Ana Sayfa Blog Sayfa 1155

COP 26 için Dünyayı Çiz: Çocuklar hayallerindeki dünyayı çizdi

Twinkl, bu sene İskoçya‘nın Glasgow kentinde yapılan 26. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) vesilesiyle çocukların dünya ile ilgili hissettiklerini, 50 yıl sonra nasıl bir dünyada yaşanacağıyla ilgili hayallerini çizerek anlatmalarını istedi.

Çizimlere bakıldığında çocuklar genellikle dünyanın durumundan çok endişeli ama hepsi gelecekten umutlu.

400 çizim Türkiye’den geldi

Eğitim ile ilgili her konuda yayın yapan dijital yayıncı Twinkl, özellikle 6-12 yaş grubundaki çocuklardan proje kapsamında dünya ile ilgili hissettiklerini, 50 yıl sonra nasıl bir dünyada yaşanacağıyla ile ilgili öngörülerini ve hayallerindeki mükemmel dünyanın nasıl olduğunu çizerek anlatmalarını istedi.

Daha sonra bu proje için bir blog hazırlandı ve daha fazla resim toplamak için harekete geçildi.

60 ülkede dijital yayın yapan Twinkl’ye proje için toplam bin civarında resim geldi. Türkiye’nin birçok ilinden gelen resim sayısı ise 400. 60 ülkeden toplam gelen resimlerin yüzde 40’ı sadece Türkiye’den geldi.

Çocuklar çizdikleri resimlerde genellikle dünyanın durumundan çok endişeli ama gelecekten umutlu gözüküyor. Hayallerindeki ideal dünya için ise neredeyse yüzde 80’e yakını sadece bol bol ağaç, deniz, çiçek ve hayvan çizdi.

Çocukların çizimlerinin yer aldığı bloğa buradan ulaşabilirsiniz.

Avustralyalı bira üreticileri fermantasyonda ortaya çıkan karbondiksiti alglere vermeye başladı

Avustralyalı bira üreticileri, iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sunmak için yeni bir yol geliştirdi. Üreticiler şerbetçiotu fermente ederken ortaya çıkan karbondioksiti yakalayarak mikro algleri besliyor.

Uzmanlar, altı paket bira yapmak için gereken şerbetçiotu fermantasyonunda ortaya çıkan karbondioksitin bir ağaç tarafından emilmesinin iki gün sürebileceğini söylüyor.

İki biyoreaktör kuruldu

Bu sorunu aşmak isteyen Sidney’deki Young Henrys bira fabrikasının kurucuları trilyonlarca minik organizmayla dolu iki “biyoreaktör” kurmak için bilim insanlarıyla bir araya geldi.

Sidney’deki fabrikada kurulan iki adet 400 litrelik biyoreaktörün içerisindeki algler karbonu emiyor, çoğalıyor ve karbondioksiti oksijene dönüştürüyor.

İki hektar çalılık arazi kadar oksijen üretiyor

Young Henrys’in kurucu ortağı Oscar McMahon Reuters’e verdiği demeçte, her biyoreaktörün iki hektar çalılık arazi kadar oksijen ürettiğini söyledi.

Yaptığı açıklamada “Bütün sahamızı yıkabilir ve ağaç dikebilirdik. Bu durumda sahanın şu anki iki biyoreaktörle aynı miktarda karbon tutması ve oksijen üretmesi yıllar alacaktı. Bu yöntem, kentsel bir karbon tutma ve oksijen üreten çözüm olarak akıllara durgunluk veriyor” ifadelerini kullandı.

Metan emisyonları için çalışma başlatıldı

Sidney Teknoloji Üniversitesi‘nden (UTS) bilim insanları, yosunların Avustralya hayvanlarının metan emisyonlarını dengelemek için kullanılıp kullanılamayacağını araştırmak için Avustralya endüstri grubu Meat & Livestock Australia‘ya da katıldı.

UTS’den Profesör Peter Ralph, “Bir şeyi kazmak, bir ürün yapmak ve sonra onu atmak yerine, onu döngüye sokabilecek ve karbonumuzu etkin bir şekilde kullanabileceğiz” ifadelerini kullandı.

