Ana Sayfa Blog Sayfa 1872

Seyfi Dursunoğlu’nun vasiyeti belli oldu

Huysuz Virjin isimli drag queen karakteriyle tanınan ve geçtiğimiz Temmuz ayında yaşamını yitiren Seyfi Dursunoğlu’nun mirası ilk kez resmi olarak açıklandı.

Hürriyet’ten Sinem Vural’ın haberine göre, İstanbul Anadolu 21. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde yapılan ilk celse oturumunda Dursunoğlu’nun mal varlığını bıraktığı kurum ve kişiler belli oldu.

Evi ve parası Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı’na

Dursunoğlu, röportajlarında birçok kez belirttiği gibi Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı’na oturduğu Üsküdar’daki evini ve banka hesabında yer alan tüm maddi birikimini bıraktı.

Ünlü sanatçı, yeğeni Güliz Buyrukbilen’e ise evinde yer alan şahsi eşyalarını miras bırakırken yardımcısı Ümit Yazıcı’ya kullandığı Land Rover marka cipini vasiyet etti.

Seyfi Dursunoğlu, karakteri Huysuz Virjin’le özdeşleşen tüm sahne kıyafetleri ve aksesuarları ise muhafaza edilip sergilenmesi için Türker İnanoğlu Vakfı’na emanet etti.

24 Aralık’ta ikinci celse düzenlenecek

Usta sanatçının cenaze işleri ve Üsküdar Küplüce Aile Mezarlığı’ndaki mezarının yapımı da Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı tarafından üstlenmesi istendi. Aynı şekilde vasiyetnamenin uygulanması işlemlerinin de derneğin avukatlarının yapması belirtildi.

Dursunoğlu’nun 2 mirasçısı vasiyet okunurken yer almadığı için 24 Aralık’ta ikinci bir celse daha düzenlenecek. Vasiyet okunduktan sonra vasiler itirazda bulunmazlarsa mal varlığının dağıtımı gerçekleşecek.

Seyfi Dursunoğlu kimdir?

1 Ekim 1932’de Trabzon’da doğdu. Aslen Bayburtlu olan ailesi 1938’de İstanbul’a göç etti. Atikali’de başladığı ilkokulu Beylerbeyi’nde bitirdi. Daha sonra Heybeliada Askeri Deniz Lisesi’nde yatılı okudu ama bir süre sonra buradan ayrılarak Boğaziçi Lisesi’nden mezun oldu.

İngiliz Filoloji’sinde başladığı üniversite öğrenimini maddi sıkıntılar nedeniyle yarım bıraktı. 18 yıl memur olarak çalıştıktan sonra işinden ayrıldı ve 1970’te Huysuz Virjin olarak sahneye çıkmaya başladı.

Her yıl İzmir Fuarı’nda sahneyi Türkiye’nin tanınmış solistleriyle paylaştı. İzmir Fuarı’na gelen binlerce insan sayesinde, televizyona çıkmadı ama tüm Türkiye’de kendinden bahsettirdi.

“Huysuz Virjin” karakteriyle en büyük sıçramayı TRT’de Öztürk Serengil’in yarışma programına katılarak yaptı. 1970’lerde Huysuz Virjin 1. adında bir kanto plağı yaptı.

2007 yılında Radyo Televizyon Üst Kurumu (RTÜK) tarafından programının yayınlandığı televizyon kanallarına dolaylı olarak baskı yapıldığı ve sansür uygulandığını gerekçe göstererek Huysuz Virjin’i artık canlandırmayacağını açıkladı. Ancak 2012’de Show TV’de yayınlanan Huysuz’la Dans Eder misin? programını sundu. Aynı yıl Star TV’de yayınlanmaya başlayan, Benzemez Kimse Sana adlı yarışmada jüri üyeliği yaptı. Programın final bölümüne son kez “Huysuz Virjin” olarak çıkmıştır ve “Bu benim son kantom” diyerek yaşından dolayı bir daha kanto yapamayacağını duyurdu.

