Ana Sayfa Blog Sayfa 1707

Cennet Koyu’nda yapılacak projeye karşı imza kampanyası başlatıldı

Cengiz Holding‘in bünyesinde bulunan Bodrumbir Turizm Yatırım A.Ş, Muğla‘nın Bodrum İlçesi‘nde bulunan Cennet Koyu‘na dört adet mendirek yapısıyla iki adet plaj yapmayı planlıyor.

Şirket, geçtiğimiz hafta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘na Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) başvurusunda bulundu.

Cennet Koyu, Üçüncü Derece Arkeolojik Sit Alanı ve koruma alanı içerisinde bulunuyor. Bu yapılaşma hayata geçerse bölgede yaşayan Akdeniz foku, çizgili yunus ve deniz kaplumbağalarının da yaşam alanları tehlike altında olacak.

Doğa severler de Cennet Koyu’nda söz konusu yapılaşmanın hayata geçmemesi için change.org üzerinden bir imza kampanyası başlattı. bin 500 imza hedefini taşıyan kampanyayı şu ana kadar bin 445 kişi imzaladı.

‘Aşırı yapılaşmanın önü açılacak’

ANTERHABER‘e konuşan Hukukçu Mehmet Çilsal, projenin hayata geçmesi halinde aşırı yapılaşmanın önünün açılacağını kaydetti:

Çam ormanları ile kaplı, yapılaşmaya kapalı bir koya yapılacak bu tesis aşırı yapılaşmanın önünü açacaktır. Bu projenin ardından yap sat villaları gelecek. Yakında ÇED gerekli değildir raporunu da alırlar. ÇED toplantısı bile yapmaya gerek görmezler, Bodrumlular olarak dev imza kampanyası başlatıldı, dava açmaya hazırlanıyoruz, büyük sermayenin hukuku dolanması alışkanlık haline geldi.”

Cengiz Holding’in bölgedeki ilk hamlesi değil

Muğla Çevre Platformu Eş Sözcüsü Umay Karabaş ise, Cengiz Holding’in bu alandaki girişiminin ilk olmadığını, 2013 yılından beri yapılaşma çalışmaları için uğraştıklarını belirterek şu ifadeleri kullandı:

Ortak yaşam alanlarımızı korumakla yükümlü kurumlar ve kurullar, yükümlü oldukları işleri layıkıyla yapmadıkları için şu an bir doğal alan ve buradaki tüm canlılar yok olma tehdidiyle karşı karşıya. Biz Muğla Çevre Platformu olarak, bu raporların iptali ve koruma odaklı olarak yeniden yapılması için uğraş vermeye devam edeceğiz. Tüm bu karamsar tabloya rağmen, buradan da dönüş olduğunu bildiğimiz için, Cennet Koy için de sözümüz net: Cennet Koyu Cengiz’e teslim etmeyeceğiz, bırakın doğal kalsın, sloganı ile mücadelemizi sürdüreceğiz.”

Kampanyayı buradan imzalayabilirsiniz.

Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi’ne taşınıyor

Marmara Üniversitesi’nin şehrin merkezinde yer alan Göztepe Kampüsü‘nün Başıbüyük Yerleşkesi’ne taşınarak isminin Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi olarak değiştirilmesi planlanıyor.

Konuyla ilgili bir açıklama yayınlayan Marmara Öğrenci Dayanışması taşınma ve isim değişikliği kararını kabul etmediklerini söyledi. Yapılan paylaşımda “Üniversiteden külliye olmaz” ifadeleri yer aldı.

Eğitim Sen: Yangından mal kaçırır gibi

Eğitim Sen 6 No’lu Üniversiteler Şubesi ise yaptıkları açıklamada “Kimlere verildiği belli olmayan sözlerden dolayı koca bir yüksek öğretim kurumu yangından mal kaçırır gibi taşınıyor, bedelini hepimiz ödüyoruz” ifadelerini kullandı. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

Eğitim ve bilim emekçileri, üniversitenin yangından mal kaçırır gibi taşındığına dikkat çekerek, “Marmara Üniversitesi kurumsal kimliğini kaybetme sürecinden bir an evvel çıkmalıdır. Yükseklere yaranmak Marmara Üniversitesi idaresinin kurumun geleceğini planlamadaki nirengi noktası olamaz. Marmara Üniversitesi geleceğini öğrencilerinin ve akademik çalışmaların ihtiyaçları doğrultusunda uzlaşmacı ve katılımcı bir şekilde planlamalıdır. Okuldaki çalışma barışı da ancak böyle korunabilir.

Düden Çayı’ndaki kirlilik nedeniyle 10 işletmenin faaliyetleri durduruldu

Antalya’da Düden Çayı ve civarında meydana gelen koku ve köpük kirliliğiyle yaşanan balık ölümleri üzerine Antalya Valiliği talimatıyla inceleme yapan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, 10 işletmenin faaliyetini durdurdu ve işletmelere 2 milyon 598 bin 797 TL idari para cezası uyguladı.

Denetimlerde üç tesiste atık sularının toprağa ya da yer altına verildiği de tespit edildi.

