Yeşeriyorum

Özel Yetkili Mahkemeler adil yargılama hakkını ihlal ediyor – Ergin Cinmen

0

Yılmaz Karakoyunlu’nun “Üç Aliler Divanı” adlı roman/belgeselinin sonunda Atatürk, İstiklal Mahkemesi Başkanı Kel Ali’yi makamına çağırır ve şöyle der: Artık mahkemenizden beklenen misyon ortadan kalkmıştır. İstenenleri yerine getirdiniz. Teşekkürler.” Demesi üzerine Kel Ali “aman paşam daha yapacak çok işimiz var. Müsaade edin devam edelim.” Der. Atatürk ısrarlıdır. Yeteri kadar can yakılmıştır. Her türlü muhalefetin üzerinden yargı vasıtası ile silindir gibi geçilmiştir. Mahkeme bir kararla rejime muhalefet edenlerin çoğunun idamına karar vermiştir. İnfazlar şehrin muhtelif semtlerinde yapılır. Yargı araç olarak kullanılmış, siyasi ihtiyaç karşılanmıştır.

Şimdi bunu söylemenin ne yeri ne zamanı diyebilirsiniz. Kurtuluş savaşı yeni bitmiş, yeni bir devlet kurulmuş… Toplumların her altüst oluşunda böyle şeyler olabilir. 1927 tarihinde olan bitenin bu gün ne anlamı vardır?

Dediğiniz tabi ki doğru ama burası Türkiye. Bakın, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ne diyor: “ Özel yetkili mahkemelerin varlığı kalıcı değildir, geçicidir. Çünkü demokratik hukuk devletlerinde böylesi istisnai mahkemeler olmaz. İhtiyaç kalmadığı zaman mahkemelerin kaldırılmasını zaten Türkiye tartışmayacaktır bile. Gönül rahatlığıyla kaldıracaktır.” (27. Şubat.2012 Hürriyet.)

Oysa mahkemeler herhangi özel bir ihtiyaç için değil, ancak adalet dağıtma ihtiyacı için kurulabilir. Mahkemeler geneldir. Kişiye veya kişilere özel mahkeme olamaz. Belli bir suç tipi için mahkeme kurulamaz. Her suç için ayrı usule tabi mahkeme Olmaz. Suçtan sonra mahkeme kurulamaz.

Düşünce ve ifade özgürlüğünün ve hatta yaşam hakkının dahi hukuka uygun olmak kaydıyla olağanüstü durumlarda istisnaları vardır. Ancak iki hakkın istisnası yoktur. İşkenceye maruz kalmama hakkı ile adil yargılanma hakkının istisnası yoktur. Devletler bu iki hakkı her hal ve koşulda yurttaşlarına tanıyacaktır. Demokratik bir ülkede yaşıyorsak bu böyledir.

Oysa Türkiye, özel mahkemeler diyarıdır. İstiklal Mahkemeleri, Örfi İdare Mahkemeleri, Sıkıyönetim Mahkemeleri, Yassıada Mahkemeleri, Devlet Güvenlik Mahkemeleri ve şimdi de Geniş ve Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri.

Sorun yalnızca bu mahkemelerin diğer mahkemelere nazaran yetkilerinin geniş olmasından kaynaklanmamaktadır. Sorun, çoğunlukla siyasi suçlamalara bakarken ve yasaları yorumlarken kişi hak ve özgürlüklerini bir tarafa bırakmalarıdır. Oysa yargı makamı olarak göreviniz devleti değil hukuku korumaktır. Bu terazi tarihimizin her döneminde doğrudan ve bizzat hukuk adamlarının elleriyle sakatlanmıştır.

Yukarıda listesini vermiş olduğumuz mahkemelerin en ayırt edici özelliklerinden biri de yargısız infaz yapmalarıdır. Yargısız infaz yalnızca polis tarafından yapılmaz. Türkiye’de sanık ile hükümlü ayrımı bu mahkemelerde neredeyse kalmamıştır. Cezaevlerini dolduran insanların yarısı hükümlü değil tutukludur. Oysa sanık, belli bir suç şüphesi altında bulunan masum sayılan kişidir. Onun suçluluğu yargılamanın sonunda belli olacaktır. Eğer her yargılamayı tutuklu olarak sürdürürseniz, yargılamadan ceza çektirirsiniz ki bunun diğer bir adı da yargısız infaz olacaktır.

İşte sırf bu nedenledir ki, Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde adil yargılanma hakkını en fazla ihlal eden ülke haline getirilmiştir.

Yoksa, ileri demokrasi ile kastedilen “ihlalde ilerilik” mi idi?

 

 

Ergin Cinmen

Kategori: Yeşeriyorum

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.