünden yaptığı açıklamada “Yapmak istediğimiz açıklamalar Çanakkale Valiliği tarafından engellendi. Bu engellemeler hukuksuzdur” dedi. Alamos Gold’un Kirazlı’yı terk etmesi gerektiğini belirten Doğan “Her Yer Kazdağları” mesajını paylaştı.
Mezopotamya Ekoloji Hareketi’nden dayanışma
Mezopotamya Ekoloji Hareketi de Kazdağları ile dayanışma mesajı paylaştı. Açıklamada “halka yasak konulan doğa , madencilere açılmaktadır, doğa talanı hız kesmeden devam etmektedir” denildi.
Açıklamanın devamında “Hewsel’den, Hasankeyf’e,Munzur’a, Salda’ya , Roma Bostanlarına ve bugün Kaz Dağlarına sahip çıkan, savunan doğa savunucularının mücadelesini talan ve saldırı altında hiçbir toprak, dere, dağ, nehir kalmayacak inancıyla selamlıyor, dayanışma mesajını veriyoruz” ifadeleri kullanıldı.
İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek, hastanelerine başvuran hasta sayısında iki katı artış yaşandığını söyledi.
Milliyet’ten Cihat Arslan’ın aktardığına göre Tükek önceki döneme göre gelen hasta sayısının neredeyse iki katı kadar başvuru olduğuna dikkat çekerek, “Gelenler içerisinde de ağır vakalar bulunuyor. Dikkat edilmezse sayı yükselir” dedi. İnsanların maske takmadığını, takanların da doğru kullanmadığını beliren Tükek, “Önlemler önemsenmezse eski rakamlara geri dönebiliriz. Bu işin şakası yok” ifadelerini kullandı.
Bayrama dikkat
Tükek şu uyarıları yaptı:
“Salgın boyunca çok dikkat eden insanlar ani gafletle bile tedbirlerini gevşettiğinde hasta olabiliyor. Etrafımızda hastalık taşıyan bir sürü insan var. Hasta olan ama hastalığının farkında olmayan bir sürü taşıyıcı var. Hafif bir öksürük, bir boğaz ağrısını önemsemiyor. Basit gördükleri bu boğaz ağrısı koronavirüs olabilir. Dolayısıyla ev gezmeleri, bayramlaşmalar büyük sıkıntı olabilir. Kurban Bayramı’nda bayramlaşmayı uzaktan yapalım. Geçen bayram sokağa çıkma yasağı vardı, o süreç rahatlıkla atlatıldı. Bu bayramda serbest, şimdi bir de insanlar artık hastalığı önemsemez hale geldi. Ama yoğun bakımdaki hasta sayıları azalmıyor. Sayı aynı veya hafif yükselişte. Bayramda yaşlı ziyaretleri olacak. O büyükleri hasta etmememiz lazım. Onlar da hasta olursa durum daha da kötü olur.”
İzmir‘in TOKİ tarafından satışı yapılarak özel mülkiyete devredilen rekreasyon alanının kaderi, yerel yönetim ve kent savunucuları başta olmak üzere İzmirlileri endişelendiriyor.
Geçtiğimiz günlerde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in de “söz konusu alanların ranta kurban edilmesine karşı her türlü yasal mücadelenin verileceğini” açıklaması üzerine, 21 bin 432 metrekare büyüklüğündeki arazinin kime ve ne yapılmak üzere satıldığı tartışılmaya başladı. 1. Derece Doğal Sit Alanı kapsamındaki Gediz Deltası‘nda yapı inşa edilmesi, yasal olarak mümkün değil. Bununla birlikte satışın 718 bin 400 TL gibi yüksek bir rakamdan yapılmış olması soru işaretlerini artırıyor.
