Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Enerji yoksulluğuna ekolojik ve sosyal çözüm: Kooperatifler

Son birkaç ayda Türkiye’de kamuoyunun önemli bir kısmı AKP’ye doğrudan bağlı basın tarafından bir hikâyeye inandırıldı: Fiyatlar dış kaynaklı müdahalelerle değeri yükselen döviz sebebiyle artıyordu. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dalgalı faize geçtiği gece sonrasında “dövizin üstündeki köpük” alınmıştı ve düşen döviz ile doğru orantılı olarak fiyatların da düşmesi gerekiyordu. Elbette böyle olmadı. Hatta bizzat devlet eliyle bunun tersi yapıldı. Devlet kontrol edebildiği her alana zam yaptı. Enerjinin insanlara maliyeti, enerjiye en çok ihtiyaç duyulan kış ayları öncesinde yükseltildi ve tam olarak AKP aradan çekildi. Artık kış ve faturalar ile vatandaşlar olarak bizler baş başa kalmış durumdayız. Mükemmel bir yönetme biçimi!

Bir faturalık ‘yalan siyaseti’

Bu hafta başında faturaların gelmeye başlamasıyla birlikte durum biraz daha netleşti. Çünkü elektriğe zam yaparken bile bunu bin bir yalana sararak yapan, ipini tuttuğu basına “yeni tarife düzenlemeleri” olarak servis ettiren hükümetin yarattığı toz bulutunun dağılması için bir faturalık süre gerekliydi. Onca yalan bu kısacık süre için söylendi yani. Şimdi o dönemdeyiz. Yalanların hükmü bitti ve yeni tarifenin nasıl bir maliyet getirdiği hane hane ortaya çıkıyor. Hayatı sürdürmek için gerekli neredeyse her şeyin bir fişi olduğu ve prize ihtiyaç duyduğu düşünülürse aslında çok temel bir ihtiyaç üzerinden soyuluyoruz. Bu soyguna dayanabilenler, çeşitli önlemlerle dayanıyorlar fakat bunun herkes için aynı şekilde sürmesini bekleyemeyiz elbette. Temel gereksinimler elinize geçen paranın belli bir oranından fazlasını kaplamaya başlıyorsa ortada bir sıkıntı var demektir. Türkiye’de de düzenli gelen faturaların gelire oranı tam da bu sıkıntıyı işaret ediyor. Sıkıntının adı enerji yoksunluğu.

yetkinport.com sitesinde 7 Ocak’ta yazdığı “Enerji Yoksulluğu Derinleşiyor” başlıklı yazısında Filiz Pehlivan bu kavramı şu şekilde tanımlıyor:

“Enerji yoksulluğu ne demek? Bu terim, halkın bir kesiminin, başta elektrik olmak üzere çağdaş enerji ürünlerine erişememesi, bu hizmetleri kullanım olanağına sahip olamaması, yani enerji kullanımından yoksun olması anlamına geliyor. Bir hanenin toplam enerji harcaması (elektrik+su+doğal gaz) aylık veya yıllık bütçesinin %25’ini aştığında bu hane “enerji yoksulu” olarak nitelendiriliyor. Elektrik için bakıldığında toplam bütçesinin %10’undan fazlasını elektrik gideri için ayıran hane halkları “elektrik yoksulu” olarak adlandırılıyor. Su yoksulluğu için bu sınır gelişmiş ülkeler için toplam bütçenin %3’ü, gelişmekte ve yoksul ülkeler için ise % 5 ila 6’sı üzerinde bir giderin su için ayrılması durumunda ortaya çıkıyor. Doğalgaz için bu sınır biraz daha yüksek, kullanılabilir gelirinin %10’undan fazlasını doğalgaz harcaması için ayıran bir hane doğalgaz yoksulu olarak adlandırılabiliyor.” 

Fatura ödeyemeyen milyonlar, icraya verilen binler…

Hepimiz kendi faturalarımızdan bir sonuca ulaşabiliriz. Fakat şunu unutmayalım. Pandemi sürecinde yerel yönetimlerin “askıda fatura” tarzı kampanyalarına rağmen 2019 ile 2021’in ilk 9 ayı arasındaki sürede doğalgaz faturasını ödeyemeyen toplam kişi sayısı 2 milyon 584 bin 366 olurken, 163 bin 288 kişiye icra takibi başlatıldı. Yani kendi deneyimlerimizin ötesinde çok büyük bir kitlesel yoksulluk söz konusu.

Peki, buradan nasıl çıkılabilir? Merkezi yönetimin aldığı tavır ortada. İktidar değişmeden politika değişiminin beklenmesi hiç gerçekçi değil. AKP sadece zam ve yoksulluk getiriyor. O zaman yerel yönetimlere dönmemiz şart. Çıkış enerji kooperatiflerinde. Ekonomik ve sosyal bir sıkıntıdan ekolojik olarak da ilerleyerek ancak böyle çıkabiliriz. Temiz enerji üreteceğiz. Yerel yönetimlerin maliyete destek olmasıyla ucuz enerji üreteceğiz. Hep birlikte üreteceğiz. Yani hem ekolojik, hem ekonomik hem de sosyal bir çözüm ortaya koymuş olacağız.

Enerjiye ulaşım temel insan hakkıdır

Yerel yönetimler çeşitli teşviklerle ve bölgesel planlamalarla temiz enerji üretimi ve tüketimi düzenlenmeli. Güneş tarlaları kurarak ya da bina çatısındaki panellerin önünü açarak kendi sınırları içinde yaşayan insanları elektrik dağıtım şirketlerinin ve merkezi hükümetin yağmasından korumalı. Enerjinin üretildiği yer ile tüketildiği yerin yakınlaşması ve aradan aracıların çıkartılması, bunun da sosyal bir yapı olan kooperatifler eliyle yapılması bizi başka bir adıma getirecektir. Bugün faturalar ve zamlar karşısında sıkıntılar yaşayan ve enerji yoksulluğuna itilen bizler, ancak birlikte üretmenin ve tüketmenin önümüze getireceği fırsatlar ile daha müreffeh bir yola çıkabiliriz.

Elektriğe ulaşım temel bir insan hakkı. Bunun temiz bir şekilde elde edilmesi yani fosil yakıtlardan ya da nükleerden elde edilmemesi de hem bir insan hakkı hem de insan hakkını çok aşan bir şekilde küremize olan borcumuz. Tabii ki yerel yönetimlerin iklim hedeflerini ve ekonomik politikalarını da unutmamak gerekir. Bu yüzden yerel yönetimlerin enerji kooperatifleri üzerine çalışması ve bir an önce devreye sokması şart. Yoksa bu kış hayatımızın bundan sonraki en rahat kışı; bu yaz da hayatımızın bundan sonraki en serin yazı olacak.

Kategori: Hafta Sonu