Dünyanın en büyük kömür ve doğalgaz üreticilerinden biri olan Avustralya, 2050 yılına kadar net sıfır karbon emisyonu hedefini benimsedi, ancak Başbakan Scott Morrison hedefi yasalaştırmayacağını açıkladı.

HDP: Deniz Poyraz’ın öldürülmesine ilişkin soruşturmada deliller karartılıyor

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Milletvekilleri Serpil Kemalbay Pekgözegü ve Murat Çepni, 17 Haziran’da Deniz Poyraz‘ın öldürülmesiyle sonuçlanan İzmirHDP İl binasına yönelik saldırıyla ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenledi.

Saldırıya ilişkin davanın 29 Aralık’ta görülmeye başlayacağını ifade eden milletvekilleri, soruşturma sürecinde tespit ettikleri aksaklıkları ve hukuksuzlukları paylaştılar.

‘Polis 30 dakika boyunca gelmedi’

bianet’in aktardığına göre davanın katliamın tüm delillerinin karartılması üzerine kurulduğunu savunan Çepni, soruşturma sürecine ilişkin tespitlerini şöyle sıraladı:

  • HDP binası şehir merkezinde olmasına rağmen, kapısında neredeyse 24 saat polis noktasında polisler olmasına rağmen, katliamın başından sonuna kadar geçen 30 dakikada boyunca hiçbir polis HDP il binasına çıkmadı.
  • Bina bir İşhanı, tümden olay yeri olarak değerlendirilmesi gerekirken, katil kendi ifadelerinde de tüm binayı dolaştığı, başka kapıları çaldığını kendisinin beyan etmesine rağmen, bu bina olay yeri olarak kabul edilmiyor. Hemen katliamın sonrasında bu bina giriş çıkışlara açılıyor.
  • Katil 18 saat içerisinde olay çok yönlü ele alınmadan, deliller toplanmadan, HTS kayıtları, kamera kayıtları gelmeden apar topar tutuklanıyor. Emniyette ne kadar ilginçtir ki katile ve ilişkilerine dair soru neredeyse sorulmuyor.

Katil, emniyeti aramış

  • Katilin telefonuna el konulmuş, Whatsapp yazışmalarına ulaşılmış olmasına rağmen, kişilere ilişkin hiçbir yakalama, gözaltı işlemi yapılmamış.
  • Arama tutanağında üzerinden 100 TL çıkmasına rağmen fakat her nedense adliyede katile 200 TL veriliyor. Bu para neden veriliyor? Kim tarafından veriliyor? Harçlık olarak mı veriliyor? O da ayrı soru belli değil.
  • HTS kayıtlarına göre katil telefonunun başka birine yönlendiriyor, bu ortaya çıkıyor, bu kişiye dair tek bir soruşturma gerçekleştirilmiyor.
  • HTS kayıtlarına göre, katil, çeşitli tarihlerde İzmir Emniyetini 27 kez aramış. Hangi numaraları aramış hepsi belli. Avukatlar ses kayıtları istediğinde emniyet ses kaydı yoktur diyor ve soruşturmaya gerek de duymuyor. İzmir Emniyet Müdürlüğü, hiçbir şekilde bunu dikkate almıyor ve çok normal bir şey olduğunu söylüyor.
  • Katil katliam öncesinde, kendi ifadelerinde iç ve dış keşif yaptığını söylüyor ve HTS kayıtları incelendiğinde, HDP’nin bulunduğu semtte sayısız kez geldiği ortaya çıkıyor. Kendisi de bunu bir biçimde söylüyor.
  • HTS kayıtlarına göre, görüştüğü kimi kişilerin de sinyallerine bakıldığında, incelendiğinde bu kişilerin de aynı dönemlerde HDP’nin bulunduğu semte gelip gittikleri ortaya çıkıyor. Yani, bu şu anlama geliyor, katil aylarca yaptığı keşiflerde tek başına değil. Bu konuda da tek bir inceleme ve soruşturma yok.