Valilikten açıklama

Valilik konuyla ilgili yaptığı açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

İlimiz Kepez ilçesinde bulunan Düden Çayı’ndan kaynaklı koku ve köpük kirliliği üzerine Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğümüzce denetim ekibi oluşturularak bölgede denetimlere başlanmıştı.

Bugüne kadar yapılan denetimlerde toplam 10 işletmeye 2 milyon 598 bin 797 TL idari para cezası uygulanmış ve bu 10 tesisin faaliyeti durdurulmuştur.

18.01.2021 günü yapılan denetimlerde ise 10 tesis daha denetlenmiş ve bunlardan 3 tanesinde atık sularını toprağa veya yeraltına vermeleri gibi olumsuzluklar tespit edilmiş olup, bunlar hakkında da idari işlemlere başlanmıştır.

Açıklamada, bugüne kadar yapılan denetimler ve yer altına verilen atık sularının önlenmesiyle bölgede kirliliğin ve kokunun azaldığı ileri sürüldü.

AİHM, Atilla Taş’ın ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) dün açıkladığı kararında şarkıcı ve köşe yazarı Atilla Taş hakkında Gülen cemaatinin medya yapılanması soruşturması kapsamında geçici tutuklama kararı verilmesinin emniyet ve güvenlik hakkının ve ifade özgürlüğünün ihlali olduğuna karar verdi.

Ayrıca, mahkeme Taş hakkındaki tutuklama kararının kuvvetli şüpheye dayanmadığını da belirtti.

Somut delil yok

AYM’nin “kuvvetli suç şüphesi” gerekçesini de reddeden AİHM, bu şüphelerin tutuklama kararından dört ay sonra yayınlanan iddianamede yer aldığına işaret etti.

Taş hakkında tutukluluk kararı verilirken kendisine iddianamede yöneltilen suçlamalarla ilgili hiçbir somut bilgi bulunmadığının da altı çizildi.

AİHM, Taş’ın tutuklanmasına neden olan gerekçelerden biri olan Twitter mesajlarının, Cumhurbaşkanı ve hükümete yönelik sert eleştiriler içerse bile teröre teşvik olarak tanımlanamayacağını kaydetti.

Taş’a tazminat ödenecek

AİHM’in bu kararı gereği Ankara, Atilla Taş’a 12 bin 275 euro manevi tazminat ve 3 bin 175 euro da mahkeme masrafı ödeyecek.

İki tarafında karara olası itirazı için üç ay süresi bulunuyor. Bu süre içinde itiraz gelmezse mahkemenin kararı kesinleşmiş olacak.

Ne olmuştu?

Atilla Taş, 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası Gülen cemaatinin medya yapılanması hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında 31 Ağustos 2016’da Bursa’da gözaltına alındıktan sonra 3 Eylül 2016’da da tutuklanmıştı.

Taş, yurt dışı çıkış yasağı ve her ay iki defa kolluk biriminde imza atmak şartıyla adli kontrolle 24 Ekim 2017’de tahliye edilmişti.

Anayasa Mahkemesi, (AYM) Taş’ın bireysel hak ihlali başvurusuna ilk tutuklama kararıyla ilgili olarak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştı.

Taş, hakkındaki gözaltı ve tutuklama kararlarını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘ne (AİHS) aykırı olduğunu savunarak 2017 yılında konuyu AİHM’e taşımış, özgürlük, emniyet hakları ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini söylemişti.

Gelecek Partisi: Bahçeli ve Erdoğan mafyatik bir tutumla siyaseti terörize ediyor

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Serkan Özcan, partisinin Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ‘ın geçen hafta saldırıya uğraması ve MHP lideri Devlet Bahçeli‘nin Karar gazetesi yazarlarını hedef göstermesine ilişkin açıklama yaptı.

Özcan açıklamasında “İktidarın küçük ortağı açık bir şekilde siyaseti kriminalize ve terörize etmek için bir gün siyasetçileri diğer gün gazetecileri hedef göstermektedir. Siyasi partileri hedefe koyan, gazetecileri tehdit eden, sokaklara şiddet salan ve siyaseti kriminalize eden yaklaşımın asıl hedefi de sorumlusu da Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti’dir” dedi.

Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gücünü kullandığını belirten Özcan, “İktidar içindeki konumunu kullanarak mafyatik bir tutumla kişisel hesabını görmekte, ülkeyi ateşe atmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

Neler yaşandı?

Selçuk Özdağ, 15 Ocak’ta evinin önünde 5 kişi tarafından silahlı ve sopalı saldırıya uğradı. Şüphelilerden ikisi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca açılan soruşturma kapsamında gözaltına alındı. Şüpheliler ‘kasten yaralama’ suçlamasıyla tutuklamaya sevk edildi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, saldırının ardından Özdağ ile ilgili ilk kez yaptığı açıklamada saldırılardan dolayı partisine yapılan eleştiri ve suçlamalara, “Milliyetçi-Ülkücü Hareket’i tarafı olmadığı saldırılarla ilişkilendirmeye ve yargılamaya cüret etmek terörizmin lügatinden beslenenlerin harcıdır. Aynı zamanda bühtandır, komplodur” diye tepki gösterdi.

