Yazarlar

Her Kreon kendi Antigone’sini yaratır / Ezgi Özcan

0

Polyneikes ve Eteokles, ölen kral Thebai kralı Oidipus’un iki oğludur.  Kral babaları ölünce aralarında taht kavgası başlar. Polyneikes gider, komşu kent Argos’la işbirliği yapıp ordu toplar. Thebai’nin kapılarına dayanır. Ne yazık ki bu savaşın sonunda iki kardeş, ölümü birbirlerinin ellerinden bulurlar.

Kızkardeşleri İsmene ve Antigone ise çaresizdir. Artık kimsesiz kalmışlardır.

Krallık için bir varis kalmayınca Antigone ve İsmene’nin dayısı olan Kreon kral olur. Tahta geçer geçmez ilk buyruğu şu olur: Yurdunu savunan Eteokles geleneklere uygun olarak törenlerle ve dualarla gömülecektir fakat… Atalarının toprağını, yurdunu hiçe sayan hain Polyneikes gömülmeyecek; kurda kuşa yem olmak üzere bırakılacaktır.

Antigone, erkek kardeşinin cesedinin açıkta kalmasına dayanamaz. Kreon’un buyruklarına karşı gelmek ölümle cezalandırılacak olsa da “vatan haini” kardeşine son görevini yerine getirmeye kararlıdır. Ölüler arasında ayrım yapılmayacağını genç yaşına rağmen bilmektedir Bir gece gizlice törenini duasını yaparak  Polyneikes’in cansız bedenini gömerken yakalanır.

Derhal kralın önüne hesap vermek üzere götürülür. Antigone, Kreon’a korkusuzca yapması gerekeni yaptığını ve ne ölümden ne de ondan korkmadığını söyler. Kendi otoritesine bu denli “pervasızca” karşı konulduğunu gören Kreon deliye döner. Yeğeni ve aynı zamanda oğlu Haimon’un nişanlısı olan Antigone’yi ölüme mahkum eder.

Kreon’u birçok kişi kararının yanlışlığıyla ilgili uyarır. Önce kör kahin Theiresias gelir: Polyneikes’in ölüsü gömülmezse kentin ve Kreon’un hanesinin lanetler ve ilençler içinde boğulacağını bildirir. Kreon hiddetlenir. Kahini kurnazlıkla ve çıkarcılıkla suçlayıp kovar.

Kreon’un biricik oğlu Haimon, babasına Antigone’nin canını bağışlaması için yalvarır. Kreon öfkeden çıldırır: Haimon nasıl olur da sırf bir kadın yüzünden babasını karşısına alma cüretini göstermektedir? Haimon, Antigone ölürse; arkasından kendi canına kıyacağını ima ederek babasının huzurundan ayrılır.

Son olarak kentin ileri gelenleri de Kreon’u yanlış bir karardan döndürmek için uğraşırlar. Dil dökerler. Nihayetinde Kreon, oğlunu kaybedecek olmanın endişesiyle ikna olur fakat artık her şey için çok geçtir: Antigone öldürülmeyi beklemeden kendi canına kıymıştır. Nişanlısını bu halde gören Haimon ise keskin bir kılıçla kendini öldürmüştür. Ölü üstüne ölü…

Oğlu Haimon’un ölüm haberini alan Kraliçe Euridyke bu acıya daha fazla dayanamaz. Aklını kaçırır. O da kendini öldürür. Artık Kreon’un elinde iki şey kalmıştır: Taht ve iktidar…

Sizleri bugünden yaklaşık bir ay kadar önceye götürmek istiyorum: Bu, Beşiktaş-Kadıköy vapurunda giderken Süleymaniye’nin üstünden batan günün manzarasını izlemek yerine, Twitter’a endişeyle bakarak Ankara’da yapılan öpüşme eyleminde satırla yaralanan birileri var mı diye aklı çıkan bir genç kadının hikayesidir.

Genç kadın son dönemde üzerinde hissettiği toplumsal ve siyasal baskıdan dolayı kendisini, bir kedinin patisiyle sıkıştırdığı hamamböceği gibi hissetmekteydi. Çünkü artık ne yapsa devletten doğru üzerine gelen saldırıların üstesinden gelemeyeceğini düşünmekteydi. Hatta zaman zaman paranoyakça “Bu şekilde giyiniyorum ama yarın öbür gün bu Akitçi kasaplardan birisi bana bir şey yapmasın?” diye aklından geçirmekteydi. Genç kadın hangi vakit kendisine “Yok artık , o kadar da değildir yahu” dese de artık mantığı kendini sakinleştirmeye yetmemekteydi. Zira her seferinde “O kadar da değildir”den daha fazlası dalga dalga üstüne gelmeye devam etmekteydi.

İçinden vapurdaki herkese avaz avaz bağırmayı geçirmekteydi. Ama yapamazdı… Öfkesiyle midesindeki kramp harman oldu. Gözlerinden yaş niyetine aktı. Aklından Antigone’nin hikayesini geçirmeye başladı. Aynı cesareti kendinde bulmaya çalıştı.

Hepimizi istediği kalıba sokmaya çalışırken, kadınların üzerindeki baskıyı gün be gün arttırırken, alkol erişimine uzanan yolları kapatırken, kendi gibi olmayanlara saldıranların sırtını sıvazlarken, sürekli toplumu mağdur ettiği halde kendi mağduriyetini ispatlamak için akla karayı seçerken, bizi iç ve dış savaşların eşiğine sürüklerken, yaşam alanlarımızı bir bir “sıcak para” adına elimizden alırken, genç kadının Tayyip Erdoğan’ı Kreon’a benzetmesi tesadüf müydü? Bunları düşündüğünde genç kadının artık nefesi sıkışırken, kendini yapayalnız hissederken, yalnızlığı için aynı toplumda yaşadığı insanları suçlamaya başlamışken aklına Antigone’nin isyanından başka çıkış yolu gelmemesi neye işaretti peki?

İktidarı daha kaç defa uyarmak gerekecekti? Halk huzursuzluğunu artık sayılamayacak kadar dile getirmişti. Sürekli duvara çarpıp durmaktan bıkmıştı artık. Ortalıkta sessizlik vardı ama sanki ifadesiz bir öfke birikiyor gibiydi. En azından genç kadın öyle hissediyordu. Yine de o kadar yalnız olmadığına inandırmak istiyordu kendini belki de…

2500 yıl önce, Kreon ve iktidarına baş kaldıran genç bir kadın olan Antigone’yle, 2013 yılında  Recep Tayyip Erdoğan’a baş kaldırmak isteyen genç kadın arasında bir köprü kurulabilir miydi? Antigone’nin ruhu sadece kadınlarda değil erkeklerde, gençlerde, yaşlılarda, bu hırstan ve hoyratlıktan bunalmış herkeste vücut bulabilir miydi?

Genç kadın bir 31 Mayıs akşamı, İstiklal Caddesi’nde kendi gibi Antigone gibi isyanını içinde tutamayan 10.000 kişiyle omuz omuza olduğunu görünce, korkmasına rağmen arkadaşlarıyla sürekli gülüyordu. Artık hayalindeki Antigone de Kreon’u delirtecek alaycı tebessümünü yüzünden eksik etmiyordu.

 

 

Ezgi Özcan

 

Kategori: Yazarlar

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.