 

Sahte içkiden ölenlerin sayısı 52’ye yükseldi

İzmir‘in Foça ilçesinden metil alkol zehirlenmesi şüphesiyle Ege Üniversitesi Hastanesi’ne başvuran ve Karşıyaka’daki özel bir hastaneye sevk edilen Barbaros Hayrettin Öz, dün gerçekleşen beyin ölümünün ardından bugün yaşamını yitirdi.

Böylece, İzmir’de 9 Ekim’den bu yana sahte içkiden zehirlendikleri şüphesiyle hastaneye başvuranlardan ölenlerin sayısı 22’ye yükseldi.  Son can kaybıyla yurt genelinde sahte içkiden ölenlerin sayısı ise 52’ye yükseldi.

Ölümler her geçen gün artıyor

Alkol zehirlenmesi sebebiyle ölümlerin yaşandığı iller arasında Mersin, İstanbul, Muğla, Aydın, Trabzon ve Zonguldak yer alıyor. Ölümlerin artması üzerine Emniyet Genel Müdürlüğü, yurt genelinde düzenlenen sahte içki operasyonlarında gözaltına alınan 58 şüpheliden yedisinin tutuklandığını duyurmuştu.

5-11 Ekim tarihleri arasında düzenlenen operasyonlarda 16 bin 737 litre etil alkol, 3 bin 253 litre ile 2 bin 495 şişe sahte alkollü içki ele geçirilmişti.

18 yılda yüzde 1800 fiyat artışı

Alkole getirilen ÖTV zamları dolayısıyla insanlar her geçen gün daha fazla kaçak içkiye içkiye yöneliyor.  2002 yılında 70’lik rakının fiyatı 8.25 TL civarındayken aradan geçen 18 yılda fiyat yüzde 1800 artışla 152.50 TL’ye fırladı.

70’lik rakıdaki vergi oranı yaklaşık yüzde 72 seviyesinde. Yani bir şişedeki vergi miktarı 112 TL’ye denk geliyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı Tütün ve Alkol Dairesi Başkanlığı’nın verilerine göre, rakı üretimi ve tüketimi 2019’da bir önceki yıla göre yüzde 29 geriledi. 2018’de iç piyasaya arz edilen toplam rakı miktarı 35 milyon 934 bin litre iken bu miktar 2019’da 27 milyon 763 bin litreye geriledi.

 

Okyanus dip sıcaklığı beklenilenden çok daha hızlı artıyor

ABD merkezli Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’nden (NOAA) araştırmacılar, iklim değişikliğinin okyanus sıcaklıkları üzerindeki etkisini ölçtü. Kayıtlar okyanus dip sıcaklığındaki değişiminin beklenenden daha fazla olduğunu gösteriyor.

Araştırmacılar Atlantik Okyanusu‘nun Uruguay açıklarındaki dört farklı derinlikteki istasyonlardaki ölçümlerden yola çıktı. Analiz sonucunda 2009 ve 2019 yılları arasında, bin 360m ile 4 bin 757m derinlik arasındaki noktalardaki suyun 0,02 ile 0,04 santigrat derece ısındığı ortaya çıktı.

‘Etkileri büyük olacak’

Daha önceki yapılan çalışmalarda okyanusun dip kesimlerinde çok fazla bir değişimin olmadığının varsayıldığını belirten çalışmanın baş yazarı Christopher Meinen, “Her baktığımızda okyanusun düşündüğümüzden daha karmaşık olduğunu görüyoruz” dedi.

Bu ısınmanın küçük bir rakam gibi gözükmesine rağmen etkilerinin çok büyük olacağını söyleyen Meinen, “Derin okyanusların büyüklüğü düşünüldüğünden bu muazzam bir ısı miktarı” ifadelerini kullandı.

‘Yüzey çok daha hızlı ısınıyor’

Bununla birlikte bilim insanları, küresel karaların ve su yüzeyinin, okyanusların dibinden çok daha hızlı ısındığını söylüyor. NOAA tarafından sunulan verilere göre Ağustos 2020 küresel kara ve okyanus yüzeyi sıcaklığı ortalamanın 0,94  derece üzerinde kaydedilerek en sıcak ikinci Ağustos olarak tarihe geçti.