MHP lideri, “ABD’deki Başkan değişimiyle eşzamanlı olarak, Serok ve partisinin, aynı şekilde tetikçi köşe yazarlarının hızlandırdığı iftira kampanyaları tesadüfi değil, alçak bir planın mahsulüdür” dedi. Karar Gazetesi yazarları Elif Çakır, Yıldıray Oğur ve Taha Akyol‘u hedef gösteren Bahçeli yazarlar hakkında “kiralık köşe yazarları” ifadelerini kullandı.

‘Milletin vermediği iradeyi AKP’den alıyor’

Açıklamasında Devlet Bahçeli’nin sorumluluktan uzak tavırlar sergilediğinin savunan Serkan Özcan, “MHP’nin milletin vermediği bir iradeyi AKP’den aldığını” söyledi. Özcan, sözlerini şöyle sürdürdü:

İktidar koalisyonunun küçük ortağı ise açık bir şekilde siyaseti sokağa indirmekte ve siyasal sabotajlardan medet ummaktadır. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, son zamanlarda sıklıkla asgari nezaket ve sorumluluk anlayışından uzak bir tutum içerisinde siyasi ve toplumsal barışı tehdit etmektedir. Bu cüretkâr ve yıkıcı eğilim, iktidar koalisyonu içerisinde yer almasından, milletin vermediği bir iradeyi AK Parti’den almış olmasından kaynaklanmaktadır. İktidar denklemi içerisinde üstlendiğini farz ettiği hayati fonksiyonuna dayanarak, her gün büyük bir sorumsuzluk, pervasızlık ve nezaketsizlikle siyasi iklimi ve toplumsal barışı zedelemektedir. Siyasetçi, akademisyen, kanaat önderi ve gazetecileri isim vererek hedef göstermekte, hedef gösterilen kişiler kısa süre içerisinde saldırıya uğramaktadır.”

‘Şiddete açık davet’

MHP’nin siyaseti terörize ettiğini söyleyen Özcan, “mafya ve siyaset ilişkisinin geçmişte yol açtığı sonuçların milletin hafızasında olduğunu” belirterek şunları kaydetti:

İktidarın küçük ortağı açık bir şekilde siyaseti kriminalize ve terörize etmek için bir gün siyasetçileri diğer gün gazetecileri hedef göstermektedir. Herhangi bir ciddi hukuk devletinde bu adımlar suçtur. Herhangi bir demokraside bu tavırlar şiddete açık davettir. Mafya-siyaset ilişkilerinin ülkemiz için oluşturduğu maliyetler milletimizin hafızasında canlılığını korumaktadır. Siyasi partileri hedefe koyan, gazetecileri tehdit eden, sokaklara şiddet salan ve siyaseti kriminalize eden yaklaşımın asıl hedefi de sorumlusu da Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti’dir. Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gücünü kullanmakta, iktidar içindeki konumunu kullanarak mafyatik bir tutumla kişisel hesabını görmekte, ülkeyi ateşe atmaktadır.”

‘Böyle bir Türkiye mi arzulanıyor?’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve AKP’nin bir yol ayrımında olduğunu ve bir karar vermesi gerektiğini ifade eden Özcan, Erdoğan’a ve hükümete şu soruları yöneltti:

  • Tehditlerin, kaosun ve şiddetin kol gezdiği bir Türkiye mi, milletin arzuladığı huzurlu bir Türkiye mi?AK Parti; siyasi partilerin kapatılmayla, parti liderlerinin ölümle, siyasetçilerin ve gazetecilerin şiddetle tehdit edildiği bir Türkiye mi görmek istemektedir?
  • AK Parti meşru siyasetin, gazetecilerin ve yazarların mafyatik bir dille tehdit edildiği bir Türkiye mi arzulamaktadır?
  • AK Parti binlerce insanımızın faili meçhullere kurban gittiği 1990’lara dönen bir Türkiye mi görmek istemektedir?
  • AK Parti sağı solu sorumsuzca tehdit eden cüretkâr bir kayyım tarafından maceraya sürüklenmekten razı mıdır?

‘Serok Ahmet’ hitabına yanıt

Devlet Bahçeli’nin Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’na “Serok Ahmet” diye hitap etmesine ilişkin olarak da konuşan Özcan, şunları söyledi:

Kürtlere ve Kürtçeye sabah akşam hakaret edenler, “Serok Ahmet” diyerek milyonlarca Kürdün diline hakaret ettiğini zannedenler millete küfretmektedirler. Sivas’tan öteye gitmeye ne cesareti ne aklı ne de ahlakı olanların tek bir projesi vardır: Türkiye’yi küçültmek. Bunlar Kürtçeye hakaret ederler çünkü vatansever değillerdir. Bunlar sokakta terör estirir çünkü vatansever değillerdir. Bunlar tehdit dilinden başka dil kullanamaz çünkü vatansever değillerdir. Bunlar ne zaman iktidarın ve devletin biraz yakınına gelirlerse ekonomimiz batar, ekmeğimiz küçülür, huzurumuz bozulur. Çünkü bunların tek bir ideolojisi vardır: Türkiye’yi küçültmek ve zayıflatmak. Çünkü bunların dar kalıplarına ne bu millet sığar ne de Türkiye. Çünkü bunların köhne ve kindar kafası millete düşmandır.”

 

 

Fukuşima çevresindeki yaban hayatı popülasyonu

2011 yılında gerçekleşen Tōhoku depreminin akabinde gerçekleşen Fukuşima nükleer faciasının üzerinden neredeyse bir 10 yıl geçmişken, University of Georgia araştırmacıları, insan hayatının olmadığı noktalarda vahşi yaşamın veya başka bir deyişle doğal yaşam popülasyonunun artışta olduğunu gözlemledi.

Journal of Frontiers in Ecology and the Environment adlı Frontiers yayınında yayımlanan makalede kamera görüntüleri üzeriden gerçekleştirilen çalışmada 267 binin üzerinde 20’den fazla türün (tilki, rakun köpeği, Japon seravı, makaklar, yaban domuzu, Japon tavşanı, sülünler ve rakun köpeği gibi) fotoğraflarından elde edilen veriler raporlandı.

Vahşi yaşam canlanıyor

Bilimfili’nde yer alan habere göre aynı üniversiteden biyolog James Beasley, hem bilim çevrelerinin hem de genel kamunun Fukuşima ve Çernobil gibi kazalardan sonra bölgedeki doğal yaşamın nasıl etkilendiğine dair soruların yükseldiğini belirtti.

Beasley, ekiplerinin bu bölgelerde yürüttükleri son dönemde gerçekleşen çalışmaları ile bu sorulara cevap aramakta olduklarını açıkladı.

İnsanların yokluğu etkili

Yapılan araştırmaya göre, Fukuşima Tahliye Bölgesi‘nin artık doğal yaşam ile dolmaya başladığı ve radyolojik kontaminasyona rağmen özellikle de yaban domuzu gibi insanlar ile çatışma halinde olan türlerin baskın şekilde görüntülere yakalandığı kaydedildi.

Buna göre geliştirilen spekülasyonlar, çevreden ayrılan insanların bu türlerin bölgedeki artışı ile bağıntılı olduğuna dikkati çekiyor.

Çalışmak üzere bölgede, insanların yüksek seviye radyolojik kontaminasyondan dolayı insanların tamamen uzaklaştırıldığı, orta seviyede radyasyon kirliliği dolayısıyla insan girişinin yasaklandığı ve düşük seviyede radyasyon bulunan insanların girebildiği üç farklı alanı seçen araştırmacılar 106 kameradan elde edilen görüntüleri inceledi.

46 bin yaban domuzu görüntüsü

2011 Fukushima Daiichi Kazası adıyla bilinen bu felaketi takiben devlet kararı ile ayrıştırılan bu bölgelerden 120 gün boyunca elde edilen görüntülerde 46 bin yaban domuzu görüntüsü elde edilirken bunların yaklaşık yüzde 60’dan fazlasının insanlara yasaklı olan 1 numaralı bölgeye ait olduğu, yüzde otuzuna yakınının orta seviye radyasyon barındıran bölgeye ve son olarak yüzde 15 civarının ise insanların girebildiği alana ait olduğu kaydedildi.

Yine diğer hayvanların da benzer oranlarda yasaklı bölgelerde daha yoğun olduğu gözlemlenirken, bunun hayvan sağlığına ve radyasyondan ne oranda etkilendiklerine dair bir endikasyon olmadığı açıklandı.

Japon seravı. Fotoğraf: UGA – Vicky L. Sutton-Jackson

İnsanlar radyasyondan daha fazla etkili

Araştırmacılar insanların yaşayabildikleri üç nolu alanın kontrol bölgesi olarak dahil etti. Diğer bölgelere dair kaza öncesine ait popülasyon bilgileri mevcut olmadığından çalışmada kontrol grubu olarak en iyi seçeneğin bu alan olduğu görülüyor.

Anayola uzaklık, bölgelerdeki vejatasyon tipi, elevasyon ve kamera aktivite süresi gibi değişkenleri de hesaba katan bilim insanları dağlık alanlar ile kıyı bölgelerinin popülasyondan çok türde değişikliğe neden olduğunu ortaya koydu.

Analizlere göre elde edilen sonuçlar insan aktivitesi veya insan yaşamına bağlı olarak insanların bölgelerdeki bulunma, yaşama ve aktivitede bulunma sıklığı ve buna ek olarak habitat tipi, bu habitatta bulunacak türlerin yoğunluğunu radyasyon seviyesinden daha çok belirliyor.

İstisna tür: Japon seravları

Araştırmanın sonuçlarına göre canlılar insanlar olmadığı zaman, davranış kalıplarını da güncelleyerek ne zaman aktif olup, avlanıp. yaşamsal gereksinimlerini yerine getireceklerini de değiştirmelerine sebep olabiliyor.

Buna bir istisna olarak Japon seravlarının (keçi benzeri endemik bir memeli türü) normal şartlarda insanlardan oldukça uzak noktalarda yaşamalarına karşın üç numaralı insan yerleşiminin olduğu bölgede daha yoğun gözlemlendi. Araştırmacılar bunun da, radyasyondan çok, bir ve iki numaralı insandan uzak bölgelerde artan domuz popülasyonu rekabetinden kaçınmak için geliştirilen davranışsal bir adaptasyon olduğunu ileri sürüyor.

Radyasyonun etkisi çalışmada yer almıyor

Her ne kadar araştırma bulgu olarak yüksek seviye radyolojik kontaminasyondan dolayı insanların tamamen uzaklaştırıldığı birinci bölgede yaban hayatı popülasyonunun daha fazla olduğunu tespit etse de çalışma yalnızca kurulan foto kapan görüntülerine dayanıyor.

Yani, araştırma yüksek radyasyon seviyesinin hayvanların biyolojik ve genetik özellikleri üzerindeki etkisine dair bir veri sunmuyor yalnızca fotoğrafa dayalı olarak popülasyon tahmininde bulunuyor.

AKP’li Muhammet Emin Akbaşoğlu’ndan Hayvan Hakları Yasası açıklaması

AKP Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu, Mecliste düzenlediği basın toplantısında hayvan haklarıyla ilgili çalışmalar yapıldığını açıkladı. Akbaşoğlu “Hayvan hakları ile ilgili çalışmalar yapıldı. Önümüzdeki haftalarda sıraya almak suretiyle yasalaştıracağız.” dedi.

İnsan Hakları Eylem Planı‘na ilişkin açıklamalarda bulunan Muhammet Emin Akbaşoğlu, planda son aşamaya gelinmek üzere olduğunu belirtti. Ayrıca, planın Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kamuoyuyla paylaşılacağını söyledi.

Hayvan Hakları Yasası nedir?

Hayvanları mal gören ve son derece yetersiz olan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu yerine hayvanları can olarak kabul eden ve hukuki olarak da hayvanlara işkence edenlere ceza getirilmesini öngören 55 maddelik bir rapor.

Bu rapor Meclisteki bütün siyasi partilerin araştırma komisyonu çatısı altında bir araya gelip oluşturuldu. Ancak, rapor 1,5 yıldır yasa haline getirilmeyi bekliyor.

Covid-19 aşısıyla ilgili en çok merak edilen sorular

Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüsle (Covid-19) mücadelede uygulanan aşılamaya ilişkin sıkça sorulan sorulara, “Covid-19 Aşısı Bilgilendirme Platformu” sitesinden yanıt verdi.

En çok merak edilen 36 sorunun yanıtlandığı Covid-19 Aşısı Bilgilendirme Platformu’na, covid19asi.saglik.gov.tr adresinden ulaşılabiliyor.

Sitede, aşının hastalığa karşı ne kadar süre koruyacağı, Covid-19 geçirenler, emzirenler, gebeler ve çocuklara aşı uygulanıp uygulanmayacağı, yan etki görülmesi halinde neler yapılması gerektiği gibi konularda bilgiler yer aldı. Sitede bulunan soruların ve cevapların bazıları şu şekilde:

Covid-19 geçirdim, yine de aşı yaptırmalı mıyım?

Covid-19’u geçirenlerde koruyuculuk bir müddet daha devam etmektedir. Bu koruyuculuk düzeyi kişiyi bir süre daha Covid-19’a karşı koruyacağından hastalığı geçirmiş kişiler aşı uygulanacak gruplarda değildir.

İnaktif Covid-19 aşısı olduktan sonra hastalığa karşı ne kadar süre korunacağım?

Klinik çalışmalarda, inaktif Covid-19 aşılarının hastalığa karşı koruyucu etkisinin yüksek olduğu gösterilmiştir. Covid-19 aşılarının koruyuculuk süresi henüz bilinmemektedir, bunun için ek araştırmalara ihtiyaç bulunmaktadır.

İnaktif Covid-19 aşısı kaç doz uygulanacak?

18 ve üstü yaştaki kişilere dört hafta ara ile birer doz olmak üzere toplam iki doz uygulanacaktır.

Aşı yaptırdıktan sonra da maske, mesafe ve temizlik kurallarına uymaya devam edecek miyim?

Aşı uygulandıktan sonra hastalığa karşı koruyuculuğun gelişmesi genellikle birkaç hafta alır. Bununla birlikte herkeste aynı düzeyde koruyuculuk gelişmeyebilir. Ayrıca aşılanan kişi kendisi korunuyor olsa bile virüsü aldıysa başkasına bulaştırabilir. Bu nedenle aşı uygulandıktan sonra da maske, mesafe ve temizlik kurallarına uyulması gerekmektedir. Bakanlık tarafından artık önlemlere gerek olmadığı açıklanana kadar bu önlemlerin alınmasına devam edilmelidir.

Aşı yaptırmak zorunlu mu olacak?

Türkiye’de aşı uygulaması zorunlu değildir. Bununla birlikte aşı, hastalıklardan korunmak için en etkili yöntemlerden biridir. Aşı sayesinde yeryüzünden silinmiş pek çok hastalık mevcuttur. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı tarafından aşıyla ilgili toplumu bilinçlendirme çalışmaları yürütülmektedir. Aşı olmak, kişinin topluma karşı sorumluluğudur.”

Covid-19 aşılamasında neden önceliklendirme yapılıyor?

Covid-19 aşılamasında gruplar, hastalığa maruz kalma, hastalığı ağır geçirme ve bulaştırma riskleri göz önüne alınarak belirlenmiştir. Grupların aşılanması tamamlandığında Sağlık Bakanlığı isteyen herkesin aşıya ulaşabilmesini planlamaktadır.

Covid-19 aşısıyla neden ilk aşamada sağlık çalışanlarının aşılanması planlanmıştır?

Hastalığın teşhis ve tedavisini üstlenen sağlık çalışanları, Covid-19’a maruz kalma oranı en yüksek gruptur. Sağlık çalışanlarının hastalanmaması, sağlık hizmetlerinin kesintisiz sürdürülebilmesi için önem arz etmektedir. Bu nedenle ilk aşamada aşılanması planlanan grupta sağlık çalışanları da yer almaktadır.

Covid-19 aşıları dışındaki aşılar Covid-19’dan korunmaya yardımcı olur mu?

Covid-19 aşıları dışında yer alan grip, zatürre, kızamık-kızamıkçık-kabakulak (KKK), verem ve benzeri aşıların Covid-19’a karşı koruduğuna dair kanıtlanmış bir bilgi yoktur.

Grip veya zatürre aşısını yeni yaptırdım. Covid-19 aşısı olabilir miyim?

Grip veya zatürre aşısı olduktan en az 2 hafta sonra inaktif Covid-19 aşısı olabilirsiniz.

Covid-19’u geçirmek, Covid-19 aşısı olmaya göre daha uzun süre korur mu?

Kişinin bir hastalığı geçirerek kazandığı bağışıklık (doğal bağışıklık) düzeyi, geçirilen hastalığa ve kişiye göre değişir. Covid-19 etkeni SARS-CoV-2 yeni bir virüs olduğu için hastalığı geçirmekle kazanılan doğal bağışıklığın ne kadar süre koruyacağı bilinmemektedir.

Ancak yürütülen bazı çalışmalar Covid-19’a karşı gelişen doğal bağışıklığın uzun süreli olmadığını göstermektedir.

İnaktif Covid-19 aşılarının yan etkileri var mıdır?

Bugüne kadar Covid-19 aşılarına yönelik yürütülen klinik çalışmalarda ve mevcut aşı uygulamalarında ciddi yan etkilere rastlanmamıştır. Aşılama sonrasında görülen yan etkiler sıklıkla hafiftir. Bunlar, yorgunluk, baş ağrısı, ateş, titreme, kas/eklem ağrısı, kusma, ishal, aşı uygulanan bölgede ağrı, kızarıklık, şişlik gibi hafif yan etkilerdir.

Ancak nadir de olsa alerjik reaksiyonların olabileceği göz ardı edilmeden aşı uygulamasından sonra bir rahatsızlık hissedilmesi durumunda en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması ve hekime yakın zamanda aşı olunduğu bilgisinin iletilmesi unutulmamalıdır.

Kimlere inaktif Covid-19 aşısı önerilmemektedir?

Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu tarafından belirlenmiş öncelikli risk grubunda 18 yaş altındaki kişiler yer almadığından şu an için bu gruba Covid-19 aşısı uygulanmayacaktır.

Gebelikte inaktif Covid-19 aşısının uygulanmasına ilişkin veri bulunmamaktadır. Covid-19’u ağır geçirme riski yüksek olan gebelere kendi istekleri halinde aşı uygulanabilir. Aşının gebeliğin ilk üç ayında uygulanmaması tercih edilir.

Emzirme döneminde inaktif Covid-19 aşısının uygulanmasına ilişkin veri bulunmamaktadır. Covid-19’u ağır geçirme riski yüksek olan emziren kadınlara kendi istekleri halinde aşı uygulanabilir.

İnaktif Covid-19 aşısı, PCR testi ile Covid-19 tanısı almış kişilere ve aşı yaptırmadan önceki 10 gün içerisinde bir Covid-19 vakasıyla temas etmiş kişilere uygulanmayacaktır.

İnaktif Covid-19 aşısının uygulanmaması gereken durumlar hangileridir?

Aşının içeriğinde bulunan herhangi bir maddeye karşı alerji/anafilaksi öyküsü bulunması durumunda aşı uygulanması önerilmemektedir.
Daha önce yaşanan belirgin bir alerjik reaksiyon varsa aşı uygulamasından önce bu durum sağlık personeline belirtilmelidir.

Diğer tüm aşılarda da olduğu gibi 38 derece ve üzerinde yüksek ateş, tablosu netleşmemiş hastalık ve kronik hastalıkların atakları sırasında aşının uygulanmasının bir süre ertelenmesi önerilmektedir.

Neden 65 ve üstü yaştaki kişilere Covid-19 aşısının öncelikli yapılması planlanıyor?

65 ve üstü yaştaki kişilerde Covid-19’u ağır geçirme ve hastaneye yatış, hatta ölüm riski daha yüksek olduğu için aşı bu yaş grubuna öncelikli olarak uygulanacaktır.

Covid-19 aşısı olmak istiyorum ne yapmalıyım?

e-Nabız uygulamasına girerek COVID-19 aşısı yapılacak grupta olup olmadığınızı kontrol ediniz.

Aşı yapılacak grupta olup olmadığınızı kısa mesaj (SMS) ile öğrenmek için AŞI yazıp aralarında boşluk bırakarak sırasıyla T.C. Kimlik Numarası ve T.C. Kimlik Seri Numarasının son 4 hanesini yazıp 2023’e kısa mesaj (SMS) gönderebilirsiniz. (Örnek: AŞI 12345678910 1234)

Aşı yapılacak grupta iseniz Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS web, MHRS mobil, Alo 182) veya e-Nabız üzerinden aşı için randevu alınız. Temas riskini en aza indirmek için lütfen, randevu almadan sağlık kuruluşuna başvurmayınız.

Grip ve/veya zatürre aşısını yeni yaptırdım. Covid-19 aşısı olabilir miyim?

2020’de yeme-içme sektörünün ciro kaybı yüzde 50

Turizm Restaurant Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TURYİD) Başkanı Kaya Demirer, koronavirüs salgınından en çok etkilenen sektörlerin başında gelen yeme-içme işletmeleriyle ilgili son durumu anlattı.

Demirer, ev dışında yeme-içme sektöründe toplam 100 bin işletmenin faaliyet gösterdiğini ve pandeminin ilk dalgasıyla yaklaşık yüzde 10’unun açılmadığını belirtti. İşletmelerin bugün açılsa dahi yüzde 25-30’unun geri açılmayacağı tahmininde bulunduklarını söyleyen Kaya Demirer, yıllık 135 milyar TL ciro sağlayan bu sektörün 2020 cirosunun 60-70 milyar TL’ye gerilediğini kaydetti.

‘Ciro kaybında yüzde 50 düşüş var’

Cumhuriyet‘ten Şehriban Kıraç‘a konuşan Demirer, işletmelerin 2020 yılında 117 gün kapalı kaldığını hatırlatarak şunları söyledi:

Bu sektör 2020’de tam 117 gün tamamen kapalı kaldı. Genelge ile kapalı kalmak çok önemli. Ben istesem de açamıyorum. Bu anlamda tüm diğer sektörlerden ayrışıyoruz. AVM’lere birinci fazda da bir zorunluluk gelmedi, kendileri kapattı. Otellere de hiçbir zaman kapatın denmedi. Genelgeyle kapatılmış bir işletmeden kira istemek vicdana sığmaz. Hukuken de zemini sulandırıyor. Çünkü mal artık ayıplı mal oluyor. Evet, kiralayanın bir suçu yok ama benim de suçum yok. Açık kaldığımız 248 günde de sürekli saat kısıtlaması vardı. Ciro kaybına baktığımızda çok net bir biçimde yüzde 50 kayıp var. Enflasyonu da eklersek yüzde 60’lara giden kayıp var. 2021 de kapalı başladı, daha nereye gideceğini de bilmiyoruz. 2019 cirosu 135 milyar TL idi. 2020 cirosu 60-70 milyar TL arası bir yere düştü.”

‘Bu iş paket servisiyle kurtarılacak bir iş değil’

Paket servis konusuna da değinen Kaya Demirer, paket servisin restoran işletmeciliğinin alternatifi olmadığını söyledi:

Paket servisi, restoran işletmeciliğinin alternatifi değil. Paket servisi 135 milyar liralık ekonominin içinde en fazla 4 milyar TL’dir. Yani yüzde 3. Yüzde 3’lük bir dilimi alternatif gibi göstermemek gerekiyor. Burada medya da hata yapıyor. İşletmeler o kadar da kötü durumda değil, paket servis ile iş yapıyor algısı yaratılıyor. Evet, birçoğumuz mecburiyetten paket servisine başladık. Markamızı da hatırlatmak adına. Ama bilin ki bu iş paket servisiyle kurtarılacak, idare ettirilebilecek bir iş değil. Paket servisini ne kadar köpürtsek, parlatsak yüzde 3’ten 5’e taşırız.”

‘Yazar kasamda kilit var’

Demirer, kamunun kapattığı işletmelerden olduklarını ama kamu bankasının borçlarını ödemelerini beklediğini belirterek şunları anlattı:

İlk dalgada herkes panik olmasın diye icra takipleri durduruldu. Ama ikinci dalgada bu olmadı. Devlet ilk fazda sigorta, muhtasar ve KDV alacaklarını erteledi. Bu sefer kasım ayında tahsil etti. Muhtasar ödemeleri geldi. SGK primlerinin ödemeleri varsa onlar geldi. Devlet, vergilerde yapılandırmaya gitti. Bu ay sonu ödenecek ilk taksit şubat sonuna uzatıldı. Ama kasada para yok, gelir yok, şubat sonunda ilk taksidi ödeyemezse ve ikinci taksit nisanda. İki kere üst üste ödeme olmazsa bu sefer yapılandırma bozuluyor. Eğer açılmalar olmayacaksa bunun en az 6 ay ertelenmesi lazım. Açılsak da hemen ödeyebilir miyiz o da belli değil, çünkü bekleyen o kadar çok ödeme var ki. Mart ayında yüzde 7.5 faizle kredi alanların şimdi ödemeleri geldi. Kamu bankasından kredi almış arkadaşımız var, icra takibi gönderiyorlar. Ya kamunun kapattığı işletmeyiz biz. Bir taraftan kamu beni kapatacak bir taraftan da kamu bankası bana borcunu öde diyor. Neyle ödeyeceğim, kapalıyım. Yazar kasamda kilit var. Bunların çözümü çok çok önemli.”

‘Sektörleri ayrıştırın’

TURYİD Başkanı konuyla ilgili çözüm için ise şunları söyledi:

Yeni Hazine ve Maliye Bakanı ile Merkez Bankası Başkanı, kemer sıkma dönemi bu dönem diyor. Ki benim üyem de yüzde 17.5, yüzde 25 faizle kredi almak istemiyor, ödeyemeyeceğim diyor. Geriye devletin nakit desteği kalıyor. Orada da kaynak kıt. O yüzden diyoruz ki sektörleri ayrıştırın. Ben 10 milyon istihdamla pozitif ayrışmam gerektiğini düşünüyorum. İlle de bize büyük hibe verin demiyoruz. Bir miktar işletmeler açılırken can suyu verin. Daha çok vergi muafiyeti sağlayarak destek olun. Mesela 2021 yılı sonuna kadar KDV, muhtasar, SGK primlerini almayacağım de. O da nakit bize. Devlete ödemeyince tedarikçiye, kamu bankasına borcumu öderim. Bu aslında bir hibe değil, bir yatırım. Beni kurtarırsan yarın sana vergi ödemeye devam ederim.”

Gizli yaşamlar: Tükettiğimiz ürünlerin arkasındaki hayvanlar [Foto Galeri]

Dünyanın dört bir yanından 40 foto muhabir araştırma, eğlence ve yemek için kullanılan hayvanların yaşamlarını belgeleyen Antroposende Hayvanlar isimli bir koleksiyon çalışmasına imza attı.

Koleksiyonun düzenleyicilerinden Jo-Anne McArthur, “Günlük hayatımızda en çok kullandığımız hayvanlar gizli kalıyor. Fabrika çiftliklerinde, kürk çiftliklerinde ve onları araştırma ve testlerde kullanan laboratuvarlarda saklanıyorlar” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: Luis Tato/Hidden

Bu gizlemeyi çoğu zaman da üstü kapalı bir şekilde yaptığımızı belirten McArthur “Örneğin, buzağı yediğimizi söylemiyoruz. Dana eti yediğimizi söylüyoruz” örneğini verdi.

Fotoğraf: Jo-Anne McArthur/Animal Equality

‘İnkarı imkansız hale getirdi’

The Guardian’ın aktardığına göre geçtiğimiz yıl sonunda yayınlanan koleksiyon kitabında McArthur ve yardımcı editörü Keith Wilson şu cümleleri kullandı:

Hayvan hakları aktivistleri olarak savaşımız, her yıl milyarlarca hayvanın yemek, giyecek, eğlence ve deney için işkence görmesini ve öldürülmesini normalleştiren güçlü şirketlere karşıdır. Savaşı ve diğer insani krizleri belgeleyen çatışma fotoğrafçıları gibi, bu kitapta yer alan cesur foto muhabirleri de takdirimizi hak ediyor. Çalışmaları sömürücü endüstrilerin kapalı kapılar ardında yaşanan ıstırabı ve acıyı kasıtlı olarak inkar etmesini imkansız hale getirdi.

Fotoğraf: Andrew Skowron/Hidden

Hayvan foto muhabirliği

Çiftlikteki ve esir alınan hayvanların fotoğrafları birçok yasal kısıtlamaya tabi ve çoğunlukla şirket sahibinin takdirine bağlı. Kitapta, hayvan foto muhabirliği için “hiç görmediğimiz bu hayvanların deneyimlerini yakalayan, ortaya koyan ve anan bir fotoğraf türü” ifadeleri yer alıyor.

Fotoğraf: Stefano Belacchi

Wilson, “Bu kesinlikle tehlikeli, başıboş mermilerden veya el yapımı patlayıcılardan değil, hayvan ölümüne herhangi bir insan çatışmasından çok daha büyük ölçekte tanık olmanın neden olduğu duygusal ve zihinsel etkiden kaynaklanıyor” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: Louise Jorgensen/Hidden

Hayvan endüstrisinin halka hizmet ettiği için şeffaf olması gerektiğini belirten McArthur, “Ancak milyonlarca dolarlık lobi faaliyetleri ile istismarlarını gizli tutuyorlar…Yoğunlaştırılmış hayvan besleme operasyonları ve hayvanları kullanan diğer endüstriler etrafta kamera istemiyor” dedi.

Fotoğraf: Jo-Anne McArthur

McArthur, “Halk ve çevre sağlığı krizlerinden zoonotik virüslere kadar, hayvanlar ayrılmaz bir şekilde mevcut küresel endişenin birçok alanıyla bağlantılı. Varoluşumuz iç içe geçmiş durumda ve bu gezegeni paylaştığımız diğer duyarlı varlıklara nasıl davrandığımıza dair etik sorgulanmaya başlandı” çıkarımında bulundu.

Fotoğraf: Aitor Garmendia/Hidden

Hayvanları her zaman kendimizden sakladığımızı söyleyen McArthur, “Sahip olabileceğimiz herhangi bir rahatsızlığı örtmek için duvarlar ve örtmeceler inşa ederiz. Sandıklarda ve kafeslerde tuttuğumuz hayvanlarla yüzleşirsek ve onların orada yaşamlarını ve neden orada olduklarını incelemek için biraz zaman harcarsak, jambon veya kaz ciğeri tadını çıkaramayabiliriz” dedi.

Fotoğraf: Aitor Garmendia/Hidden