SADAT ile ilgili soru sorulmuyor

  • Katilin son aylarda lüks yaşadığı da resmi kayıtlarda var. Lüks oteller, saunalar vs. son derece lüks bir yaşam sürüyor son aylarında. Ama bu son aylarda çalışmadığı da biliniyor. Fakat buna rağmen parayı nereden bulduğu sorulmuyor.
  • SADAT ile ilgili soru sorulmuyor katile. SADAT ortaya çıkan delillerden sonra olayla ilgisinin olmadığına dair açıklama yapıyor ve İzmir Emniyeti bu açıklamayı yeterli görüyor. Oysa, katil Suriye’ye gitmiş bir sağlık personeli olarak. Sağlık personeli olarak gitmiş, orada silahlı eğitim almış, bütün bunları resim olarak paylaşmış olmasına rağmen ve SADAT’ın bu konudaki çalışmaları bilindiği halde, bu konuda da hiçbir soru katile sorulmuyor.

‘Mevcut soruşturmayı kabul etmiyoruz’

Serpil Kemalbay Pekgözegü ise, “Bu katliamı örtbas etmeye çalışanlar, bu siyasi cinayeti adeta ödüllendirenler, ismin ne abicim diye sırtını sıvazlayanlar, katili pamuklara saranlar ortadadır. Ve duruşma tarihi olarak verilen 29 Aralık 2021’de nasıl bir duruşmayla da, nasıl bir hukuki süreçle de karşı karşıya olacağımız görülüyor” ifadelerini kullandı.

Mevcut soruşturmayı kabul etmediklerini belirten HDP’li Milletvekili, “Bu soruşturmayı, bu katliamı aydınlığa kavuşturacak olan önümüzdeki dönemde Türkiye’de 3. bir seçeneğin ortaya çıkması, demokratik, özgür, barış içinde bir Türkiye’yi yarattığımız zaman, oluşturulacak olan gerçek bir adaletle mümkün olacaktır” dedi.

Kemalbay Pekgözegü “Deniz Poyraz’ın hukuki sürecini yakın bir şekilde takip edeceğiz. 29 Aralık 2021 tarihinde de mahkemede olacağız. Ve bu katliam aydınlatılıncaya kadar HDP olarak, HDP’nin dostları olarak bir arada bu süreci takip edeceğiz. Aynı zamanda, kadın örgütleri ve kadın mücadelesi de Deniz Poyraz’ın yanında olacak” ifadelerine yer verdi.

Gölbaşı Barajı’nın neredeyse yüzde 70’i çekildi

Bursa Ovası‘ndaki tarım arazilerine su sağlayan Kestel ilçesindeki Gölbaşı Barajı‘ndaki su seviyesi iklim krizi nedeniyle yaşanılan kuraklık ve vahşi sulama sebebiyle düştü.

Barajda meydana gelen kuraklık bölgede çiftçilik yapanları da tedirgin ederken, gölün yer yer yaklaşık 150 metre kadar çekildiği görüldü.

‘Barajın neredeyse yüzde 70’inin çekildiğini görüyoruz’

DHA‘da yer alan habere göre, Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi İkinci Başkanı ve Bursa Uludağ Üniversitesi Tarımsal Araştırma Uygulama Merkezi Müdürü Dr. Fevzi Çakmak, tarım arazilerinin sulanmasında kullanılan barajın çok değerli olduğunu ancak şu an barajın neredeyse yüzde 70’inin çekildiğini kaydetti:

Çünkü, artık tarımsal araziler sulanabildiği ölçüde değerli. Araziler sulandığı zaman verim 2-3’e katlanabiliyor. Çiftçinin ekonomik anlamda getirisi de artıyor. Özellikle iklim değişikliği ve yağışların düzensiz olduğu dönemlerde bitkinin ihtiyaç duyduğu suyu bu göletlerden karşılayarak daha verimli ürün alabilmek mümkündür. Şu an Gölbaşı Barajı’nın neredeyse yüzde 70’inin çekildiğini gözlemlemekteyiz.”

