Ana Sayfa Blog Sayfa 1275

İklim krizi tarım sigortalarını zorunlu kılıyor

Tarım Sigortaları Havuzu Genel Müdürü Serpil Günal, iklim değişikliğinin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de etkilerinin görüldüğünü belirterek, “İklim değişikliğinin etkileri tarım sigortalarını kaçınılmaz kılıyor” dedi.

İklim krizinin tarımsal sürdürülebilirliği önemli ölçüde etkilediğini belirten Günal, Birleşmiş Milletlere bağlı Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli‘nin (IPCC) son raporuna göre, küresel ısınmanın 2030 yılına kadar 1,5 derece artacağını ve nadir görülen aşırı hava olaylarının sıklaşacağını hatırlattı.

‘Tarım sigortası ihmal edilmemeli’

Tarım sigortasının üretici ve yetiştiriciler için önemine işaret eden Günal, AA muhabirine yaptığı açıklamada “İklim değişikliği tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de etkilerini gösteriyor. İklim değişikliğinin etkileri tarım sigortalarını kaçınılmaz kılıyor. Tarım sigortası ihmal edilmemesi gereken bir konu” ifadelerini kullandı.

Günal, Batı Karadeniz’de etkili olan sel sebebiyle Genel Müdürlükçe hasar raporlarının incelenmesi sonrasında dosyaları tamamlanan sigortalı üretici ve yetiştiricilere hasar ödemeleri yapılmaya başlandığına işaret ederek, “Sel nedeniyle Bartın, Kastamonu, Ordu ve Sinop‘ta toplam 66 hasar dosyasına karşılık 301 bin lira hasar ödemesi gerçekleştirildi” diye konuştu.

‘Yangınlar sonrasında birçok kayıp yaşandı’

​​​​​​​​​​​​​​Orman yangınlarının ardından Adana, Osmaniye, Antalya, Mersin, Muğla, Balıkesir, İzmir, Karaman, Aydın ve Burdur‘dan yaklaşık binin üzerinde ihbar alındığına dikkati çeken Günal, şunları kaydetti:

“Antalya 750 adet civarında hasar ihbarı ile en çok ihbar alınan ilimizdir. Bu ilimizdeki ihbarların büyük bir kısmını hayvan hayat sigortaları branşı oluşturmaktadır. Bu branşı, sera ve bitkisel ürün sigortaları branşları takip etmektedir. Şimdiye kadar toplam 10 ilden yangın nedenli ihbar alınmıştır. Genel Müdürlüğümüzde hasar raporlarının incelenmesi sonrasında dosyaları tamamlanan sigortalı üretici ve yetiştiricilerimize hasar ödemeleri yapılmaya başlanmıştır. Mevcut durumda dosyaları tamamlanan üretici ve yetiştiricilerimize 11,6 milyon lira hasar ödemesi gerçekleştirilmiş olup, 503 bin lira daha ödeme yapılacaktır.”

Günal, üretici ve yetiştiricilerin, gerekli işlemlerin yapılabilmesi için hasar ihbarında bulunması gerektiğini anımsatarak, hasar ihbarlarının, kolaylıkla ve hızlı bir şekilde, pek çok kanal aracılığıyla 7 gün 24 saat esasına göre gerçekleştirilebildiğini sözlerine ekledi.

Hollanda çiftlik hayvanlarının sayısını yüzde 30 azaltmayı planlıyor

Avrupa’nın en önemli tarım ihracatçısı ülkelerinden biri olan Hollanda, çevre için zararlı olan amonyak kirliliğini ve bundan kaynaklı azot salımını azaltmak için çiftlik hayvanlarının sayısını üçte bir oranında düşürmeyi planlıyor.

Hollanda hükümetinin talebi doğrultusunda Çevre Planlama Bürosu (PBL) tarafından hazırlanan plana göre inek, domuz ve tavuk gibi hayvanların sayısı büyük ölçüde azaltılacak.

Çiftçilerin karşı çıktığı plan, çevre örgütleri tarafından son derece olumlu bir adım olarak değerlendiriliyor.

