Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Deprem, tsunami, sel ve çöp sorunu

Türkiye bir deprem ülkesi!

Ülkede depremden etkileme potansiyeli olan nüfusun toplam nüfusa oranı oldukça yüksek. İstanbul, İzmir ve Bursa gibi devasa şehirlerin yanı sıra, neredeyse tüm Ege kıyısı şehirleri ve birçok Anadolu şehri deprem haritasında koyu kırmızı renkte! Bu da deprem meselesinin ülke çapında bir mesele olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle kıyı şehirlerinde bir de depreme bağlı oluşması muhtemel tsunami tehdidi söz konusu. Ancak bu, depremin kendisi kadar ilgi toplayamıyor.

Depremin kendisi bile yeterli önlemin alınması için yöneticileri harekete geçirmeye yetmezken, tsunami konusunda bir önlem beklemek hayal olabiliyor. Daha ismini bile söylemekte zorlanılan ve onun yerine ne anlama geldiği belli olmayan “deniz çekilmesi” “deniz taşması” gibi nitelemelerle ifade edilen bir olay. Oysaki toplumsal farkındalık açısından tsunami denmesi daha önemli. Çünkü tsunami deyince akla yıkıcı görüntüler geliyor ki bu da deprem bölgesi olan kıyı bölgelerinde ve bağlı nehir yataklarında yaşayan vatandaşları, deprem sonrası su kenarına film seyretmeye gitmekten alıkoyabilir. Benzer şekilde önlem alınması konusunda da uzun vadede meydana gelebilecek kayıpların önlenmesine de katkı sağlayabilir. Farkındalık önemli!

Diğer bir tehdit ise sel felaketlerinde! Türkiye aynı zamanda bir sel ülkesi!

Sel olaylarında da neredeyse tüm şehirler büyük risk altında. Çünkü sel felaketlerinin yaşandığı şehirlerin ortak özelliği plansız ve programsız kentleşme.  Özellikle denize kıyısı olan illerdeki durum daha da büyük risk içeriyor. Denize sıfır ve dolgular ile güçlendirilmiş betonlaşma faaliyetleri, suyun toprak ile buluşabileceği yerlerin azlığı ile tabii bir de malum dere yatakları ya da eski bataklık sahalarında yapılan yapılaşma, sorunu daha da büyütüyor. Herhangi bir doğal afeti gözetmeyen kentleşmenin hüküm sürdüğü bu alanlar, tüm bu faktörlerin yıkıcı bir felakete dönüşmesinin de önünü açıyor.

Neredeyse her yıl aynı şehirlerde sel felaketlerinin yaşandığını ve ciddi hasara neden olduğunu görebiliyoruz. Bu durum asıl itibariyle bir beceriksizlik ve ciddiyetsizlik örneği. Bu tür felaketler, insan eliyle yaratılan felaketler. Doğa olayları aslında felaket değil. Felaket olan, insanın o doğa olaylarına aldırış etmeden yaşam sürmesi. Deprem bir jeolojik olaydır,  aynı şekilde aşırı yağışlar da meteorolojik bir olaydır. Onları felakete dönüştüren ise bunları göz ardı ederek etki alanlarında inatla yapılaşan ve yerleşen, aynı zaman da iklimi değiştirecek aktivitelerde bulunmakta ısrar eden insandır.

Bir başka mesele de çöp. Türkiye aslında bir çöp ülkesidir!

TÜİK’in 2018 istatistiklerine göre kişi başı çöp üretim miktarımız Türkiye için 1.16 kg’ya çıkmış. En fazla kişi başı çöp üreten il Bartın, yıllık bazda en fazla çöp üreten il ise İstanbul olmuş. Bunu doğal olarak diğer nüfus olarak en fazla olan iller takip etmiştir. Bu şehirlerin Konya hariç hepsi de kıyı şehri. Aynı illerin deprem açısından da sel felaketleri açısından da risk altında olduğunu belirtmekte fayda var.  

Şimdi bu üç bilgiyi Türkiye’nin sokaklarındaki ve çevresindeki aşırı kirlilik sorunuyla birlikte değerlendirelim. Çünkü neredeyse her ilin her sokağında mutlaka çöp olduğunu ve toplayarak da bu çöplerden kurtulamadığımızı söyleyebiliriz.

Peki deprem, tsunami, sel ve çöp üretimini ve aynı zamanda çevre kirliliğinin bir arada değerlendirilmesi bize ne anlatacak? Şöyle ki her türlü doğal olayı afete çevirmeyi başaran Türkiye’nin bu afetlerine çöp yönetimsizliğini de ekleyince ortaya başka bir sorun daha çıkıyor. Aşırı deniz kirliliği! Bunun sel ile nasıl gerçekleştiğini 2018 yılında yayınladığımız bir çalışma ile Mersin Körfezi için ortaya koymuştuk. O dönem gerçekleşen bir sel felaketinin denizlerdeki mikroplastik çöp miktarını yaklaşık 14 kat arttırdığını ortaya koymuştuk. Bunun tsunami ile nasıl gerçekleştiğini ise son birkaç gündür İzmir’de görüyoruz. Son bir haftadır belediye yetkilileri ve bazı gönüllüler, çoğunluğu meydana gelen deprem sonrası oluşan küçük tsunaminin taşıdığı kentsel çöpleri denizden toplamaya çalışıyorlar.

Aslında tsunami sonrası denizlerin çöple dolması neredeyse tüm deprem ülkelerinde olabilen bir durum. Ancak durum Türkiye gibi, Endonezya gibi, Filipinler gibi çöp yönetiminin olmadığı ülkelerde gerçekleşince daha da vahim bir hal alabiliyor. Bir de bu çöplere tsunaminin vurduğu yerleşkelerdeki ve oralarda yaşayan insanların eşyalarını ekleyince çöpün boyutu daha da artabiliyor.

Kent yönetimi bir bütündür. İçerisinde çöp yönetimi de, bina yönetimi de, yeşil alan yönetimi de yer alır. Biri eksik olunca ciddi sorunlar meydana gelebiliyor. Ancak Türkiye gibi hiçbirini beceremeyince, ortaya tüm dünyada benzer şiddette olan depremlerde ölenlerin %90’ına sahip olmak gibi ya da kıyısı bulunduğu denizlere en fazla çöp boşaltmak gibi unvanlar da çıkabiliyor.

Kategori: Hafta Sonu