Fotoğraf: DHA

‘Suyun minimum kaçak oranıyla götürülmesi sağlanmalıdır’

Gölden sulama yapılacak alan suyun minimum kaçak oranıyla götürülmesi gerektiğini kaydeden Dr. Çakmak, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

Bu mevsim olarak doğal karşılanabilir ancak bu kadar su seviyesinin düşmesi suyun tasarruflu kullanılmaması, suyun doğru yöntemlerle kullanılmaması, suyun tarlaya giderken uygun yöntemlerle götürülmemesi dolayısıyla kayıp kaçak oranının yüksek olmasından kaynaklanmaktadır. Gölet alanından tarla başına suyun minimum kaçak oranıyla götürülmesi sağlanmalıdır. Bu da kapalı boru sistemiyle ve basınçlı sulama sistemiyle mümkündür. Şu anki sistemde genelde kanal ve kanaletlerle su tarlaya götürülmektedir. Bu anlamda da kayıp kaçak oranı yükselmektedir. Tarlaya geldikten sonra da yine mevcut vahşi sulama yöntemlerinin terk edilmesi gerekmektedir. Basınçlı, yağmurlama ya da damla sulama yöntemlerinin kullanılarak sudan tasarruf etmemiz gerekmektedir.”

‘Daha az su isteyen ürünlerin ekilmesi gerekecek’

Dr. Fevzi Çakmak, kuraklığın ekilen tarım ürünlerinde değişiklik oluşturabileceğinin altını çizdi ve “Kış aylarında yağan karın baharda erimesiyle, derelere karışan suların göletlere ve barajlara dökülmesiyle bu göletler dolmaktadır. Son yıllarda iklim ve yağış rejimi değişmekte. Kar yağışları azalmakta. Göletler dolmazsa çiftçi ciddi anlamda mağdur olacak. Burada ürün desenini de değiştirmek gerekebilir. Daha az su isteyen ürünlerin ekilmesi gerekecek. Bu da gelir kaybına yol açacaktır” ifadelerini kullandı.

Türk Toraks Derneği’nin Savunuculuk Ödülü İkizköy ve Validebağ’a verildi

Göğüs hastalıkları uzmanı hekimlerin oluşturduğu Türk Toraks Derneği, bu yılki kongrelerinde, Çevre ve İklim Sorunları Savunuculuk Ödülü‘nü Validebağ Korusu mücadelesi ile Akbelen Ormanı‘nı kömür madenlerine karşı savunan  İkizköy Çevre Komitesi‘ne verdi.

Toraks Derneği adına Prof. Dr. Ali Kocabaş tarafından verilen ödülü İkizköy Çevre Komitesi adına Nejla Işık ve Celal Çoban ile Akbelen Ormanı Nöbeti’nden Zeynep Aktoğu birlikte aldı.

Kongre katılımcıları İkizköylülere Akbelen Ormanını Vermeyeceğiz sloganında eşlik ederek alkışladılar.

‘Mücadelemiz termik santrallerle başladı’

İkizköy Çevre Komitesi sözcüsü Nejla Işık ve Celal Çoban  “Öncelikle biz İkizköylülerin yıllardır verdiği zorlu direnişi bu ödüle layık gören Türk Toraks Derneği’ne köylüler olarak biz de teşekkürü bir borç biliriz” ifadelerini kullandı.

Mücadelenin ne zaman baladığı anlatılan açıklamada “Mücadelemiz sanıldığı gibi, kömür madeninin yok etmek üzere köyümüze dayandığı, bizlere tarifsiz acılar ve deneyimler yaşattığı gün değil, çok daha öncesinden, yaşam alanlarımıza bir saldırı niteliğinde olan Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin yapılmasının planlandığı gün başladı” denildi.

Açıklamada “Mücadele tohumlarını yüreklerimize atan asıl olay buydu. 1980’lerden bu yana termik santrallerin kamu yararı maskesiyle yıllardır halkın emeğini sömürmesi, insanları köleleştirmesi, kendi kendine zor yetebilen bağımlı bireyler yaratması; tüm bunlar yetmezmiş gibi nice canlıları zehirlemesi, yaşamlarından çalması, yaşam alanlarını haksızca gasp etmesi gibi kabul etmesi imkansız bedeller, hukuk tanımaz bir ısrarla birleşince bu mücadele tohumunu yıllarca içimizde besleyip büyüterek filizlenmesini sağladı” ifadeleri kullanıldı.