Danıştay kararından sonra geldi

Plan, 2019 yılında Hollanda Danıştayı’nın doğal alanlardaki nitrojen olarak da bilinen azot miktarının azaltılması kararından sonra gündeme geldi. Mahkeme, hükümetin, azot miktarının azaltılması konusunda yeterince adım atmayarak Avrupa Birliği (AB) mevzuatına aykırı davrandığına karar vermişti.

BBC’den Yusuf Özkan’ın haberine göre bunun üzerine Hollanda’da iktidar ortağı Demokratlar 66 Partisi (D66) tarafından hayvan sayılarının yüzde 50 oranında azaltılması önerisi gündeme getirildi.

Fotoğraf: Shutterstock

D66’ye göre, Hollanda’daki zararlı emisyonların yaklaşık yüzde 70’i tarım ve hayvancılık sektöründen kaynaklanıyor.

Parti, çiftlik hayvanlarının sayısının yarıya düşürülmesi halinde, doğadaki azot oranının önemli ölçüde azalacağını ve barınma için daha geniş alanlar yaratılacağını savunuyor.

Azot krizi tartışması

“Azot krizi” adı verilen tartışma başta tarım ve hayvancılık olmak üzere birçok sektör tarafından tepkiyle karşılandı.

Hükümet, Danıştay kararı sonrası, azot salımını önlemek amacıyla otoyollarda hız limitini akşam 19.00’a kadar 100 kilometreyle sınırladı. Çevre kirliliğine yol açan inşaat projeleri askıya alındı.

Doğal alanlardaki nitrojen salımını 2035 yılına kadar, 2018 ölçümlerine göre en az yarıya indirme kararı alan Hollanda hükümetinin talebi üzerine, Çevre Planlama Bürosu, hayvan sayılarının azaltılması için de bir çalışma yaptı.

Fotoğraf: Shutterstock

Tarım arazileri kamulaştırılacak

Plana göre, hayvan sayıları üçte bir oranında azaltılması, çiftçilerin üretim haklarının satın alınması ve tarım arazilerinin kamulaştırılması gibi önlemleri kapsıyor.

Bu konuda zaman zaman ülke çapında protesto gösterileri düzenleyen Tarım ve Bahçecilik Sektörü Derneği (LTO) ve çiftçi örgütleri plana karşı çıkıyor ve bunun bir “toprak gaspı” olduğunu savunuyor.

Ancak hükümet, ABD’den sonra dünyanın en büyük ikinci tarım ürünleri ve AB’nin en büyük et ihracatçısı olan Hollanda’da doğal alanların korunması ve daha verimli kullanılmasının acil ihtiyaç olduğunu düşünüyor.

Mart ayında yapılan genel seçimlerden bu yana hala hükümetin kurulamamış olması, Lahey yönetimini bu konuda zorluyor. Geçici hükümet, özellikle kamulaştırma ve çiftçi ruhsatlarının devralınması konularında karar almaya istekli değil.

Çevre örgütleri ‘doğru adım’ diyor

Tarım Bakanı Carola Schouten, bu iki seçeneği son çare olarak görüyor. Geçici hükümet, nitrojen salımı konusunda radikal kararlar içeren uygulamanın, kurulacak kalıcı hükümet tarafından yaşama geçirilmesini istiyor.

Hükümete göre, çiftçilerin ikna edilerek gönüllü satın alma yoluna gidilmesi daha hızlı bir çözüm. Bu nedenle, yeni yasama yılının açılışında kamulaştırma ve hayvan sayısının azaltılması konusunda hazır bir tasarı yer almayacak.

Çevre örgütleri ise, PBL tarafından hazırlanan planı, doğru bir adım olarak değerlendirerek, düzenlemenin bir an önce hayata geçirilmesini istiyor.

 

Küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlamak için kömürün yüzde 90’ı yer altında kalmalı

University College London araştırmacılarının yaptığı bir çalışma, küresel ısınmayı 1,5 santigrat derecenin altında tutmak için 2050 yılına kadar hem petrol hem de doğal gazının yaklaşık yüzde 60’ının ve kömürün yüzde 90’ının yerin altında kalması gerektiğini ortaya koydu.

