Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

İki yönetmelik, tek anlam

Başlıkta yönetmelik diye belirttim ancak birisi yeni yayınlanan ve diğeri de taslak halinde olan iki ayrı düzenlemeden bahsedeceğim size bu hafta. Ancak bu iki düzenlemeyi de okurken sahip olduğum histen başlarsam daha anlamlı olur diye düşünüyorum. Birçoğunuz Yalçın Küçük’ü biliyorsunuzdur. Kendisi nevi şahsına münhasır biri olup düşüncelerinden çok viral haline gelmiş tepkileriyle bilinir. Her biri farklı bir ruh halini anlatan bu tepkilerden en orijinali ise Ceren Kenar isimli bir kişinin deli saçması bir yazısına verdiği tepkidir. Yalçın Küçük, ne anlattığı belli olmayan bu yazıya öyle bir tepki vermiştir ki hani bazen “işte tam bu tepkiyi vermek istedim” duygusuna kapılırsınız ya, işte o anda sizin duygularınıza da tercüman olmuştur.

 

İşte en son yayınlanan sıfır atık esas ve usulleri ile çekçekçilere dair oluşturulan genelge taslağı bende tam olarak bu tepkinin oluşmasına neden oldu. Her iki düzenlemeyi de ilk duyduğumda heyecanlanmış ve her zamanki iyimserliğimle “Lan noluyor” diyerek bu sefer oldu mu acaba diye gözlerimin içi ışıl ışıl parlamıştı. Ancak detaylara girdikçe yine dağın fare doğurduğunu ve yine topun taca atıldığını anladım ve istemsizce Yalçın Küçük tepkisi verdim.

Atık Getirme Merkezlerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Sıfır Atık Uygulamalarına İlişkin Usul ve Esaslar

Atık yönetiminin olmazsa olmazı kaynağında atık azaltmak ve oluşan atığın da yine kaynağında ayrıştırılmasıdır. Bu ikisini başarabildiğiniz zaman bunların ardında olması gerekenler sadece birer teknik detay ve denetim meselesine dönüşür. Ancak bahsettiğimiz iki şeyin olması için de ciddi bir irade ve kararlılık gerekir. İşte ne yazık ki bu usul ve esasların da en çok ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur! Atık azaltımını, kaynağında ayrıştırmayı ve tek kullanımlık plastik saçmalığını kişilerin ve restoranların inisiyatifine bırakan bu yönetmeliğin kısa zaman içinde ne kadar da yetersiz olduğu ve bir anlam ifade etmeyeceği anlaşılacaktır. Çünkü sektörün saldırgan plastik propagandasının önüne geçmeyen ve sorunun asıl kaynağı olan aşırı plastik üretimini durdurmadan insanlardan davranış değişikliği beklemek ne idari bilimlerle ne de başka bir bilimsellikle açıklanamayacak kadar maddenin doğasına terstir. Dünyanın hiçbir ülkesi tek kullanımlık plastik kirliliğini önlemek için topu vatandaşına atmaz. Aksine plastik isimli tehlikeli materyalin üretimini ve dolaşımını kısıtlar. En azından bunun böyle olduğunu anladıklarını söylemek mümkün. Bu yönetmeliği hazırlayanların da bunu çok iyi bildiğine eminim, ancak ortada sektör baskısı ve yönetmeliklerin belirlenmesinde sektörün belirleyici olduğu gibi bir gerçek söz konusu.

Benzer durumu biz balık avcılığında da çöp ithalatı meselesinde de görüyoruz. Balıkçılar kıyının dibinde balık avlamak için gürültü çıkarttıklarında avlanma derinliği değiştiriliyor, çöp ithalatına kısıtlama geldiğinde ise kısa süre içinde geri adım atılıyor. Ancak var olan bu tarz ne doğadan ne de sağlıktan yana bir tarz değil. Anlamsız ıslak mendil, pipet ve benzeri plastiklerin kullanılmaması için vatandaşın hassasiyetini bekleyip başarılı olmuş bir dünya örneği yok. Duyarlı olduğu konusunda sürekli konuşulan Avrupalılar, cezai yaptırımlar ve düzenlemelerle desteklenmiş bir eğitim faaliyeti sonucu bugünkü durumlarındalar. Velhasıl sıfır atık yaklaşımıyla da uyumsuz olan bu usulün tek kullanımlık yasaklarıyla desteklenmemesi durumunda ne yazık ki hiçbir kazanım elde edilemeyecektir. Bu arada aynı yönetmelikteki bazı düzenlemelerin de belediyelerin inisiyatifiyle doğrudan ilişkili olduğunu unutmamak lazım. Ancak Türkiye’deki hiçbir belediyenin çöp konusunda özellikle ayrı toplama ve kaynağında azaltma konusunda herhangi bir yatırıma yanaşmıyor olduğunu başka bir gerçeklik. Üstelik bunun için de  herhangi bir yaptırım yok. Kaldırım yapmak ve anlamsız reklam filmleri çekip yayınlamak her zaman daha karlı işler.

