TürkiyeEditörün SeçtikleriEkolojik YaşamManşet

[Efeler Yolu] Miras patikalar…

Haber: Oya Ayman

Çift şeritli yolların, otobanların, iç içe geçmiş yerleşimlerin, sanayi alanlarının, doğayı ve geleneksel yaşamı tehdit ettiği günümüzde; uzaklarda bir yerlerde, plastik poşetlerin kirletmediği patikaların, kurtların, karacaların hüküm sürdüğü ormanların, keçilerin özgürce otladığı meraların, nadir bitkilerin neslini sürdürebildiği yamaçların, atalık tohumlarla üretim yapan çiftçilerin varlığını bilmek umut veriyor.

Her ne kadar çoğunluk, doğa ve kırsal yaşamla, çocukluk anılarında yer etmiş ”Orda bir köy var uzakta…” şarkısıyla bağ kurmaya çalışmış olsa da; o köylerin değerini, gitmeden, görmeden, tadını kokusunu hissetmeden, kahvesinde oturup çayını içmeden, yaşlılarıyla sohbet etmeden anlamak çok zor.

İzmir’de hazırlıkları devam eden Efeler Yolu’nun en belirgin çıkış noktalarından biri de bu: Şehrin doğusunu çevreleyen dağlarda yüzyıllardır doğayla uyum içinde devam eden yaşamın ve onun parçası olan zengin kültürel mirasın farkına varılmasını sağlamak ve bu yolla, yöre insanının refahını artırmak..

Bu noktada Efeler Yolu, pek çok uygarlığın izlerini taşıyan ve zengin bir ekosistemi barındıran İzmir’in dağlarında, köyleri ve yaylaları birbirine bağlayan bir kültür rotası olmaktan daha ileri bir anlam taşıyor. 

Uzunluğu 500 kilometreyi bulan yürüyüş yolu, İzmir’de Bornova’nın Kavaklıdere köyünden başlıyor; Nif Dağı ve Bozdağlar üzerinden Kiraz’ı dönerek, Aydın sıradağlarını geçiyor ve Bülbüldağı’nda bulunan Meryemana’da sonlanıyor. Yaklaşık 30 günde yürünebilecek şekilde planlanan yol, yürüyüşçülerin her günün sonunda bir köye ulaşabilecekleri şekilde tasarlanmış. Bu köylerin her biri, kadim değerleri günümüze taşımayı başarabilmiş köyler. Yürüyüş yolunun mimarları, bu değerlerin korunması yoluyla bölgede sürdürülebilir ve bütüncül bir kırsal kalkınmayı tetikleyerek, yerelde hem sosyal hem de ekonomik gelişmeyi amaçlıyor.

Tüm bölgeye hâkim efelik kültürü ve onların ayak izlerini taşıyan patikalar, bir kültür rotasının oluşturulmasında oldukça zengin ve kapsayıcı alternatifler sunuyor. İzmir’in doğusuna doğru derin bir yay çizen bu dağlık coğrafya, efelere yataklık etmiş sayısız harabe, eski ev, kale, köprü, doğal geçit, mağara, orman, yayla ve otlak barındırıyor.

Öyle ki; üzerinizde kızıl şahinlerin çığlıklar atarak uçtuğu, alacakaranlık çökerken çakal ulumalarının duyulduğu, bilge yaşlıların kulağınıza inanılmaz hikâyeler fısıldadığı, dünyada sadece tek bir alanda görülen çiçeklerin yetiştiği, gizemli dağ geçitlerinden geçtiğiniz, yılkı sürülerinin otladığı yamaçlarda mola verdiğiniz, nesli tehlike altındaki bir kelebeğin kanat çırpışına tanık olduğunuz, antik çağ tanrılarının, kralların, efelerin, Kuva-yi Milliye askerlerinin, çobanların, kaçakların, eşkıyaların, aşıkların adımlarıyla şekillenen patikaları yürüdüğünüz; Hitit’ten Frig’e, Roma’dan Osmanlı’ya muazzam zenginlikte izler taşıyan bir güzergâh…

Zengin mirasın üzerindeki yoksul köyler

Doç. Dr. Özgür Özkaya.

