Ana Sayfa Blog Sayfa 1177

Muğla Büyükşehir Belediyesi ‘Kara Kış Destek Paketi’ni açıkladı

Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün, şehirdeki ihtiyaç sahibi kişilere yönelik “Kara Kış Destek Paketi” uygulamasını başlattıklarını duyurdu.

Kış mevsiminin zorlu şartlarında vatandaşlara destek sağlayacak önlemler aldıklarını kaydeden Gürün, destek paketinde barınmadan eğitime, sağlıktan üretici desteklemelerine kadar çeşitli desteklerin yer alacağını ifade etti.

‘Her zaman destekçileri olmaya devam edeceğiz’

Başkan Gürün, konuyla ilgili açıklamasında şehirde dayanışma kültürünü en iyi şekilde yansıtmaya çalışacaklarını kaydetti:

Muğla Büyükşehir Belediyesi olarak her zaman olduğu gibi yaklaşan kış mevsiminde de vatandaşlarımızın yanında olacağız. Vatandaşlarımız için kış mevsiminin zor geçmemesi, zorlu koşulların etkilerinin bir nebze olsun azaltılması adına Büyükşehir Belediyesi olarak ‘Kara Kış Destek Paketi’ni başlatıyoruz.

Destek paketimiz kapsamında ihtiyaç sahibi ailelerimize yakacak, gıda ve maddi yardım yapıyoruz. Öğrencilerimiz için de eğitim yardımı (burs, kırtasiye), üreticilerimiz için fide, fidan, sokakta kalmak zorunda kalan vatandaşlarımız için barınma desteği sağlıyoruz.

Ayrıca sokağa çıkmanın daha da zorlaşacağı kış mevsiminde hasta, engelli, yatağa bağımlı vatandaşlarımız için evlerinde tedavi, küçük tadilat ve kişisel bakım ihtiyaçlarını da karşılayacağız. Her zaman bize rehber olan Mustafa Kemal Atatürk’ün önemle üzerinde durduğu dayanışma kültürünü şehrimizde en iyi şekilde yansıtmaya çalışacağız.

Hiçbir Muğlalı vatandaşımızın sokakta kalmaması, yatağa aç girmemesi, yaşlılarımızın ve engellilerimizin kendini yalnız hissetmemesi için var gücümüzle çalışacağız. Evlatlarımızın en büyük haklardan biri olan eğitim hakkından mahrum kalmaması, üreticilerimizin düştüğü zor durumda onlara el uzatabilmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Bu şehri birlikte paylaştığımız her vatandaşımızın gönlü rahat olsun. En zor günlerinde bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da her zaman destekçileri olmaya devam edeceğiz.”

BM: Tsunamiler 10 yıl içinde dünya nüfusunun yüzde 50’sini tehdit edecek

Birleşmiş Milletler‘in (BM) 2020 yılında “Dünya Tsunami Farkındalık Günü” kapsamında yayımladığı rapora göre, tsunami, önümüzdeki 10 yıl içinde dünya nüfusunun yüzde 50’sini tehdit edecek boyutlara ulaşacak.

BM, Aralık 2015’te düzenlediği Genel Kurul toplantısında, 5 Kasım’ı “Dünya Tsunami Farkındalık Günü” olarak kabul etmişti.

Çok sayıda insan risk altında

BM tarafından hazırlanan raporda doğru politikalar ve önlemlerin önceden hayata geçirilmesinin olası felaket senaryolarını önlemeye yardımcı olabileceği belirtildi.

Tsunamiyi en tehlikeli doğal afetler kapsamına alan BM, tsunamiye meyilli bölgelerde kentleşmenin ve turizmin önüne geçilmesini, aksi takdirde çok sayıda insanın risk altına girebileceği uyarısında bulundu.

Sri Lanka, Hindistan, Endonezya, Tayland ve Japonya, tsunamiden en çok etkilenen ülkeler arasında ilk sıralarda yer aldı.

Tsunami nedir?

Japonca bir terim olan “Tsunami” “tsu” (liman) ve “nami” (dalga) kelimelerinden oluşuyor. Güçlü bir su altı depreminin ürettiği bir dizi dev okyanus dalgasını tanımlamak için “tsunami” kavramı kullanılıyor.