Dünya tarafından emilen ısının yaklaşık yüzde 90’ı okyanuslarda birikiyor. Ardından biriken ısı, su moleküllerinin genişlemesini sağlayarak deniz seviyesinin yükselmesini sağlıyor. Araştırmacılar yükselen su nedeniyle, dünyanın birçok noktasında ölümcül olabilen ve maddi zarar yaratabilecek fırtına ve kasırgaların meydana gelebileceğini belirtiyor.

Meinen, yeni bulguların insan kaynaklı iklim değişikliğiyle tutarlı olduğunu söyledi. Ancak derin okyanus hakkında uzay araştırmalarından daha az çalışma yapıldığını ve tarihsel veri bulunmadığı söyleyen Meinen, “Saatten saate ve günden güne farklılık gösteren yüksek değişimler kaydetmeyi beklemiyorduk. Derin okyanusun hızla ısınmasına neden olan faktörler var, ancak bu sürecin nasıl meydana geldiğini bilmiyoruz” dedi.

 

 

TTB: Güçlünün değil, haklının yanında olmaya devam edeceğiz

 

‘Bilinçli karalama ve algı operasyonu’

Hedef gösterilmelerine rağmen söz söylemeye devam edecekleri belirtilen açıklamada, şöyle denildi: 

“Türk Tabipleri Birliği, başından beridir Covid-19 pandemisinde hükümetin aksine topluma gerçekleri anlatan; sağlıkta dönüşüm programının eksikliklerini ortaya çıkaran; şehir hastaneleri konusunda gerçekleri söyleyen ve bu söyledikleri Sayıştay raporlarında doğrulanan; meslektaşlarının sorunlarına tercüman olan; sağlık alanında kamuoyunun ve hekimlerin en güvendiği kurumlardan birisidir.

Ancak üzülerek görmekteyiz ki, Türk Tabipleri Birliği son dönemlerde bilinçli olarak bir karalama ve algı operasyonu ile hedef gösterilmeye çalışılmaktadır.”

Yeni seçilen Başkan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın geçmişte olduğu gibi bu dönemde de TTB’nin, hekimlerin mevcut tutum ve değerlerini gözetecek olan Merkez Konsey’in bir başkanı olarak görev yapacağı kaydedilen açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dünkü ifadelerinin Anayasal güvence altında olan bir meslek kurumunu ve hekimlik mesleğini hedef alan, asılsız, gerçekleri yansıtmayan bir açıklama olduğu belirtildi: 

“Asıl hedefin de halk sağlığı için gerçekleri söylemekten geri durmayan hekimler ve onların örgütlülüğünü yıpratma, ortadan kaldırma çabaları olduğu çok açıktır. Yalnız hekimler değil tüm Türkiye kamuoyu bunun farkındadır. TTB olarak çekilmek istendiğimiz boş tartışma ortamlarının içinde olmayacağız. Bize bir şey demek isteyenler önce yanlış Covid-19 verilerinin, bunlara bağlı ölümlerin; içinden çıkılmaz sağlıksız ortamının hesabını topluma vermelidir.”

TTB, kendi gündemlerinin 2020 Sayıştay raporlarında da açıklıkla belirtilen ve yıllardır söylemiş oldukları gerçekleri ortaya çıkaran şehir hastanelerine ait raporları anlatmak olacağını bildirdi; “Bir kez daha hatırlatıyoruz: Sağlık sadece hastalığın ve sakatlığın olmayışı değil aynı zamanda fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir. Bu bilinçle toplumun ve hekimlerin sağlığı için her alanda söz söylemeye devam edeceğiz” dedi. 

 

KYK borçluları anlatıyor: Ne kadar borcum var bakmaya korkuyorum

“Söz, vaat, müjde değil; yasa istiyoruz: KYK borçları silinsin!” sloganı ile Twitter‘dan kendilerini duyuran KYK Borçluları Hareketi, beş milyon KYK borçlusunun sesi olmak adına başlattıkları girişimin ardından ilk toplantısını geçen çarşamba Kadıköy’de gerçekleştirdi.

Yeşil Gazete olarak izlediğimiz toplantıda girişimin öncüleriyle ve KYK borçlusu öğrencilerle ve mezunlarla konuştuk.