Bahsi geçen bu hedefe ulaşmak için ise küresel petrol ve doğal gaz üretiminin 2050 yılına kadar yıllık yüzde 3 oranında azalması gerekli.

Birçok proje hedefleri karşılayamıyor

Ancak, birçok fosil yakıt çıkarma projesi uluslararası kabul görmüş hedefleri karşılamaya elverişli değil. Birçok bölge, şimdiden fosil yakıt üretiminde en üst noktaya ulaşmış durumda. Durum böyle olunca da belli bir yerdeki üretimde herhangi bir artış, başka bir yerdeki üretimde daha büyük düşüş ile dengelenmek zorunda.

Araştırmacılar, bölgesel ve küresel olarak yer üstüne çıkarılmadan bırakılması gereken fosil yakıt miktarını değerlendirmek için küresel bir enerji sistemi modeli kullandılar.

Çıkarılmaması gereken rezervler, 2018 yılı rezervleri baz alınarak yüzde olarak şöyle hesaplandı: 2050 yılına kadar bu oranın petrol için yüzde 58, doğal gaz için yüzde 59 ve kömür için yüzde 89 olması gerekli.

‘Ciddi kesintiler yapılmalı’

Araştırmanın baş yazarı UCL Sürdürülebilir Kaynaklar Enstitüsü’nden Dan Welsby, konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu:

2015’te 196 taraf Paris İklim Anlaşması’nı imzaladı ve ortalama küresel sıcaklık artışını 2°C’nin oldukça altında ve tercihen 1,5°C’de tutmayı hedefliyor. O zamandan beri, 1,5°C ile ilgili IPCC Özel Raporu, birbirini takip eden Üretim Açığı Raporları ve IEA Net Sıfır Raporu, net sıfır emisyona doğru ilerlemek için fosil yakıt üretiminde hemen ciddi kesintiler yapılması gerektiğini ve mevcut ile planlanan fosil yakıt üretimi gidişatının bizi yanlış yöne götürdüğünü gösteriyor.”

‘Orta Doğu’daki petrol üretimi, yarıya inmeli’

Ülkeler bölgesel enerji sektörlerinin ayrıntılı bir karakterizasyonuna izin veren 16 bölge olarak temsil edildi. Çıkarılamayan fosil yakıt rezervlerinin bölgesel dağılımı açısından, araştırmacılar, Orta Doğu‘nun petrol ve gaz rezervlerinin yaklaşık yüzde 60’ının yerin altında bırakılması gerektiğini tespit etti.

Bu durum, rezerv tabanının büyüklüğü göz önüne alındığında, aynı zamanda çok büyük mutlak hacimler anlamına geliyor. Welsby, “Orta Doğu’daki petrol üretimi, 2020 ile 2050 arasında kabaca yarıya inmeli; bu da ekonomilerinin hidrokarbon gelirlerine bağımlılıktan uzaklaştırılmasının çok kritik olduğunu gösteriyor” dedi.

Buna ek olarak, Kanada‘daki petrol kumları (%83) ve Orta ve Güney Amerika‘daki ultra ağır petrol (%73) dahil olmak üzere, rezerv bazında nispeten yüksek maliyetli ve yüksek karbon yoğunluklu petrol yataklarının ciddi konsantrasyonlara sahip olduğu bölgeler, büyük oranda çıkarılamayacak rezervi işaret ediyor. Çıkarılmaması gereken fosil yakıtların oranındaki bölgesel farklılıklar, çıkarma maliyetleri, üretimde karbon yoğunluğu ve fosil yakıtlara alternatif teknolojilerin maliyetleri gibi faktörlerin bir kombinasyonuna bağlı olarak elde ediliyor.

‘Fosil yakıtların azaltılması mümkün’

Dan Welsby, fosil yakıtların azaltılmasının tamamen mümkün olduğunu ifade etti:

1,5°C’yi karşılama olasılığını yalnızca %50 olarak kabul ettiğimiz ve negatif emisyon teknolojilerinin yaygınlaştırılması konusundaki büyük belirsizlikleri dikkate alarak bir karbon bütçesi kullandığımız göz önüne alındığında, çıkarılamayan rezervler ve üretimdeki düşüş oranlarına ilişkin tahminlerimizin muhtemelen gerçek değerinden çok daha düşük olduğunu vurguluyoruz. Ancak, Paris’te verilen taahhütleri yerine getirmek için siyasi iradenin mevcut olduğunu varsayarsak, çalışmamızda önerdiğimiz şekilde fosil yakıtların azaltılması tamamen mümkündür.”

