Ana Sayfa Blog Sayfa 1871

HDP’den Tarım Bakanı’na: Gıda politikasını değiştirmeyi düşünüyor musunuz?

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Dünya Gıda Günü’nde ülkemizdeki gıda politikaları hakkında Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli tarafından yanıtlanması istemiyle soru önergesi verdi. 

Kerestecioğlu, önergesinde bu yıl da 16 Ekim Dünya Gıda Günü‘nde açlık, obezite, gıda israfı ve sağlıklı gıdaya erişimin, dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de bu alandaki en önemli sorunları oluşturduğuna dikkat çekerek, bu yıl ayrıca  Covid-19 salgınının, sağlıklı ve erişilebilir gıda konusu üzerine daha fazla düşünülmesine neden olduğunu kaydetti.

‘İklim krizi kırsal refahı düşürüyor’

İnsan sağlığını ve biyolojik çeşitliliği tehdit eden kimyasallar, genetiği değiştirilmiş tohumlar ve makinaya dayalı endüstriyel monokültür tarımın, toprağın hızla çölleşmesine, sağlık sorunlarında artışa, biyoçeşitliliğin azalmasına, iklim krizinin derinleşmesine ve çiftçilerin emeklerinin heba olarak kırsalın refahının düşmesine neden olduğunu belirten Kerestecioğlu, geçen hafta, toplumsal muhalefet sonucu geri çekilen ve “gıdayla ilgili yayınlara sansür getirecek” kanun maddelerinin hazırlanmış olmasının, gıda sağlığının endüstriyel gıda şirketlerinin tekelinde olduğunun açık bir örneği olduğunu söyledi. 

HDP’li vekilin Pakdemirli’nin yanıtlaması talebiyle Meclis Başkanlığı’na ilettiği soruları şöyle: 

  • Yerel üretim ve yerel tüketim ile atalık tohumların ve çeşitliliğin teminatı olan küçük çiftçileri desteklemek, Bakanlığınızın hedefleri arasında mıdır?
  • Çeşitlilik (polikültür) odaklı küçük ölçekli üretim için çiftçilere herhangi bir teşvik planı hazırlanmakta mıdır?
  • Doğayla uyumlu, sağlıklı, gıda üretiminin sürdürülebilirliğini esas alan ve bu tür üretim biçimlerini herkes için uygun fiyatlarda erişilebilir hale getirecek tarım yöntemlerini desteklemek için bir çalışmanız var mı?
  • Endüstriyel gıda sistemlerinin yerine; yerel üretim-yerel tüketim ile üretici-tüketici dayanışmasını güçlendirmek ve kooperatifler, gıda toplulukları, üretici pazarları gibi doğrudan pazarlama yöntemlerini teşvik etmek için bir planlamanız var mıdır?
  • Tarladan sofraya gıda israfının önlenmesine yönelik nasıl çalışmalarınız bulunmaktadır?
  • Kırsalda cinsiyet eşitliği ve gençlerin gelişimi için herhangi bir planınız var mı?
  • Konuyla ilgili sivil toplum kuruluşu, kolektif, inisiyatif vb. toplulukların çabalarını destekleyen ve toplumun gıda ile ilgili bilgi edinme hakkını koruyan politikaların hayata geçirilmesi için bir çalışmanız var mı?
  • Evsel organik atıklar, tarımsal hayvansal atıklar ile endüstriyel bazı atıkların organik gübreye dönüştürülerek toprağa kazandırılması amacıyla bazı Avrupa ülkelerinde uygulanan Sıfır Atık Projeleri gibi bir planlamanız bulunmakta mıdır?

Fukuşima’nın radyoaktif atık suyu okyanusa boşaltılacak, uzmanlar ‘ekokırım olur’ diyor

Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali‘nin radyoaktif maddeler içeren bir milyon tondan fazla atık suyunun okyanusa boşaltılması kararı alındığı iddia edildi.

BBC Türkçe‘nin Japon medyasına dayandırdığı haberinde, binden fazla tankta depolanan atık suyun denize boşaltılmasına 2022’de başlanmasının planlandığını ve bu işlemin onlarca yılda tamamlanacağı ifade edildi. Kyodo Haber Ajansına göre, atık suya ne yapılacağı sorunu yıllar sonra bu ayın sonunda çözüme bağlanabilir.

Santralin işletmecisi Tepco şirketi, 2022 yazına kadar santralde atık suların depolandığı tankların tamamen dolacağını söylüyor. Santralde günde 170 ton atık su oluşuyor. Geçen ay sonu itibarıyla 1044 tankta 1,23 milyon ton atık su birikti.

