Köşe Yazıları

Neden bir “seçimler ve çevre” yazısı yerine “oyum HDP’ye” yazısı yazdım?

Kısa yazacağım. Geçmiş seçimlerde birçok kez seçimler ve çevre politikalarıyla ilgili yazılar yazdım. Partilerin seçim beyannamelerini, vaatlerini, vb. değerlendirdim. Bu seçimlerde de bunu yapmak için vakit harcadım, beyannameleri okudum, demeçleri vb. zaten izliyoruz, hatta Açık Radyo’daki bazı programlarda da konuştuk. Ama neticede bu kez böyle detaylı bir yazı yazmak içimden gelmedi. Çünkü çok temel bir meselenin ağırlığı orta yerde duruyor.

Gezi’den beri hepimiz biliyoruz. Aslında bunu Akkuyu’dan, Aliağa’dan, Bergama’dan, Gerze’den, Fırtına’dan, Yuvarlakçay’dan, sayısız örnekten zaten biliyorduk. Çevre, ekoloji, doğa, iklim vb. meseleleri olarak kodladığımız, en yaşamsal sorunlarımızla ilgili konularda, en azından bu ülkede (ve aslında bütün dünyada), ancak halk mücadeleleriyle sonuç alınabiliyor. Neden böyle olduğunu tartışmak için ciltler dolusu kitap yazmak lazım. Ama sonuç bu. Yaşadığınız mahalleyi, şehri, köyü, dereyi, toprağı ve gezegeni korumak, çocuklarınıza hiç olmazsa şimdi üzerinde yaşadığınız toprak ve soluduğunuz hava kadarını (zaten ağır bir şekilde tahrip edilmiş halde de olsa) bırakmak, onların ve tüm canlıların yaşam hakkını savunmak istiyorsanız, kendi kaderinizi elinize almak, sokağa çıkmak, protesto etmek, yürüyüş düzenlemek, iş makinelerinin karşısında durmak, imza toplamak, dava açmak, kampanya yapmak zorundasınız. Yoksa birileri, sizin adınıza, masa başında ya da meclis koridorlarında politika üretip, hiçbir şeyi çözmeyecek. Çünkü mevcut, büyük siyasi partilerin ekoloji ve ekonomi politikalarında birbirlerinden farkları sınırlı olmakla kalmıyor, ekonomi kararları da başka dinamiklerle belirleniyor.

7 Haziran seçimlerinde seçmenler olarak bir rejim değişikliğini oylayacağız. Başkanlık sistemi denen rejim değişikliğiyle, Tayyip Erdoğan’ın fiilen uygulanmaya başladığı tek adam yönetimini kurumsallaştırmış, iyice otoriterleşmiş, seçim güvenliğinin, yargı bağımsızlığının tamamen ortadan kalktığı, denge ve denetleme mekanizmalarının yok edildiği, düşünce özgürlüğü, akademik özgürlük, basın özgürlüğü, gösteri özgürlüğü kalmamış, bütün muhaliflerin baskı altına alındığı, hapsedildiği “yeni” bir Türkiye kurmak istiyorlar. Bununla mücadelenin tek yolu, iktidarın yıllardır kendisi için kullandığı %10 barajının bu kez kendisini vurmasını sağlayarak dört partili bir meclis oluşturmak ve hiç olmazsa çok partili parlamenter rejimi korumak. Ancak bu dönüm noktasında başarılı olduktan sonra demokrasi mücadelesine devam etmek mümkün olacak. Kürt sorununda silahların sustuğu, müzakerelerin sürdüğü, nispeten barışçı ortamın devam etmesi de, ancak dört partili parlamentoyu devam ettirmekle mümkün olacak gibi görünüyor.

Partilerin iklim, çevre, ekonomi vb. politikaları ne olursa olsun, gerçek mücadeleyi de ancak mahkemelerinde dava açabildiğimiz, sokağa çıkıp yürüyüş yapabildiğimiz, imza toplayabildiğimiz, kampanya yapabildiğimiz, “direniş” sözcüğünü kullanabildiğimiz bir ülkede verebiliriz. Bu özgürlüklerin yok edildiği bir ülkede teknokratların kurguladığı en müthiş çevre eylem planları, kağıt üzerinde iklim değişikliğiyle mücadele için alınan emisyon azaltım hedefleri, çıkarılan yenilenebilir enerji kanunları falan boş iştir, lafügüzaftır.

Eğer iklim, çevre, doğa, vb. dünya görüşünüzde, oy verme kararınızda bir etkiye sahipse HDP’ye sadece bunun için bile oy verebilirsiniz. Çünkü hesabı artık herkes biliyor, HDP’nin baraj altında ve meclis dışında kaldığı bir seçim sonucunda bu özgürlükleri ve demokratik mekanizmaları tamamen kaybedebiliriz.

Ayrıca daha önce de yazmıştım, seçim beyannamelerinde çevre ve iklim politikalarını çok teknik, biraz da süslü cümlerle yazmış bütün diğer partilerin, siz asıl (büyük) ekonomi ve kalkınma politikalarına bakın. HDP, mecliste bulunan dört parti arasında, ekoloji mücadelesinin temelini oluşturan yerel demokrasiyi, yerinden yönetimi, merkezsizleşmeyi, kararların yerel halkla birlikte alınmasını ve demokratik özerkliği savunan tek parti. HDP ayrıca nükleer enerjiye karşı olduğunu açıklayan, enerjinin ne için üretildiğini sorgulayan, yerelde, yerelin ihtiyaçları için üretilmesi gerektiğini söyleyen tek parti. Bu özellikleriyle de barajı geçtiği ve parlamentoda olduğu takdirde, halkın verdiği ekoloji mücadelesini Meclis’te destekleyeceği, sahip çıkacağı umudunu veriyor. Dediğim gibi bu ülkede, bu zamanda, bundan daha önemli bir şey yok.

Ben oyumu bu nedenle HDP’ye vereceğim. Demokrasiyi korumanın, diğer her şeyle birlikte, özellikle de artık bugün, iklimi ve çevreyi korumakla aynı şey olduğunu hatırlayarak. Çünkü ekoloji mücadelesi demokrasi mücadelesidir.