Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Glasgow’un ardından: 1.5 derece ve iklim finansmanı bir sonraki bahara…

Bana göre, İskoçya Glasgow’da gerçekleştirilen İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26. Taraflar Konferansı’nda (TK-26) ülkeler bazı konularda ilerleme sağlamakla birlikte, iklim değişikliği savaşımı ve Paris Anlaşması’nın 1.5-2 °C küresel ısınma hedeflerinin tutturulması vb. gibi yaşamsal konularda gerekli olan ve ısrarla gerçekleştirilmesi beklenen “daha güçlü, daha azimkâr sera gazı azaltım yükümlüklerinin kabulü”, “fosil yakıtların özellikle kömür kullanımının hızla terkedilmesi” ve “etkilenebilirliği yüksek gelişmekte olan ve az gelişmiş yoksul ülkelerin gereksinim duyduğu iklim finansmanının sağlanması” vb. konuları önümüzdeki yıllarda da ‘gürültülü ve şaşalı bir biçimde’ görüşmeyi sürdürme konusunda anlaştılar.

Dahası, bir kez daha tıpkı Paris Antlaşması’nın kendisinin de bu düşünsel yaklaşımla oluşturulmuş ve yaygın bir kabul görmüş olmasına benzer şekilde, “en kötü anlaşma/uzlaşma hiç anlaşma/uzlaşma olmamasından daha iyidir” ön savı temel alınarak “Glasgow İklim Anlaşması” taraflarca kabul edildi.

Glasgow’da on dört gün ve birkaç tam gece süren BMİDÇS TK-26 kapsamındaki hükümetlerarası görüşmeler, bazıları ilk ve çığır açan yükümlülükler olan, kömürün devre dışı bırakılmasının zaman içinde olsa bile ilk kez TK metinlerinde yer alması, bazılarınca açık ve yeterli görülmeyen karbon piyasaları kuralları vb. konular, 2022 dâhil önümüzdeki yıllar içinde gerçeklere karşı sınanması gerekecek “Paris Antlaşmasının 1.5-2 °C küresel ısınma hedeflerine ulaşılması” gibi bazı büyük beklentileri de üretti.

Bu değerlendirme girişinin ardından, Glasgow’un başlıca sonuçlarını şöyle özetleyebilirim:

Öncelikle, tarafların zamanla kömür kullanımını azaltmayı, verimsiz fosil yakıt sübvansiyonlarını sona erdirmeyi, Paris Anlaşması küresel ısınma hedefine yönelik yükümlülüklerini daha kısa sürede artırmayı ve tüm bunların önemini kabul etmelerini ciddiye aldığımı söylemek istiyorum.

Kabul edilenler ve varsayımlar

Zaman zaman çok hararetli geçen BMİDÇS TK-26 görüşmelerinin ardından delegeler, kömür kullanımını zamanla azaltma, verimsiz fosil yakıt sübvansiyonlarını sona erdirme ve iklim değişikliği savaşımı hedeflerini daha erken bir zamanda güçlendirme (daha azimkar kılma) konularında anlaştılar.

Kabul edilen Glasgow İklim Anlaşması, Dünya ülkelerini Yerküre’nin yüzey sıcaklıklarında gözlenen hızlı artışı sanayi öncesine kıyasla 1.5 °C’de sınırlandırma ya da 2 °C’nin oldukça altında tutmaya yönelik küresel ısınma hedefleri konusunda zorluyor. Ancak bugünkü bilimsel bilgi düzeyimize göre (ör. IPCC, UNEP ve Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) önceki ve 2021’deki yeni çalışmalarına göre), bunu garanti altına almıyor.