Efeler Yolu’nun fikir babası, Ege Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Özgür Özkaya, Ödemiş’te doğup büyümüş. Askerlik yıllarından bu yana buradaki köyleri ve yaylaları birbirine bağlayan patikalardan oluşan bir kültür rotasının hayalini kurduğunu anlatıyor:

”Çocukluğumda, babam ve kardeşimle yürürdük bu dağlarda. Kimsenin bilmediği yerlere gider, Bozdağ’ın zirvesine tırmanırdık. Sonraları bu dağlarda efelerin, zeybeklerin kol gezdiğini öğrendim. Onların kültürünü tanımaya çalıştım. Bu yolları efelerin kullanmış olabileceği fikri, yürüdüğüm patikaları daha da anlamlı hale getirdi benim için. Sonra birkaç tarihçi ile konuştum. Bu yolların tarihinin Lidya döneminden daha eskilere uzandığını öğrendim. Acaba kaçı korunabilmişti? Nasıl bulunurdu o yollar? Bozdağ ve Aydın dağlarında bir kültür rotası oluşturma fikrine kapılalı yıllar oldu ama rotanın üzerine inşa edilecek temayı bulmak yaklaşık beş yılımı aldı. Bu yol, Efeler Yolu olmalıydı.”

Özkaya, dağ köylerinde halen geleneksel yaşamın sürdüğünü söylüyor:”Yerel tohumlarını ekiyor, keçilerini merada otlatıyor, efelerin yürüdüğü patikaları kullanıyor, nenelerinin anlattığı hikâyeleri dinliyorlar. Sürdürdükleri geleneksel yaşam tarzını ve sahip oldukları atalık bilgiyi koruyarak, refahlarını nasıl sağlayacakları sorusu uzun zamandır kafamı kurcalıyordu. Öyle ki, bu dağ köylerinin çoğunda sağlık ocağı yok, çiftçiler borç içinde, gençlerin tutunabileceği bir dal yok, sosyal yaşam yok denecek kadar az. Efeler Yolu aracılığıyla, bu coğrafyanın zengin mirası ve geleneksel değerlerinin farkına varılmasının, yöre insanının maddi ve manevi refahına ciddi oranda katkı sağlayacağına inanıyorum.”

Giderek büyüyen bir ekip

Efeler Yolu fikrini hayata geçirmek için bir araya gelen Ege Üniversitesi akademisyenleri, 2018 yılında Ege Üniversitesi Kültür Rotaları Araştırma Grubu’nu (EGE-KÜRAG) kurmuş. EGE-KÜRAG, kısa sürede farklı kuruluş ve uzmanları bünyesine dâhil ederek güçlenmiş ve birlikte Efeler Yolu Derneği‘ni (EYD)  kurmuşlar. Günümüzde yapımı hala devam eden Efeler Yolu; İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Valiliği, Ege Üniversitesi, İzmir Orman Bölge Müdürlüğü ve İzmir Vakfı ortaklığında, İzmir Kültür Turizm İl Müdürlüğü ile EYD’nin katılımıyla hayata geçiriliyor.

Özgür Özkaya, hayalindeki projenin şimdiden tahminlerinin ötesine ulaştığını söylüyor. ”Ekiple bir araya geldikten sonra yolun niteliği ile ilgili pek çok değişiklik oldu. Pek çok disiplinden akademisyen ve uzmanla birlikte çalışarak standart bir yürüyüş yolunun ötesine geçtik. Tek başıma çıktığım yolda, şimdi 42 kişiyiz ve pek çok kurumla iş birliği yapıyoruz.”

 Mühürler ve köy kapıları

Efeler Yolu patikalarda yürümek, muhteşem peyzajları izlemek, saklı kalmış hikâyeleri keşfetmek ve yöre halkının geleneklerini yakından tanımanın ötesinde bir misyon üstleniyor. Dünyada ilk kez hayata geçirilecek bazı özellikler de bu misyonun parçası.

Örneğin, Efeler Yolu üzerindeki her köyün, oraya özel bir değeri sembolize edecek bir mührü olacak. Bu, tarımsal bir ürün, doğal bir anıt, bir göl, antik bir kale ya da bir köprü olabilir. Yürüyüşçüler yola çıkarken bir pasaport edinecekler ve her köye varışta oranın mührü pasaportlarına işlenecek.

