Köşe YazılarıManşetYazarlar

İzmir’in yeni planlarında çevrenin adı yok!

Tam bir akıl tutulmasının yaşandığı günlerinden geçiyoruz. Bir taraftan Covid-19 salgınında birinci dalganın ikinci pikine doğru büyük bir hızla giderken diğer yandan ülkemizin tüm köşelerinde çevre talanı da büyük bir hızla sürdürülüyor.

Artan günlük yeni vaka ve aktif hasta sayılarına rağmen bir halk sağlığı sorunu olan ve bu nedenle de çözümü kamu eliyle olması gereken salgında tüm suç sokaktaki insanın omuzlarına bırakılıyor. Üstelik 1 Haziran’dan bu yana uygulanan ‘normalleşme politikaları’ hala umarsızca sürdürülüyor, düğünler haricinde toplu her türlü aktiviteye izin veriliyor, binlerce kişinin bir araya gelmesine adeta göz yumuluyor. Bunun son örneği ise hiç gereği yokken İzmir’de Enternasyonal Fuar’ın beş günlüğüne de olsa açılması…

Bunlar yetmezmiş gibi İzmir’de tarihi ve doğal sit alanlarına rant uğruna yapılan büyük bir saldırı var ve bu saldırı pandemi günlerinde de sürdürülüyor. Üstelik kentte çevre sorunlarını tartışmak ve kamuoyunu bilgilendirmek için yapılmak istenen toplantılar; diğer kentlerdekilere benzer bir şekilde engelleniyor. Çevrecilere, bilim insanlarına, akademisyenlere karşı sanki tüm toplumsal önlemler alınmış da bu toplantılar kalmışçasına bir tutum alınıyor. 

Ağustos ayının son haftasında Çevre ve Şehircilik İzmir İl Müdürlüğü’nün internet sayfasında askıya çıkarılan imar planları önümüzdeki beş yıl kentin nasıl ranta açılacağının bir belgesi gibi… Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından askıya çıkarılan yeni plana göre kentte önümüzdeki beş yıl içinde 3130 hektar alan daha imara açılacak. Planla imara açılacak arazilerin bulunduğu yerlerin başında ise Çeşme, Urla, Selçuk gibi uzun bir dönemdir sermayenin gözünü diktiği ekonomik getirisi yüksek bölgeler yer alıyor.

İki seçenek arasında ‘çevreci plan’ elenmiş

Askıya çıkarılan planların ekleri incelendiği zaman şaşırtıcı bir gerçekle karşılaşılıyor. Planı geliştirenler başlangıçta iki seçenek üzerinde çalışmışlar. Bu seçeneklere yakından baktığınızda yoğunluk artışı, düzensiz yapılaşma ve sanayileşme, yeşil doku yetersizliği, su kıtlığı gibi İzmir’in yaşadığı, gelecekte de yaşayacağı çevre sorunlarının farkında oldukları görülüyor.  Onun için de yeni planlama yaparken bu sorunların çözümü üzerinde de kafa yormuşlar ve sermaye tarafından kabul görmeyen ilk seçeneklerinde çevre odaklı bir yaklaşım önermişler. Bu önerilerinin arasında yeni yerleşim alanlarının açılmaması, imar sorunun mevcut imar adaları içinde çözülmesi, maki ve otsu bitkilerin olduğu alanların ağaçlandırılarak kentin yeşil dokusunun artırılması, kent ormanlarının yaratılması ve daha da önemlisi kıt su kaynaklarının korunması amacıyla Çeşme-Alaçatı ve Selçuk’ta yapılması planlanan golf sahalarından vazgeçilmesi önerileri var.

