Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Düşman: Aynadaki aksimizle savaşımız

Kutsal kitaplarda anlatılan, Âdem ve Havva’nın iki oğlundan Kabil’in kardeşi Habil’i öldürmesi hikâyesinin tarihin ilk cinayeti olduğuna, kendi kardeşini öldüren Kabil’in de tarihteki ilk katil olduğuna inanılır. Kabil işlediği bu cinayetle artık büyük bir günahkâr olmuştur. Kabil’in laneti bitmemiş olacak ki; insan tarih boyunca sayısız kez katil oldu. Davide Cali tarafından yazılan, Serge Bloch tarafından resimlenen Düşman: Barış için Bir Kitap adlı eser, insanın kendi kardeşlerine, türdaşlarına karşı işlediği topyekûn cinayetin, savaşın aslında kafalarda yaratılan/yarattırılan öteki imgesinden kaynaklanan trajikomik halini gözler önüne seriyor.

Düşman pek çok dile çevrildi, pek çok ödül kazandı. Çokça okundu. Temelindeki savaş karşıtı duruş ve barış savunusu üzerine çokça yazıldı. Gerek yalın ve gerçekçi anlatımı, gerek devingenlik ve akış hissi veren, gerçeklik duygusunu besleyen resimleriyle Düşman bu ilgiyi fazlasıyla hak eden, benim de severek okuduğum bir kitap… Ama ben Düşman’ı okuduğumda yalnızca insanın insanla savaşını görmedim. Bence anlatılan hikâye, aslında sadece bir insan topluluğunun öteki olarak addettiği diğer insanlarla savaşına değil,  insanın doğayla yenilmeye mahkûm olduğu ‘savaş’ına da referans verecek bir zenginliğe sahip. O yüzden ben bu yazıda Düşman’ı insanın doğayla ‘savaş’ı ve barışmaya mahkûmiyeti üzerinden ele alacağım.

Modernitenin doğa algısı

Gezegenimize barışın değil, savaşın egemen olması, belki de egemen doğa anlatısının bir uzantısıdır. Çocukluktan beri kafamız doğanın bize yabancı, dışsal bir ‘şey’ olduğu üzerinden şekillendiriliyor. Doğayı neredeyse tanımadığımız, bilmediğimiz, elimizin uzanamadığı bir nevi yabancı bir yaratık gibi algılıyoruz. Doğa vahşidir ve merhamet barındırmaz. Büyük balık küçük balığı yer. Doğanın merhameti yoktur. Kim daha güçlüyse o ayakta kalır. Zayıf olan ölür. Doğaya dair böylesi fikirler şüphesiz ki; sürekli diğer hayvanlara yem olma tehlikesi altında yaşayan, her daim tetikte olmak zorunda olan atalarımızın beyninin nasıl çalıştığını açıklıyor. Artık aslanlar, kaplanlar tarafından yenme, bir mamutun ayakları altında ezilme tehlikesinin kalmadığı günümüzde, türümüzün beyni niye halen özünde benzer şekilde çalışıyor? Neden doğaya dair yaygın, egemen algı halen benzeri düşüncelerden besleniyor?

Modernitenin doğa algısı, doğanın insana dışsal ve yabancı olduğu, zapturapt altına alınması gereken bir nevi ‘düşman’ olduğu üzerine kurulu. İnsanın ilerlemesi doğayla savaşına, doğanın gizlerini açığa çıkararak nimetlerini kendi yararına kullanmasına bağlı… İşte tam bu noktada, Düşman kitabı sadece insanın birbiriyle savaşına dair değil, doğayla savaşına dair de bize fikir veriyor.