Gücü Richter ölçeğine göre en az 6,5 olan su altı depremleri tsunamileri oluşturabiliyor. Deprem dışında toprak kayması, volkanik patlama, deniz altı heyelanı ve kıyı kayalıklarının düşmesi de tsunamileri tetikleyebiliyor.

100 yılda tsunamiden 260 bin kişi öldü

BM ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre son 100 yıl içinde gerçekleşen 58 tsunami sonucu 260 bine yakın insan hayatını kaybetti.

Hindistan, Endonezya, Maldivler, Myanmar, Sri Lanka, Tayland ve Japonya’nın en çok tsunami gerçekleşen ülkeler olduğu biliniyor. Son yıllarda UNESCO Oşinografi Komisyonu (IOC), tsunami erken uyarı hizmetlerini koordine etmek için bir dizi çalışma yürütüyor.

Erken uyarı sistemleri

Bu maksatla Pasifik, Hint Okyanusu, Karayipler ve Kuzey-Doğu Atlantik, Akdeniz ve Bağlantılı Deniz bölgeleri için dört ayrı Tsunami Erken Uyarı İstasyonu ve Azaltma Sistemi kuruldu.

UNESCO, bu çalışmalarıyla tsunami felaketlerinde can ve mal kayıplarını en aza indirmek için yapılması gereken uygulamalar konusunda farkındalığı artırmayı amaçlıyor. IOC, üye ülkelerde gerçekleştirdiği eğitim programlarıyla da tsunami iletişimi ve tahliye tatbikatları düzenliyor.

 

İran nükleer anlaşma müzakerelerine dönüyor

Bakıri, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler Servisi Genel Sekreter Yardımcısı ve Siyasi Direktörü Enrique Mora ile nükleer anlaşma ile ilgili telefon görüşmesi yaptığını belirtti. Buna göre ikili  Viyana’da altı tur yapılan nükleer anlaşma müzakerelerinin, “ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının kaldırılması amacıyla” 29 Kasım’da yeniden başlaması konusunda anlaştı.

Trump döneminde müzakereler kesilmişti

ABD‘de Joe Biden’ın göreve gelmesiyle 6 Nisan’da Avusturya’nın başkenti Viyana’da yeniden başlayan ve altı turu yapılan nükleer anlaşma müzakerelerine İran’daki hükümet değişikliği nedeniyle ara verilmişti.

2015 yılındaki ilk anlaşmaya göre İran, nükleer silahlarda da kullanılabilen uranyum zenginleştirmesine kısıtlamalar getirmeyi ve uluslararası denetimlere izin vermeyi kabul etmiş, karşılığında da bu ülkeye yönelik ABD yaptırımları kaldırılmıştı. Ancak Donald Trump‘ın başkanlığı döneminde, 2018’de ABD anlaşmadan çıkarak  yaptırımları yeniden başlatmıştı. 

 

Yeni Zelanda’da bankalar kredi ve yatırımlarının iklime etkilerini açıklamak zorunda olacak

Yeni Zelanda hükümeti kabul ettiği yasayla, ülkedeki banka ve finans kuruluşlarının yaptığı yatırım ve verdiği kredilerle “iklim değişikliği ve küresel ısınmaya ne kadar etki ettiğini” açıklama zorunluluğu getirdi.

 

Tire’de köylüler ÇED toplantısını yaptırmadı: Bu mücadeleyi kazanacağız

İzmir‘in Tire ilçesindeki Kartal Dağı Mevkii’nde bulunan Küçükkale ve Büyükkale köylerinde Emerald Maden şirketi tarafından kurulması planlanan mermer ocağı projesinin ÇED süreci kapsamındaki Halkın Katılım Toplantısı bölge halkının itirazı sonucu yapılamadı.

Direnişe, Tire Belediye Başkanı Salih Atakan Duran, İzmir Baro Başkanı Özkan Yücel, çevre örgütleri ve sivil toplum kuruluşları da destek verdi.

Tire’deki Kartal Dağı eteklerindeki Halkapınar, Mehmetler, Üzümler, Küçükkale, Büyükkale, Alaylı ve Akyurt köylerini içine alan 194 hektarlık orman arazisinde altı ayrı maden ocağı ruhsatlandırılmış bulunuyor.