Glasgow İklim Anlaşması, Dünya’nın en büyük sera gazı yayıcılarından ikisi olan ve kömür kullanımının kısa sürede sonlandırılmasına ilişkin karar maddesi konusundaki dilin sulandırılmasını isteyen Çin ve Hindistan‘ın son dakika itirazlarına karşın kabul edildi. Bu değişikliğe, başta ABD, OECD’nin özellikle ekonomileri kömüre dayalı ülkelerinin göz yumduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Delegeler ayrıca karbon piyasaları kuralları kapsamında karbon kredisi ticareti, altı yıllık kilitlenmenin kırılması ve ulusal olarak belirlenmiş katkı belgelerindeki (NDCler) ‘gönüllü’ yükümlülüklerin ya da niyet beyanlarının incelemesini-denetlenmesini artırmak için sera gazı salımları raporlama yönergeleri ilke ve çerçevesini de onayladılar.

Bu nedenle, ABD ve bazı gelişmiş (OECD, AB) ülke temsilcileri, bilimci ya da uzmanları, kurumsal ya da bağımsız yorumcu ve gözlemcileri, Glasgow İklim Anlaşması’nı, özellikle kömürün zamanla devre dışı kalması kararını önemli bir atılım olarak kabul ettikleri için, uzun süredir TK gözlemcilerinin beklediğinden daha iddialı bir anlaşma olarak görme eğilimindedir. Ancak bu yaklaşım, gerçekte en büyük kirleticilerin, özellikle Çin, ABD ve Hindistan’ın önümüzdeki on yıllarda salımlarını azaltıp sıfırlama sözlerini yerine getireceklerine ilişkin büyük bir varsayıma dayanıyor.

Hedeflere ulaşmak için neler gerekecek?

IPCC ve IEA’nın yeni çalışmalarının da açıkça gösterdiği gibi, 2050’ye kadar net sıfır karbon ya da sera gazı salımı hedefine, başka bir deyişle karbon nötr bir Dünya’ya ulaşmak, temiz yeni ve yenilenebilir enerjiye ve temiz-verimli teknolojilere trilyonlarca dolarlık yatırım ve içten yanmalı motorlu arabalar, kirletici termik santral ve fabrikalar da dahil olmak üzere fosil yakıtlı yatırım ve uygulamalara küresel ölçekte daha güçlü kısıtlamalar gerektirecek.

Anlaşma ayrıca, gelişmekte olan ülkelerin temiz enerjiye geçişine ve daha aşırı hava koşullarına hazırlanmalarına yardımcı olmak için zengin ülkelerden mali destek toplamak için yeterince çaba göstermediği için eleştirildi. Uzmanlar ayrıca, benim de tümüyle katıldığım bilimsel bir kaygı olan, karbon piyasası kuralları üzerindeki tavizlerin, küresel ısınmaya yol açan sera gazlarının salımlarını azaltma çabalarını sekteye uğratabileceği konusunda da uyarılarını sürdürmektedir.

Gerçekte, BMİDÇS kapsamında iklim anlaşmaları, doğaları gereği, 190’dan fazla ülkenin tek tek ya da bölgesel dayanışma (ör. Afrika’da kuraklık ve çölleşmeden ya da Maldivler, Seyşeller, Bangladeş gibi deniz seviyesi yükselmesinden etkilenen alçak ada ve alçak kıyı ülkeleri, vb.), bütünleşme ya da ekonomik işbirliği örgütlerine üye ülkelerin çatışan çıkarlarını dengelemek zorunda oldukları için karmaşık uzlaşmalardır.

BBCWorld canlı yayını sırasında M. Türkeş tarafından çekilmiştir.

Glasgow’un ilginç yanlarından biri, üzerinde uzlaşılan anlaşmaya ilişkin olarak, son saatlerde başta konferans başkanı, Maldivler gibi alçak ada ülkeleri ve ABD gibi zengin büyük karbon salan ülkeler de dâhil olmak üzere, pek çok delegenin görüşmelerin uzun zamandır beklendiği şekilde ve yeterince ileri gitmediğinden şikâyetçi olmasıydı. Delegeler ayrıca Hindistan’ın son taslağı sulandırarak değiştirmesine izin verilmesine öfkelerini dile getirdiler. Küçük bir değişiklik gibi görünse de Avrupa ülkeleri, bilim insanları ve bazı kuruluş temsilcileri bu değişikliğin 1.5°C hedefini karşılamayı zorlaştıracağı konusunda uyardı.