‘Göçe zorlandık, hastalandık’

İkizköylüler olarak uzun senelerce komşu köylerde yaşayanların topraklarının ve evlerinin yok edildiğine, gözü gibi bakıp büyüttükleri ağaçların talan edilmesine, kendilerinin ise göçe zorlandıklarına, geçim kaynaklarının ellerinden alınarak santralde çalışmak zorunda bırakıldıklarına, yani köleleştirildiklerine ve geçim sorunlarıyla boğuştuklarına şahit oldukları belirtilen açıklamada “Bunlar da yetmezmiş gibi aynı dostlarımızı, her yanımıza durmadan zehir saçan termik santraller yüzünden kaybettik, nice ağır hastalıklarla yüzleştiklerine tanıklık ettik . Her geçen yıl birimiz daha kanserle savaşmak zorunda kalıyor, çocuklarımızın astım ve bronşit hastası olarak dünyaya gelmesini, sağlıklı yaşam haklarının daha dünyaya gelmeden ellerinden alınmasını acı içinde izliyoruz” denildi.

Açıklamada “Ödediğimiz bunca ağır bedellerden sonra, kömür madeni canavarının yutmak istediği Akbelen Ormanı’na tüm gücümüzle sarıldık. Termik santrallerin sıradaki hedefi olan Akbelen Ormanı, bizimle birlikte birçok canlıya ev sahipliği yapıyor. Köyümüzü de içindeki canlılar gibi kanatları altına alan Akbelen Ormanı, kömür canavarıyla aramıza siper olan son doğal yaşam alanlarından biri” ifadelerine yer verildi.

‘Susuzluk ve gözaltı ile cezalandırıldık’

Termik santrallere karşı durdukları günden bu yana susuzluk gibi bir çok sorunla cezalandırıldıkları aktarılan açıklamada “Mücadelemizin başından beri yanımızda olan Deniz Gümüşel adlı aktivist arkadaşımız, anayasal hakkı olan ifade özgürlüğü çerçevesinde kömür şirketiyle ilgili protesto yaparken haksız yere göz altına alındı” hatırlatması yapıldı.

“Bizi bunlarla korkutabileceklerini, yıldırabileceklerini sanıyorlar” denilen açıklamanın devamında “İkizköylüler olarak haklı davamızda gerçekleri haykırmaya devam edeceğiz, yaşamı para için yok etmeye ant içmiş şirketlerin önünde durmaktan vazgeçmeyeceğiz. Bu müdahaleler, bizleri yıldırmaktan çok mücadelemize daha sıkı sarılmamızı sağlıyor” ifadeleri kullanıldı.

Açıklama “Bu ödülü, direnişimize dört kolla sarılmış tüm İkizköylü dostlarım adına alıyoruz. İkizköy ve Akbelen Ormanı mücadelemizde bizi yürekten destekleyen, doğayı ve yaşamı korumak için çaba gösteren herkese bu ödülü adıyoruz. Bizler için hayati öneme sahip olan ormanlarımızı da, yaşam alanlarımızı da kirli enerji kaynaklarına feda etmeyeceğiz!” sözleriyle sona erdi.

 

Avcıların kapanı yavru filin ölümüne sebep oldu

Endonezya‘nın Sumatra Adası‘nda yavru bir fil, kaçak avcıların kurduğu kapana takılıp hortumunun yarısını kaybetmesi sonucunda hayatını kaybetti.

Sumatra fillerinin nesli, doğal yaşam alanları olan Borneo ve Sumatra‘daki ormanların hızla tahrip edilmesi nedeniyle zaten tehlikedeyken, kaçak avcılık da fillerin hayatını tehdit ediyor.

‘Yarası çok ciddiydi ve enfeksiyon kapmıştı’

BBC Türkçe‘de yer alan habere göre bir yaşındaki fil, avcıların kapanına sıkıştıktan sonra sürüsü tarafından geride bırakılmıştı. Aceh Jaya kasabası yakınlarındaki köylüler de yavru fili koruma merkezine götürmüştü.