Kartal Gölü kuruma tehlikesiyle karşı karşıya

Antalya‘nın Kaş ilçesinde yer alan Kartal Gölü, iklim krizinin etkisiyle gerçekleşen kuraklık nedeniyle kuruma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

Altı dekarlık alana sahip gölde Kemer Mahallesi Muhtarı Ramazan Çatılı, “Önümüzdeki 30-40 günde yeterli yağmur yağmazsa, göl tamamıyla kuruyabilir. İlk kez böyle bir olayı yaşıyoruz” dedi.

Kar yağışı az oldu

Kaş sınırları içinde bulunan Kartal Gölü ile gölü besleyen su kaynağı, kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Bu yıl bölgeye yağan karın azlığı, Kartal Gölü’nü etkiledi.

Beş dekarlık alanı kuruyan ve yaklaşık bir dekarlık bölümünde su kalan gölün çevresindeki doğa da olumsuz etkilendi.

‘İlk kez böyle bir şey yaşıyoruz’

Gölün bulunduğu Sinekçi bölgesinin bağlı olduğu Kemer Mahallesi Muhtarı Ramazan Çatılı, kuraklık hakkında DHA’ya şunları söyledi:

“Yüzyıllardır bölgeye hayat veren, güzellik katan Kartal Göl, ilk kez kurudu. Etrafındaki yeşil örtü yok oldu. Önümüzdeki 30-40 günde yeterli yağmur yağmazsa, göl tamamıyla kuruyabilir. İlk kez böyle bir olayı yaşıyoruz. Umudumuz önümüzdeki kış yağacak karda.”

 

Dünyanın en yalnız balinası Kiska, intihar teşebbüsünde bulundu

Kanada‘daki tematik su parkı Marineland’de 44 yıllık yaşamının büyük çoğunluğunu “insanları eğlendirmek” için esaret altında geçiren balina Kiska intihar teşebbüsünde bulundu.

Parkın içerisinden çekilen ve sosyal medyaya sızdırılan videolarda orka türüne ait balinanın kendisini hapis tutulduğu beton tankın duvarlarına vurduğu görüntüleniyor.

İzole bir hayat yaşadı

Kiska, İzlanda kıyılarında yakalandığından bu yana hayatının ilk birkaç yılı hariç hepsini esaret altında geçirdi. Orkalar son derece zeki ve sosyal hayvanlar olarak biliniyor.

Ancak buna rağmen rağmen Kiska, son kalan arkadaşının başka bir tesise taşındığı 2011 yılından itibaren tamamen izole bir hayat yaşadı. Kiska “dünyanın en yalnız balinası” olarak biliniyordu.

Marineland’de doğurduğu beş yavrusunun hepsi genç yaşta ölen Kiska’nın parktaki yaşam koşulları uzun yıllardır sorgulanıyordu. Hayvanın zihinsel ve fiziksel durumunun gözle görülür şekilde bozulmaya devam ettiği söyleniyor.

Kiska’nın depresyonda olduğu söylenmişti

Tematik parkta daha önceden çalışan bir eğitmen temmuz ayında bir video yayınlamış ve Kiska’nın beton tankın yüzeyinin yakınlarında yüzdüğünü ve depresyonda olduğunu söylemişti.

Eğitmen, Kiska için yardım çağrısı yaparken tematik parkın da bir an önce kapatılması gerektiğini belirtmişti.

Aynı ay içerisinde Hayvan Refahı Hizmetleri tarafından yürütülen inceleme Marineland’in bakımı altındaki hayvanların, düşük su kalitesi nedeniyle “sıkıntı içinde” yaşadığını doğrulamıştı. Tematik park hakkında yasal bir şikayette bulunuldu.

‘Psikolojik sıkıntıya neden olmak yasa dışı’

Aktivist grup Animal Justice, “Ontario’da bir hayvana sadece fiziksel sıkıntı ve acı çektirmek değil psikolojik sıkıntıya neden olmak da yasa dışı” ifadelerini kullandı.