Süzer Holding’in yasadışı inşaatına MUÇEP’ten tepki: Gökova’dan elini çek

Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) Gökova Meclisi, Süzer Holding’in Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde yaptığı yasadışı inşaatlara ilişkin bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Tel örgülerle çevrili alanın önünde bir araya gelen beş kişiden oluşan platform heyeti, ‘Muğla Cennet Kalsın” ve “Gökovayı Vermecez” pankartları açtı. Basın açıklaması Serdar Denktaş tarafından okundu.

‘Koruma statüsü gizlice düşürüldü’

Açıklamada Gökova’daki doğal sit alanlarının Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından “adeta yangından mal kaçırırcasına gizli yürüttüğü sürecin sonunda, yeniden değerlendirilerek neredeyse tamamının koruma statüsü düşürüldüğü” hatırlatıldı.

Doğal Sit Alanlarının yeniden değerlendirmesinin dayandırıldığı Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu’nun dört yıl boyunca kamuoyundan gizlendiğini belirten Denktaş, “Nihayet ortaya çıkan bu raporun hem ulusal, hem uluslararası mevzuat, hem de bilimsel etik açısından bir skandal olduğu orta çıktı” ifadelerini kullandı.

‘İlk sonucu Okluk Koyu’nda gördük’

Raporun hazırlanış sürecinde işlenen hukuksuzlukların Sayıştay’ın yeni yayınladığı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Denetim Raporunda da net bir şekilde ortaya konulduğu belirtilen açıklamada “Böylesine vahim işleyen bir süreç sonunda yalnıza Gökova değil, Türkiye’nin tüm doğa koruma alanları rant ve betonlaşma baskısı altına sokuldu” denildi.

Değişikliklerin ilk sonucunu Okluk Koyu’nda yapılan Cumhurbaşkanlığı Konutu inşaatı ile gördüklerini belirten Denktaş, “Barselona Sözleşmesi ile koruma altında olan bölge koruma dışına çıkarılarak onbinlerce ağaç katledildi, kara ve deniz ekosistemleri, endemik flora ve fauna bir daha geri gelmeyecek şekilde tahrip edildi. Köylülerin toprakları kamulaştırıldı” dedi.

‘Süzer Holding kaçak yapılaşma başlattı’

Şimdi ise Gökova Sulak Alanı’nın hedef alındığı belirtilen açıklamada “Süzer Holding’in web sitesinde yayınlanan bir proje tanıtım videosunda, Gökova kıyıları üzerinde altı noktada proje hazırlığında oldukları, bu hazırlıkları da Bakanlık ile kol kola yürüttükleri anlaşılıyor” denildi.  Açıklamada şirket tarafından yapılanlar ve yapılmak istenenler şu şekilde anlatıldı:

Tanıtım videosunda kitesurf sporunun yapıldığı Akçapınar sahiline yakın bir bölgede büyük miktarda arazi satın alarak burada turizm amaçlı tesisler inşaa edeceklerini açıkça ilan ediyorlar. İlan etmekle de kalmayıp 15 tane bungalov tırlarla taşınarak bu araziye kelimenin tam anlamı ile ‘gece konduruldu’.  Hiçbir imar izni olmadan, Özel Çevre Koruma hükümlerini, Kıyı Kanunu hiçe sayarak kaçak bir yapılaşma başlattılar.

‘Bölgenin korunması için önlemleri alın’

Açıklamada “Gökova’nın bir dünya mirası olarak titizlikle korunması gereken çok özel bir coğrafya parçası olduğuna inanan Gökova ahalisi, sivil toplum örgütleri olarak bu doğa talanına sessiz kalmayacağımızı, sonuna kadar takipçisi olacağımızı ve durdurmak için her türlü meşru ve yasal mücadeleyi vereceğimizi ilan ediyoruz” ifadeleri kullanıldı. Talepler ise şu şekilde sıralandı:

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı kamu vicdanını yaralayan Muğla Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raoruna verdiğini onayı iptal etmeye; Bakanlığı, Muğla Valiliği’ni, Ula Kaymakamlığı’nı, Muğla Büyükşehir Belediyesi’ni, Ula Belediyesi’ni yetkilerini kullanarak bu yasadışı uygulamaları durdurmaya davet ediyoruz. Doğanın talan edilmesine daha fazla izin vermeyin, Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi’nin korunması için gerekli önlemleri alın.