‘Dünyada eşi benzeri yok’
Soyer, Karşıyaka Belediyesi‘nin de katılımıyla pazartesi günü yaptığı basın açıklamasında Delta’nın bir kısmının satışını, özellikle Mavişehir özelinde eleştirmişti. Yeşil Gazete olarak görüşlerine başvurduğumuz Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Emine Helil İnay Kınay ise devrin yalnızca Mavişehir özelinde ele alınmaması gerektiğine değiniyor ve satışın iki önemli boyutuna dikkat çekiyor.
Kınay genelde flamingolar akla gelse de bölgede 300’e yakın kuş türünün bulunduğuna dikkat çekiyor
Bunlardan biri, kamuya ait bir arazinin bir satış yoluyla özel mülkiyetin eline geçmesi, yani kentin kullanımına açık olan bir rekreasyon alanının özel şahıslar tarafından alınması. Diğeri ise, bu alanın İzmir Kuş Cenneti olarak bilinen alanı da içinde barındıran, aynı zamanda uluslararası sözleşmelerle korunan ve UNESCO Dünya Mirası‘na kabul sürecinde olan Gediz Deltası alanında olması ve sulak alan olan bölgenin doğal yapısının korunması gerekliliği:
Bölgede genellikle flamingolar akla geliyor, ama burada sadece onlar yok, bölgede 300’e yakın kuş türü ve çeşitli hayvanlar, bitkiler ve balık türleri var. Buranın çok özel bir ekolojik yapısı var. Dünyada bir metropolün dibinde bu kadar özel bir doğal karaktere ve ekolojik yapıya sahip başka bir kent yok; İzmir bu anlamda tek.
‘Bu kadar büyük bir bedel karşılığında devri, soru işaretlerini büyütüyor’
Kınay, yatırımcıların ve planlamacıların satışı yapılan bölgenin “boş arazi” olduğu, sadece “küçük çalıların vs. olduğu” yönündeki yorumlarıyla ilgili olarak da şu eleştirilerde bulunuyor:
Bakıldığında bu kişilere böyle görünebilir ancak orada doğal yaşamımız için çok önemli ekolojik bir yapı ve zenginlikler var. Bitki ve hayvan varlığıyla beraber uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmış ve kent için çok değerli alanlar buralar.
Doğayı sadece yeşil ve gür ormanlar olarak düşünmemeli, ekolojik yapı, sadece ağaçlar değil, tüm bitki ve hayvan türleri ile bütünüyle bir ekolojik yapıdır ve bizler insan olarak bu sürecin sahibi değil parçasıyız.
Kınay, kentteki yapılaşmaların yıllar içinde bölgeye bahsettiği zararlara da değiniyor. Kınay’ın anlattığına göre, çevredeki yapılaşmanın, sanayi bölgesinin, hava limanının, atık su arıtma tesisinin etkisiyle zaten yeterince yıpranan Delta’nın bu süreçte çok daha hassas bir biçimde korunması gerekli.
Bu bölgelerde gerçekleştirilmesi planlanan tüm çalışmaların bölgenin doğal ve ekolojik yapısına zarar vermeyecek biçimde koruma kriterlerine uygun olarak değerlendirilmesinin önemine değinen Helil Kınay’a göre, bölgede doğal yapıya baskı oluşturan bir çok etken mevcut. Kınay bunun pek çok kentte örneğine rastlandığı gibi, önce yasal olmayan biçimlerde yapılıp daha sonra “kitabına uydurulduğunu” anlatıyor:
Geçmişte bu alanda alanın doğal ve ekolojik yapısına zarar veren yapılmış yapılaşmalar var, belki sonradan mevzuata uygun hale getirilen… Türkiye’de de bunun çok örnekleri var. Bunu düşündüğünüzde, mevcut planlar ve koruma statüleri kapsamında kamu kullanımı dışında rekreasyon faaliyeti dışında herhangi bir amaçla kullanılmayacak bir arazinin bu kadar büyük bedelle satılmış olması ve özel mülkiyete geçmiş olması soru işaretlerini büyütüyor.