Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Muhalefetten beklentinin dayanılmaz ağırlığı

Öyle zamanlardan geçiyoruz ki insan, Çinlilerin “ İlginç zamanlarda yaşayasın” bedduasının gerçekleştiğini düşünmeden edemiyor.

Dünyanın her yerinde örgütlü “kötülüğün sıradanlığı” at koşturuyor. Yarattığı tahribatla gezegeni Antroposen çağına sokan insan, bununla paralel olarak kendi yaşamını da egoizmin onulmaz çukuruna sapladı. İklim krizi, gelir dağılımı adaletsizliği ve covid – 19 salgını bile “bir musibet bin nasihatten iyidir” atasözünün, bunlardan çıkardığımız bir dersle hayata geçmesine yaramadı.

Türkiye başta olmak üzere hemen her ülkenin iktidarı, yönetmekte en çok zorlanacağı şu dönemi bu sayede güle oynaya geçiriyor. İşin en vahim tarafı ise bireylerin böyle davranması bir yana çok azı dışında muhalif siyaset yapan örgütlenmeler de kendi dar görüşlerinin esiri olmuş durumda. Etnik sorun, mültecilik,  toplumsal cinsiyet sorunu ve yoksulluk yaşayan insanlarla bırakın empatik bir bağ kurmayı, neredeyse onların varlığı bir sorun. Doğa üzerindeki tahribat ve hayvan hakları meselesi ise gündem bile olamıyor. Ya da timsah gözyaşları tepkisiyle kurumsal bir bakış açısı ve eylem planından uzak bir şekilde savuşturuluyor.

Hakiki muhalefet bireyler üzerinden yürüyor

İdeolojik aygıtları ve zor kullanım aygıtıyla toplumu büyük bir baskı altında tutan iktidara karşı ancak bireylerin tepkisini örgütleyebilen, kolektif siyaset anlayışıyla karşı konulabilir. Kolektif muhalif siyasetin verdiği güç ve cesaret daha çok bireyi hak ihlallerine karşı harekete geçirir.

Bizde yaşanansa bunun tam tersi bir durum. Maalesef kolektif siyasetler, birbiriyle çok bağlantılı toplumsal sorunlarda müthiş bir atalet ve basiretsizlik örneği sergileyerek bütünsel bir bakış açısıyla hareket etmekten çok uzakta. Bu bakış açısı yoksunluğu, atalet ve basiretsizlik kitlelerde bir hayal kırıklığı yaratıyor.

Aslında hatırı sayılır her organizasyon toplumda hızla karşılığını buluyor.  Örneğin Haziran 2017’de Kılıçdaroğlu’nun başlattığı adalet yürüyüşüne toplumda büyük bir teveccüh olmuştu. İnsanların umudu artmıştı. Ancak her zaman olduğu gibi ana muhalefet bunun da devamını getirmedi. Peki adaletsizlikler çok mu azaldı ki herşey eskisi gibi devam ediyor? Azalmak şöyle dursun insan ruhunu en çok örseleyen ve bireyde çaresizlikle birlikte öfke yaratan adaletsizlik duygusu büyük bir hızla yayılıyor. Ve bireyler çoğunlukla bununla tek başına mücadele ediyor. Bu gücü kendinde bulamayanlar ise muhalefetten yardım beklentisinin dayanılmaz ağırlığının altında eziliyor. Yani yalnız kalmış bireyin “insan bunca kötülük karşısında ne yapsın” durumu.

Hak gasplarına ve toplumsal adaletsizliklere ses çıkarmazsa vicdanı rahat olmayan gazeteci, siyasetçi, insan hakları-hayvan hakları ve ekoloji aktivisti bireyler ise bu durumda hedef haline geliyor. Bu insanlara muhalif siyasi yapı üyelerinden bazılarının sahip çıkması çok anlamlı bir dayanışma oluşturmuyor maalesef. Saldırıya uğrayan gazeteci, öğrenci veya insan hakları aktivistleri olduğunda muhalefet partileri sadece olayı kınama trajikomedisi yaşatıyor bize. Sonra da rutin işlerine geri dönüyorlar. İktidar da yeni bir hedef birey seçip kendi medyası aracılığıyla onu şeytanlaştırmak da hiç zorluk çekmiyor böylece.

Öyle anlaşılıyor ki işte şimdi muhalefet harekete geçecek beklentisi boş bir hayal. Yakın zamanda saldırıya uğrayan, işi sadece gazetecilik yapmak olan Levent Gültekin’le etkili bir kurumsal dayanışma gösteremeyiş ve şimdi de ayrım gözetmeksizin her insanın hakkını savunan milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’yla özellikle CHP nezdinde kurumsal olarak yan yana görünmekten korkma durumu bunu fazlasıyla ispatlıyor. Sormak lazım yaptığı şeylerin meşruluğu ve sempatisi bu kadar yoğun olan insanlara bile sahip çıkamıyorsanız ya da sahipleniyormuş gibi yapıyorsanız siz neyin muhalefetini yapıyorsunuz?

Kategori: Hafta Sonu