Atık Toplayıcıları Genelge Taslağı

Atık getirme merkezleri ile ilgili usul ve esasların yanında aynı gün denk geldiğim diğer bir düzenleme de atık toplayıcılarına dair Atık Toplayıcısı Genelge Taslağı. Taslak o kadar güzel cümlelerle başlıyordu ki arkasından, güvenceli, adil ve insan onuruna yakışır düzenlemelerin olduğu bazı kararların olacağı hissine kapıldım. Ancak devamında yer alan maddeler o kadar çelişkiliydi ki bu taslağın resmen yayınlanan bir genelge haline gelmemesi için dua ettim.

Çünkü genelge taslağını hazırlayanlar, ne yazık ki kağıt toplayıcılığı meselesini tam olarak kavrayamamış gibi görünüyorlar. Kağıt toplayıcılığı meselesi salt bir toplayıcılık meselesi değildir ve kimsenin de insafına ve inisiyatifine bırakılamaz. Ortada ciddi bir sosyolojik mesele söz konusu ve düzenleme yapılırken sadece açılacak çöp ayrıştırma tesislerinin çıkarları gözetilemeyecek kadar hassas davranılmalı. Aksi durumda dağ sadece fare doğurmaz aynı zamanda sosyolojik bir problemi de derinleştirecek doneler doğurur. Genelgenin maddelerinden bazılarını tek tek incelemekte fayda var:

Belediyeler tarafından atık toplayıcılarının çalışmalarına ilişkin esasların bu Genelge çerçevesinde oluşturulması, sistemli uygulamaların yürütülmesi ve sürdürülebilir atık yönetiminin sağlanması hususları ilk belediye meclisi gündemine alınır, değerlendirilir ve karara bağlanır.

Bakıldığında gayet mantıklı gibi görünen bu öneri meseleyi biraz da siyasi hesaplaşmaların kucağına iten bir mesele haline dönüştürmektedir. Belediye meclislerinin keyfiyetine bırakılmış herhangi bir konunun sağlıklı bir karar ile sonuçlanması beklenemez. Bu durumu imar ve benzeri mevzuların bu meclislerde nasıl tartışıldığını ve ele alındığını incelediğimizde anlıyoruz. Kararın alınmasında toplayıcıların da katılımına fırsat verilmeyeceğini hepimiz adımız gibi biliyoruz.

Atık toplayıcılığı faaliyetinde bulunan şahıslar faaliyet göstereceği ilin, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğüne, kimlik numarası ve iletişim bilgileri ile başvuruda bulunur. 18 yaş ve üzeri şahısların başvuruları değerlendirilmeye alınır. İl Müdürlüğü tarafından başvurulara istinaden şahıslar kayıt altına alınır, sıfır atık bilgi sistemine girişleri yapılır. Sıfır atık bilgi sistemine kayıt olan şahıslar, faaliyet göstereceği belediyeye şahsına ait toplayıcı izin kartı düzenlenmesi için başvuruda bulunur. Belediyeler, sıfır atık bilgi sistemi üzerinden kayıt kontrolü yaparak bağımsız toplayıcı izin kartını düzenler. Toplayıcı izin kartı düzenlenen şahısların kayıtları, belediyeler tarafından İlçe Emniyet Müdürlükleri ve İlçe Jandarma Komutanlıkları ile güncel olarak paylaşılır.”

Buraya kadar her şey birer evrak işi gibi görünüyor ancak asıl mesele buradan sonra başlıyor.

Belediyelerce belirlenecek standartlardaki eldiven, iş kıyafetleri, toplayıcı izin kartı ve atık toplamada kullanılan araçlarıyla çalışmaları sağlanır. Toplayıcı izin kartı ve iş kıyafetleri, izin verilen kişiler dışında başka kişilerce kullanılamaz, kullananlar ve kullandıranlar hakkında idari işlem yapılır. Kayıt altına alınan kişilerin belediye tarafından belirlenen zaman dilimlerinde çalışması sağlanır.”