Yetkililer, filin hortumunun bir kısmını keserek onu kurtarmaya çalışsalar da operasyondan iki gün sonra filin enfeksiyon nedeniyle öldüğünü açıkladı.

Yavru fili kurtarmak için ellerinden geleni yaptıklarını ifade eden Aceh Doğal Kaynakları Koruma Merkezi‘nin Müdürü Agus Arianto “Onu kurtaramadık çünkü yarası çok ciddiydi ve enfeksiyon kapmıştı” dedi.

Ünlü sanatçı Omar Souleyman, Urfa’da gözaltına alındı

Omar Souleyman olarak tanınan Suriye uyruklu ünlü sanatçı Omar Almasikh, Urfa‘da jandarma ekiplerinin düzenlediği operasyonla PKK üyesi olmak suçlamasıyla gözaltına alındı.

Sanatçının Almanya‘da Abdullah Öcalan ve PKK’yi öven bir konuşma yaptığı iddiasıyla gözaltına alındığı kaydedildi.

2013 Nobel Barış Ödülleri Konseri’nde sahne almıştı

Hakkında arama kararı olan Souleyman’ın Karaköprü’de bir ikamette bulunduğu ihbarı üzerine Şanlıurfa İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Karaköprü İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri ile birlikte gerçekleştirdiği operasyon sonrasında Omar Souleyman yakalandı.

Gözaltına alınan sanatçı, Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sağlık kontrolünden geçirildikten sonra sorgulanmak üzere jandarma komutanlığına götürüldü.

Sanatçı, 2013 Nobel Barış Ödülleri Konseri’nde de sahne almıştı.

Avrupa Birliği, ormanlara zarar vererek üretilen ürünleri yasaklamaya hazırlanıyor

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Kıdemli Başkan Yardımcısı Frans Timmermans ile AB Komisyonu Üyesi Virginijus Sinkevicius, Brüksel‘de basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde hazırlanan toprak stratejisi, ormansızlaşma ve atık yönetimini içeren düzenleme paketini tanıtıldı.

Orman tahribatına neden olmayacak ürünler

Pakete göre, AB piyasalarında satılan ürünlerin orman tahribatına neden olmaması sağlanacak.

AB ülkelerinde yer alan soya, sığır eti, palmiye yağı, tahta, kakao ve kahve ile deri, çikolata ve mobilya gibi türev ürünlerin ormansızlaşmaya katkı sağlamaması gerekecek.

Söz konusu ürünlerin AB piyasalarına getirenlerin gerekli özeni göstermesini sağlamak için katı kurallar uygulanacak.

Ülkeler sınıflandırılacak

Piyasaya sağlanacak söz konusu ürünlerin üretildiği arazinin coğrafi koordinatları toplanacak ve denetlenecek.

AB Komisyonu, bu ürünleri üreten ülkeleri sınıflandıracak. Atık yönetimine ilişkin teklife göre ise AB üyesi ülkelerin fakir ülkelere atık göndermesi zorlaştırılacak.

Atık gönderimi sınırılandırılacak

AB ülkelerinin plastik ve metal gibi çeşitli atıklarını OECD üyesi olmayan ülkelere göndermesi sınırlandırılacak.

Bu ülkelere atık sadece ülkenin atığı sürdürülebilir biçimde yönetecek imkanı varsa gönderilebilecek.

OECD ülkelerine gönderilen atıklar da gözlenecek. Atıkların bu ülkelerde ciddi çevre sorunlarına neden olması halinde gönderim geçici olarak durdurulacak.

AA’nın aktardığına göre AB dışına atık ihraç eden tüm şirketler, bunları alan tesislerin çevreye duyarlı biçimde faaliyet gösterdiğinden emin olacak.

Parlamento onayı gerekiyor

Toprak stratejisine göre de toprağın daha sağlıklı olmasına yönelik çeşitli tedbirler uygulanacak.