‘Bu mücadeleyi kazanacağız’

İtirazlarını bir yıldan beri duyurmaya çalıştıklarını kaydeden Kartal Dağı Koruma Platformu Sözcüsü Zeynel Aydın, bugünden itibaren direnişçilerini başlattıklarını ve bu mücadeleyi de kazanacaklarını kaydetti:

Bu projeye itirazımızı bir yıldan beri duyurmaya çalışıyoruz. Bu dağda Tanrı’nın yarattığı canlılar var. O canlıların da sözcüsüyüz. Sadece kendimiz için değil, o canlılar, doğa, hava, toprak için mermer ocaklarını istemiyoruz. Biz köylüyüz, tutanaklarda yazılı süslü lafları bilmeyiz. Biz bu toplantının yapılmasını istemiyoruz. Bugünden itibaren direnişi başlatıyoruz. Bu mücadeleyi kazanacağız çünkü ÇED dosyası benzer projelerden kes-yapıştır yöntemiyle alınan ifadelerle dolu ve çelişkili bilgiler içeriyor.”

Aydın, hukuki sürecin başlaması halinde de çelişkileri gözler önüne sereceklerini kaydetti.

Büyükkaleli 86 yaşındaki Gülser Ana ise, “Gelmesinler, istemiyoruz, çocuklarımızın yaşamını alacaklar, biz kendi kendimize yeteriz, bizi parayla kandırmasınlar, biz para pul istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

[COP26] Glasgow’da Türkiye’nin Yeşil Kalkınma Stratejisi Paneli yapıldı

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26’ncı Taraflar Konferansı (COP26) kapsamında “Türkiye’nin Yeşil Kalkınma Stratejisi: Kapsayıcı, Sürdürülebilir ve İnsani Bir Vizyon” başlıklı panel düzenledi.

Panelde, iklim değişikliği, yeşil kalkınma, iklim krizi, sürdürülebilir kalkınma, sıfır atık, çevrenin korunması, sorumlu üretim ve tüketim, COP26’nın gündemi, çevre merkezli politikalar ile Türkiye’nin yeşil kalkınma hedefleri ele alındı.

‘Akdeniz iklim krizinden eşsiz şekilde etkileniyor’

TRT World Sunucusu Selina Downes‘ın moderatörlüğünü yaptığı panelde Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oktay Tanrısever, SETA Washington DC Araştırma Direktörü Doç. Dr. Kılıç Buğra Kanat, BM İklim Değişikliği Gençlik Danışma Grubu Başkanı Nisreen Elsaim ve Chatham House’da Çevre ve Toplum Programı Uzmanı Karim Elgendy konuşmacı olarak yer aldı.

Birleşik Krallık’ta düşünce kuruluşu Chatham House’da Çevre ve Toplum Programı Uzmanı Elgendy, iklim değişikliğinin Türkiye üzerindeki etkilerine ilişkin, “Türkiye Akdeniz’de ve Akdeniz’in iklim değişikliğinden herkesten farklı şekilde etkilenen eşsiz coğrafi durumu var. Başka bir deyişle daha az yağış demek bu” dedi.

Artan sıcaklıklar, düşen yağışlar…

AA’nın aktardığına göre Türkiye’de sıcaklıkların şimdiden artmasının beklendiğini ve daha az yağış görüleceğini kaydeden Elgendy, “Bu ikisi birlikte daha fazla çölleşme anlamına geliyor ve ayrıca Türkiye’de gerçek bir sorun olan erozyon için koşulları oluşturuyor. Bu nedenle Türkiye, erozyonu önlemek için daha fazla orman oluşturmaya çalışıyor” diye konuştu.

Elgendy, Türkiye’nin net sıfır emisyona ulaşmak için adımlar attığına işaret ederek “Bence Türkiye, yenilenebilir kaynaklar konusunda oldukça önemli çabalar gösterdi. Güneş ve rüzgar potansiyeli son birkaç yılda üç katına çıktı. Genel yenilenebilir enerjide büyük bir artış oldu. Türkiye’nin yenilenebilir enerjideki payının, bu yıl yüzde 50’nin üzerinde olduğunu düşünüyorum ki bu, her bakımdan oldukça etkileyici” yorumunu yaptı.