Yolun bir diğer özelliği de, her köyün giriş ve çıkışında bir ahşap kapının yer alacak olması. Yürüyüşçüler günün sonunda varacakları köye, bu kapıdan giriş yapacaklar. Doğal yapıya uygun şekilde tasarlanacak kapılar köye 1 ila 2 km’lik mesafede konumlandırılacak. Güzergâhı izleyenlere uzun bir yürüyüşün ardından köye vardıklarını haber vermenin ötesinde bu kapılar, köyün diğer ziyaretçileri için de cazibe noktası olacak.

Acil durumlarda SOS ve ilk yardım

Efeler Yolu “orta” ve genellikle “zor” zorluk düzeylerinde ve her biri 13 ila 26 km arasında değişen uzunluklarda etaplardan oluşuyor. Etaplar arasındaki mesafelerin uzun olmasından kaynaklanan iletişim ve erişim kısıtları nedeniyle, yürüyüşçülerin güvenliğini sağlayacak uygulamalar da düşünülmüş.

Bu amaçla her bir etap, alanlara bölünecek ve her bir alana bir kod verilecek. Alan Kodu uygulaması, yürüyüşçülerin konumlarını bilmesini ve herhangi bir tehlike anında konumunu bildirmesini sağlayacak. Alan kodları, güzergâhların araç ulaşımına elverişli olan orman yolunu kestiği noktalar üzerinden belirlenecek. Acil bir durumda yürüyüşçülere en kısa zamanda ulaşılması, gerekli durumlarda arama kurtarma faaliyetlerinin daha dar bir alanda ve etkin bir şekilde yürütülmesini sağlayacak.

Yürüyüşçüler yola çıkarken telefonlarına yükleyecekleri bir uygulama sayesinde de, acil durumlarda SOS gönderebilecekler. Ayrıca bu uygulama aracılığıyla güzergâh üzerindeki değişiklik ya da tehlikeleri, yolun yönetimini ve bakımını üstlenecek olan EYD’ye bildirebilecekler.

Efeler Yolu’nun mimarları, yürüyüşçülerin, yaban hayatın hüküm sürdüğü ıssız patikalarda acil ilk yardım ihtiyacını da düşünmüşler. Ufak kesikler, ayak burkulması, akrep ya da arı sokması gibi ilk yardım gerektiren durumlar, bu tür güzergâhlarda olası sorunlar arasında sayılabilir. Bu nedenle güzergâh üzerinde belli noktalarda, içinde temel ilk yardım malzemelerinin yanı sıra bölgeye özel panzehirlerin de bulunacağı ilk yardım kitleri yer alacak. Bu kitler, etapların orta noktalarına yakın bölümlerde konumlandırılacak ve telefona indirilecek uygulamada belirtilen yönlendirmeler sayesinde kolaylıkla ulaşılabilecek.

Efeler Yolu manifestosu

EYD, İzmir Vakfı ile birlikte, yürüyüşçülerin, yolu ve çevresindeki değerleri koruma sorumluluğunu hatırlatmak üzere bir manifesto da hazırlıyor. Patikaları yürüyenlerin doğal ve tarihi dokuyu tahrip etmeyeceğine, yöre halkını rahatsız etmeyeceğine dair söz verecekleri simgesel bir manifesto bu.

EYD ayrıca, güzergâh çevresindeki doğal dokunun korunması konusunda da girişimlerde bulunuyor. Orman Genel Müdürlüğü ile iş birliği içinde çalışan Dernek, tarihi patikaları koruma altına almaya çalışırken, bu patikaların geçtiği ormanlık alanlarda traş kesimlerin durdurulması ve güzergâh çevresindeki ormanların bir bütün olarak korunması için girişimlerde bulunuyor.

Yaşayan yol

Efeler Yolu’nun 2022 yılında tamamlanması planlanıyor. Ancak bu tarihten sonra alternatif rotalar açılması da gündeme… Aydın’da ayakta kalmayı başarabilmiş Ayan Kuleleri, Manisa Ahmetli’deki Lidya Kral Mezarları, Aydın ve Muğla sınırındaki Latmos Dağı ve efelik kültürü açısından ayrı bir değere sahip Karınca Dağı daha sonra eklenecek güzergâhlar arasında.

Diğer yandan Efeler Yolu’nun kuzeyinde Troya rotaları ile güneyindeki Karya Yolu gibi çok etaplı yollarla bağlantısı da planlanıyor. Bu bağlamda Efeler Yolu, Yedi Uyuyanlar ya da Mahşerin Yedi Kilisesi olarak bilinen Ephesus (Efes), Smyrna (İzmir), Pergamon (Bergama), Sardes (Salihli), Philadelphia (Alaşehir), Thyateria (Akhisar) ve Laodikea’ya (Denizli) uzanacak alternatif hatlar üzerinden, diğer kültür rotalarıyla da bağlanacak.