Konferans Başkanı Alok Sharma, kömürün geleceğine ilişkin son dakika pazarlığının çoğu ülkeyi dışarıda bırakan küçük gruplar halinde yürütüldüğünden duyduğu üzüntüyü dile getirmesine kaşın, BMİDÇS 26 Taraflar Konferansı resmi karar metni (Decision 1/CP.26 Version 13/11/2021 08:00) cumartesi akşamı ‘alkışlar ve sevinç çığlıklarıyla’ onaylandı. Başkan Sharma, genel kuruldaki resmi kapanış konuşmasında ayrıca, gözyaşlarına hâkim olmakta zorlanarak (bkz. üstteki fotoğraf) “Bu sürecin gelişme şekli için özür dilerim ve çok üzgünüm,”; “Derin hayal kırıklığını da anlıyorum, ancak daha önce de belirttiğiniz gibi bu paketi korumamız da hayati önem taşıyor” dedi.

En başta da belirttiğim gibi, Glasgow İklim Anlaşması’na göre, diğerlerinin yanı sıra, ülkelerden özellikle iklim değişikliği savaşımına karşı sunmaları gereken yeni ya da güçlendirilmiş ulusal olarak belirlenmiş katkı belgelerini (NDCler) 2022 yılının sonuna kadar -başta 1.5-2 °C gelmek üzere- Paris Antlaşması’nın hedeflerine uygun hale getirmeleri de isteniyor.

Bu noktada Glasgow İklim Anlaşması’yla iklim değişikliği savaşımı ve Paris Antlaşması’nın küresel ısınma hedefleri açısından gelinen noktayı, bir kez daha bilimsel açıdan kısaca değerlendirmek istiyorum. Örneğin, IPCC, UNEP ve IEA’nın var olan en güncel çalışmalarına ek olarak, Glasgow’daki resmi görüşmeler sürerken, yeni bir İklim Eylemi İzleyici çalışması (Climate Action Tracker study), Paris Anlaşması çerçevesi kapsamında sunulan NDC’ler olarak adlandırılan en yeni 2030 hedeflerinin ya da yükümlülük planlarının hala yeterince ileri gitmediğini gösterdi. Taraflar bu anlaşmayla, BM’nin Glasgow görüşmelerinden önce öngördüğü 2.7 °C’ye (IEA’nın 2.6 °C) oranla daha düşük olmakla birlikte yine de Yerküre’yi 2100 yılına kadar olasılıkla 2.4 °C’lik bir küresel ısınmayla karşı karşıya bıraktılar. Öte yandan, Glasgow’a katılan hükümetler, uzun vadeli yükümlülükleri ve 2050’ye kadar net sıfır salım hedefleri de dâhil olmak üzere duyurdukları her şeyi yerine getirseler bile ki böyle bir Dünya ve bunun küresel düzeyde garanti altına alınmasına ilişkin herhangi güçlü bir irade ne yazık ki henüz yok, küresel yıllık ortalama yüzey sıcaklıkları 2050’ye kadar olasılıkla 1.8°C kadar ya da büyük bir olasılıkla daha fazla artacaktır.

Yeni bir enerji ekonomisi şart

BM Çevre Programı (UNEP), Glasgow BMİDÇS Konferansı sırasında ve hemen öncesinde sunulan yeni NDClerin ve 2050’ye kadar net sıfır salım yükümlülüklerinin, başta karbondioksit (CO2) öngörülen sera gazı salımları ile iklim açısından güvenli bir gelecek arasındaki boşluk ya da salım açığı üzerinde yalnızca kademeli bir etkiye sahip olacağı sonucuna vardı. Bu ise, ayrıntıların eksikliği, evrensel salım raporlama ve doğrulama sistemleri ve 2030 sonrası hedeflerin yetersizliği nedeniyle, “net sıfır yükümlülüklerinin ulaşılabilir olup olmayacağı konusu belirsizliğini koruyor” anlamına geliyor.