Türkiye’nin 2023 için iddialı bir ağaçlandırma hedefi olduğuna dikkati çeken Karim Elgendy, “Türkiye’nin bazı fonlara erişmesiyle yenilenebilir kaynaklar, sıfır atık projesi ve ağaçlandırma gibi konulardan çok daha fazlasını gerçekleştireceğini” ifade etti.

Afrika’dan örnek sunuldu

BM İklim Değişikliği Gençlik Danışma Grubu Başkanı Elsaim de iklim değişikliğinin sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde görüldüğünü belirterek Afrika’dan örnek verdi.

Afrika’da 2020’de 11’den fazla ülkenin sel nedeniyle acil durum ilan ettiğini vurgulayan Elsaim, “Sudan da bunlardan biriydi. Yüzyılın en kötü selini yaşadık ve bu yıl ironik bir şekilde, 7 ülke de acil durum ilan etti ama bu kez tam tersi nedeniyle; kuraklık nedeniyle. Yani bu yıl 7 ülke kuraklıkla karşı karşıya. Bu durum, 5,6 milyondan fazla insanı açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle ölümle tehdit ediyor.” ifadelerini kullandı.

‘İnsanlar göçe zorlanıyor’

Elsaim, bu nedenle iklim değişikliğinin sadece aşırı bir hava olayı olmadığının altını çizerek su güvenliği, gıda güvenliği ve ekonomi gibi alanları da etkilediğini söyledi. İklim değişikliğinin insanları göçe zorlayacağına da işaret eden Elsaim, sözlerini şöyle tamamladı:

“Örneğin Bangladeş deniz seviyesinin artması nedeniyle topraklarının üçte birini kaybedecek ve çok büyük bir nüfusa sahip çok küçük bir ülke. Peki, topraklarının üçte birini kaybeden bu insanlar ne yapacaklar? Göç edecekler. Ellerindeki tek çözüm bu. Sadece Bangladeş değil, tüm küçük ada devletleri de böyle. Maldivler 12 milyona yakın nüfusa sahip. Peki Maldivler sular altında kalırsa ne olacak? Göç etmek zorunda kalacaklar.”

‘Büyük bir potansiyel var’

ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tanrısever ise Türkiye’nin iklim değişikliğinden kaynaklanan zorlukların farkında olduğunu ifade ederek “Çünkü Türkiye, dünyanın en zor bölgesinde yer alıyor. Ormansızlaşma ve sıcaklık artışının biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkisi açısından iklim değişikliğinden etkileniyor. Bunun da su kaynaklarına etkisini gördük. Türkiye bu zorluklarla kendi başına mücadele ediyor” dedi.

İklim değişikliğiyle ilgilenmeye olan dikkatin, uluslararası toplumun buna ortak bir yaklaşım geliştirmesiyle daha sistematik ve kapsamlı bir yaklaşıma dönüştüğünü anlatan Tanrısever, “Türkiye, başından beri bunun güçlü bir destekçisiydi. Türkiye, OECD üyesi olduğu için diplomatik zorluklarla uğraşmak zorunda kaldı” diye konuştu.

‘Büyük bir potansiyel var’

Prof. Dr. Tanrısever, Türkiye’nin Avrupa Birliği‘ne (AB) aday bir ülke olarak iklim stratejisini AB’ninkiyle uyumlu hale getirmek zorunda olduğunu belirterek “Aynı zamanda bölgesel bir güç olarak Türkiye’nin bu başarı öyküsünü Kafkaslar’dan Orta Asya’ya, bazı Orta Doğu ülkeleri ve Balkan ülkelerine ve ayrıca Karadeniz’in bir bölümüne kadar yakın çevresine sunabileceğine inanıyorum. Türkiye’nin yeşil endüstriyel kalkınma stratejisindeki büyük potansiyelini gerçekleştireceğini ve komşularının da bundan yararlanacağını düşünüyorum” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye’de gençlerin iklim değişikliğiyle mücadelenin farkında olduğunu vurgulayan Oktay Tanrısever, “Tüm üniversitelerde bir iklim temsilcimiz var ve ulaşım ve diğer konularda daha çevreci çözümler görülüyor. Gençlerin bu iklim politikalarının çok farkında olduğunu gördük. Öğrencilerimiz dünyanın geri kalanıyla yakın temas halinde. Farklı değişim programları bulunuyor ve öğrencilerimiz çevre, enerji ve ayrıca iklim konularında çeşitli programların parçası olarak görev alıyorlar. Dolayısıyla Türk gençliğinden çok umutluyum ve onlar bu sorunları çözme konusunda bu bilince ve isteğe sahip” ifadelerini kullandı.