Söz konusu düzenlemelerin yürürlüğe girmesi için Avrupa Parlamentosu (AP) ve üye ülkelerin onayı gerekiyor.

RTÜK, Üç Kuruş dizisine ceza verdi: Romanlara yönelik söylemleri ayrımcı ve aşağılayıcı

RTÜK, CHP İzmir Milletvekili Özcan Purçu ve Roman Dernekleri Federasyonu’nun SHOW TV‘de yayımlanan “Üç Kuruş” dizisi hakkındaki şikayet başvurusunu karara bağladı.

Dizideki Roman vatandaşlara yönelik söylemleri, “ayrımcı ve aşağılayıcı” olarak değerlendiren RTÜK, idari para cezası verdi. Dizideki şiddet sahnelerinin de Roman toplumunun yaşamını kötü gösterdiği belirtildi.

Kadını aşağılıyor ve güçsüz gösteriyor

RTÜK, dizideki argo kullanımının yoğunluğu, kavga görüntülerinin sıklığı ile kadını aşağılayan ve güçsüz gösteren sahneleri yasa ihlali olarak değerlendirdi.

“Kadına şiddet/taciz” ve “karşılıklı şiddet” ile ilgili sahnelerin izleyicilerin söz konusu durumları normalleştirmelerine, içselleştirmelerine ve şiddetin gerçek dünyada yer bulmasına yol açacak bir etkiye sebep olabileceğine kanaat getiren RTÜK, yayıncı kuruluş SHOW TV’ye ağır idari para cezası verilmesine karar verdi.

‘Ön yargı yaratıyor’

CHP’li Purçu daha önce dizi hakkında “Romanlarla ilgili etiketleri söylüyorum: Romanlar alkolik, kaba, suça eğilimli, mafya, hırsız, potansiyel suçlu, çingene, küfürbaz. Dizinin verdiği mesaj bu. RTÜK neden gerekeni yapmıyor? Romanlara dair herhangi bir bilgisi olmayan ve bu diziyi izleyen bu ön yargılara sahip olacak” ifadelerini kullanmıştı.

RTÜK’ü göreve çağıran Purçu, “Biz yıllardır ayrımcılıkla mücadele eden bir toplumuz. Ben de herkes gibi olmak istiyorum, Türk vatandaşıyız biz. Bu diziler neden engellenmiyor? RTÜK’ü göreve davet ediyorum. Bizi ötekileştiriyorsunuz, kin ve nefret suçu işliyorsunuz, anayasal suç işliyorsunuz. Dizinin adı bile ayrımcılığı körüklüyor, Roman mahallesinde Romanları konu alan bir dizi çekiyorsun, güya Roman hayatını anlatıyorsun. Bizim hayatımızı hiç anlatmıyor o dizi” çıkışını yapmıştı.

Erdoğan: İstanbul Sözleşmesi’ni tamamen gündemimizden çıkardık

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İspanya Başbakanı Pedro Sanchez yaptıkları görüşmenin ve Türkiye-İspanya Hükümetlerarası 7. Zirvesi‘nin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

İspanyalı gazeteci Andrés Gallardo, Erdoğan’a İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili bir soru yöneltti. Cumhurbaşkanı ise İstanbul Sözleşmesi’ni gündemlerinden çıkardıklarını kaydetti.

‘İstanbul Sözleşmesi’ni tamamen gündemimizden çıkardık’

Gazeteci Andrés Gallardo, Erdoğan’a “İspanya’nın LGBTİ+ haklarıyla ve kadına karşı şiddetle ilgili bir gündemi var. Bu konular Türkiye’yle görüşüldü mü, bilmiyorum. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’ne tekrar dahil olmasıyla ilgili görüşülme oldu mu?” şeklinde bir soru yöneltti. Erdoğan ise bu soruyu şöyle yanıtladı:

Maalesef tabii bu dönem içerisinde bazı kadına şiddet noktasındaki uygulamalar bizi dilhun etmektedir. Tabii bunların üzerine gerek emniyet teşkilatımız gerek Adalet Bakanlığımız olarak şiddetle gidiyoruz ve bu konuda da gerekli olan her türlü adımları atıyoruz, atmaktayız ve atacağız. Ancak İstanbul Sözleşmesi konusuna gelince, biz İstanbul Sözleşmesi’ni tamamen gündemimizden çıkardık. Çünkü biz İstanbul Sözleşmesi ile atılacak adımları zaten normal yasalarımızda kadına şiddetten tutunuz uygulamalarına varıncaya kadar bunlar bizim zaten gündemimizde var. Çünkü kadın bizde en kutsal varlıktır ve kadının bu kutsiyetine asla leke gelmesine biz zaten müsaade etmeyiz. Çünkü bizde aile kavramı çok hassastır, çok kutludur. Aile kavramı üzerinde de bu önemsediğimiz durumu lekelemek suretiyle buna müsaade zaten etmeyiz. O zaman zaten İstanbul Sözleşmesi’ne de gerek yok dedik ve kaldırdık.”

Erdoğan, görüşme sonrası yaptığı açıklamalarda, “Bugünkü zirveyle ilişkilerimizi bundan böyle kapsamlı ortaklık olarak tanımlamaya karar verdik. Ayrıca bir zirve takip mekanizması kurarak hem kararlaştırdığımız hususların hayata geçirilmesini yakın takip altına aldık. Koronavirüsün olumsuz etkilerine rağmen ticaret hacmimiz daha şimdiden bir önceki enenin rakamlarını yakalamıştır. Bu durum 20 milyar dolarlık hedefimizi yakaladığımız anlamına gelmez. Bunu yakalayacağımıza inanıyorum” ifadelerini de kullandı.

İki ülke arasında imzalanan anlaşmalar

Erdoğan ve Sanchez’in, görüşmeleri ve Türkiye-İspanya Hükümetlerarası 7. Zirvesi’nin ardından çeşitli anlaşmalar imza altına alındı.

İki ülke arasında, “Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Orman Bakanlığı ile İspanya Krallığı Ekolojik Dönüşüm ve Demografik Sınama Bakanlığı Arasında Su Alanında İşbirliğine Dair Mutabakat Zaptı”, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile İspanya Hükümet Başkanı Üçüncü Yardımcısı ve Ekolojik Dönüşüm ve Demografik Sınama Bakanı Teresa Ribera Rodriguez tarafından imzalandı.

“Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ile İspanya Krallığı Bilim ve Yenilik Bakanlığı Arasında Kutup Bilimlerinde ve Lojistiğinde İşbirliği Hakkında Mutabakat Zaptı”nı, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ile İspanya Dışişleri, AB ve İşbirliği Bakanı Jose Manuel Albares Bueno imzaladı.

“Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ile İspanya Krallığı İçişleri Bakanlığı Sivil Koruma ve Acil Durum Genel Müdürlüğü Arasında Afet ve Acil Durum Yönetimi Alanında Mutabakat Zaptı”, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska Gomez tarafından imza altına alındı.

“Türkiye Cumhuriyeti Gençlik ve Spor Bakanlığı ile İspanya Krallığı Kültür ve Spor Bakanlığı Arasında Spor Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı”nı, Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu ile İspanya Dışişleri, AB ve İşbirliği Bakanı Jose Manuel Albares Bueno imzaladı.

“Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile İspanya Krallığı Ekolojik Dönüşüm ve Demografik Sınama Bakanlığı Arasında Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği Alanında Mutabakat Zaptı”na, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez ve İspanya Hükümet Başkanı Üçüncü Yardımcısı ve Ekolojik Dönüşüm ve Demografik Sınama Bakanı Teresa Ribera Rodriguez imza attı.

“Türkiye Cumhuriyeti Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile İspanya Krallığı Hükümet İkinci Başkan Yardımcılığı ve Çalışma ve Sosyal Ekonomi Bakanlığı Arasında Çalışma ve İstihdam Alanlarında İşbirliği Hakkında Niyet Beyanı”nı da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin ve İspanya Hükümet Başkanı İkinci Yardımcısı ve Çalışma ve Sosyal Ekonomi Bakanı Yolanda Diaz Perez imzaladı.