Yeşeriyorum

Kalkınma Çevre ve Enerji Hk.

Hasan Şişman

Ülke kalkınması ve çağı yakalama adına yapılan yatırımların insanların sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına zarar vermesi düşünülemez. Üçüncü dönem haklardan olan Çevre Hakkı bu konuyla ilgili güncel ve sahiplenmesi gereken bir hak olarak karşımıza çıkmaktadır. ( 1 ) Bunun yanında sanayi toplumlarının nasıl geliştikleri ( sömürge ve petrol alanlarının ele geçirilmesi ) de dikkate alındığında çağımızda kalkınmak isteyen devletler için enerji sorunu ortaya çıkıyor. Zira kalkınmanın ardında sanayinin itici gücü olan “ enerji tüketimi “ vardır.

Nükleer Enerji yatırımlara karşı çıkanlar bu yatırımlarda maliyet, işletim ve atıkların imha zorluğunu ileri sürmektedirler. Avrupa Birliği ülkelerinde nükleer enerjiden vazgeçilip temiz yenilenebilir ( yeşil ) enerji yatırımlarına geçildiği de belirtilmektedir. Ülkemizde nükleer yatırımlarla enerji sorununun çözülebileceğini düşünenler ise dünyada tamamiyle vazgeçilmiş bir nükleer program olmadığını ve bütün gelişmiş ülkelerde enerji üretiminin en önemli bir bölümünün nükleer santrallerden karşılandığını ileri sürmektedir. ( 2 )

” Avrupa Birliği’nin 27.09.2001 tarih ve 2001/77/EC sayılı “ Dahili Elektrik Pazarı’ndaki Yenilenebilir Enerji Kaynakları’ndan Üretilen Elektriğin Teşvik Edilmesi “ başlıklı Yönetmeliği’nde AB ülkelerine 2010 yılında tüketilecek tüm elektriğin % 22.1 ‘inin yenilenebilir ( yeşil ) enerji kaynaklı olması öngörülmekte ve rüzgar, güneş, jeo termal, dalga , gelgit, hidrolik, bio kütle çöp ve arazi dolgularından elde edilen gaz, pissu tasfiyesi tesisleri gazı, biyo gaz gibi kaynaklardan elde edilen enerji yenilenebilir ( yeşil ) enerji olarak tanımlanmaktadır. Son zamanlarda ülkemizin de “ yenilenebilir enerji “ kaynaklarına yönelmesi düşünülmektedir. Ayrıca nükleer enerjinin pahalı olduğu, bu konuda OECD bünyesinde kurulan Ulus.arası Enerji Ajansı’nın baş ekonomisti olan Fatih Birol “ Nükleer santralin maliyeti en az 2 milyar dolardır. Türkiye gibi kalkınmakta olan ülkelerde makro ekonomik dengeleri bozabilir. Her şeyin çok iyi hesaplanması gerek “ diyerek maliyet açısından kötümser bir tablo çizmektedir.

Dünyada meydana gelen belli başlı nükleer kazalar ise 1957 Windcak ( İngiltere ), 1979 There Mile Island ( ABD ) ve 1986 Çernobil ( S.Birliği ) kazalarıdır ama bunlar dışında birçok başka kaza da olmuştur. Japonya’da 1992’de 20 tane , Rusya’da ise 205 kaza vardır. İngiltere’de ise gizlenen ve sonradan ortaya çıkartılan 17 ciddi kaza vardır.

Prof. Dr. Edward Teller “ Ciddi bir nükleer aksilik olasılığı gerçektir. Bir aksilik durumunda meydana gelecek hasar ise sonsuzdur. “ diyerek bu santrallerin kaza riskinin oldukça fazla olduğunu ileri sürmektedir. Maliyet ve kaza riski yanında en çok eleştirilen diğer bir husus ise atık sorunudur. Nükleer Santrale sahip bazı ülkeler sorun olan atıklardan kurtulmak için ilkesel yollarla Türkiye’de atık bırakmaktadır. İskenderun’daki batırılan gemide çıkan atıklar ve Sinop sahilindeki variller bu atıkların ise denli tehlikeli ve uzak durulması gerektiğini göstermektedir.” ( 3 ) Bütün bunlar nükleer yatırımların pek de sevecen olmadığını düşündürmektedir.

