Yeşeriyorum

Küresel Kadın Zirvesi’ni nasıl haber yapamadım? – Derya Deniz

Efendim bendeniz Derya Deniz, hepiniz beni daha önce çalıştığım gazetelerden tanıyorsunuz. O yüzden malûmu ilâmla vakit kaybetmek istemiyorum, nitekim yeni transfer olduğum Yeşil Gazete’nin değerli okurlarının çok daha önemli bir gündemi olduğunun farkındayım. Ben de elimden geldiğince bu gündeme katkıda bulunmaya çalışacağım. Birlikte çok ilginç haberler yapıp  yorumlayacağımızdan hiç kuşkunuz olmasın. En başta bir takım aksilikler, gerilimler yaşanmıyor değil. İnsanız neticesinde…  Mesela bakın ben yılların gazetecesi Derya Deniz -bu arada izninle artık sana sen demek istiyorum sevgili okur- haftalar önce Yeşil Gazete’de işe başladığım halde, henüz kendimi gösterecek bir iş çıkartamadım. Ama neden? Şimdi anlatacağım başıma gelenleri. Derya Deniz işi tembelliğe vurdu dedirtmem.

Kısır geçen birkaç haftadan sonra nihayet dün sabah, şu sıra okumakta olduğum kitabın da etkisiyle -merak eden olursa hangi kitap olduğunu söylerim- Türkiye’deki belli başlı kadın örgütlerinin gündemdeki faaliyetlerini Yeşil Gazete okurları için derleyip haberleştirmek gibi son derece orjinal bir fikir geldi aklıma. Hemen bilgisayarımın önüne geçip internete bağlandım. Daha arama motoruna  “kad…” yazmıştım ki, karşıma  Küresel Kadın Zirvesi Türkiye’de toplanıyor başlığı çıkmaz mı? İstanbul’da yapılıyor tabii… “Neden tabii?” diye sormadığını  ümit ediyorum sevgili okur.  Ülkemizin kalbinin İstanbul’da attığını, çılgın olsun olmasın bütün görkemli  iş ve oluşların doğal olarak imparatorluk şehri güzel İstanbul’da hayat bulacağını söylemeye- bilmiyorum- gerek  var mı? … Neyse, konuyu dağıtmayalım. Zirve’yi görünce gözlerim parladı ve ellerimi oğuşturdum. “Şahane haber, şeytanın bacağını kıracaksın.” dedim kendi kendime. Kalbim küt küt atmaya başladı, hatta heyecandan zihnim biraz karışır gibi oldu.

Sakinleşip aklımı toparlayabilmek için önce bir kahve aldım, sonra da bir aksilik olmazsa bu yaz gideceğim Joe Cocker konserine hazırlık için dinlediğim müziği kapattım. Oh! Dünya varmış sevgili okur. Bilgisayarın önünde biraz gerinip bir word dosyası açtım. İşte bir yazarın en mutlu anı. Evet artık habere yoğunlaşmalı… Önce haberin odağını belirleyeceğim. Genç muhabirlerin kulağına küpe olsun,  haberin odağını kaçırmak bir gazetecinin yapacağı en büyük hatadır. Ben bu konuda çok titizimdir mesela.  Konuyu dağıtmadan, söylemek istediğimi arı ama zengin bir dille anlatırım. Evet başarımın sırrı budur diyebilirim.

Önce şöyle bir giriş paragrafı yazdım:

Her yıl farklı bir ülkede düzenlenen ve bu yıl Türkiye’de gerçekleştirilen 21. Küresel Kadın Zirvesi (Globe Women Summit), İstanbul Grand Cevahir Hotel‘de başladı. İş ve siyaset dünyasının kadın liderleri arasındaki etkileşimi ve iletişim ağını güçlendirmeyi amaçlayan zirveye 80 ülkeden kadın devlet başkan yardımcıları, bakanlar ve şirketlerin yönetim kurulu başkanları da katılıyor. Zirveye, 17’si bakan 36 hükümet temsilcisinin yanı sıra 700’ü yurtdışı, 300’ü yurtiçinden olmak üzere bin kişilik katılım bekleniyor.

