Yazarlar

Olay Yeri: Taksim – Güneşin Aydemir

Dün gece oradaydım. Çok acayip şeyler oldu.

İstiklal caddesini meydana doğru bir boydan bir boya adımlayarak geçtik. Olayın geçtiği yere geldik. Yol boyu insanlar neşeli ve ciddi. Bir şiddet yok.

Meydana yaklaştıkça işlerin rengi değişiyor. Ön saflara doğru şu meşhur biber gazını hissetmeye başlıyoruz. Gözlerimiz hafiften yanıyor, sönüyor. Burnumuz mütereddit. Ama bu güzel kalabalıkta en ufak bir agresyon, bir galeyana gelme yok. Herkes birbirine yardımcı, birbirine destek.

İnsan safları sıklaşıyor. Yürüyoruz kalabalığın içine. Ne yalan söyleyeyim insanın içini bir tedirginlik kaplıyor. Eminim ürkek bakışlarla bakıyorum etrafa. Çok da ne yapacağımı bilmeden. Bir sonraki an ne olacak belli değil de ondan!

“Hadi kızım Güneşin, fırsat ayağına geldi, yıllardır talimini yaptığın “an”da kalma halini denemenin ve kendini sınamanın tam vaktidir… Başla şimdi olanlara dikkatle bakmaya! “

Bu kararı aldığım için başlangıç namına derin bir nefes aldım, içimi biber gazı doldurdu… Karşı cepheden atılan gaz bombası sanırım dibime düştü. Şanslıyım ki, bir güç o bombayı başıma düşürmedi, “buna dikkat et” diyor gibiydi. Yaşam nasıl da eğitiyor çocuklarını… “Teşekkürler Sahip!” .

Birisi benden izin alarak “dur ablacım” dedi ve gözlerime elindeki karbonatlı sudan döktü…

Biber gazı bombalarını atıyorlar ve aralarında olduğum kalabalığın ortasındayım.  Gazın etkisinden çıkmaya çalışanlar geri istikamete doğru seyrediyorlar refleks olarak, canları yanıyor zira. Arka saftakiler  ellerini kaldırıp “yavaş yavaş, koşma!” diye bağırıyor. Ve kalabalık yavaşlıyor.

Ön taraf sakinleşiyor. Karşı taraf gelecek emirleri bekliyor belli ki. Ve başlıyorlar eller havada “gel, gel, gel, gel, gel” . Saflar sıklaşıyor yeniden.

“Gel sevgili Türkiye, korkma, acımıycak! Korkma, çünkü bu hamleyi kaybedersen bundan sonrası yangın yeri “

İlerliyoruz. Olacak şey belli. Yine biber gazı. Ama ne zaman olacağı belli değil.

Benim bulunduğum taraftaki kalabalık tek bir organizma gibi hareket ediyor. Bir ileri gidiyor, bir geri geliyor. Dalga gibi salınıyor. Soluk gibi nefes alıp veriyor… Şuurlu kalabalık ne güzel bir şeymiş! Şu hale gelebilmemiz için neler geldi geçti diye düşünüyorum. Buna emeği geçen herşeye ve herkese sonsuz teşekkürler. Kurtuluş Savaşına, olan bütün darbelere, o darbelere neden olan halk hareketlerine, susurluk’taki kamyona, ışık açıp kapatma eylemine, Marmara Depremine, o depremdeki dayanışmaya, Karetta karetta kaplumbağalarına, kelaynak kuşlarına, Büyük Anadolu Yürüyüşüne, haksızlığa uğrayan ama susmayan herkese….

Kaba kuvvet dün Taksim Meydanına halkı almamış olabilir. Oradaki halk geri çekilirken bile çok onurluydu… Kaçmadı, taşkınlık yapmadan uzaklaştı. Devam etmek için….

Dün gece iki zıt duyguyu aynı anda yaşayan tek kişi ben değildim sanırım. Aynı anda güven duygusu ve aynı anda güvensiz bir durumun tedirginliği… Güven duygusu, içinde bulunduğum kalabalığın şevkat dolu ve şiddetsiz dayanışması; güvensizliğin kaynağı bana huzur ortamı yaratması için var olan kolluk güçleri!

Sorular var tabii, sorulması gereken.

Ey kolluk güçleri! Soruyorum sıradan bir vatandaş olarak…. Sen beni kimden koruyorsun? Sen kimi koruyorsun?

Başka bir soru bütün bu olanlardan halkımızı bilgilendirmekle görevli medyaya gitmeli. Ey medya! Soruyorum, ben doğru ve hızlı bilgi için buradayım da. Sen ne için oradasın? Elindeki kaynakları ne için kullanıyorsun? Sen neden beni doğru şekilde bilgilendirmiyorsun? Dün feribotta gelirken seyrettiğim haberlerle benim gördüklerimin neden hiç alakası yok?

Daha sorulacak çok soru var, sırası gelince de sorulur. Taksim’de soruluyor zaten.

Bir cevap en yakınımdan geliyor. “Aman dikkat et kızım” demesini beklediğim annem “haydi hayırlısı, ben de gelseydim keşke” diyor.

Daha fazla yazamıyorum çünkü işim var, Anadolu’dan gelen binlerce insanla birlikte “sokakta” işim var….

 

 

 

Güneşin Aydemir

 

 

 

Kategori: Yazarlar