Yerli elektrikli araba örnek gösterildi

Tanrısever, Türkiye’nin net sıfır emisyona ulaşmak için yaptıkları arasında, kendi elektrikli arabasını üretmesini örnek gösterdi. Türkiye’nin bu teknolojiyi daha ucuza üretmesi halinde Orta Asya, Karadeniz, Balkanlar, Kafkaslar, Orta Doğu gibi komşu ülkelerdeki ortaklarıyla paylaşacağını belirten Tanrısever, şunları kaydetti:

“Onlar da bu teknolojilere erişebilecekler. Türkiye de bu teknolojilere yatırım yapıyor. Dolayısıyla mesele sadece enerji geçişi değil, aynı zamanda daha çevre dostu yeni çözümler üretebilecek yeni teknolojilerin geliştirilmesidir. Türkiye’nin doğru yolda olduğunu düşünüyorum.”

‘Küresel işbirliğine ihtiyacımız var’

SETA Washington DC Araştırma Direktörü Doç. Dr. Kanat da Türkiye’nin başta atık yönetimi, yenilenebilir enerji, ormanların genişletilmesi gibi alanlarda adım attığına işaret ederek “Ancak uluslararası arenada özellikle küresel pandemiden sonra herkesin aynı gemide olduğunu hissetmeye başladık. Küresel sorunlara karşı duyarlılık hızla arttı. Türkiye adımlar atıyordu ama geçen yıldan itibaren aslında odaklarını artırmaya başladılar ve özellikle orman yangınları, dünyanın dört bir yanındaki sel felaketleri bu konuda da küresel iş birliğine ihtiyacımız olduğu fikrini gündeme getirdi. ” dedi.

İklim değişikliğinin yol açacağı göçe dikkati çeken Kanat, “İklim mültecileri, sahip olduğumuz mevcut mülteci krizinden farklı olacak. Şimdi bu mültecileri geçici statüde kabul eden ülkeler var ve her zaman çatışmanın biteceği ve bir tür yeniden yapılanma olacağı ve evlerine geri dönecekleri umudu var ama iklim mültecileri kalıcı olacak. Gidecek hiçbir yer olmayacak. Sadece hayatları değil, kültürleri, toplumları da yok olacak. Suriye mülteci krizinde 10 yıldır uluslararası toplum bir eylem planı hazırlayamadı. Bununla (iklim göçü) nasıl başa çıkacaklar? Ve muhtemelen dünyanın farklı yerlerinde aynı anda yaşanacak iklim mültecilerinden bahsediyoruz” ifadelerine yer verdi.

CHP’li Öztunç: AKP’nin iklim ve ekoloji taahhütleri fon beklentisi yüzünden

CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç, Türkiye’nin COP26’da katıldığı Ormanlar ve Arazi Kullanımı Deklarasyonu hakkında açıklama yaptı.

Öztunç, “AKP bürokrasisi, taahhütler üzerinden inşa ettiği bir mekanizmayla yıllardır ormanları, tarım alanlarını müteahhitlere katlettirdi. Umarım, Dünya liderlerine verdikleri taahhütleri de aynı kefeye koymazlar” yorumunda bulundu.

‘Bakanlıklar resmi taahhütlere uymuyor’

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının Cengiz İnşaat ile birlikte İyidere Liman Projesi’nin ÇED raporunda yeni bir taş ocağı açmayacağız diye taahhütte bulunmasına rağmen İkizdere’de aylardır ormanlık alanları yok ettiğini hatırlatan Öztunç şunları söyledi:

“AKP bürokrasisi tüm sistemini asla yerine getirilmeyen taahhütler üzerine inşa ediyor. Öyle ki, bir bakanlık başka bakanlığı bu taahhütlerle kandırıyor. Balık baştan kokar. 3600 ek gösterge vaadini tutmayan başkanın, eylem planlarını, taahhütlerini uygulamayan bakanları oluyor.”