Yapılan açıklamada “Kiska’nın yeni videoları, fiziksel ve zihinsel ihtiyaçlarının karşılanmadığına dair ciddi endişeler uyandırıyor. Eyalet yetkililerini acil bir soruşturma başlatmaya ve Kiska’ya yardım etmek için ellerinden gelen her şeyi yapmaya çağırıyoruz” denildi.

CHP ve İYİ Parti il teşkilatları av ihalesine karşı dava açtı: İki yaban keçisi kurtuldu

CHP ve İYİ Parti il teşkilatlarının Giresun’un Alucra ilçesinde yaban keçilerinin avlanması için yapılan ihaleye karşı açtıkları davada, mahkeme ihaleyi iptal etme kararı aldı.

Mahkeme kararında ihalede hukuka uygunluk bulunmadığına vurgu yaptı.

‘Hukuka uygun bulunmadı’

Alucra ilçesinde 26 bin liraya ihale edilen iki yaban keçisinin avlanması için bakanlık tarafından yapılan ihaleye karşı çıkan CHP ve İYİ Parti il teşkilatı, Yaban hayvanlarının da yaşama hakkı olduğunu ve av turizminin kamu yararından çok doğaya zararı olduğunu belirtti. Teşkilatlar, Ordu 1. İdare Mahkemesi’ne dava açtı.

Nesillerinin tehlikede olması nedeniyle bakanlık tarafından koruma altına alınan yaban hayvanlarının avlanma şartlarına vurgu yapan ve ihalenin iptaline karar veren mahkeme, kararında şu ifadeleri kullandı:

Sayılarının olması gerekenden fazla artması nedeniyle tarıma, hayvancılığa ve ormancılığa zarar verdiklerinin tespit edilmesi hallerinde ve bu amaca hizmet edecek uygun yöntemler izlenmek suretiyle avlanabileceği, aksi halde koruma altındaki bu hayvanların turizm amacıyla avlanmasının Kara Avcılığı Kanunu’nun 4. maddesine aykırı olacağı göz önüne alındığında, davalı idare tarafından (söz konusu sahadaki yaban hayvanlarının sayılarına, bunların avlanmaya uygun olanlarının sayısına, avlanılması nedenlerine, avlanacakları sahalara ve avlanmanın sonuçlarına ilişkin ) bilimsel, somut ve kapsamlı araştırma ve tespitler yapılmadan, Giresun Güney Alucra- Devlet Avlağı mevkiinde yaşamakta olan iki adet yaban keçisi kotasının, av turizmi amacıyla 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümleri uyarınca açık teklif usulü ile avlattırılmasına ilişkin gerçekleştirilen dava konusu ihalede hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”

‘Sevindirici bir karar’

Mahkemenin kararını değerlendiren İYİ Parti Giresun İl Başkanı Abdulkadir Eroğlu, bu kararın turizm amacıyla katledilen hayvanların kurtulması için örnek olmasını temenni etti:

İhalesi yapılıp avlanılmak istenen yaban keçilerinin de yaşam hakkının olduğu inancı ile ihalenin iptali istemi ile açtığımız davayı kazandık. Bu sevindirici bir karar. Umarım bu karar diğer bölgelerde turizm amacıyla katledilen hayvanların kurtulması için örnek olur.”

Trabzon Hamsiköy’de yapılması planlanan taş ocağına karşı iki bin imza

Trabzon‘un Maçka ilçesindeki Zigana Dağı eteklerinde bulunan ve doğal güzelliklerinin yanı sıra sütlacı ile de meşhur olan Hamsiköy‘de yapılması planlanan taş ocağı tepkilere neden oldu.

Hamsiköy Mahallesi Kangel Yaylası’nda patlatmalı taş ocağı ve kırma eleme tesisi planlanlanıyor. Hamsiköy ve civardaki Ciharlı, Çıralı, Dikkaya ve Güzelyayla mahallelerinde yaşayanlar taş ocağı ve kırma tesisine doğaya ve çevreye vereceği zarar nedeniyle karşı çıkıyor.

