ManşetKöşe YazılarıYazarlar

Germiyan Koyu kurtuldu (mu?)

Çeşme, kendisine bağlı Alaçatı beldesi ile birlikte İzmir’in en ünlü turistik ilçesi… Pandemi günlerinde büyük bir aceleyle Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından gündeme taşınan ve meslek odaları ve çevre örgütlerince  ‘İzmir’in Kanal İstanbul’u’ olarak nitelendirilen Çeşme Turizm Projesi’nden sonra bölge bir kez daha, bu kez rüzgâr enerjisi santralleriyle (RES)  gündemde…

Geçen hafta içinde kamuoyuna yansıyan bir habere göre, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun kararı ile Çeşme’nin Germiyan Mahallesi’nde mutfak malzemeleri üretimi ile bilinen bir firmanın yaptığı RES projesi kısmen durduruldu. Kurul tarafından santralin bir ünitesinin kurulacağı alan ‘Birinci Derece Sit Alanı’ olarak tescillendi. Kurul alanda yaptığı incelemede santralin yapımı sırasında arkeolojik bölgedeki Roma döneminden kalma gözetleme kulesi ve kale kalıntılarına zarar verildiğini belirtti ve durumu haber vermeyen yetkililerin ise sadece  ‘uyarılacağı’ söylemekle yetindi. 

Ülkemizde kurulan ilk RES 1984 yılında yine Çeşme’de bir otelin bahçesinde kurulmuştu…

‘Temiz enerji’ye neden karşı çıkıyorlar? 

Aslında Germiyan Köyü’nda olan gelişmeler RES’ler açısından bölge de bir ilk değil; sadece bir örnek… Bölgesel rüzgârlar nedeniyle çok sayıda RES kurulmasına Ege sahillerinde, özellikle de Çeşme-Karaburun arasındaki bölgede uzun bir süredir izin veriliyor. Sadece arkeolojik alanlara değil, tarım alanlarına, hatta yerleşim yerlerinin yakına kadar her noktaya yapılan RES’ler bir süredir bölge halkının tepkisini de çekmeye başladı. Hatta yörede kurulmak istenen kömürlü termik santrallere karşı yapılan eylemlere katılanlardan daha fazla kişi RES’lere karşı yapılan eylemlere katılmaya başladı.  

Oysa küresel iklim krizini durdurabilmek için çok sayıda ülke yakın bir gelecekte ‘karbon nötr’ hale gelebilmek için çabalıyor. Bunun için atılması gereken temel adım ise sera gazı emisyonlarını azaltabilmek… Emisyonların en büyük kaynağı ise hepimizin çok iyi bildiği gibi fosil yakıtların kullanımı… O nedenle başta kömür olmak üzere tüm fosil yakıtların kullanımının terk edilmesi ve yerine sera gazı emisyonu yok denecek kadar düşük olan başta güneş, rüzgâr olmak üzere ‘yenilenebilir enerji’ kaynaklarının konması gerek. Çok sayıda ülke bu yola girmiş durumda; özellikle Avrupa Birliği ülkeleri kömürlü termik santralleri 2030 yılların sonuna kadar kapatmayı planlıyor. Elektrik üretimini önemli derecede yenilenebilir enerji kaynaklarına, özellikle de RES’lere kaydırıyorlar. 2019 yılı itibarı ile çok sayıda AB ülkesi elektrik üretimi içindeki RES’lerin payını %20’lerin üzerine çıkartmış durumda…

Ülkemizde ise tam tersi bir politika uygulanıyor. Avrupa ülkelerinin söktüğü termik santraller bir taraftan ülkemizde kurulurken diğer taraftan ülkemiz Paris İklim Antlaşması’nı onaylamayan tek Avrupa ülkesi…

Geçen hafta içinde iklimhaber.org’da yer alan bir araştırmaya göre toplumumuzun yarısından fazlası küresel iklim krizininin yaşadığımız COVID-19 pandemisinden daha tehlikeli olduğunu düşünüyor.  İklim Haber ve Konda tarafından ortaklaşa yapılan ‘Türkiye’de İklim Değişikliği ve Çevre Sorunları Algısı 2020’ başlıklı araştırmaya göre ‘Türkiye iklim değişikliğine karşı ne yapmalı’ sorusuna katılımcıların %75,7’si ‘Yeşil alanları korumalı’ şeklinde yanıt vermiş, her dört kişiden biri ise  Termik santralları kapatmalı’ demiş.  En ilginç yanıtlar ise ‘pandemiden sonra hangi sektörlere yatırım yapılmasını gerekli görüyorsunuz?’ sorusuna gelen yanıtlar olmuş. Bu soruya ‘tarım’ yanıtını verenler %53’ü, ‘yenilenebilir enerji’ yanıtını verenler %36,5’i bulmuş.

Tarım alanlarına, yerleşim yerlerine santral

Toplumumuzun %36.5’u pandemi günlerinden sonra yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapılmalı; %23.1’i de termik santraller kapatılmalı derken, neden başta İzmir olmak üzere Ege bölgesinde RES’lere karşı çıkılıyor? Üstelik birçok Avrupa ülkesinde %20’leri aşmasına karşın ve  elektrik üretimimiz içinde 2019 yılı rakamlarıyla RES’lerin payı sadece 7.4 iken?

Sorunun yanıtı ülkemizde enerji sektörünün üretimden, dağıtıma ve pazarlamaya kadar özelleştirilmesinde  gizli. Özel sektör eliyle kurulan RES tribünleri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın izin vermesi sonucu arkeolojik alanların, mera ve tarım alanlarının içine; hatta Ege sahillerinde kolayca görülebileceği gibi yerleşim merkezlerinin çok yakınına yapılıyor. Çeşme Germiyan Koyu’nda olduğu gibi gerek inşaat sırasında; gerekse işletme sırasında binlerce yıllık tarihi kalıntılara zarar veriliyor veya acele kamulaştırma ile verimli tarım arazileri köylünün elinden isteği dışında alınıyor. Yerleşim yerlerinin yakınlarına kurulan RES’ler ise gürültü ve düşük frekanslı ses ile insan sağlığı açısından şikâyetlere yol açabiliyor.  Yine Çeşme Germiyan Koyu örneğinde olduğu gibi kurallara göre denetleme görevini yerine getirmeyen görevliler ise sadece uyarılmakla yetiniliyor…

Toplumumuzun %36.5’u ‘pandemi günlerinden sonra yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapılmalı’; %23.1’i de ‘termik santraller kapatılmalı’ diyor. Bu büyük destek doğru değerlendirilmeli… Özellikle RES’ler kurulurken yer seçimi sadece rüzgarlara bağlı yapılmamalı, tarihi ve doğal sit alanlarına, tarım ve mera alanlarına ve en önemlisi o bölgede yaşayanların durumu da göz önüne alınmalı. Kurulacak yeni RES’lerin çevresel ve sağlık etki değerlendirmeleri yapılmalı.. Tabii tüm bunların yapılabilmesi için de enerji üretiminin kamu eli ile ve toplum çıkarları doğrultusunda yapılması gerekiyor…

Aksi halde toplumumuzun %36.5’nin desteği de boşa gider; yeni Germiyan Koyu rezaletlerini de yaşamaya devam ederiz.

Kategori: Manşet