Yani burada asıl anlatılmak istenen, eğer ki belediye isterse çalışmalarına izin verir o da belirlediği saatlerde ki ne zaman olduğu belirsiz, istemezse de vermez. Bu durum rant belediyeciliğinin ne yazık ki hakim olduğu bir ülkede genelgeyi gerekçe gösterip zor kullanarak toplayıcıların sistemin dışına itilmesi ve hatta kriminalize edilmesine ve yerine de “kendi adamları”nın geçmesi durumunun oluşmasına neden olabilir. Bu noktada konu hakkında kıymetli görüşleri olan Ali MendillioğluBelediyenin çalışma izni vermesi meselesi kamusal bir faaliyetin kabulü anlamına gelmektedir. Kamusal faaliyet de ya vergiye tabi ya da sigortalı olmak zorundadır ancak genelgede bunlara dair hiçbir şey yok ve buna rağmen belediyelerden kayıt dışı çalışmaya izin vermeleri isteniyor” diyerek meseleyi değerlendiriyor ki, buradaki absürtlük de daha iyi ifade edilemezdi. Burada mahkemeye gidildiğindeoradan dönecek bir genelge söz konusu, çünkü oldukça çelişik bir durum var. Kamusal hizmetlerin bir usulü vardır ve bu usul her türlü kamusal faaliyet için bağlayıcıdır. Bu bağlayıcılığa uygun olmayan her türlü şey işlerin düzgün ilerlediği hukuk sistemlerinde mahkemeden döner. Ancak yine mevzu gelip dolaşıp hukuk ve adalete dayanıyor.

Çözüm: Adil dönüşüm

Taslağın diğer maddeleri de çelişkili ya da art niyetli.

Atıkların, izin verilmeyen kişiler tarafından toplanması, taşınması ve depolanmasına belediyelerce hiçbir şekilde müsaade edilmez. Güvenliğin temini için Zabıta Birimlerince etkin mücadele edilir, İlçe Emniyet Müdürlükleri ile İlçe Jandarma Komutanlıkları tarafından gerektiğinde belediyelere destek sağlanır.”

Bu durumda atık toplayıcıların aynı zamanda barınak olarak kullandıkları alanların da ortadan kaldırılması durumu söz konusu. Bakın atık toplayıcıları neredeyse hiçbiri sizin benim gibi apartman dairelerinde oturmuyor. Çoğu bu depolarda yaşıyor ve zaten herhangi bir kira ya da başka bir şey ödemedikleri için bu işten para kazanabiliyorlar. Siz hiçbir güvence sağlamadan, hiçbir organizasyon yapmadan, atık depolama alanlarını kapatıp üstüne de kolluk kuvvetiyle müdahaleyi yazı ile sabitlerseniz sorun çözmez, aksine yaraya tuz basmış olursunuz.

Belli ki ortada ciddi bir hesap var ve bu hesapta da kağıt toplayıcılarına yer yok. O nedenle mümkün olan en fazla miktarda toplayıcıyı gerek ikna -ki mümkün değil-, gerekse de kolluk zoruyla sistemden çıkartılmak hedeflenmiş.

Kağıt toplayıcılığı meselesinde de tek kullanımlıklarda olduğu gibi inisiyatif bir yerlere ya da birilerine havale edilmiş. Her ikisinin de farklı plan ve programlara göre yazıldığı oldukça belli. O programlarda ise doğa ya da çevre ya da dezavantajlı gruplar yok, yine endüstri var. Oysa yapılacak olan belli: Var olan sistemin adil dönüşümünü sağlamak! Nasıl mı? Anlatayım!

Öncelikle tüm atık toplayıcıları belli bir sistem dâhilinde kayıt altına alınmalı ve hepsinin insanca bir ücret ve barınma hakkının sağlanacağı bir model oluşturulmalı. Bunun için özel bir çabaya da gerek yok, çünkü sistem zaten hali hazırda mevcut. Toplayıcıların hepsinin sosyal güvencesi garanti edilmeli ve mevcut kazandıkları ücreti de göz önünde bulundurarak insanca yaşama elverişliliği sağlayacak bir ücretle çalıştırıldıkları bir atık toplayıcılığı sistemi geliştirilmelidir. Depoların hepsi çevre ve insan sağlığına uygun şekilde erk tarafından iyileştirilmeli ve insanların o depolardaki kötü şartlarda yaşamalarının önüne geçilecek sosyal konutlar oluşturulmalıdır. Kimse kendisine yöneltilen daha insanca, onurlu ve adil olan bir alternatifi reddetmez. Reddedilen şey adil olmayan dönüşüm. Kaldı ki bu güvenceler sağlanamıyorsa o halde toplayıcıların kendi öz örgütlenmelerini sağlayabildikleri ve standartları belli alanın yaratılmasına imkân tanınması gerekir. Aksi durumdaki tüm girişimler sorundan ve zorbalıktan başka bir şey ortaya çıkartmayacaktır.

Sonuç olarak her iki yönetmelik de topu taca atan ve herhangi bir sorunu çözme niyetinde olmayan birer kaçış rampası olmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Kaçışın hangi maliyetten ve sorumluluktan olduğunu da sizin takdirinize bırakayım.

 

Kategori: Hafta Sonu