‘Etkisi yüzyıllarca sürer’

Peki bu gerçekleşirse ekosistem bundan nasıl etkilenir?

Nukleersiz.org Proje Koordinatörü ve Yeşil Gazete yazarı Pınar Demircan, tartışmaların yeni olmadığını hatırlatıyor. Atık suyun içinde onlarca radyoaktif izotopun bulunduğunun ve suyu ayrıştırmak için kurulan ALPS arıtma sisteminin çalışmadığının tespit edildiğini ifade eden Demircan, çekirdeğin erimesiyle açığa çıkan radyoaktif izotoplardan Sezyum‘un etki süresinin yarılanma ömrüne göre en az 300 yıl, Stronsiyum‘unkinin ise 280 yıl devam edeceğini söylüyor.

Bu elbette radyoaktiviteye bağlı kanser oranlarının katlanarak artması demek. Bunun ekosisteme vereceği zararı “ekokırım” olarak nitelendiren Demircan’a göre radyoaktif suyun boşaltılmasıyla dünya denizlerinde radyoaktif kirlilik artacak.

Arıtma-boşaltmanın sonu yok

Demircan, bununla birlikte biriken atık suyun boşaltılmasıyla sorunun tamamen bitmeyeceğini, çekirdek erimesinden kaynaklı radyasyon üretiminin devam edeceğini kaydediyor:

Fukuşima reaktöründeki patlamanın nedeni çekirdek erimesiydi. O çekirdek reaktörün dibinde erimeye başladığından bu yana mütemadiyen suya karışıyor ve radyasyon yeniden üretiliyor. Bunu arıttıklarını iddia ediyorlar ve silolara koyuyorlar ve şimdi o siloları da periyodik boşaltmak istiyorlar.

Japonya’da aktivistlerin atık suların mümkünse radyoaktif izotopların yarı ömürleri kadar depolanmaya devam etmesinden yana olduğunu söyleyen Demircan, yönetimin ise maliyetlerin katlanacağı gerekçesiyle buna yanaşmadığını belirtiyor.

Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali’nde yaşanan felaket, Japonya’nın Tohoku bölgesinde 11 Mart 2011’de gerçekleşen dokuz büyüklüğündeki depremin oluşturduğu tsunami dalgalarının oluşmasının ardından gerçekleşmişti. O tarihten bu yana bölgede görülen kanser vakalarında anlamlı bir artış görüldü.  

Aile Bakanlığı ‘muzır içerikle mücadele’ için muhbir arıyor

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, Türkiye’de ilk olma özelliğini taşıyan Muzır İçerikle Mücadele (MİM) Programı’nı başlatacaklarını belirterek, vatandaşların çocuklara zararlı içeriklerle ilgili şikayetlerini bu program kapsamında kurulacak web sitesi ve WhatsApp İhbar Hattı‘na iletebileceğini duyurdu.

Halil Sezai hakkındaki iddianame kabul edildi: 13 yıl hapis cezası isteniyor

Komşunu darp ettiği gerekçesiyle tutuklu bulunan ve 13 yıl on ay hapsi istenen Halil Sezai Paracıkoğlu hakkındaki iddianame kabul edildi.

Duruşma 30 Ekim’de yapılacak. Avukatın tahliye talebinin reddine karar veren mahkeme, sanık Paracıkoğlu’nun üzerine atılı suçu işlediğine dair somut deliller bulunması ve tutuklama nedenlerinin devam etmesi gibi gerekçelerle tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Ne olmuştu?

Tuzla‘da bir sitede bulunan iki villada film çekimi yapan Paracıklıoğlu ile yan villada yaşayan 66 yaşındaki Hüseyin Meriç arasında 15 Eylül’de çıkan tartışmada darp edildiğini belirten Meriç şikayetçi olmuştu. Kamera kayıtlarında Meriç’i darp ettiği görülen Paracıklıoğlu önce gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılmış, kamuoyunda oluşan tepkinin ardından yeniden gözaltına alınmış ve “silahla kasten yaralama” suçlamasıyla tutuklanmıştı.