Yöre halkı, 20’si otel 50’ye yakın işletme ve tesisinin bulunduğu yılda 300 bin dolayında turistin ziyaret ettiği vadiye planlanan taş ocağına karşı 2 binden fazla imza topladı. İmzalar Trabzon Büyükşehir Belediyesi’ne iletilmek üzere Maçka Belediye Başkanlığı’na teslim edildi.

‘Yok olmasını istemiyoruz’

Taş ocağı kararının yanlış olduğunu belirten Çıralı Mahallesi Muhtarı Recep Gürsoy, DHA’ya yaptığı açıklamada “Hamsiköy beş mahalleden oluşuyor. Taş ocağının yapılmasının planlandığı yerde bizim hayvanlarımız yaylıma çıkıyor. Burası sütlacı ile meşhur bir yer. Burada yapılan sütlaç tadını, oradaki yaylada otlayan ineklerin sütünden alıyor” dedi.

Oradaki taş ocağının binlerce turist ağırlayan Hamsiköy’ün sadece doğal güzelliğini değil aynı zamanda tescilli markası olan ve lezzeti ile tüm dünyada ün salan sütlacını da bitireceğini belirten Gürsoy, “Böyle bir şeye izin vermeyeceğiz. Bu güzel yaylamıza kimseyi sokmayacağız. Bizim o yaylamızda su havzalarımız, şelalelerimiz var. Bunların yok olmasını ve susuz kalmayı da istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

‘Hayvanlarımızı nerede otlatacağız?’

Bölgede yaşayan Memure Şeker ise “Biz yaylamızda taş ocağı yapılsın istemiyoruz. Kuş sesleri, doğanın muhteşem sesleri ve bu yeşillikler içinde oturuyoruz. Kimse gelip de bizim burada huzurumuzu bozmasın” dedi.

Yaylada 25 yılını geçirdiğini anlatan Şeker, “Oranın bozulmasını istemiyorum. Hayvancılıkla uğraşıyoruz. Hayvanlarımızı nerede otlatacağız. Orada güzel şelaleler var. Onları nasıl bozmaya vicdanları nasıl el verecek. Karşı dağda taş ocağı yaptılar. Orayı her gördüğümde psikolojim bozuluyor. Biz taş ocağına karşıyız” tepkisini gösterdi.

Joe Biden, 80 milyon çalışana aşı zorunluluğu getirdi

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında milyonlarca vatandaşı etkileyecek kararlar aldı.

Biden, özel sektörde, sağlıkta, federal hükümette ve hükümetle iş yapan şirketlerde çalışanlara ve 17 milyon sağlık çalışanına da aşı olma zorunluluğu getirildi.

Kararlardan 80 milyon kişi etkilenecek

Alınan yeni kararlara göre, 100’den fazla çalışanı olan özel şirketler çalışanlarına ya aşı olma ya da her hafta düzenli test yaptırma zorunluluğu getirilecek. Bu uygulamadan yaklaşık 80 milyon kişinin etkilenmesi bekleniyor.

Tüm hükümet çalışanlarına ve hükümetten iş alan şirketlerin çalışanlarına da aşı olma zorunluluğu getiriliyor. Önceki düzenlemede ise hükümet çalışanlarına aşı olmamaları halinde her hafta düzenli test yaptırma mecburiyeti vardı.

Altı aşamalı plan

Biden tarafından ülkede aşılamayı artırmak için açıklanan altı aşamalı plan şöyle:

  • 100’den fazla çalışanı olan tüm işverenlerin, çalışanlarının haftalık olarak aşılanmasını veya test edilmesini sağlaması gerekecek.
  • Tüm uygun Amerikalılar için güçlendirici aşı dozlarına kolay erişim sağlanacak.
  • Öğrencilere ve okul personeline düzenli olarak test yaptırılacak.
  • Ev tipi testler daha uygun maliyetli hale getirilecek.
  • Maaş Koruma Programı (PPP) kapsamında kredilerde af süreci kolaylaştırılacak.
  • Koronavirüs nedeniyle zor durumdaki hastanelere destek arttırılacak.

’80 milyon Amerikalı aşı olmamış’

“Bu aşısızların pandemisi” diyen Biden, aşı olmayanların çok fazla hasara neden olduğunu kaydetti:

Amerikalılar’ın büyük çoğunluğu doğru olanı yapıyor. Uygun olanların yaklaşık dörtte üçü en az bir doz aşı oldu; ancak dörtte biri hiç aşı olmadı. Bu ABD kadar büyük bir ülkede yaklaşık 80 milyon Amerikalı aşı olmamış demek. Yüzde 25’lik bu azınlık çok fazla hasara neden olabilir ve oluyorlar da.”

‘Sabrımız tükeniyor’

Aşı olmayanlara seslenen ABD Başkanı, sabırlı davrandıklarını ancak sabırlarının tükendiğini kaydetti:

Daha ne bekliyorsunuz? Görmeniz gereken daha ne var? Aşıları ücretsiz, güvenli ve kullanışlı hale getirdik. 200 milyondan fazla Amerikalı en az bir doz aşı oldu. Sabırlı davrandık ama sabrımız tükeniyor. Reddiniz hepimizi etkiliyor. Lütfen doğru olanı yapın. Hastane yataklarında ‘Keşke aşı olsaydım. Keşke’ diyerek son nefeslerini veren aşısız Amerikalılar’ın seslerini dinleyin. Bu bir trajedi. Lütfen bunun size olmasına izin vermeyin.”

Biden’ın bu uygulamalarını eleştiren Cumhuriyetçi Parti ise Başkanın bu tutumunun diktatörlüğe çok benzediğini kaydetti.

Harvard Üniversitesi, fosil yakıt yatırımlarından çekildiğini duyurdu

Harvard Üniversitesi, fosil yakıtlara yaptığı yatırımı sonlandıracağını okulun internet sitesinde yayınlanan ve Üniversite Başkanı Lawrence Bacow’un imzasını taşıyan mektupla duyurdu.

Mektupta üniversitenin bağış fonunun haziran ayı itibariyle fosil yakıt arama ve geliştirme şirketlerine doğrudan yatırım yapmadığı belirtildi. Açıklamada “ekonomiyi karbondan arındırma ihtiyacı göz önünde alındığında” gelecekte de bu tür yatırımların yapılmayacağı belirtildi.

Fosil yakıt endüstrisine dolaylı yatırımların da önemli ölçüde azaldığı belirtilen açıklamada, özel sermaye fonları aracılığıyla yapılan dolaylı yatırımların bağış fonunun yüzde 2’sinden daha azını oluşturduğu söylendi.

42 milyar dolar değerinde

Üniversitenin bağış fonu yaklaşık 42 milyar dolar değerinde. Okul uzun süredir öğrenciler, mezunlar ve iklim aktivistleri tarafından bağışları iklim krizine neden olan fosil yakıtlara yatırım için kullanmaları nedeniyle eleştiriliyordu.

Geçtiğimiz on yılda Harvard yetkilileri fosil yakıt stoklarını satma çağrılarına direnmişti. Ancak 2018 yılından bu yana başkan olan Bacow ve diğer yeni liderler rotayı değiştirdi.

Divest Harvard isimli aktivist grup, yeni gelişmeyi sosyal medya hesabından yaptığı “Topluluğumuz, iklim hareketi ve dünya için büyük bir zafer ve fosil yakıt endüstrisinin gücüne karşı bir grev” sözleriyle kutladı.

Çöp tesisi atık sularının denize deşarjı iddiasına soruşturma başlatıldı

Giresun‘un Görele ilçesine bağlı Çavuşlu beldesinde katı atık bertaraf tesisinde depolanan çöplerin atık sularının Karadeniz’e deşarj edildiği iddiası üzerine Görele Cumhuriyet Başsavcılığı tesis yöneticileri hakkında soruşturma başlattı.

Çavuşlu beldesi Merkez Mahallesi Muhtarı Selim Hamzaoğlu, “Gece saatlerinde arıtılmamış çöp sularını buradan denize deşarj ediyorlar” ifadelerini kullandı.