‘Ormansızlaşma AKP döneminde arttı’

Sadece 2020 yılında, 67 bin 972 hektarlık orman alanın yangın ve maden-enerji tesisleri için verilen orman izinleriyle nedeniyle yok edildiğini aktaran Öztunç şu önerileri sundu:

“Ormanlardaki her türlü yapılaşmadan vazgeçilmeli, madencilik faaliyetlerine son verilmeli, yangınla mücadele yöntemleri güçlendirilmeli, ıslah ya da gençleştirme adı altında toptan kesim işlemlerine son verilmeli, sera gazı emisyonlarını arttırıcı etkiye sahip olan kirli ve eski teknolojiye sahip Termik santraller hemen kapatılmalı, maden faaliyetleri ile uğraşan işletmelerin rezervleri bitirdikten sonra adeta kaçarcasına bölgeyi rehabilite etmeden, ağaçlandırmadan kaçmalarını önlemek için ciddi ve etkin kamu denetimleri bugünden hayata geçirilmeli.”

‘Kömürden çıkışı önemsiyoruz’

“AKP inşaat, yapılaşma, enerji, tarım alanlarındaki icraatlarına bugün ara verse dahi mücadelede bir yol kat edebiliriz” diyen Öztunç “AKP’nin, kalkınma adı altında ülkedeki tarımdan, mimariye, enerjiden, kentleşmeye kadar bir çok alanı plansız ve doyumsuz bir hırsla dönüştürmesi, Türkiye’de yaşamı her yönden çıkmaza soktu. Yoksulluk da, kirlilik de, gıdasızlık da aynı politikanın ürünü. AKP tutamayacağı sözler vermek yerine, ülkeyi krizlere sevk eden bu uygulamalarını ivedi olarak durdurmalıdır” yorumunu yaptı.

AKP’nin yeşil mutabakat, Paris İklim Anlaşması gibi söylemlere fon meselesi yüzünden yöneldiğini aktaran Öztunç “COP 26’da da fon meselesi önemli bir başlık. Öyle ki, diğer başlıkların üzerini gölgeliyor. Ormansızlaşma ve arazi kullanımıyla, metanla ilgili yaklaşıma benzer bir yaklaşımın kömürden çıkışla ilgili de gelmesini arzuluyoruz. İkizköy’deki termik santralin daha da büyümesi için zeytinlik alanları yok ettirecek kanun teklifleri hazırlığında olan AKP’nin o zaman biraz yüzü kızarabilir” dedi.

 

Assos’ta ‘kaya ıslahı’ çalışmalarının durdurulması için dava açıldı

Assos Antik Liman Mevkii‘nde tepkilere yol açan çalışmalara ilişkin Çanakkale Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu’nun verdiği olumlu raporun iptali için dava açıldı.

Gazete Duvar’dan Seçkin Sağlam‘ın haberine göre, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği ile Assos Dostları Grubu tarafından açılan davada, Antik Liman bölgesinin, kaya düşmesi nedeniyle bölgede yapılan kaya ıslahı çalışmaları kapsamında alana giriş-çıkışların kapatıldığı, ilgili idareler tarafından yapılan çalışmaların niteliği ve niceliği hakkında herhangi bir bilginin kamuoyuyla paylaşılmadığı vurgulandı.

Assos Antik Kenti ve Antik Limanı’nın arkeolojik ve doğal sit alanı olduğunun vurgulandığı dava başvurusunda, bölgenin UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘nde bulunduğu belirtildi. Dava dilekçesinde “Bölgenin tamamı arkeolojik sit, kentsel arkeolojik sit ve doğal sit alanı olarak tescil edilmiş olup sit sınırları yer yer birbiriyle çakışmaktadır” denildi.