Konuyu ilgilendiren ve düzenlemelerinin de ihlal edildiği öne sürülen , ülkemizin taraf olduğu taraf olduğu , uluslar arası sözleşmeler ise şunlardır :

1) Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunmasına Dair Sözleşme, Paris 1972
2) Avrupa ve Akdeniz Bitki Koruma teşkilatı Hak. Sözleşme, Paris 1951
3) Kuşların Korunması Hakkında Ulus.arası Sözleşme, Paris 1959
4) Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşam Ortamlarını Koruma Sözleşmesi, Berlin 1979
5) Ulus.arası Öneme Sahip Sulak alanlar Hak. Sözleşme, Roma 1971
6) Akdeniz’in Kirliliğine Karşı Korunması Sözleşmesi, Barselona 1956
7) Akdeniz’in Kara Kökenli Kaynaklardan Kirleticilere Karşı Korunması Hakkında Protokol, Atina 1980
8) Akdeniz’de özel Olarak Korunan Alanlara İlişkin protokol, Cenevre 1982
9) Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, Rio 1992
10) İnsan Çevresi Deklarosyonu, Stockholm 1972
11) AGİK Helsinki Nihai Senedi, 1975
12) Akdeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi, Cenova Deklarosyonu 1985
13) BM / AEK Flora, Fauna ve Yaşam Ortamlarının Korunması Deklorasyonu, 1988
14) BM / AEK çevrenin Korunması ve Doğal Kaynakların Rasyonel Kullanımı İçin Bölgesel Stratejisi,1988
15) Avrupa Çevre ve Sağlık Şartı, Frankurt 1989
16) Akdeniz Bölgesinde , Akdeniz Çevre İşbirliği Lefkoşe Şartı ,1990
17) Akdeniz Bölgesinde , Avrupa – Akdeniz Çevre İşbirliği Kahire Deklarosyonu, 1992

Taraf olduğumuz bu uluslar arası sözleşmeler , usulüne göre yürürlüğe girme şartıyla , Anayasa’nın 90. maddesine göre kanun hükmünde olup, bunlar hakkında Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamıyor. Bu durumda çevre ve ekolojik dengeyi esas alan çağcıl hukuk anlayışına uygun bu düzenlemeler ; nükleer gibi insan sağlığı ve çevre açısından zararlı neticeleri kesin olan bir durumda gündeme gelecektir. Ülkemizde şuan yürürlükte olan Çevre Kanunu’nun Amaç başlıklı : “ Bu Kanunun amacı, bütün vatandaşların ortak varlığı olan çevrenin korunması, iyileştirilmesi; kırsal ve kentsel alanda arazinin ve doğal kaynakların en uygun şekilde kullanılması ve korunması; su, toprak ve hava kirlenmesinin önlenmesi; ülkenin bitki ve hayvan varlığı ile doğal ve tarihsel zenginliklerinin korunarak, bugünkü ve gelecek kuşakların sağlık, uygarlık ve yaşam düzeyinin geliştirilmesi ve güvence altına alınması için yapılacak düzenlemeleri ve alınacak önlemleri, ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleriyle uyumlu olarak belirli hukuki ve teknik esaslara göre düzenlemektir. “ bu 1. maddesinden de açıkça anlaşılacağı üzere, hukukça düzenlenen ve sağlanması gereken bir “ çevre hakkı “ vardır. Ayrıca ÇED Yönetmeliği ve Çevre Kirliliğini Önleme Yönetmeliği de incelendiğinde çevreyi etkileyebilecek yatırımların ne derece önemli ve dikkate değer olduğu anlaşılacaktır.

Şüphesiz yaşanabilir bir çevrede insan hayatının idame ettirilmesi hususu, hakların evrimiyle geldiğimiz aşamada yadsınamaz bir olgu. Bu hakkın hayat bulup uygulanabilmesi için haktan yararlanan öznelerin bunun bilincinde olması ve gerek ulusal gerekse uluslararası alanda bunu ileri sürmeleri gerekiyor. Sivil toplum açısından ele alındığında, nükleer yatırımların katılımcı demokrasi anlayışına uygun olarak insanların zihninde kabul görmesi kaçınılmazdır. Devlet egemenliği anlayışındaki değişim ve hukuk bilincinin daha insancıl temelde ele alındığı çağımızda bu tür çevre sorunlarının sivil insiyatiflerle engellenmeye çalışılması da olağan olabiliyor.

Avrupa’da ortaya çıkan yeni bazı politik görüş taraftarları da çevre eksenli görüşlerini çeşitli vesilelerle dile getiriyor. Özellikle Yeşiller hareketinin , ekososyalizm, biyobölgecilik ve ekolojizm kavramlarıyla modernizm ve teknoloji karşıtlığını temellendirmeye çalıştığını görüyoruz.
Alison Statham , ” Modernleşmenin sonuçlarına karşı sağ ve solun tutumunun bir noktada birleşmesi savaş sonrası ortaya çıkan bir fenomen değil. Aksine, her iki fikir kutbu da kentsel yaşamın yarattığı mahrumiyeti vurgulayan bir geleneği içerdiği gibi ikisi de materyalizmi eleştiriyor. ” diyerek hareketin gelişimini özetlerken ( 4 ) ; ” Ekolojik bakış, insanların devletler aracılığı ile oluşturduğu dar sınırları tanımadığı gibi kalkış noktası da hümanizmanın içine insandışını da yerleştirmek, onların da haklarını önemsemek ve asil olarak insandışı dünya ile insan dünyası arasındaki kopukluğu gidermek, evrenle olan ilişkimizi yeniden sağlıklı bir biçime sokmaktır ” diyen Dilaver Demirdağ ( 5 ) ise değerlendrmesiyle çevreci hareketin evrenselliğine işaret etmektedir. Bu tür hareketler literatüre girdikçe ve etkinlikleri ile gündeme geldikçe daha da dikkat çekeceğe benziyor. Alternatif hiçbir düşünce üretmeden , sadece muhalif olma adına ideolojik tutum sergileyenlerin ise bu tür görüşleri ideoloji bazında kendilerine gerekçe olarak kullandığını görüyoruz.

Kalkınma ekseninden bakınca ise ; nükleer yatırımlara , dünya görüşleri gereği ilerleme ve gelişmeye tek taraflı karşı çıkanlar yanında, temiz yenilenebilir ve çevreye en az zararlı olan enerji üretiminin gerekli ve kaçınılmaz olduğunu düşünenler olduğunu görüyoruz. Ülkemizin gelişmesi açısından düşünüldüğünde, çağa ve insan sağlığına uygun yatırımların yapılması beklenir ; yalnız dünyada şuan varolan çevre sorunları ve bize yansımaları dikkate alındığında yapılması istenenlerin; herkesin bilinçlenmesi ve bilgilendirilip içine sindirilmesi yönünde olması daha demokratik olacaktır. Zira insanın, tek başına ele alındığında vazgeçilmesi mümkün olmayan temel hakları dıştan gelen tüm etkiler karşısında korunması gerektiği çağımızın en önemli konusudur. İnsan onuru, sağlıklı ve kendini geliştirebileceği çevrede hayatını devam ettirmesi, şuan temel alınan en insancıl argümanlardandır.

Teknolojik ilerleme ile enerji yatırımlarına ( madenlerin işlenmesi dahil ) bu açıdan bakıldığında ; ekonomik olarak kalkınmış ve haklarının bilincinde eşit vatandaşların nasıl yetiştirilebileceği ( maliyet ) sorunu da akla geliyor. Ya gözü kapalı olarak bu tür yatırımlara ” hayır olamaz, çevre kirleniyor , başka çare bulun ” diyebileceğiz veya ” bu gerekli zira tüm kalkınmışlığın ardında bu tür yatırımlar vardır ; teknolojiye karşı olan eski düşünceleri bırakın ” diyeceğiz.. Tartışma kanımca bu iki görüş ekseninde gelişmektedir.

Çernobil’in etkilerinin bile bilimsel olarak sunulmadığı ve Karadeniz Sahil Yolu’ndaki yanlışlıkları da dikkate aldığımızda , yapılması planlanan bir nükleer yatırımın her yönüyle tartışılması gerektiğini düşünüyoruz. . Ayrıca Türkiye’de bazı konularda olduğu gibi olaya karşı çıkmanın bir takım muhalif tutumlara ve ideolojik eksene indirgenmesi demokratik paylaşımı da köreltmektedir . Nükleer santrallere karşı çıkarken Ermenistan’daki Atom Santrali’nin de kapatılması yönünde duyarlı olunması tutarlı ve dürüst bir yaklaşım olacaktır. Kalkınacaksa bizim ülkemiz kalkınacak ama “ adil bir değişim, gelişim ve paylaşımı” içine alarak ; korunacaksa yine bizim ülkemiz- çevremizdir korunacak olan . Tabi son dönemde küreselleşmenin getirdiği ; sınırların içinde olanların gizlenememesi ve çevre sorunlarının herkesi ilgilendirmesi de dikkate değer gelişmelerdir. Ülke içinde insan olarak paylaştığımız ortak değerler olduğu gibi ulus.arası alanda da dış müdahaleleri gerektiren konuların başında insan hakları gibi çevre geliyor. Çevrenin kirletilmesi doğayla barışık olamayan insanın tutumu olmakla kendi özümüzle zıtlaşmamızın da göstergesidir. Nükleer yatırımlar dışında herkesin içine sinen ve yenilenebilir başkaca enerji kaynakları ilgili kurum ve sivil oluşumlarca araştırılıp halka anlatılabilir. İnsan hakları ve katılımcı demokrasi, açısından sivil oluşumların sivil itaatsizlik ve şiddet içerikli olmayan protestoları ise paylaştığımız bişeylerin olduğunu hatırlatmakla insanları ortak paydalarda buluşturmaktadır.