Hani çukurdaki asker, ‘düşman’ askerini kastederek diyor ya kitapta, “O vahşi bir yaratık. Merhamet nedir bilmez”. Benzer şekilde, doğa da bizim gözümüzde altta kalanın canının çıktığı, yaşamak için sürekli savaşılmak zorunda olunduğu kaotik bir yer. Oysa doğada hayatta kalmak sadece acımasız, daimi bir savaşa bağlı değil. Grubun hasta bireylerine yardım eden, yaralı bireylerini iyileştirmeye çalışan hayvanlardan biliyoruz ki; merhamet ve empatinin de hayatta kalmak ve türün devamlılığını sağlamakta değeri yadsınamaz bir yeri var. Oysa bizler doğayı sadece tatilde gördüğümüz deniz, kum, güneş; büyülendiğimiz güzel bir manzara veya belgesellerde gördüğümüz acımasız, hayatta kalma savaşı olarak algılıyoruz. Doğanın gözümüzde ikili bir karakteri var. Bir yandan büyüleyici güzellikteki ‘doğa harikaları’ demek. Bir yandan da çeşitli salgın hastalıklarla, doğal afetlerle bizi öldürebilecek olan vahşi bir canavar

Davide Cali.

Tevekkeli değil, Düşman kitabının Ginko Tiyatro tarafından oyunlaştırılmış halinin de ismi Canavar mı Yok mu?[1]   Nasıl kitapta anlatıcımız olan asker, düşman askeri hakkında “O gaddar ve merhametsiz… Sebepsiz yere öldürüyor.  Düşman insan değil” diye düşünüyorsa, biz de doğayı bizim dışımızdaki üstünlük kurmamız gereken bir yaratık gibi algılıyoruz. Kitapta savaşın başında askerlere dağıtılan el kitabında düşman için “o bizi öldürmeden bizim onu öldürmemiz gerektiğinin” dikte edilmesi gibi, insan doğanın güçlerini hâkimiyet altına alamazsa yok olacağı korkusuyla yaşadı yüzyıllardır.  Oysa insan da doğanın içinde, doğa da insanın içinde…

Tüm canlılar, hepimiz, dünyadaki varlığımızı, eninde sonunda, dünyadaki canlı yaşamı başlatan bir yıldız patlamasına borçluyuz.[2],[3] Kitapta düşmana dağıtılan el kitabında kendi fotoğrafını gören askerin, düşman saydığının kendiyle aynadaki yansıması kadar aynı olduğunu anlaması gibi, doğanın tüm unsurları da bize aynadaki birer imgemiz kadar benzemekte… Hâlbuki bizler Düşman’da iki askerin de evlerinden uzakta bir çukura sığınmak zorunda olmaları gibi, kendi dışımızdaki diğer hayvanları evlerinden, yuvalarından uzaklara sürdük. Ormanları yok ettik, nehirleri kuruttuk. Kitaptaki askerin öteki askere gönderdiği savaşa bir son verme mesajı gibi, belki de doğa da bize bu Covid-19 salgınında kendisiyle beyhude savaşımızı bırakmamız gerektiği mesajını yolladı. Acaba kitabın kahramanı asker gibi bizler de bir aydınlanma yaşayıp bu mesajı doğru okuyacak mıyız?

*

Künye

Yazan: Davide Cali

Resimleyen: Serge Bloch

Çeviren: Ceylan Ekin Işık

Yayınevi: Ginko Çocuk (Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’nin katkılarıyla)

Yayın Tarihi: 2018

[1] http://www.tiyatrodergisi.com.tr/ginko-tiyatrodan-cocuklara-bir-tutam-soru-canavar-mi-yok-mu/

[2] Çağrı Mert Bakırcı, “Süpernova Nedir? Uzaydaki En Şiddetli Patlamalara Yönelik Temel Bilgiler”, Evrim Ağacı, https://evrimagaci.org/supernova-nedir-4244#

[3] Zafer Emecan, “Bir Süpernova Patlaması Nasıl Oluşur?”, Kozmik Anafor, https://www.kozmikanafor.com/bir-supernova-patlamasi-nasil-olusur/

Kategori: Hafta Sonu