Başvuruda projenin süresine ilişkin bir karar alınmadığı belirtilerek, “Onaylanan uygulama projesinin içeriği bilinmemekle birlikte, görülen uygulamalardan anlaşıldığı üzere zemine en az müdahale etmekten uzak olduğu ve en önemlisi de uygulamayı denetleyecek bilim kurulu denetiminin oluşturulmadığı görülmektedir. Bunun yerine dava konusu kararda, Müze Müdürlüğü’ne ve koruma ve arkeoloji alanında yetkinliği ve sorumluluğu bulunmayan Çanakkale İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü’ne denetim sorumluluğu verilmiş, kazı başkanlığına ise kapsamı belirsiz koordinasyon görevi verilmiştir. Dava konusu kurul kararı öncelikle bu yönüyle ilke kararına ve tüm korumaya dair mevzuata aykırı olup iptali gerekmektedir” denildi.

‘Kurul kararı koruma ilkeleri ve sözleşmelere aykırı’

Tüm dünyada kabul edilen ve Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası koruma ilkelerine ve atıf yapılan sözleşmelere göre, bu doğal ve arkeolojik mirasa hassasiyetle yaklaşılması, var olan değerler zedelenmeden geleceğe aktarılmasının hem bir sorumluluk hem de ödev olduğu ifade edilen başvuruda şu ifadeler kullanıldı:

“Dava konusu kurul kararı ile onaylanan proje kapsamında yapılan uygulamalar, 1. Derece doğal ve arkeolojik sit alanı olan limanın gerisindeki yamacın iş makineleri ile oyularak yok edilmesine neden olmuş, peyzajı değiştirmiş, doğal oluşuma aykırı, yer yer 40 m.’yi bulan genişlikte şevler oluşturulmuştur. Dava konusu kurul kararı, bu yanıyla da koruma ilkelerine, iç hukuk kurallarına ve uluslararası sözleşmelere tamamen aykırı bir sonuç doğurmuştur” 

Başvuruda, Çanakkale Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu’nun 16 Aralık 2021 tarihli kararının hukuka ve mevzuata aykırı olması nedeniyle iptali; ayrıca ilk inceleme ve savunma alınıncaya kadar alandaki çalışmaların durdurulmasına karar verilmesi talep edildi.

 

Doğa Derneği, Gediz Deltası’nda Sonbahar Dönemi Kuş Göçü İzleme Çalışması yaptı

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP), DKMP İzmir Şube Müdürlüğü, Doğa Derneği ve İzmir Büyükşehir Belediyesi ortaklığı ve gönüllü gözlemcilerin katılımıyla Gediz Deltası’nda “2021 Sonbahar Dönemi Kuş Göçü İzleme Çalışması” gerçekleştirildi.

Çalışmada Gediz Deltası’nı göç döneminde ziyaret eden su kuşları ve bu kuşların yoğun olarak kullandığı habitatlar belirlenirken, kuşların yoğunlaştıkları alanlar ve sonbahar göç dönemindeki hassas habitatlar da ortaya çıkarıldı.

Kapsamlı veriler elde edildi

Göçmen su kuşu türlerinin Gediz Deltası’ndaki mevcut durumlarını araştıran Doğa Derneği Kuş İzleme Sorumlusu Ahmet Kaya, yaptıkları çalışmayla ilgili şunları anlattı:

Eylül ayında haftada dört gün boyunca deltada yaygın olarak kullandığımız gözlem noktalarında sayımlar gerçekleştirdik. Düzenli olarak gözlem yapmak, hem kuşların göç dönemindeki değişikliği hem de alandaki değişimi gösteriyor.

İki yıldır sonbahar göç döneminde bu sayımı tekrarlıyoruz. Bu sayede kapsamlı veriler elde ediyoruz. Sonbahar göç döneminde su kuşlarının deltanın hangi bölgelerini ve nasıl kullandıklarını belirledik. Deltanın iç kesimlerindeki sulak alanların kuruması nedeniyle kuşların kıyılarda büyük gruplar halinde toplandığını gördük. Kara karınlı kumkuşu, halkalı cılıbıt, küçük kumkuşu, kızılbacak gibi türler gruplar halinde göç eden ve Gediz Deltası’nın kıyılarında bir arada görülen türlerin başında geliyor.”