Yapılan basın açıklaması “Ve Süzer Holding’e sesleniyoruz: Kurdun kuşun yaşam alanlarını sizin rant kapısı yapmanıza izin vermeyeceğiz, Gökova’dan elinizi çekin” ifadeleriyle sona erdi.

 

Ayasofya’nın girişindeki mozaikler de örtüldü

Prof. Dr. Zeynep Ahunbay, Mimarlık dergisinin Eylül-Ekim 2020 sayısı için Ayasofya’nın restorasyon süreci hakkında “Dünya Mirası Ayasofya’yı Korumak ve Sunmak” başlıklı bir yazı kaleme alan bir yazı yazdı.

Duvar’ın aktardığı yazıda Ahunbay, 1985’te Türkiye’nin UNESCO’ya başvurusu ile Dünya Mirası Listesi’ne alınan Ayasofya’nın korunmasının sadece Türkiye’nin değil,  “Dünya Mirası Sözleşmesi’ni imzalayan diğer ülkelerin de kaygısı ve sorumluluğu” olduğunu vurguladı.

‘UNECSO bilgilendirilmedi’

10 Temmuz 2020’de Danıştay’dan çıkan karardan hemen iki hafta sonra anıtın müze statüsünün iptal edilip camiye dönüştürülmesinin bu kadar hızla uygulanmasının Dünya Mirası Sözleşmesi Uygulama Rehberi ile belirlenen kurallara aykırı olduğunu belirten Ahunbay, camiye dönüşüm süreci öncesinde, yapılacak fiziksel müdahalelerle ilgili bir rapor ve proje hazırlanıp UNESCO’ya, Dünya Mirası Merkezi’ne iletilmediğini belirtti. 

Dünya mirası olan kültür varlıklarında işlev değişikliği yapılmadan önce bunun projesinin ve raporunun UNESCO’ya sunulması gerekliliği, Dünya Mirası Sözleşmesi Uygulama Rehberi ile belirlenen kurallardan biri.

‘Namaz kılınan alanda olmadığı halde örtüldü’

Ahunbay yazısında ayrıca camiye çevrilme kararı öncesinde yapılan ve yarım kalan çalışmalara değindi:

İç mekânın güney timpanum duvarındaki çimentolu sıvaların alınması ve altındaki kemer ve duvarın durumunun incelenmesi, sağlamlaştırılması düşünülürken; camiye dönüşüm dolayısıyla, güney tarafa iskele kurularak, benzer bir çalışmanın yapılması şu anda pek olası görülmemektedir.

Ayasofya’nın namaz için kullanılan zemin kat döşemesinin halı ile kapatılmış, apsis mozaiklerininse perde ile gizlenmiş olduğunu ifade eden Ahunbay, Ayasofya’nın narteks güney kapısı ve imparatorluk kapısı girişinde yer alan iki ayrı mozaik panonun ise namaz kılınan alanda yer almadıkları halde, “diyanet ilgililerinin isteği üzerine” beyaz kapaklarla örtülmüş olmasına değindi.

Sağlık Bakanı: Son bir haftada koronavirüs vakaları arttı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Erzurum Valisi Okay Memiş‘i ziyaret etti. Ziyaretin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Bakan, “Son bir haftada korona virüsü vakaları arttı. Başta İstanbul ve Bursa başta olmak üzere ülke genelinde artış eğilimi görüyoruz” dedi.

Koca şunları söyledi: “Salgına karşı yedi  aydır gecesiz gündüzsüz bir mücadele veriyoruz. Güçlü sağlık altyapımız, nitelikli ve fedakar sağlık çalışanlarımız, güçlü kamu kaynaklarımız sayesinde dünyadaki birçok ülkenin aksine bu felakete karşı direncimizi koruduk”

Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de dün 116 bin 103 Covid-19 testi yapıldı, 1.693 kişiye hastalık tanısı konuldu, 66 kişi hayatını kaybetti. Ağır hasta sayısı 1408 oldu.  