Ama sonra hemen sildim. Bakınız bu haliyle kuru bir giriştir bu; oysa bu kuru bilginin içindeki cevheri çıkarmak, onu kitlelerin peşinde koştuğu efsunlu sözcüklere dönüştürmek bizlerin görevidir. Gazeteci kapalı bir metne birkaç kalem darbesiyle “açıl susam açıl” diyebilen kişidir. Mesela bu haberde, bu müstesna kadınları öyle kafa sayısıyla vermek, yok efendim 17 bakan, 36 hükümet temsilcisi, şu kadar yabancı, şu kadar yerli diye tarif etmek en baştan büyük yanılgıdır. Manavdan elma armut almıyoruz ki.  Büyük kadınlar bunlar; işadamı, bakan, first lady olabilmiş, adamakıllı kadınlar…

Anladığım kadarıyla sözkonusu zirvede kadın bakanları buluşturacak olan “Yuvarlak Masa Toplantısı”nın yanı sıra, bir “Kadın CEO’lar Forumu”, bir de “First Lady’ler Forumu” düzenlenecek. İşte bu! Gazeteci içgüdülerimle hemen seziyorum, haber buradan başlamalı. Yuvarlak Masa, First Lady ve CEO… Nasıl da içimizi gıcıklar bu sözcükler. Hangimiz günün birinde bir yuvarlak masada, bir first lady ve bir CEO’nun arasına oturup dilek tutmak istemez ki? First Lady ve CEO’nun ilk isimleri aynı olmasa dahi dilek tutma hevesimiz kırılmaz; biliriz ki,  biri eş diğeri iş seçiminde fevkalade isabetli kararlar vermiş olan bu iki kadının yaratacağı sinerji, kuantum düzeyinde büyük mucizelere gebedir.

İşte bu heyecan ve vizyonla yaptığım haberde sana yalnızca Zirve’yi anlatmakla kalmamış, zirvenin doruklarında gezen kadınların ilham veren öykülerini de anlatmıştım sevgili okurum. “Eee? Haber nerede?” dediğini duyar gibiyim. Sıkı dur şimdi: Seni can evinden vuracak bu yazı editörden geri döndü! İnan ben de neye uğradığımı şaşırdım sevgili okur. Bir de gerekçeleri duysan: Yok efendim senin kadın meselesine bakışın farklıymış, bu öyküler ilgini çekmezmiş, hatta tepki alırmışız… Daha neler. Yutmadım tabii. İlk günden aramıza girmek istediklerini anladım. Editöre hemen bir e-mail atarak “Kadınların inkişaf etmesinden mi korkuyorsunuz, bizi davamızdan döndüremezsiniz” dedim. O da bana cevaben aşağıdaki maili gönderdi:

Sayın Derya Deniz,

Yeşil Gazete, etik ve politik olarak sorumlu gazetecilik anlayışı çerçevesinde; yaygın medyada yer bulamayan, hak ihlâline veya ayrımcılığa uğramış, dezavantajlı birey ya da grupların görünürlüklerini arttırmayı ve seslerini duyurmayı temel ilke olarak benimsemiştir.  Ayrıca, gazetemiz; hak ihlâllerini ve bunların yaygın medya tarafından haber yapılma biçimlerini izler, hak ve özgürlüklerin sınırlarını genişleten yeni düzenlemeleri takip eder, mevcut habercilik uygulamalarını eleştirip, alternatif bir habercilik yaklaşımı geliştirmeye çalışır. Etnik veya dinsel ayrımcılığı körükleyen, cinsiyetçi, türcü, şiddeti meşru gösteren veya yeniden üreten, doğanın haklarını hiçe sayan hiçbir haber gazetemizde yer alamaz.

Dolayısıyla, sizi kadın hakları mücadelesinden alıkoymak gibi bir niyetimizin olmadığını, tam tersine haberinizi kadın hakları bağlamında ele almak mümkün olmadığı için kabul edemediğimizi üzülerek bildiriyoruz.

Saygılarımızla,

Yeşil Gazete Yayın Kurulu adına

Engin Bilgili

Evet canım okur, şimdi sana soruyorum “Benim haklarım ne olacak? Sana sesimi duyurma hakkım ne olacak? Kırılan gururumun hesabını kim verecek? Kırk yıllık gazetecilik ezberimi bozup, moralimi sıfıra indirdiler. 2011 baharı gibi karardı içim. Haftasonu yağacak yağmurlara benim gözyaşlarım da katılacak.”  Şimdi senden çok rica ediyorum, bu mücadelede beni yalnız bırakma, yaz bana: Kimlerin haberini almak istiyorsun? Kimlerin öykülerini merak ediyorsun? Senin öykün ne? Bilmek istiyorum. Bu gazetenin anlayışı neyse öğrenip bu krizi aşmak zorundayım. Ama senden başka kimseye güvenemem. Gönderdiğin her e-mail gönlümde açacak bir çiçek, yolumu aydınlatacak bir fener ve ufkumu genişletecek bir teleskop olacaktır.

Seni en yeşil duygularımla kucaklıyorum benim  güzel okurum.

D. D.

Kategori: Yeşeriyorum