Yaşlı LGBTİ+’lar Raporu: Devlet de özel sektör de hak gaspına yol açıyor

17 Mayıs Derneği, “Yaşlı LGBTİ+’lar: Dünyada ve Türkiye’deki Durum” raporunu Türkçe ve İngilizce yayınladı.

Av. Yasemin Öz’ün hazırladığı raporda yaşlı LGBTİ+ haklarının ulusal ve uluslararası mevzuatlardaki yeri, Türkiye’de ve dünyadaki uygulamada iyi örnekler ve çözüm önerileri tartışılıyor. Alandaki akademik çalışmalar ve tavsiyelerin de yer aldığı rapor, hayatın her alanında ayrımcılık ile karşılaşabilen LGBTİ+’ların diğer ayrımcılık biçimlerinin yanı sıra, yaşlılığın getireceği insan hakları sorunlarına karşı korunmasına ışık tutmayı amaçlıyor.

Yaşlı LGBTİ+’lara yönelik kamu politikası yok

Kaos GL‘de yer alan raporda, Türkiye’de anayasal ve yasal düzenlemeler ile yönetmelikler inceleniyor. Rapora göre; LGBTİ+ yaşlıların da yararlanabileceği LGBTİ+ kapsayıcı olumlu kamu politikası Türkiye’de hiçbir şekilde devlet nezdinde hayata geçirilmedi. Yaşlı LGBTİ’+lara yönelik herhangi bir politika da bulunmuyor. Hizmet sağlayıcılar tarafından özel ihtiyaçlara yönelik hizmet verilmiyor. Sivil toplum alanında da yaşlıların sağlık, barınma, bakım hizmetlerine ulaşabilmesi için özel girişimler sınırlı şekilde sağlanıyor.

Darülaceze’de ayrımcılık

Raporda incelenen yönetmelikler arasında Darülaceze Nizamnamesi de yer alıyor. Nizamnamede, devlet hizmeti olarak sunulan Darülaceze bakımevinde kalma koşulu olarak düzenlenen “akıl ve ruh sağlığı yerinde olmak” ve “HIV dâhil bulaşıcı hastalık taşımamak koşulları” sunulacak hizmetler için uygulamada ayrımcılık yaratabilecek bir risk olarak tarif ediliyor. 

Devlet ve özel sektörün yaklaşımı hak gasplarına yol açıyor

Yaşlı LGBTİ+’lara dair düzenlemelerin hem küresel hem de Türkiye düzeyinde yetersiz olduğunu vurgulayan raporun tavsiyeler bölümünde yaşlı haklarına ilişkin devletler ve özel sektörün yaklaşımının hak gasplarına yol açtığı bir kez daha vurgulanıyor. Raporda; pandemi gibi kriz anlarında, ayrımcılıkla yaşam boyu karşı karşıya kalan grupların ilk vazgeçilen gruplar olduğu vurgulanarak, “Yaşlı veya LGBTİ+ olmanın Covid-19 pandemisinde en çok ayrımcılığın yaşandığı alanlardan olduğu bir kez daha gözlenmiştir” deniliyor.

Tavsiyeler

Raporun genel ve anahtar tavsiyeler bölümü şöyle:

  • Merkezi yönetimin yaşlı hakları alanında Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği gibi devletler üstü kuruluşlar ile Uluslararası Çalışma Örgütü gibi uluslararası kuruluşların yaşlılık alanında getirmiş oldukları düzenlemeler, uygulamalar, standartlar ve kriterleri benimseyerek LGBTİ+’ları kapsayacak şekilde iç hukuka adapte etmesi ve uygulamaya dönüştürmesi,
  • Merkezi yönetimin Birleşmiş Milletler Yaşlılık İlkeleri ve CEDAW Komitesi’nin 19.12.2010 tarih ve 27 sayılı Yaşlı Kadınların İnsan Haklarının Korunması başlıklı Genel Tavsiye Kararının getirdiği düzenlemeleri LGBTİ+’ları kapsayacak şekilde benimseyerek, iç hukuktaki düzenleme ve uygulamaları bunlara uyumlu hale getirmesi
  • Yerel yönetimlerin yaşlılara ilişkin sundukları bakımevi, sağlık gibi sosyal hizmetlerde LGBTİ+ kapsayıcı bir yaklaşım benimsemeleri ve yaşlı LGBTİ+’ların ihtiyaçlarını kendilerini var ve ifade etme, sosyalleşme gibi çeşitli açılardan da değerlendirerek gözetmeleri,
  • Özel sektörün yaşlılara ilişkin sundukları hizmetlerde LGBTİ+ kapsayıcı bir yaklaşım benimsemeleri ve yaşlı LGBTİ+’ların ihtiyaçlarını kendilerini var ve ifade etme, sosyalleşme gibi çeşitli açılardan da değerlendirerek gözetmeleri,
  • Bir evre olarak yaşlılığa ilişkin olarak, kişilerin yaşamları boyunca kendi yaşlılıklarını tasarlayabilmelerini sağlamak amacıyla gereken zeminin oluşturulması için çalışmaların yapılması. Özetle, her toplumsal kesimin koşullarına uygun emeklilik planlarının devletler ve özel sektör tarafından benimsenmesi,
  • Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini ifade edebilmek ve gerçekleştirebilmenin “kendini gerçekleştirme hakkı” ve “fiziksel ve zihinsel bütünlük hakkı” kapsamında ele alınması, bu bağlamda CYCK’ni her yaşta ifade edebilecek alanların sağlanması, bu hakların önündeki engelleri kaldırmak için gerekli düzenlemelerin yapılması,
  • Mevzuatta cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, cinsiyet özellikleri ve yaş ayrımcılığının Anayasa’dan başlayarak tüm düzenlemelerde yasaklanması için gerekli değişikliklerin yapılması,
  • Mahremiyet hakkının cinsel hayatın dokunulmazlığını da kapsadığının uygulamaya yansıtılması,
  • Yaşam boyu süren ayrımcılığın LGBTİ+’lar üzerinde yaratabileceği ruhsal ve fiziksel tahribata karşı onarım mekanizmaları oluşturulması için çalışmalar ve araştırmalar yapılması,
  • LGBTİ+ yaşlıların hem evde bakım hem de kurum bakımında ayrımcılığa maruz bırakılmadan ulaşabilmelerinin sağlanması. Kurum bakımı ve evde bakımın birbirine zıt değil, tamamlayıcı veya kişinin ihtiyaçlarına göre belirlenen bakım hizmetleri olmasının sağlanması. Kurum bakımının hem kamu hem de özel sektör ve sivil toplum tarafından sağlanması,
  • Sosyal hizmet ve bakım hizmetlerinin aile temelli inşa edilmesinin LGBTİ+’ların bu hizmetlere erişimini kısıtladığı gözetilerek, “bağımsız bir yaşam sürme hakkı” bağlamında aile temelli değil kişi temelli bakım hizmetlerine ilişkin mekanizmaların inşasının sağlanması.

Raporun Türkçesine buradan; İngilizcesine ise şu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

KORU çevrimiçi konferans serisinin bu haftaki konusu: Polenler ve Ormanlar

Kuzey Ormanları Rehabilitasyon Uygulama Merkezi (KORU) tarafından düzenlenen çevrimiçi konferans serisinin bu haftaki konusu “Polenler ve Ormanlar”.

17 Ekim Cumartesi günü saat 20.00’de etkinlikte konuşmacı olarak İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi’nden Doç. Dr. Nurgül Karlıoğlu Kılıç yer alacak.

Çevrimiçi olarak gerçekleştirilecek etkinliği dileyenler Kuzey Ormanları Savunması’nın youtube kanalından takip edebilecek.

 

Sinop’ta S-400 denemesi yapıldığı iddiası

Reuters haber ajansı, bugün S-400 Uzun Menzilli Hava ve Füze Savunma Sistemi‘nin denemesinin yapılması beklenen Karadeniz Bölgesi‘nde füze fırlatıldığını gösteren bir videoya ulaştığını duyurdu. Ajans, ulaştığı görüntülerin Sinop’ta çekildiğini bildirdi.
 
Bu hafta içerisinde yayımlanan Havacılara Bilgi Notu‘nda (NOTAM), Sinop ile Ordu‘nun Ünye ilçesi arasında kalan bölgede füze atışı yapılacağını duyurulmuş ve uçaklara 200 bin feetin altında bu bölgeyi kullanmamaları uyarısı yapılmıştı.
 
Yine bu hafta aynı bölge için Samsun İstasyonu tarafından “atış eğitimi” yapılacağı gerekçesiyle Seyir Duyurusu (NAVTEX) da yayımlanmıştı.
 
Reuters, Milli Savunma Bakanlığı’nın füze denemelerini doğrulamaya ya da yalanlamaya yönelik açıklama yapmadığını belirtti. Sosyal medyada paylaşılan ancak bağımsız kaynaklarca henüz doğruluğu teyit edilmemiş video ve görüntülerde, gökyüzünde atılan bir füzenin bıraktığı izler görülüyor.
 

https://twitter.com/Nalan_Kocak/status/1317056252749414400

Reuters’a konuşan Savunma Politikaları Uzmanı Turan Oğuz, video görüntülerindeki dumanın rengi, yoğunluğu ve yönünün ilk incelemelerde S-400 füzeleri ile benzeştiği yorumunu yaptı. Oğuz, duman açısının “hedefin çok yüksek olmadığına” işaret ettiğini belirtti.

ABD, NATO‘nun ortak savunma sistemlerini tehlikeye atacağı gerekçesiyle Türkiye’nin Rusya‘dan S-400 satın almasına karşı çıkmış; Washington, tepki olarak Türkiye’nin F-35 savaş uçakları programına katılımını askıya almış ve Türkiye’yi yaptırım uygulamakla tehdit etmişti.
 
 
 

 

İstanbullular bir ayın altı gününü trafikte harcıyor

Bahçeşehir Üniversitesi Büyük Veri Analitiği Programı Öğretim Üyesi Dr. Serkan Gürsoy ve iki üniversitenin akademisyenlerinin bir araya gelerek yaptığı ‘Karayolu Trafik Yoğunlukları ve Değişimi’ isimli araştırmanın sonuçları yayınlandı.

Araştırmaya göre, İstanbul’da son üç buçuk yılda trafik yoğunluğu katlanarak arttı.  Yavaşlamaya bağlı olarak ise sürücülerin trafikteki zaman kaybı yüzde 79’lara yükseldi. 15 dakikalık mesafe 50 dakikaya çıkarken, toplamda günlük zaman kaybı ortalama 70 dakika, aylık zaman kaybı ise altı gün.

Araştırma, Ana Arterler’de 2019 yılı ile 2020’nin 1’inci ve 2’inci çeyreklerini kapsarken, sonuçlar ise 5 bin 84 kilometre uzunluğundaki kent içi yol ağındaki hareketlilik değişimlerinin takip edilerek ve karayolu hareketliliğinin de sayısallaştırılmasıyla elde edildi. Arterlerde gerçekleşen hareketliliğin yüzde 87’si incelendi.

Günlük 70 dakika trafikte geçiyor

Yayınlanan rapora göre İstanbul’da yaşayan ve karayolu ile işine giden ve yine işten dönen bir kişi akıcı trafikte, yaklaşık 15 dakikada alabileceği mesafeyi, trafik yoğunluğundan dolayı ortalama olarak 50 dakikada tamamlıyor.

Raporda, yine bir sürücünün 35 dakikasını gidiş-dönüş olarak hesaplanmasıyla, 70 dakikasını yoğunluktan dolayı kaybettiği vurgulandı. Tüm bu hesaplamalardan yola çıkan araştırmacılar, bir kişinin hafta boyunca benzer trafik yoğunluğuna maruz kalması durumunda, her ay ortalama altı gününü trafikte geçirdiğinin altını çizdi.

En sert düşüş akşam saatlerinde

Trafikteki zaman kaybının en çok akşam saatlerinde arttığını ortaya koyan raporda, hafta içi sabah trafiğinde ise hızın 2017 yılında 27 kilometre, 2018 yılında 25, 2019 yılında ise 24 kilometreye kadar düştüğü ifade edildi.

İstanbul’da işe gidiş trafiği önceki yıllara göre yüzde 11 daha yavaşladığı vurgulanırken, sabah trafiğinin 3 yıl içerisinde saatte 3 km hız kaybettiği, öğlen ve akşam saatlerinde trafik akış hızında daha sert düşüşler yaşandığı belirtildi.

Rapora göre, öğlen saatlerinde sürücüler önceki yıllara göre saatte 6 km daha zaman kaybederken, oransal olarak en sert düşüşün yüzde 21 azalarak, 18 km sürüş hızı seviyesine inen akşam trafiğinde yaşandığı ifade edildi.

Barış Atay’a yönelik saldırıya ilişkin iddianame hazırlandı

Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekili Barış Atay‘a yönelik saldırıyla ilgili tutuklanan üç kişi hakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame hazırlandı.

Bir şüpheli hakkında ‘kamu görevlisine karşı yaralama’ ve ‘kamu görevlisine karşı hakaret’ suçlarından 3 yıl 10 ay, diğer iki şüpheli hakkında da ‘kamu görevlisine karşı yaralama’ suçundan 1 yıl 6 aya kadar hapis cezası istendi.

İddianamede şüphelilerin ve kimliği belirlenemeyen bir kişinin daha Barış Atay‘a saldırıp yaklaşık bir dakika boyunca vücudunun çeşitli bölgelerine vurdukları kaydedildi. Atay, kamera görüntüleriyle desteklediği ifadesinde daha sonra şüphelilerin kaçtığını belirtti.

Neler yaşandı?

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu‘nun Batman’da 18 yaşındaki İpek Er’e cinsel saldırıda bulunarak intihara sürükleyen uzman çavuş Musa Orhan‘ın serbest bırakılmasına yönelik açıklamasından dolayı Atay, bir paylaşım yaparak “Sen bir seri tecavüzcüyü korudun, kolladın. Hayatın boyunca her fırsatta yüzüne vurulması, asla unutmaman için uğraşacağız” demişti.

Bunun üzerine Atay’ın bahsi geçen paylaşımını alıntılayan Soylu,  “Benden ‘tecavüzcü kollayıcı’ olmaz da Senden tam tecavüzcü olur…” mesajını paylaşarak Atay’ı hedef gösterdi.

Soylu’nun paylaşımının hemen Barış Atay,  30 Ağustos gece saat 01.30 sularında Kadıköy’de gittiği bir mekandan çıkarken beş kişilik bir grubun saldırısına uğradı. Atay, Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde travma ve kaburgalarında kırık şüphesiyle tedaviye gördü.

 

Türkiye Çevre Ajansı kuruluyor

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı olarak Türkiye Çevre Ajansı kurulması için hazırlanan kanun teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunuldu.

12 Ekim 2020 günü sunulan  “Türkiye Çevre Ajansının Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”  başlıklı düzenlemeye göre ajans döngüsel ekonomi ve sıfır atık yaklaşımı doğrultusunda kaynak verimliliğini artırmak ile ulusal ölçekte depozito yönetim sistemi kurulmasına, işletilmesine, izlenmesine ve denetimine yönelik faaliyetlerde bulunacak.

Yeşil Ekonomi’nin aktardığına göre düzenlemede Depozito Yönetim Sistemi “Bakanlıkça belirlenen ve belirli bir depozito bedeli alınarak piyasaya sürülen ürünlerin tüketilmesi/kullanılması sonrasında iade alınması ve depozito bedelinin geri ödenmesine dayalı sistem” olarak tanımlanıyor.

Faaliyet alanları

Ajansın bakanlıkça belirlenen çevre strateji ve politikaları doğrultusunda şu alanlarda faaliyet göstermesi bekleniyor:

  • Depozito yönetim sistemini kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek; ilgili tarafların depozito yönetim sistemine dâhil olmasını sağlama ve bunların yükümlülüklerini belirleme ile Bakanlıkça belirlenen depozito bedeli, ücret ve teminatları alma ve iade etme,
  • Bakanlıkça depozito uygulamasına zorunlu olarak tabi tutulan ürünlere yönelik depozito yönetim sistemi altyapısının oluşturulmasına, uygulanmasına, izlenmesine yönelik izin ve onay işlemleri dahil gerekli idari düzenlemeleri ve tedbirleri uygulama ve gerekli kontrolleri yapma,
  • Çevrenin iyileştirilmesine yönelik olarak faaliyetlerde bulunma,
  • Sıfır atık yönetim sisteminin kurulmasına ve uygulanmasına katkı sağlama,
  • Geri kazanılabilir ürünlerin kullanımları sonrası ülke ekonomisine kazandırılmasına ve geri kazanılabilir atıkların yönetimine ilişkin faaliyetlere katkı sağlama,
  • Kamuoyunda duyarlılık ve farkındalık oluşturmak amacıyla; görsel, işitsel ve yazılı yayınlar hazırlamak, yayımlamak, basın ve yayın organları ile iş birliği yapmak, kampanya, yarışma ve tanıtım gibi faaliyetlerde bulunma,
  • Eğitim ve sertifika programları düzenlemek, bilimsel çalışmalar yapmak, dokümantasyon, araştırma ve uygulama merkezleri ile laboratuvar ve müze kurma,
  • Yurt içinde veya yurt dışında yerel yönetimler, ulusal veya uluslararası kurum veya kuruluşlar, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve gerçek veya tüzel kişilerle işbirliği yapmak, ortak projeler geliştirmek ve faaliyetlerde bulunmak; uygun görülmesi halinde belediyelere, il özel idarelerine, eğitim kurumlarına ve diğer kurum ve kuruluşlara mali ve teknik destek sağlama