Köşe Yazıları

Direnişin Dur Hali!

0

Gezi Parkı direnişi her geçen gün Türkiye’yi şaşırtmaya devam ediyor.  Hiç birimizin beklemediği şekilde; direniş giderek kendini aşıyor ve yeniliyor.

Direnişin başından beri bir sivil itaatsizlik eylemi olduğunu ve şiddeti red eden bir tepki olduğunu dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık.

Direnişi oluşturan motiflerin; bir park koruma ve çevre mücadelesi olduğu kadar bir özgürlük ve demokrasi talebi de olduğunu; tüm direnişciler ortaya koymaya çalıştı.

Buraya kadar ortak noktalar. Ancak bence başka bir boyut daha var direnişte.

Direniş öncelikle sadece AKP’ye değil; tüm siyasal ve sivil örgütlere bir mesaj gönderiyor.  Bu mesaj bence şimdiye kadar alınabilmiş değil.  Hem AKP hem de diğer siyasi örgütler bu mesajı alamamışlar.

Konda’nın yapmış olduğu araştırmada da olduğu gibi; direnişe gelenlerin yüzde 93’ü her hangi bir kurum ve kuruluşa üye değil. Örgütlü değiller yani.

Bu yüzden, direniş bir yönüyle demokrasi ve özgürlük mücadelesi yaparken; diğer yönüyle de temsili demokrasiyi reddediyor. Türkiye’de insanlar artık eski usulde örgütlenen, temsilcilerden oluşan yapılara inançlarını yitirmiş durumdalar.

İnsanlar, kendilerini kendilerinin temsil edebileceğine inanıyor. Kendi başlarına her hangi bir kuruma bağlı olmadan harekete geçebilme cesareti gösteriyorlar.

Özellikle gençler; apolitik olarak adlandırılmaktan, daha toysun muhabbetlerinden; pişmen lazım söylemlerinden sıkılmış durumdalar.

Uzun uzun karar çıkmayan, sadece egoların tartışıldığı toplantılar yerine doğrudan tepkilerini koymayı; eylemliliği tercih ediyorlar.

Bu durumu anlamak bence direnişi anlamak için en önemli adım. Ancak, eski usul politikalar ve söylemler ile bunu anlamak da bir o kadar zor.

AKP aklı bu durumu algılayamıyor ve paranoyakça; bu durumun kendilerini demokratik olmayan yollar ile götürme çabası olarak görmeyi tercih ediyor. Çünkü; Türkiye’deki eski siyaset geleneğinden geliyorlar; ikilik ve çatışma üzerinden; şiddet üzerinden dil kurarak halkı anladıklarını varsayıyorlar; bu yüzden kendilerine gelen muhalif tepkileri de kendi zihniyetleri üzerinde tahlil etmek ve antidemokratik diye etiketlemek; onlar için en kolay yol oluyor.

Aynı şey; CHP için MHP için de geçerli.

Aynı şey; direniş boyunca herkesi temsil ettiğini; direnişin tek amacı olduğunu ve bu amacı bir tek kendilerini bildiğini düşünen tüm sivil; siyasal örğütler için de geçerli.

Hatta; Direniş sırasında Taksim Dayanışma ve Taksim Platfromunun da düştüğü temel hatalardan biri buydu.

Herkes, kendisinin direnenlerin tam olarak ne istediğini, neden direndiğini ve bunun arkasındaki siyasal mesajları tamamen anladığını düşünürken; karşı tarafın bunu anlayamadığını düşünüyordu.

Bu, Tayyip Erdoğan’ın ben yüzde 50 aldım; siz anlamıyorsunuz halkı ben anlarım dilinde de var olandı; Direniş sırasında “Halkın Talepleri” diye kendi kurumlarının taleplerini yayınlamasının arkasındaki noktaydı.

İşte tam da bu yüzden; herkes kendi kabının doğru olduğunu  düşünüyor ve halkı bu kaba koymaya çalışıyor.

Ama örğütsüz olanlar; mesajın anlaşılmadığını görünce mesajı bir başka yöntemle vermeye devam ediyor.

Bence Duran Adam da tam böyle bir eylem. Herkes başka bir alt metinle duruyor. Ortaklıklar var ama teklik yok diye düşünüyorum.

AKP’nin Durmak Yok Yola Devam üzerinden çıkan ilerlemeci aklına karşı duran da var.

Polisin şiddetine karşı duran da var.

Ekolojik yıkıma karşı duran da var.

Şiddet temelli nefret söylemine karşı duran da var.

Sessizce özgürlük isteyen de var.

Hatta; sol ilerlemeci akla karşı da duran var.

Var oğlu var, direnişçi sayısı kadar farklı bir durma nedeni var.

Bunu görmeden bu ülkede artık politika yapmak; söylem üretmek; tek doğrudan bahseden cümleler kullanmak artık halk tarafından kabul görmüyor.

Özetle, artık eski akılın ürettiği tek doğru etrafında örğütlenmek de mümkün değil. Daha esnek, daha çok sesli, daha şenlikli, daha eğlenceli politika zamanı.

Büyük cümleler yerine küçük cümlelerin zamanı.

Uzun toplantılar yerine, pasif politika yerine; aktif eylemliliğin zamanı.

Yeni bir politika alanı talebi var bence insanların. Buna cevap verebilmek için, talebin sahipleri için değil; talebin sahipleri ile beraber üretmek; az laf çok işin gerekliliğini algılamak gerekiyor.

Yani: Zaman; büyük adımlar atıp çabuk yorulmanın yerine küçük adımlar atıp sindirerek yürümenin zamanı.

 

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.