Dış Köşe

Demokratik otoritarizm duble yolunda ilerliyoruz – Ahmet İnsel

Bir başbakanın gazete sahiplerini çağırıp, onları bazı konularda dikkatli olmaya davet etmesi, tek başına ele alındığında büyük bir endişe nedeni olmayabilir. Böyle bir toplantıda, bazı kitapların neden yazıldığı, bazı söyleşilerin neden yapıldığı, bazı yerlere neden gidildiği, neredeyse isim vererek sorulmaya başlanıyorsa, o zaman otosansüre davetten öteye, doğrudan bir sansür işlemeye başlamış demektir. Ayrıca, bir başbakan gazete sahip veya yöneticileriyle kamuoyunun bilgisi dahilinde, boy boy fotoğrafları yayımlanan bir toplantı yapıp, burada konuşulanların kamuoyuna aktarılmamasını isteyebiliyorsa o zaman bu gazeteleri iktidarının bir organı olarak görüyor demektir. Zaten bunun belirgin bir işareti, böyle bir toplantıya, dört günlük gazetenin davet edilmemiş olmasıdır. Her otoriter gücün makbul gazete listesi farklı oluyor.
Bu koşullarda yapılan bir toplantıyı protesto etmeyen, katılmayan veya koşulları öğrenince terk etmeyen ‘bağımsız’ medya temsilcileri de bu durumu zımnen kabul ederek, kendilerini bir iktidar organı olarak gördüklerini ele vermiş olurlar. Fransa’da taşra gazeteleri patronları, Sosyalist Parti adayı olan bir gazete patronu davet edilmeyince, cumhurbaşkanının özel davetini toplu biçimde boykot ettiler birkaç hafta önce. Türkiye’de ise böyle netameli bir toplantıya katılmakla yetinmeyip, birçoğu Başbakan’ın söylediklerine hınk deyicilik yapma yarışına giriyor. Otosansür çağrısını dinlemekle yetinmeyip, işi resmen sansür işlevi görecek kurumların kurulmasını, yasaların çıkarılmasını talep etmeye götürüyor. Bu durumda Başbakan’da artan biçimde gözlemlenen otoriter semptomların önünde duracak herhangi bir engel kalmamasına şaşırmak ancak safdillik olur. 

Küçük devlet güçlü piyasa
Akut politikleşme olarak tanımlayabileceğimiz, her şeyi hızla siyasal iktidarın denetimine alma saplantısının sınırı şimdilik yok. Bu iktidar yoğunlaşması ve buna bağlı olarak dozu gittikçe artan otoriterleşmenin bir diğer tezahürü, düzenleyici üst kurulların özerkliklerine fiilen son veren KHK düzenlemesi. Atama sistemi nedeniyle özerklikleri sınırlı olan bu kurumlar, şimdi bir bakanın denetimine tabi olacaklar.
Böylece başkanını başbakanın atadığı kurul, başbakanın atadığı bakanın denetiminde çalışacak. Bir özerklik parodisi bu.
‘Küçük devlet güçlü piyasa’ anlayışını yansıtan bağımsız düzenleyici kurumların işleyişlerinin demokrasi açısından sorunlu olduğunu biliyoruz. Bununla ilgili önemli bir çalışma, geçen günlerde yayımlandı. Ümit Sönmez, Piyasanın İdaresi başlıklı kitabında (İletişim Yayınları, 2011), neoliberal hegemonyanın büyülü kavramı olan ‘yönetişim’in ışığında, bu kurumların aynı zamanda hem devletin ve idarenin hem piyasanın üst kurumu olmalarını ele alıyor ve eleştiriyor. Ama AKP hükümeti bu eleştirinin işaret ettiğinin tam tersini yapıyor.
Bu kurumları piyasanın üst kurulu olarak korurken bakanlığın denetimine alıyor. Siyasal iktidarda aşırı bir güç ve yetki topluyor. Böylece demokratikleşme açısından daha geri bir adım atıyor. Demokrasi perspektifinden ele alındığında, bu kurulların çok daha geniş tabanlı seçim ve katılım yöntemleriyle oluşması, yetki ve görevlerinin piyasa-toplum-devlet ilişkileri üçgeninde yeniden tasarlanması gerekmez mi?
Anayasa konusunda da iyimser olmak için fazla neden yok. Sütten ağzı yanan AKP temsilcileri, geçmişte olduğu gibi, Başbakan’a karşı bir anda kontrpiyede kalmamak için artık bu konuda ağızlarını açmıyorlar. Dolayısıyla iktidar partisinin anayasa değişiklikleri konusunda ne arzuladığını, AKP kadroları dahil pek bilen yok. AKP’nin anayasayı tek başına -şimdilik?- değiştirmek için yeterli çoğunluğa sahip olmamasının yarattığı müzakere zorunluluğu, bu kez Başbakan’ın anayasa değişikliği konusunda elini saklamaya, aklındakini gizlemeye mi itiyor? Bilmiyoruz ama AKP’yi de dilsiz bırakan bir iktidar yoğunlaşması bu.
Darbe anayasasından Erdoğan anayasasına geçmek bir değişikliktir elbette ama bu bir demokratik hamle sayılabilir mi? 

Otoritarizmin duble yolu
HSYK’daki seçimlerde sergilenen, ardından HSYK’nın yaptığı atamalarda sürdürülen, üniversite yönetimlerine atamalarda genellikle karşımıza çıkan pratikler buna benziyor.
Tayyip Erdoğan, bir yandan kendi iradesiyle diğer yandan toplumda var olan otoriteye biat geleneğinin katkılarıyla kurulan yeni patronaj sisteminin ağırlık merkezinde yer alıyor. Bu, sistem için yerçekimi gücü işlevi görüyor. Demokratik otoritarizm duble yolunda ilerliyoruz.

Ahmet İnsel – Radikal

Kategori: Dış Köşe