Köşe YazılarıLGBTİ+ManşetYazarlar

[Onur Ayı] Hatıranın getirdiği – Aslı Alpar

0

Hafıza, geçmiş zamanın konusu mu? Yoksa hatıralar şimdiki zamanla mı tanımlanmalı. Hatırladığımız an her ne kadar geçmişte yaşansa da anılar sayesinde zihnimizde şimdiye ve geleceğe ait değil mi? Anıların süreğen bir yaşamı yok mu?

Rene Magritte’nin İkinci Dünya Savaşı ortalarında yaptığı “Hafıza”resimlerinin değişmeyen parçası mermer heykelden kanayan, ancak yarasını görmediğimiz kafayı düşünüyorum.

Geçmişte olanın yetersizliğini sunarken yarasını artık göremediğimiz halde kanayan bir kafa, hafızanın şimdi ve gelecekle  ilgili olduğunu anlatmıyor mu? Artık acıtmayan bir yara, kapanmış bitmiş bir yara; hafızada kanlı ve şimdiki halinde değil midir?

Bütün bu soruları aklıma getiren bu hafta (24-30 Haziran) gerçekleşecek 32. İstanbul Onur Haftası’nın bu yıl ki teması:

“Hatırlıyorum, hatırlıyor musun?”

Bu soruyla, baskılanan ama iç içe geçmiş toplumsal ve kişisel hafızamızın Magritte’nin “Hafıza”sına ne kadar benzediğini düşünüyorum.

2015’te İstanbul Valiliği’nin başlattığı hukuksuz yasakların ardından sokak aralarına dağılarak sürdürüyoruz Onur Yürüyüşleri’ni. Peki ya 2015 öncesinin Onur Yürüyüşleri? Hatırlıyor musun? Hatırlıyorum… Bu hatıra değil mi sokak aralarından birbirimizi bulduğumuz meydanlara bizi çıkaran.

İktidarın tüm siyasi ve gündelik araçlarını kullanarak saldırdığı var oluşumuz her zamankinden daha görünür, her zamankinden daha açık değil mi? Öyle. Çünkü biz hatırlıyoruz, iktidar da hatırlıyor. Doldurduğumuz sokakları, meydanları, herkesin mutlu olduğu o anı, özgür hissettiği o havayı hatırlayan bir tek biz değiliz…

Henry Purcell’in bestelediği, Nahum Tate’in yazdığı “Dido’s lament” şiirinde “Beni hatırla, kaderimi unut” diyor. Öyle yapalım, çünkü bize biçtikleri kaderi reddediyoruz ve hatıranın geleceğe açtığı patikadan el ele yürüyoruz.

Hatırlıyorum.

Hatırlıyor musun?

Dido’s lament:

You may also like

Comments

Comments are closed.