Efeler Yolu’nun açılması sadece bir başlangıç. Yol, “efelik” teması çerçevesinde, geniş bir coğrafyanın gelişmesi için sahip çıkılması gereken değerlerin detaylı bir envanterinin çıkarılmasını da sağlayacak. Patikalarda yürüyenler bir yandan izlenim ve gözlemleriyle bu envanteri zenginleştirirken, diğer yandan da yaşayan ve sürekli dönüşen bir organizmanın parçası olacaklar.

Salgından sonra yapılacaklar…

Doç. Dr. Özkaya, alternatif turizm sektörünün yılda ortalama yüzde 30 büyüdüğüne dikkat çekiyor. Covid-19 salgınının da etkisiyle artık daha fazla insan izole ortamlarda ve mütevazi koşullarda tatil yapmayı tercih ediyor. Bu anlamda, Efeler Yolu, evde kalmaktan bunalan yürüyüşçülerin ”salgından sonra yapılacaklar” listesinin en afili etkinliği olacak gibi görünüyor.

”Yol yürüyüş öğretir” diyor şair Gülten Akın… Çoğunlukla bir yere varmayı hedeflesek de aslolan yoldur, yolda yaşadıklarımızdır… Üzerinden atladığımız taş, kokusunu aldığımız toprak, gizemine takılıp kaldığımız efsaneler, çobanla daldığımız muhabbet, önümüzden koşarak geçen bir tavşanın bakışı… Efeler Yolu’nun yolcularının da patikalardan öğreneceği çok şey var.

Efelik Kültürü

Efelik Batı Anadolu’da yaygın halk kültürünün önemli bir parçasıdır. Efe kavramı bölge halkının yaşam kültüründe günümüzde dahi canlı sayılabilecek bir unsur olarak varlığını sürdürmektedir. Yaygın terminolojiye göre efe bir liderdir. Tarihsel süreçte resmi kaynakların “eşkıya” olarak nitelediği gruplar, bu bölgede yerel halk tarafından “efe” olarak adlandırılır.

Eşkıyalık-efelik konusundaki ayrımı Sabri Yetkin şöyle açıklar: “Eşkıya ihtiyaçlarını karşılayacak maddi kaynağı kanunsuz işlerle sağlar; yol keser, adam soyar, adam kaçırarak fidye ister, köy basar, ev basar. Efelerin faaliyetleri de bunlardır ama burada önemli olan eylemin nasıl yapıldığı değildir, kime karşı yapıldığıdır. Efeliğin töresinde yoksulun malına el uzatılmaz, mazluma el sürülmez, yasa dışı eylemler çevre halkına zarar verenlere karşı yapılır. Yani köylüyü sömürenin; evi, çiftliği vs. basılır, yolu kesilir, malı yağmalanır, çocuğu ya da kendisi kaçırılıp fidye-i necat istenir. Halka zulmeden vergi toplayıcıları cezalandırılır.”

Zeybek geleneğinin tamamen dışındaki gerçek haydut-eşkıya grupları, bölgede efe olarak tanımlanmaz; “çalıkakıcı” ismini alır. Bir efe tarafından korunmak veya onun destekleyicisi, yatağı olmak zaman zaman tehlikeli de olsa o dönemin insanı için “kabul edilemez” bir durum değildir.

Milli Mücadele döneminde efelerin ve zeybeklerin çekirdeğini oluşturduğu Kuva-yı Milliye hareketi ve Ege’nin gerçek efeleri ve onların emrindekiler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çağrısına uyarak, düzenli ordu birliklerine katılmış, bölgenin Yunan işgalinden kurtulması için hizmet vermiştir. Günümüzde özellikle Kuva-yı Milliye kahramanı bir efenin, kızanının veya yatağının torunu olmak gurur kaynağı olarak görülmektedir.” (Kaynak: Batı Anadolu Eşkıyalık Tarihi. Editörler: Doç. Dr. Olcay Pullukcuoğlu Yapucu, Cihan Özgün, Ali Özçelik, Ege Üniversitesi Basımevi.2019)

 

 

Kategori: Türkiye