Çok iyimser bir yaklaşımla, ‘olur da’ taraflar aniden küresel iklim değişikliği savaşımı açısından gerekli olan sert önlemleri kendileri benimserlerse, bu hedefe ulaşma olasılığı şimdi çok daha zayıf olmakla birlikte yine de canlı tutulabilir. Bunu yazmamın somut gerekçesi, Glasgow’dakine benzer dönüm noktası iklim antlaşmalarının önemli piyasa sinyalleri gönderebilmesi ve ekonomileri yeniden şekillendirebilecek oluşudur.

Örneğin, pek çok iklim finansmanı ve gerekli teknolojik dönüşüm değerlendirmesine göre, hükümetler 2015 Paris Antlaşması’nı kabul ettiğinden beri başta güneş, rüzgâr, piller ve diğer yenilenebilir teknolojilere 2.2 trilyon dolardan fazla para harcadı. Bu, elektrikli arabalardan elektrik şebekelerine kadar tüm endüstrileri değiştirebiliyor. Bir başka örnek, yeni yeşil ekonominin simgesi olan Tesla Inc şu anda 1 trilyon dolardan fazla değere sahip ve Dünya’nın eski otomobil üreticilerinin piyasa değerini gölgede bırakıyor.

IEA Dünya Enerji Görünümü 2021 Raporu’na göre, iklim değişikliği savaşımının başarıya ulaşması için “Yeni Bir Enerji Ekonomisi Gerekiyor”. Bu çalışmanın “Teknoloji ve Bölgelere Göre 2020-2050 Dönemindeki Seçilmiş Temiz Enerji Teknolojileri İçin Kestirilen Pazar Payları” bölümündeki kestirimlere göre, 2050’ye Kadar Net Sıfır Salım Senaryosu altında 2050’ye kadar en fazla yatırım gerektiren teknolojiler, büyüklük sırasıyla bataryalar (piller), açık deniz rüzgâr enerjisi ve yakıt hücresidir. Tek başına pillerin, kestirilen toplam 1.2 trilyon dolarlık pazar payının % 70’ine ulaşacağı öngörülüyor.

Kısa Sonuç

Özetle, Glasgow’da insanın küresel iklim sistemi üstündeki olumsuz etkisini azaltmak ve küresel iklim değişikliğini önlemek ve/ya da etkisini azaltmak açısından dikkate değer birkaç kazanım vardı. Ülkeler, önümüzdeki yıllardaki karbonsuzlaşma (ör. 2050’ye kadar net sıfır karbon salımı) planlarını daha da hızlandırmayı ve özellikle Paris Anlaşması kapsamında belirlenen beş yıllık programa göre 2025 yerine 2030 yılına kadar sera gazı salımlarını azaltma hedeflerini güçlendirmeyi yüklendiler.

Gelişmiş ülkeler, 2025 yılına kadar gelişmekte olan ülkelerdeki uyum için gerekli olan finansmanı iki katına çıkarmaya “teşvik edildi”. Küresel bir karbon piyasası için bir çerçeve oluşturmaya yönelik kurallar onaylandı ve böylece 2015’ten beri görüşmecileri rahatsız eden bir sorun ‘çözülmüş’ oldu. Paris Antlaşması’nın 1.5-2 °C küresel ısınma hedeflerinin tutturulması için gerekli olan bilimsel bir öneri olan “2030 yılına kadar insan kaynaklı karbondioksit (CO2) salımlarının 2010 yılına göre % 45 oranında azaltılmasının gerekliliği” resmen tanındı.

Sonuç olarak, Glasgow İklim Anlaşması’nın görünüşte sağladığı tüm bu ‘resmi’ ilerlemelerin arka planındaki gerçeklik ise bize başka şeyler söylüyor. Yukarıdaki paragraflarda yaptığım bilimsel değerlendirmede de vurguladığım gibi, Glasgow Konferansı’nı doğrudan niteleyen acı gerçek, Dünya’nın 2015 Paris Antlaşması’nda söz vermesine karşın, küresel ısınmayı sanayi öncesi seviyelerine kıyasla 1.5 °C’de sınırlayamamasıydı.

Kategori: Hafta Sonu