‘Salgın 2.5 milyon yeni işsiz yaratabilir, işsizlik oranı yüzde 20’lere çıkabilir’

Koronavirüs salgını nedeniyle iş piyasasında yasak ve tedbirler kalktığında bir işsizlik dalgası yaşanabileceğine dikkat çeken Bilgi Üniversite’sinden Prof. Dr. Haluk Levent, salgının yaklaşık 2.5 milyon potansiyel işsiz yaratabileceğine ve işsizlik oranının yüzde 20’lere ulaşabileceğine dikkat çekti.

Sözcü’den Sayime Başçı’ya konuşan Levent, Türkiye’nin büyük iş kayıpları ve iş ihtiyacını ekonomide yeni dinamikler bekleyerek karşılayamayacağını ve toplumsal problemlerin önüne geçilemeyeceğini söyledi: 

Kısa çalışma ödeneğinden faydalananların yüzde 35-40 aralığındaki kısmının potansiyel olarak bünyelerinde bir iki tane işsiz barındırdığı görülüyor. Covid-19’un iş gücü piyasası açısından en büyük sorunu bu. Kısa Çalışma Ödeneği (KÇÖ) bir kez uzatıldı ama bu sonsuza kadar devam etmeyecek. Eğer ekonomik olarak bu şirketlerde bir geri dönüş sağlanamazsa bir de buradan gelecek işsizlik üzerinde bir potansiyel olarak en az 2-2.5 milyon civarında aday duruyor. 

‘Büyüme rejimi tıkandı’

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) ve Sabancı Üniversitesi‘nin kurduğu Rekabet Forumu‘nun (REF) düzenlediği “Türkiye’de Şirket Dinamikleri ve Yeni İstihdam Oluşumu” seminerde konuşan Levent, potansiyel işsizlerin de KÇÖ uygulamasının ardından devreye girmesi halinde işsizlik oranının yüzde 20’lere geleceğine dikkat çekerek, Bu da kabul edilebilir bir şey değil” dedi.

Corona virüsü salgını ile birlikte gelir dağılımında 15 yıl geriye gidildiğini açıklayan Prof. Haluk Levent şunları söyledi: 

Büyüme rejimi tıkanmış durumda. Bütün bunlar bir krizin temel kaynaklarını oluşturuyor. Gelir dağılımında bizim yaptığımız çalışmalara göre 15-16 yıl geriye gittik. Büyümede yüzde 5-6’lar hem dönüşüm hem de iklim krizi göz önüne alındığında mümkün değil” 

Kan grubu ve koronavirüs riski arasında nasıl bir ilişki var?

Kişilerin kan grubu ve koronavirüs salgını arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalara iki yeni araştırma daha katıldı. Artan kanıtlar kan grubunun enfeksiyon riski ve hastalığın ne kadar şiddetli geçeceği ile ilişkisi olduğunu gösteriyor gibi duruyor.

Danimarka‘da yapılan bir araştırmada, kan grubu 0 olan kişilerde yeni tip koronavirüsün (Covid-19) görülme riskinin diğer kan gruplarına oranla çok daha düşük olduğu belirtildi.

‘Sıfır kan grubunda vaka riski yüzde 13 daha düşük’

Aarhus ve Güney Danimarka Üniversitesi‘nin ortak araştırması, ülkedeki kan grubu test edilen ve sağlık veritabanına kaydedilen 2,7 milyon kişiden alınan veri kayıt bilgilerine dayanıyor.

Rapora göre, bu kişilerin 470 bini Covid-19 için test edildi ve 7 bin 400’ünün sonucu pozitif olarak kayıtlara geçti. Kayıtları inceleyen uzmanlar, kan grubu sıfır olan kişilerde koronavirüsün görülme riskinin yüzde 13 düştüğünü ortaya çıkardı.

‘İlk aşılanacak kişileri tespit edebiliriz’

Euronews’in aktardığına göre Araştırmanın başındaki isimlerden Lars Østergaard, Bu tür bilgilerin, hastalıkla mücadelede hayati önem sağladığını belirtiyor.