Önce red sonra izin

Görele ilçesi Çavuşlu beldesinde, 2012 yılında faaliyete geçen Çavuşlu Katı Atık Bertaraf Tesisi‘nin ‘ÇED olumlu’ raporları, 2012 ve 2015 yıllarında iki kez iptal edildi.

Faaliyeti durdurulan tesis için 2017 yılında Giresun Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü‘ne yapılan başvuru sonucunda, günlük 98 ton çöp dökülmesi kaydıyla tesise ‘ÇED gerekli değildir’ raporu ve faaliyet izni verildi. 2020 yılında da depolama kapasitesinin günlük 500 tona çıkarılması için tesise ‘ÇED olumlu’ raporu verildi.

Yöre halkı mahkemeye başvurdu

Yöre halkı, kararın iptali için Ordu 2’nci İdare Mahkemesi‘ne başvurdu. Mahkeme de bilirkişi raporu sonrası, tesisin mevzuata aykırı olarak yaşam alanları ile su kaynaklarının yakınına konumlandırıldığını, kurulum aşamasında alınan ‘ÇED olumlu’ raporunda hukuka aykırılık olduğunu ve tesisteki depolama yönteminin hava, su ve toprakta kirliliğe neden olduğunu belirterek, ÇED raporunun iptaline ve tesiste kapasite artışına durdurma kararı verdi.

Kirlilik oluşan denizden numune alındı

Tesis mahkeme kararına rağmen, günlük 98 ton kapasite sınırının üzerinde çalıştığı ve atık sularını ÇED raporunda taahhüt edilen deşarj sistemini uygun tahliye etmediği iddiasıyla gündeme geldi. Katı atık bertaraf tesisinde depolanan çöplerin atık sularının, kıyıdan 10 metre açıkta yer altı borusu ile Karadeniz’e deşarj edildiği iddia edildi.

Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri kirlilik oluştuğu görülen denizden numune alınırken, suç duyurusu üzerine Görele Cumhuriyet Başsavcılığı tesis yöneticileri hakkında ‘çevrenin kasten kirletilmesi’ suçundan soruşturma başlattı.

Giresun’a kadar bu zehir saçılacak

Yörede halkından dalgıç Erkin Yavuz, Çavuşlu deresiyle Karadeniz’in buluştuğu bölgedeki atık su borusunun taşıdığı kirliliği görmek için denize daldı.

Yavuz, “Çöp borusundan aşırı pislik geldiği için çıkmak zorunda kaldım. Çöp tesisi kurulduktan sonra balık gelmez oldu. Bir an önce bunun kaldırılması gerekiyor. Sadece burası değil, Giresun’a kadar bu zehir saçılacak. Yetkililere duyuruyoruz, çok kötü bir durum var burada” dedi.

‘Arıtılmamış çöp sularını denize deşarj ediyorlar’

Çavuşlu beldesi Merkez Mahallesi Muhtarı Selim Hamzaoğlu konu hakkında DHA’ya  “Deşarj borusunun normalde bin 500 metre açıkta olması gerekirken, denizin 10 metre açığına ucunu gömdüler ve gizlediler. Gece saatlerinde arıtılmamış çöp sularını buradan denize deşarj ediyorlar. Bir damla yağ bir litre suyu kirletirken, onlarca litre arıtılmamış çöp sularını burada denize bırakıyorlar. Bunu yakalayıp kayıt altına aldık, Sahil Güvenlik ekiplerini çağırdık ama henüz sonuç elde edemedik, bekliyoruz” dedi.

Avukat Ozan Karagöz ise  “Katı atık tesisi, günlük 98 tonla faaliyet vermesi gerekiyordu ancak bunun üzerinde bir kullanımla karşı karşıyayız. Mahkeme kararı sonucunda atık suyun arıtmaya tabi tutulduktan sonra denizde bin 500 metre uzaklıkta denize ulaştırılması gerekiyordu. Ancak bugün hiçbir şekilde atık suyuna arıtma uygulanmaksızın, kıyıdan 10 metre uzak alana tonlarca miktar atık suyu deşarj ediliyor. Suç duyurumuz üzerine Görele Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma açıldı. Denizde bu kirliliğe kasti şekilde sebebiyet veren kişilerin en ağır şekilde cezalandırılmasının takipçisi olacağız” dedi.