Ancak plan yapılırken nedense (!) ekonomik getiri getirmeyen bu öneriler rafa kaldırılmış ve ikinci grup önerilerin üzerinden planlar hazırlanmış. İkinci grup önerilerle “yetki, sınır vb. nedenlerle planlı alanları yetersiz olan yerleşmelerde, belirlenen yeni yatırım kararları doğrultusunda yeni sanayi, depolama ve kentsel gelişme alanlarına gereksinimi tespit ediliyor”  ve plan da bu önerilere göre hazırlanıyor…

Sonra plan yapılıyor: “Urla’nın batısında Gülbahçe’de İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nün bulunduğu alan çevresinde genişlemesi desteklenecek ve  EXPO vb. organizasyonlar için İzmir İleri Teknoloji Enstitüsü’nün (İYTE) genişleme alanının kullanılacağı kabulüyle, Urla ilçesinde ve çevrede yeni kentsel gelişme alanları düzenlenecek.”

Bununla da yetinilmiyor; her tarafından para hırsı kokuları yükselen planda: “Selçuk-Pamucak Turizm Merkezi’nde turizm gelişmeleri hızlanacak, turizm ve golf yatırımları gerçekleşecek, bu gelişmelere bağlı olarak kent merkezinde ve turizm merkezi içinde ticari yaşam hareketlenecek, yerleşme yeni nüfus çekecek.”

Sit dereceleri niye düşürüldü? 

Şimdi daha iyi anladınız mı; geçtiğimiz aylarda bu bölgede sit derecelerinin düşürülmesinin nedenini? Bu kadar da doyurmuyor sermayeyi. Ayrıca, “Çeşme-Alaçatı çevresinde planlanmış olan turizm yatırımlarının bir bölümü plan dönemi içinde gerçekleşecek. Bu durum, yakın çevrede turizme koşut yeni gelişmeleri tetikleyecek.’

Kısaca tercümesi Çeşme, Urla ve Selçuk’ta yeni dev otel alanları, golf sahaları için imar alanları yaratılacak.

İzmir; su sıkıntısı çeken ülkemizin su fakiri kenti… Dev oteller, golf sahaları büyük oranda su tüketen işletmeler, özellikle de golf sahalarını yılın tümünde yeşil tutulabilmek için sürekli sulamak ve ilaçlamak gerekiyor. 100 hektarlık bir golf sahasında yıllık 1 milyon m³ su kullanılıyor. Bu miktar 15 bin kişilik bir kasabanın bir yıllık su gereksinimine karşılık geliyor.

İzmir için yeni hazırlanan imar planıyla golf sahalarının yapılmasının önünün açıldığı Çeşme ve Alaçatı ise su kaynakları açısından kentin en fakir bölgesi. Özellikle şu anda bile yaz aylarında bölge halkı içme ve kullanma suyu sıkıntısı çekiyor. Bölgenin su gereksinimini karşılayan ana kaynak olan Kutlu Aktaş Barajı’nın İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin (İZSU) son rakamlarına göre doluluk oranı sadece %23.54. İZSU’ya göre barajda kullanılabilir durumda sadece 3 766 000 m³ su kaldı. Diğer yandan golf sahalarında kullanılacak yoğun kimyasalların zaten bölgenin kıt olan yeraltı su kaynaklarını kirletmesi de işin başka bir boyutu…

İzmir’de önümüzdeki beş yıl içinde 3130 hektar alanı tüm bu çevresel talan ve krize rağmen ve sonuçlarını da bilerek imara açanların vicdanı rahat mı acaba…  Üstelik tüm bunlar yaşadığımız pandemi günlerinde acele ile yapılmak isteniyor. Çünkü pandemi bahane edilerek meslek odalarının, bilim insanlarının, çevrecilerin tüm karşı toplantılar engelleniyor. Her şeye rağmen İzmirliler kıt su kaynaklarına, ormanına, tarım alanlarına sahip çıkmalı. Yoksa yakın gelecekte sermayenin para hırsı nedeniyle onları çok kötü günler bekliyor. Rant için ellerinden alınmak istenen onların sağlıklı bir çevrede yaşam hakkı…

Aslında, son yaşadıklarımız sorunun temelde bir sistem sorunu olduğunu bir kez daha ispatlıyor.