Araştırmacılar, çalışma sayesinde aşı stoklarının sınırlı olduğu bir durumda araştırma sayesinde “ilk önce kimin aşılanması gerektiğinin belirlenmesinin daha kolay olacağını” söylüyor.

‘Sağlık otoritelerinin tavsiyelerini takip edin’

Araştırmayı yöneten Odense Üniversite Hastanesi profesörü Torben Barington da açıklamasında, “Henüz açıklamayı bilmiyoruz, ancak diğer bulaşıcı hastalıklarda da kan grubu ile enfeksiyon kapmak arasında bir bağlantı olabileceğini biliyoruz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan araştırmacılar yaptıkları ortak açıklamada, herkesin koronavirüse yakalanabileceğini belirterek, “Hepimiz kan grubundan bağımsız olarak sağlık otoritelerinin tavsiyelerini ve yönergelerini takip etmeliyiz” dedi.

Kanada: A ve AB grupları daha şiddetli geçiriyor

Kanada, Vancouver‘da hastaneye kaldırılan 95 kritik hastalığı olan Covid-19 hastasını inceleyen başka bir çalışmada iseA ve AB kan gruplarının enfeksiyon sonucunda daha ciddi klinik sonuç riski taşıdığı öne sürüldü.

Forbes’un aktardığına göre araştırmada kan grubu A veya AB’ye sahip hastaların mekanik havalandırmaya ve böbrek yetmezliği için diyalize ihtiyaç duyma olasılıklarının daha yüksek olduğu belirtildi.

Araştırmacılar ayrıca, A ve AB kan gruplarına sahip hastaların hastanede kalış sürelerinin O veya B tipi kan hastalarından daha uzun olmadığını, ancak yoğun bakım ünitesinde daha uzun süre kaldıklarını belirtti.

Önceki araştırmalar

Daha önce yapılan araştırmalarda da benzer sonuçlar tespit edilmişti. Mart başında Çin’de yapılan bir araştırmada A kan grubunun koronavirüse daha duyarlı olduğunu tespit etmişti. Ancak bu araştırma bilimsel makale değerlendirme sürecinden geçmemişti.

Sonrasında, biyoteknoloji şirketi 23andMe, 750 binden fazla kişiye dayanan araştırmasının sonucunu yayınlamış ve O kan grubuna sahip kişilerin Covid-19 pozitif test etme olasılığının diğerlerine göre yüzde 9 ila 18 arasında daha düşük olduğunu bulmuştu.

‘A tipinde solunum yetmezliği riski artıyor’

Haziran ayında, İspanya ve İtalya‘daki 1.610 Covid-19 hastasını inceleyen bir başka çalışmada, A tipi kanlıların solunum yetmezliği riskinin arttığını, O tipi kanın ise koruyucu etkiye sahip olduğu belirtilmişti.

Çalışmada tip A, enfekte olursa şiddetli Covid-19 geliştirme riski yüzde 45 daha yüksekken, tip O olanların yüzde 35 daha düşük risk taşıdığı öne sürülüyordu.

Yapılan başka bir araştırmada ise kan grubu ve koronavirüs arasındaki ilişkinin farklı kan türlerinin ürettiği farklı antikorlardan kaynaklanabileceği veya kan gruplarının pıhtılaşma yeteneğini etkilemesiyle alakalı  olabileceği iddia ediliyor.

Daha fazla çalışmaya ihtiyaç var

Bütün bu çalışmalar koronavirüs ve kan grubu arasındaki ilişkiyi ortaya koyarken böyle bir bağlantının olmadığını söyleyen araştırmalar da bulunuyor.

Örneğin Harvard Medical School (HMS) araştırmacıları tarafından yapılan bir araştırma ile New York’taki Columbia Presbyterian Hospital’da yapılan bir başka çalışmada kan grubu ve enfeksiyon arasında bir ilişki bulunmadığı belirtildi.

Bağlantıya dair kanıtlar her geçen gün artsada neden bir bağlantı var gibi göründüğünü ve hastalar için ne anlama geldiğini daha iyi anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyuluyor.