ABD‘de 54 Senatör, Başkan Joe Biden‘a Türkiye ile ilgili bir mektup göndererek Ankara’ya insan hakları konusunda sicilini iyileştirmesi için baskı yapma çağrısında bulundu.
“Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkesini giderek otoriterleşen bir rotaya soktu” denilen mektupta, “O sistematik olarak ülkedeki muhalefeti ötekileştirdi, eleştirel medya kuruluşlarını susturdu veya asimile etti, bağımsız hakimlerden kurtularak onların yerine partisine yakın isimleri atadı ve birçok gazeteciyi hapse attı” ifadeleri kullanıldı.
Mektupta, Gazetecileri Koruma Komitesi‘ne göre Türkiye’nin Çin’den sonra en çok gazeteci hapseden ülke olduğuna ve 2020 Freedom in the World Raporu’nda Türkiye’nin “özgür olmayan ülke” klasmanında bulunduğuna dikkat çekildi.
“Erdoğan’ın dış politikasının zamanla daha agresif ve kavgacı hale geldiğini” ifade eden senatörler şu değerlendirmelerde bulundu:
“Geçen yıllarda o (Erdoğan) Suriye‘de ABD‘nin desteklediği ve IŞİD’le savaşan Kürtlere saldırdı, ABD teknolojisiyle uyumlu olmadığı konusunda uyarılmasına rağmen Rus hava savunma sistemleri aldı, Azerbaycan‘ı Ermenistan‘la bölgesel anlaşmazlığını çözmesi için şiddet kullanmaya teşvik etti.”
‘Açık şekilde konuşun’
Senatörler, Erdoğan’ın 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sorumlu tuttuğu yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarının da iadesini istediğini belirtti ve buna örnek olarak Fethullah Gülen‘e “babam” diye hitap eden NBA’de oynayan basketbolcu Enes Kanter‘i gösterdi.
“Türkiye dünyanın önemli bir bölgesinde yer alan önemli bir müttefik, biz de bu mektubu bu yüzden yazıyoruz” diyen senatörler şöyle yazdı:
“Bizce ABD müttefiklerinin standartları daha yüksek olmalı ve demokratik gerileme ile insan hakları konusunda onlarla açık bir şekilde konuşulmalı. Size Erdoğan ve hükûmetine ülkedeki ve yurtdışındaki muhalefete uygulanan baskıya son verme, siyasi tutukluları ve düşünce mahkumlarını serbest bırakma ve otoriter rotalarından dönme vurgusu yapmanız için çağrıda bulunuyoruz.”
Dün, Millet Kongre ve Kültür Merkezi‘nde gerçekleşen Türkiye‘nin Milli Uzay Programı‘nın tanıtımında konuşan Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, uzay çalışmalarıyla ilgili hedeflerini açıkladı. Erdoğan, “2023 sonunda yakın dünya yörüngesinde ateşleyeceğimiz kendi milli ve özgün hibrit roketimizle Ay’a ulaşarak sert iniş gerçekleştireceğiz” dedi.
‘İnşallah Ay’a gidiyoruz’
“İnşallah Ay’a gidiyoruz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ay programının iki aşamada gerçekleşeceğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
Milli Uzay Programı’ndaki birincil ve en önemli hedefimiz Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında Ay’a ilk teması gerçekleştirmektir. Uzay aracımızı yakın yörüngeye çıkaracak ilk fırlatmayı uluslararası iş birliğiyle hayata geçireceğiz. 2023 sonunda yakın dünya yörüngesinde ateşleyeceğimiz kendi milli ve özgün hibrit roketimizle Ay’a ulaşarak sert iniş gerçekleştireceğiz.
Türk mühendislerinin Ay’a iniş görevini başaracaklarına inanıyorum. Medeniyet coğrafyamızın sembolü hilali, al bayrağımız ile Ay’a göndermenin gururunu milletimize yaşatacağız.”
Erdoğan, Ay’a inişin gerçekleşeceği ikinci aşama da tamamlanınca Türkiye’nin Ay’da bilimsel faaliyetler yapabilen sayılı ülkelerden biri olacağını da kaydetti.
Diğer hedefler
Recep Tayyip Erdoğan, diğer hedefleri ise şöyle sıraladı:
Üçüncü hedefimiz Türkiye’ye ait bir bölgesel konumlanama ve zamanlama sistemi geliştirmektir.
Dördüncü hedefimiz uzaya erişimi sağlamak ve uzay limanı işletmesi kurmaktır.
Beşinci hedefimiz uzay havası ya da meteorolojisi denilen alana yatırım yaparak uzaydaki yetkinliğimizi artırmaktır.
Altıncı hedefimiz Türkiye’yi astronomik gözlemler ve uzay nesnelerini yerden takibi konusunda daha ileri bir seviyeye ulaştırmaktır.
Yedinci hedefimiz ülkemizde uzay sanayi ekosistemini daha da geliştirmektir.
Sekizinci hedef bir uzay teknoloji geliştirme bölgesi kurmaktır.
Dokuzuncu hedefimiz uzay alanında etkin ve yetkin insan kaynağımızı geliştirmektir.
Onuncu ve son hedefimiz bir Türk vatandaşını uzaya göndermektir.”
Dil bilimcilere çağrı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu hedeflerle astronot ve kozmonot kelimelerine Türkçe bir karşılık bulunması gerektiğini söyleyerek, “Dil bilimcilerimize bir çağrıda bulunuyorum. Gelin, Türk uzay yolcularına Türkçe bir isim bulalım” ifadelerini kullandı.
Erdoğan’ın bu çağrısına MHP lideri Devlet Bahçeli‘den yanıt geldi. Bahçeli, astronot yerine “Cacabey” isminin kullanılmasını önerdi.
Trakya Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi protestolarına katılan öğrencileri ölüm ile tehdit eden İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cevdet Kılıç hakkında soruşturma başlattı.
Rektörlük tarafından yapılan açıklamada “Prof. Dr. Cevdet Kılıç’ın şahsi sosyal medya hesabı üzerinden gerçekleştirdiği paylaşım nedeniyle, üniversitemiz tarafından konuyla ilgili soruşturma başlatılmıştır” denildi.
Neler yaşandı?
Cevdet Kılıç sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda “Boğaziçili misiniz, Boğazdışılı mısınız onu bunu bilmem. Aklınızın ucundan bile geçirmeyin. Biz abdest alır dışarı çıkmayız. Bizim zaten abdestimiz var. Bilin istedik de… Şöyle söyleyeyim. Siz hani bir ayı geçti eylem yapıyorsunuz ya. Biz eylem falan yapmayız. Biz gece vakti işi bitirir ertesi gün işe gideriz bilin istedim” ifadelerini kullanmıştı.
Bu paylaşım sosyal medyada kısa sürede büyük tepkiye yol açmış, kullanıcılar Cevdet Kılıç’In istifası için kampanya başlatmışlardı.
‘ Farklı yönlere çekildi’
Tepkilerin ardından bir açıklama daha yapan Cevdet Kılıç, konuşmasının farklı yönlere çekildiğini iddia ederek kendisine yönelik başlatılan linç kampanyasına karşı suç duyurusunda bulunacağını” söyledi. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
Facebook paylaşımımdaki cümlenin girişinde yer alan ‘Boğaziçili misiniz Boğazdışılı mısınız’ ifademden kasıt; yasa dışı eylemler neticesinde gözaltına alınanlar içerisinde Boğaziçi üniversitesi öğrencilerinin dışında, öğrenci olmayan ve emniyet kayıtlarına göre birtakım yasa dışı örgütlerle bağlantısı tespit edilmiş pek çok kişinin yakalanması ve yurt dışından ard arda içişlerimize müdahale niteliğindeki açıklamaların gelmesi nedeniyledir.
Facebook paylaşımımdaki cümlelerden birinde ‘Aklınızın ucundan bile geçirmeyin’ derken basında yer alan ve sürekli kulağımıza çalınan ‘Darbeye zemin hazırlanıyor’ söylemleri nedeniyle kullanılmıştır. Çünkü geçmiş dönemde bu tür provokatif eylemler neticesinde ortaya çıkan iç barış ve huzuru bozucu birtakım kalkışmalar hepimizin malumudur.
’15 Temmuz’u kast ettim’
“Biz gece vakti işi bitirir ertesi gün işe gideriz’ cümlesinde de 15 Temmuz gecesi sokağa çıkılmış, darbe girişimi bastırılmış, ertesi gün de herkes işine gücüne dönmüştür anlamında, yine ‘Sokağa çıkar, memleketi darbecilerin elinden kurtarır, ertesi gün işimize döneriz’ düşüncesi vurgulanmıştır. Bu bir şiddet veya nefret söylemi değildir. Bilakis, şiddeti bertaraf edecek bilinç, dirayet ve inançta olanlarla beraber olduğumu belirtmek isterim.
“Bu fikirler tamamen şahsi fikirlerim olup mensubu olmakla gurur duyduğum Üniversite camiasını bağlamamaktadır. Bizim paylaşımımızda öğrencileri hedef alan bir söylem bulunmamaktadır. Sözlerimizin muhatabı öğrenciler değildir. Öğrencilerimize yönelik şiddeti çağrıştıracak bir söylem asla söz konusu olamaz. Her bir öğrencimizi kendi evladımız gibi sevmiş ve yetişmeleri için her türlü gayreti göstermekteyiz ve göstermeye de devam edeceğiz.
‘Soruşturma başlatacağım’
Bizim söylediklerimizin muhatabı bu cennet vatanımızda birlik ve kardeşlik içerisinde yaşamak varken, vatanımıza milletimize bayrağımıza kasteden, bölücü, yıkıcı nefret söylemleri ve eylemleriyle dışarıdan destekli provokatörleredir. Bu gibilere karşı her zaman dimdik ayakta duran vatanseverlerle beraber ve daima uyanık olduğumuzu da burada belirtmek isterim.
Yukarıda belirttiğim açıklamalarımın haricinde söylemlerimin kasten farklı taraflara çekilmesinden rahatsızlık duymaktayım. Sosyal medyada şahsıma yapılan linç kampanyalarına ve sözlerimin başka taraflara çekilmesine karşı kanuni haklarımı kullanacağımı ve suç duyurusunda bulunacağımı buradan ifade ediyorum. Kamuoyuna saygı ile duyururum.
Kaos GL tarafından 2020 yılı boyunca çevrimiçi ortamlarda LGBTİ+’lara yönelik nefret söylemi üreten, hak ihlali yapan, hedef gösteren, homofobik ve transfobik söylem içeren haber ve gelişmelerin aylık takibinin yapıldığı 2020 Sosyal Medya Raporu yayımlandı.
Çalışmada homofobik ve transfobik nefret söylemi üreten köşe yazıları, bu nefreti körükleyen, LGBTİ+ toplumunu ve kurumlarını hedef gösteren Akit yayınları da izlendi ve kayda alındı.
“Homofobik ve Transfobik Nefret Söyleminin İnternet Seyri” isimli sosyal medya raporunda homofobik nefret söyleminin özellikle İstanbul Sözleşmesi üzerinden kamu ve siyaset temsilcilerinin doğrudan katılımıyla sene boyunca devam ettiği, devlet destekli kurumsal homofobik nefretin de dönem dönem sosyal medyada kampanyalara dönüştüğü kaydedildi.
Ay ay tutulan homofobik ve transfobik nefret söylemleri raporuna buradan ulaşabilirsiniz.
Nefret söylemi yıl boyunca devam etti
Çevrimiçi ortamda yayımlanan raporda, nefret söylemlerinin sene boyunca sosyal medya ve internet ortamlarında sürekli devam ettiği belirtilerek şu ifadelere yer verildi:
Sosyal Medya Raporu’nun hazırlanma sürecindeki aylık izlemede, Kaos GL Derneği’nin 2020 Medya İzleme Raporu’nun kayda geçirdiği gibi, LGBTİ+ toplumunu, kişiler ile kurumlarını “ahlaksızlık”, “hastalık”, “sapkınlık”, “suç” ve “günah” olarak gösteren, yetinmeyip düşmanlaştıran homofobik ve transfobik nefret söyleminin sene boyunca sosyal medya ve internet ortamlarında da seyrettiği görüldü.
LGBTİ+’ların hak ve eşitlik mücadelesini hedef gösteren, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığını meşrulaştıran kurumsal homofobik nefret söyleminin seyri özellikle İstanbul Sözleşmesi üzerinden kamu ve siyaset temsilcilerinin doğrudan katılımıyla sene boyunca devam ederken devlet destekli kurumsal homofobik nefret dönem dönem sosyal medyada kampanyalara dönüştü.
Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks (LGBTİ+) odaklı homofobik ve transfobik nefret söylemi üreten ve yayan haberlerin sosyal medya ve internet paylaşımları ile gene aynı ortamlardaki mesajların yıl boyunca aylık takibe alan Kaos GL, böylece sürecin irdelemesel kaydını tutmuş oldu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı Üyesi ve CHP Adıyaman Milletvekili Avukat Abdurrahman Tutdere, iktidarın “Adıyaman sulama ve tarımda çağ atladı” açıklamasına tepki gösterdi.
2020 yılı sonu itibariyle Adıyaman’ın tarım topraklarının yalnızca yüzde 13’ünün suyla buluşabildiğini belirten Tutdere, “Adıyaman sulamada da tarımda da ne yazık ki çağ atlayamamış, çağın gerisine düşerek toprakları suya hasret bırakılmıştır. Adıyamanlı hemşerilerimize hikayeler anlatmak yerine Adıyaman’ın topraklarını bir an önce suyla buluşturun” dedi.
‘Tarımsal sulamada çağın gerisinde’
Adıyaman’ın tarım ve sulama verilerinin ortada olduğunu aktaran Tutdere, Adıyaman’ın tarımda özellikle de tarımsal sulamada çağın gerisinde bırakıldığını ifade etti. Adıyaman’ın 121 bin 852 hektarlık potansiyel sulanabilir tarım arazisi olduğunun altını çizen Tutdere şu ifadeleri kullandı:
2020 yılı sonu itibariyle DSİ tarafından işletmeye açılan sulama alanlarıyla sadece 16 bin 68 hektarlık tarım arazisi sulanabilmektedir. Yani Adıyaman’ın tarım topraklarının yalnızca yüzde 13’ü suyla buluşabilmektedir. Adıyaman sulamada da tarımda da ne yazık ki çağ atlayamamış, çağın gerisine düşerek toprakları suya hasret bırakılmıştır.”
‘Toprakları suya hasret kaldı’
Adıyaman’ın tarımsal sulaması hakkında değerlendirmelerde bulunan Tutdere, “Adıyaman her alanda olduğu gibi tarım ve sulama alanlarında da yatırımlardan mahrum bırakıldığını belirten Tutdere, şu açıklamada bulundu:
İktidar Adıyaman’ın sulama ve tarım alanlarında çağ atlayan bir il olduğu hikayesini anlatsa da gerçekler ortadadır. Adıyaman’ın toprakları suya hasret kalmış ve suyla buluşacağı günü beklemektedir. Bir an önce sulama projelerini hayata geçirin ve Adıyaman’ın bereketli topraklarını suyla buluşturun.”
‘Çiftçi elektrik desteğinden mahrum kaldı’
Avukat Tutdere, Adıyamanlı çiftçilerin kendi imkânlarıyla tarım arazilerini suladığını ve tarımsal sulama elektrik desteğinden de faydalanamadıkları için yüksek tutarlı elektrik faturalarıyla karşı karşıya kaldıklarını ifade etti. Açıklamada şu sıkıntılara değinildi:
İktidar hem Adıyaman’daki tarımsal sulama projelerini bir türlü hayata geçiremedi hem de Adıyamanlı hemşerilerimizi tarımsal sulamadaki desteklerden mahrum bıraktı. Çiftçilerimiz tarımsal sulamada kullanılan elektrik desteğinden faydalanamadıkları için fahiş fiyatlı elektrik faturalarıyla karşı karşıya kalıyorlar. Artan girdi maliyetlerinden dolayı zor günler geçiren çiftçilerimizin sırtına bir de yüksek gelen elektrik faturaları yükleniyor. Adıyamanlı çiftçilerin tarımsal sulamada kullanılan elektrik desteğinden yararlandırılması için iktidara yaptığımız onca çağrıya karşın iktidar konuya gereken hassasiyeti göstermedi. İktidar, hemen her konuda olduğu gibi bu konuda da Adıyaman’ın, Adıyamanlının sesini duymadı.”
Yeni yapılan bir araştırmaya göre iklim krizi büyük beyaz köpekbalıklarını nesli tükenmekte olan vahşi yaşam popülasyonlarının azalmasına neden oldukları yeni sulara gitmek zorunda bırakıyor.
2020 yılında rekor seviyelere ulaşan artan okyanus sıcaklıkları nedeniyle genç büyük beyaz köpekbalıkları 2014 yılından bu yana suların daha soğuk olduğu Kaliforniya kıyılarının 600 kilometre kuzeyine göçtü.
Su samuru nüfusu yüzde 86 düştü
Bu süre zarfında öldürülen su samuru sayısında ise dramatik bir atış oldu ve su samurlarının Monterey Körfezi’ndeki popülasyonu yüzde 86 oranında düştü. Köpekbalığı deniz ekosistemi içerisindeki en büyük avcı olduğu için gittikleri yerdeki somon gibi balık popülasyonları da hızla azalıyor.
The Guardian’ın aktardığına göre Kaliforniya‘daki Monterey Bay Akvaryumu‘ndan Kyle Van Houtan, “Beyaz köpekbalıkları sadece başka bir tür değil, yırtıcı bir tür ve okyanustaki tüm gözler onun üzerinde” ifadelerini kullandı.
Fotoğraf: Shutterstock
‘Problem köpekbalıkları değil iklim krizi’
Van Houtan açıklamasında “Problem köpekbalıkları değil, iklim değişikliği. Köpekbalıkları bize okyanusların değiştiğini ve bu konuda bir şey yapmamızın zamanının geldiğini söylüyor” dedi.
Scientific Reports dergisinde yayınlanan araştırma köpekbalıklarına yerleştirilen etiketlerden amatör vahşi yaşam gözlemcileri tarafından yapılan bildirimlere kadar milyonlarca ölçüm kullanarak büyük beyaz köpekbalıklarının konumunu ve okyanusun sıcaklığını analiz etti.
Van Houtan, “Monterey Körfezi’ndeki genç beyaz köpekbalıklarının sayısındaki 2014’te deniz sıcak dalgasıyla başlayan dramatik artışı belgeleyebiliyoruz” dedi.
600 kilometre ilerlediler
Yavru büyük beyaz köpekbalıklarının uzunluğu 2,5 metreden kısa oluyor. Yetişkinlerin aksine genç köpekbalıkları Monterey Körfezi’nin normalde soğuk olan sularında vücut ısılarını koruyamayacak kadar küçükler.
Bilim insanları genç köpek balıkları için soğuk sınırının 2014 ile 2020 yılları arasında kuzeye doğru 600 kilometre ilerlediğini gösterdi. Van Houten, bunun kısa bir zaman dilimi için inanılmaz bir mesafe olduğunu belirtti.
Su samurlarının nesli tehlikede
Genç nüfus yetişkinlerin aksine fok ve deniz aslanları tüketmeden önce balıklarla besleniyor. Memelileri avlamayı öğrenirken de su samurlarını öldürdükleri düşünülüyor. Su samurlarının ekosistem için oldukça önemli olduğunu belirten Van Houten şunları söyledi:
Su samurları tehdit altında. Kaliforniya kıyıları için ekosistem mühendisleri olarak hem yosun ormanlarında hem de deniz çayırlarında çok önemliler.”
‘Yaşam alanları küçüldü’
Araştırmada ek olarak Kaliforniya açıklarında genç beyaz köpekbalıkları için uygun sıcaklık bölgesinin (15 ile 22 derece arası) yaklaşık yüzde 5 oranında küçüldüğü tespit edildi.
Bu tespiti değerlendiren Van Houten, “Genel şemada büyük görünmüyor ancak yırtıcılar ve avlar artık daha küçük bir yere sıkıştırılıyor. Avların saklanacak daha az yeri var. Yani somon dahil balıklarda gerçekten hızlı bir düşüş görüyorsunuz” dedi.
Boğaziçi Üniversitesi’ne Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından rektör olarak Melih Bulu‘nun atanmasının ardından başlayan protestolarda ‘terörist’ etiketi üzerinden hedef gösterilen öğrenciler yeni bir video hazırladı.
Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinden oluşan Pols302 grubu tarafından hazırlanan videoda öğrenciler sırasıyla hangi şehirden geldiklerini, kaçıncı sırada üniversiteye yerleştiklerini ve ileride Türkiye’ye nasıl bir katkıda bulunmak istediklerini anlatıyor.
Boğaziçi psikoloji, iktisat, politika, bilgisayar mühendisliği gibi bölümlere dereceyle yerleşmiş öğrencilerin kendileriyle ilgili bilgileri paylaştıkları bölümden sonra ise şu cümleleri duyuyoruz:
Demokrasiyi ve kurumumu savunduğum için sürekli terörist ilan edilmekten çok yoruldum. Artık ülkemde dinlenmediğimi ve istenmediğimi düşünüyorum. Ülkem adına çok üzgünüm.”
Çanakkale ile Ayvacık İlçesi Büyükhusun Köyü yakınlarında Bakrom Madencilik A.Ş tarafından yapılması planlanan jeotermal kaynak arama amaçlı sondaj projesiyle ilgili olarak Çanakkale Valiliği tarafından verilen “ÇED gerekli değildir” kararı Çanakkale İdare Mahkemesi tarafından iptal edildi.
Öte yandan, Çanakkale İdare Mahkemesi Gülpınar Köyü yakınlarındaki Babadere-2 Jeotermal Enerji Santrali‘ne (JES) verilen “ÇED gerekli değildir” kararını da iptal etti.
MTN Enerji A.Ş isimli firma tarafından yapılmak istenen JES projesine karşı Gülpınar Sürdürülebilir Yaşam Derneği, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği ile Ege ve Marmara Belediyeler Birliği tarafından dava açıldı.
Tuzla Köyü ve civarında faaliyette olan üç JES firmasıyla ilgili açılan davalarda Babadere-2 JES için iptal kararı verildi. Transmark A.Ş’ye ait olan JES için de yürütmeyi durdurma kararı çıktı.
Faaliyetin amacına aykırı olduğu belirtildi
Çanakkale Valiliği tarafından Bakrom Madencilik A.Ş’ye verilen “ÇED gerekli değildir” kararının iptali ve yürütmenin durdurulması için 118 yöre sakini, Ege ve Marmara Belediyeler Birliği, Gülpınar Sürdürülebilir Yaşam Derneği, Kaz Dağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği ve Çakıl Kooperatifi dava açmıştı.
Yeşil Gazete’ye konuşan davanın gönüllü avukatı Seçil Ege Değerli süreçle ilgili şunları anlattı:
Yapılan yargılama aşamasında keşif yapıldı. Bu keşife katılan bilirkişiler tarafından hazırlanan rapor ile yapılacak jeotermal sondaj kuyusu faaliyetinin özellikle hem çevredeki doğal varlıklara, insan sağlığına, bir bütün olarak ekolojik yapıya, yörede yürütülmekte olan tarım faaliyetlerine, hayvancılık faaliyetlerine olan zararları, bölgede bulunan arkeolojik yapıların bu faaliyetten olumsuz etkileneceği, çok yakınında bulunan su kaynaklarının ve yine denize olan mesafesi bakımından sudaki canlıların ve denizin organik-ekolojik yapısının zarar göreceği belirtilen raporla faaliyetin külliyen amacına aykırı olduğu kaydedildi. Bununla birlikte projenin de bu hususlara değinmediği, bu riskleri önlemek üzere herhangi bir bilginin, belgenin proje tanıtım dosyasında bulunmayışı gibi konularda her uzmanın kendi bilimsel alanında vermiş olduğu raporlamalarla ispat edilmiş oldu.
Avukat Seçil Ege Değerli, bilirkişi raporu verilmesinden sonra mahkemece bir ihtiyati tedbir kararı olarak yürütmenin durdurulmasına da karar verildiği ve bu yürütmeyi durdurma kararı sayesinde zaten şirketin herhangi bir faaliyete başlayamadığını da ekledi.
Daha sonra yapılan duruşmada, bilirkişi raporunu tekraren dava dilekçesinde de belirtilen hususların bu raporla aslında açığa çıkmış olduğu belirtilerek bu işlemin iptaline karar verilmesi talep edildi.
Temyiz hakları var
Değerli, kararın iptaline hükmedildiğini, Bakrom Madencilik’in ve Çanakkale Valiliği’nin temyiz haklarının olduğunu şöyle anlattı:
Karar tarafımıza bildirilmek üzere duruşma sonlandırıldı ve akabinde gelen gerekçeli karar ile de taleplerimiz doğrultusunda davanın kabulüyle bu proje hakkındaki ‘ÇED gerekli değildir’ kararının iptaline karar verilmiş oldu.
Bu kararlara ilişkin olarak tarafların temyiz hakkı bulunuyor. Lehimize olan bir karar olduğu için elbette ki biz temyiz yoluna başvurmayacağız. Ama dosyaya müdahil olan Bakrom Madencilik A.Ş’nin ve davalı konumunda olan Çanakkale Valiliği’nin temyiz hakkı mevcut.”
Dünyanın en zengin milyarderleri arasında yer alan Elon Musk’ın CEO’su olduğu Tesla, atmosferden karbondioksiti azaltmanın bir yolunu bulmak için dört yıllık küresel bir yarışma düzenliyor.
Aynı zamanda roket şirketi SpaceX’in de başında bulunan Musk, ocak ayında yaptığı bir paylaşımda yarışma fikrini duyurmuş, detayları daha sonra aktaracağını söylemişti.
‘Gerçek sistemler kuran bir ekip istiyoruz’
Musk pazartesi günü yaptığı açıklamada “Bu teorik bir yarışma değil. Ölçülebilir bir etki yaratabilecek ve gigaton düzeyinde ölçeklenebilecek gerçek sistemler kuracak ekipler istiyoruz” dedi.
Yarışmayı düzenleyen XPrize ise tüm yönergelerin 22 Nisan tarihinde duyurulacağını ve yarışmanın 2025 22 Nisan Dünya Günü’ne kadarlık dört yıl süre boyunca devam edeceğini söyledi.
Birinciye 50 milyon dolar ödül
İlk 15 takım 1 milyon dolar alırken, 25 öğrenciye ise 200 bin dolarlık burs dağıtılacak. Büyük ödülü kazanan 50 milyon dolar, ikinci 20 milyon dolar üçüncü ise 10 milyon dolar kazanacak.
XPrize açıklamasında yarışmayı kazanmak için “karbondioksiti doğrudan atmosferden veya okyanuslardan çekip, kalıcı olarak çevreye zarar vermeyecek şekilde kitleyebilen bir çözüm yaratılması ve bunun gösterilmesi gerektiğini” belirtti.
Denizli‘de, koronavirüs pandemisi tedbirleri gerekçesiyle her türlü açık hava toplantısı, eylem ve gösteri yürüyüşlerinin bir ay süreyle yasaklanmasına karar verildi. Şehirde, diğer birçok şehirde olduğu gibi Boğaziçi Üniversitesi öğrencileriyle dayanışma eylemleri düzenlenmişti.
Karar, dün Denizli Valisi Ali Fuat Atik başkanlığındaki İl Umumi Hıfzıssıhha Meclisi toplantısı sonrasında açıklandı. Toplantıyla ilgili yapılan yazılı açıklamada, “vaka artışlarının önüne geçilebilmesi için bazı etkinliklerin kısıtlanması” gerektiği ifade edildi.
Açıklamada, “Covid-19 salgınının yayılmasını önlemek ve yavaşlatmak amacıyla ilimiz sınırları içerisinde tüm açık alanlarda her türlü açık hava toplantısı, gösteri yürüyüşü, basın açıklaması, oturma eylemi, protesto eylemi ve benzeri etkinliklere bugünden itibaren bir ay süre ile müsaade edilmemesine oy birliğiyle karar verilmiştir” denildi.