Son olarak Çevre Hukuku yönünden menfaat ihlalinin normalinden daha da geniş yorumladığını da belirterek , hukuki olarak başvuru haklarımızın neler olduğunu sıralarsak :

” A ) İdari Başvuru Yolu : Çevre Kanunu 30. madde gereğince “ çevreyi kirleten veya bozan faaliyetten zarar gören veya haberdar olan gerçek ve tüzel kişiler idari makamlara başvurarak bu faaliyetin durdurulmasını isteyebilirler “

Buna göre zarar görenler başvurabileceği gibi haberdar olan kimselerde başvuru hakkı vardır. Başvurulacak muhataplar özel kişi- kuruluşlar veya kamu kurum ve kuruluşlarıdır.
Başvuru hakkına sahip olanlar ise gerçek ve tüzel kişilerdir. Yazılı veya sözlü olarak başvurulabilir.

B ) YARGI YOLU : Çevre kanununda yargı yoluna ilişkin düzenleme yoktur. İdari ve adli yargı yoluna başvuru genel hükümlere tabidir. Bireyler , özel şahıslar , girişim ve kuruluşlardan kaynaklanan çevreyi bozucu faaliyetlere karşı adli yargıya başvurulabilir. Faaliyetlerin durdurulması, önlenmesi, zararın giderilmesi ve eski hale getirilmesi de istenebilir mahkemeden.

Çevreyi kirletenler kamu kurumları ise başvuru yargı yolu idari yargıdır. Bu durumda kamu makamlarının denetim yetkileri de yargısal deneyime tabi olmuş olacaktır ayrıca. Burada bir idari işlem veya eylemin varolması gerekir. Bunlar ise işletmelerin ön izin konusunda ve işletmenin çevreyi etkileyebilecek faaliyeti üzerinde denetim yetkisinin kullanılmaması- eksik kullanılması durumunda olabilir.

Çevreye verilen zararın giderimi Adli yargı yolundan Medeni Kanun , Borçlar kan. ve Çevre kan. 3. madde bakımından istenebilir.

Çevre kanunu 30. madde bakımından : Bu madde idari başvuruyu düzenlemiştir. İdare çevreyi kirleten veya bozan faaliyeti durdurmaz ya da bu yönde gerekli ve yeterli önlemleri almazsa yargısal denetim devreye girecektir. Faaliyeti zamanında durdurmaması, kısmen durdurması veya başvurunun reddi idari yargıda iptal veya tam yargı davası konusu yapılabilir. ” ( 6 )

İdari yargıda dava açmak için menfaat koşulu esas alınır ama Çevre Kan. 30. maddede İdareye başvuru için “ ilgi “ bağını yeterli görür. Bu durumda gelecek kuşaklar içinde ortak varlık olan çevrenin kirletilmesi – bozulması konusunda tüzel kişilerin de dava hakkı varolduğu kuşkusuz.

3. dönem haklardan olan Çevre Hakkı uluslar arası hukuk metinlerinde yer aldıktan sonra anayasamıza da girmiş ve bu yönde kanun ve yönetmelikler çıkarılmıştır. Hakların evrimi ile sürdürülebilir bir çevrede sağlıklı yaşam hakkı günümüz hukukunda tartışmasız olarak yer almıştır. Kuşkusuz hakların tanınması ve mevzuata girmesi tam olarak varolduğu ve dikkate alındığı anlamına gelmez. Bu durumda insan hakları tarihinin gelişim süreci ve günümüz Türkiyesi’nin geçirdiği değişimlerde dikkate alınarak daha bilinçli olmaya çalışılmalıdır. Ayrıca açılacak davalarda, A.İ.H.M.nin içtihat haline gelmiş son dönem kararlarının emsal gösterilmesinde fayda var.

Av.Hasan ŞİŞMAN

Yararlanılan Kaynaklar :

(1) Çevre Hakkı – Prof.Dr.İbrahim Kaboğlu – imge yay.

(2) ATO Başkanı S. AYGÜN ’e göre : “ Gelişmiş ülkelerde yeni santral yapılmamasının tek nedeni ihtiyaç duymamaları… Böyle bir teknolojiden kimse vazgeçmez. 1 kilo kömürden 3 kilovatsaat, 1 kilo petrolden 4,5 kilovatsaat elektrik elde edilirken 1 kilo uranyumdan 50 bin kilovatsaat elektrik üretilebiliyor. Bu teknolojiden kimse vazgeçmez.”

(3) http://www.sinopbizim.org – Elk. Müh. Arif Künar’ın makalesi.

(4) Üç Ekoloji Dergisi – Yaz 2006 – Alison Statham’dan çev. Çağla Orpen – sayfa 65.

(5) Üç Ekoloji Dergisi – Yaz 2006 – Dilaver Demirdağ – sayfa 20 – 21

( 6 ) Çevre Hakkı – Prof.Dr.İbrahim Kaboğlu – imge yay.ay.

Kategori: Yeşeriyorum