‘Deltayı kullanan türler ortaya çıkarıldı’

Çalışmanın, deltanın UNESCO Dünya Mirası ilan edilmesi için yürütülen süreç açısından çok önemli olduğunu kaydeden Doğa Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dicle Tuba Kılıç, çalışmayla Gediz Deltası’nı göç esnasında kullanan türlerin ortaya çıkarıldığını da kaydetti:

Gediz Deltası, UNESCO’nun Dünya Mirası kriterlerini sağlayan uluslararası ölçekte öneme sahip bir sulakalan. Doğa Derneği 2002 yılından beri bu benzersiz doğal alanın zarar görmeden yaşamaya devam etmesi için çalışmalar yürütüyor., Gediz Deltası’ndaki biyolojik çeşitliliği izlemek için gerçekleştirdiğimiz araştırmalar, Gediz Deltası Sonbahar Kuş Göçü İzleme Çalışması, deltanın göç dönemi içerisindeki hareketliliğini ve hassas habitatları ortaya koymak açısından çok değerli. Bu çalışmayla, Gediz Deltası’nı göç esnasında kullanan türler ortaya çıkarıldı. Aralarında alanda nadiren görülen türler de mevcut. Yaklaşık iki milyon yaşında olan Gediz Deltası, uzun yıllardır doğaseverlerin ve bilim insanlarının çalışmalarıyla korunuyor. İnanıyoruz ki yürüttüğümüz bu çalışmalar, deltanın UNESCO Dünya Doğa Mirası ilan edilmesiyle taçlanacaktır.”

mRNA aşısı olanlara üçüncü doz uygulaması başladı

mRNA aşısı (Pfizer/BioNTech aşısı) olan tam aşılı vatandaşlar, ikinci dozun üzerinden altı ay geçmesi şartıyla ve risk gruplarına öncelik tanınarak bugünden itibaren üçüncü doz aşılarını olmaya başladı. .
  1. 60 yaş üzerindeki vatandaşlar
  2. 18-60 yaş arasında olup kronik hastalıkları olanlar
  3. Başta sağlık çalışanları olmak üzere yüksek riskli mesleklerde çalışanlar

60 yaş üzerindeki kişilerle gebelerin tam aşılı olması gerektiğini bir kez daha vurgulayan Koca, mevcut aşılama durumunu da açıkladı: 1 doz aşılı olanların tüm nüfusa oranı %67, 2 doz aşılı olanların oranı ise %59’dur. Toplumsal bağışıklığı sağlayabilmek için bu oranın %70’in üzerine çıkarılması gerekmektedir.

Uzun nöbet sürelerine düzenleme, mülakatsız yeni hekim ataması

Bakan Koca açıklamasında asistan hekimlerin uzun süreli nöbet tutmasıyla ilgili de 81 ilin sağlık müdürlüklerine fazla çalışma süreleri ve nöbet düzenlemelerinin mevzuata uygun ve insani koşullarda düzenlenmesi için talimat gönderdiğini hatırlattı:

“Uzmanlık asistanlarının çalışma koşulları ile ilgili başlattığımız çalışmanın yanında eğitimlerini de düzenleyen yeni ve geniş kapsamlı çalışmalar yapıyoruz. Konuyu tüm yönleri ile ele alıyoruz. Tüm tarafların fikrine, tecrübesine ve görüşüne müracaat edeceğiz. Çoğulcu bir yaklaşımla ele alınacak her konuda ortak akla katkı sunacak her katkıyı son derece değerli görüyorum. Daha iyi eğitim alan ve daha iyi koşullarda çalışan Uzmanlık öğrencilerinin gelişmişlik seviyemizin önemli ölçülerinden biri olacağını düşünüyorum. Sağlık çalışanlarından oluşan bu büyük aileye yeni üyelerin katılacağı müjdesini daha önce vermiştim. Bu konuda da çok yakında güzel haberleri öğrenmiş olacaksınız. Mülakat yapmadan sadece KPSS sınavı sonuçlarına göre yerleştirme yapacağız.

‘Turcovac için gönüllülere ihtiyaç var’

Yerli aşı Turcovac‘ın seri üretime geçebilmesi için halen gönüllülere ihtiyaç olduğunu belirten Bakan, “18-59 yaş arası iki doz aşı olmuş sağlıklı vatandaşlarımız hatırlatma dozu için gönüllü olmak üzere en yakın şehir hastanemize müracaat edebilir, enabiz.saglik.gov.tr adresinden ya da e-nabız mobil uygulamasından gönüllü olabilirler. Gönüllü olun, kendi aşımızın sahibi olalım” diye konuştu.