Yeşeriyorum

Çernobil nükleer kazasının 25. Yılında Fukuşima’nın tozu dünyaya yayılırken – Cüneyt Karaloğlu

0

Çernobil nükleer kazasında yaklaşık 25 yıl sonra 12 Mart 2011 de dünya Japonya’da bir gün önce oluşan deprem ve tsunami sonrası oluşan soğutma sorunu nedeniyle Fukuşima nükleer santralinin birinci ünitesinde bir patlama oldu. Takip eden günlerde üç ünitesininde ardı ardına patlaması ve yanması sonucu yeni bir nükleer felaketle karşı karşıya kaldı.

Bir kere daha gördük ki en gelişmiş ülkeler tüm güvenlik tedbirlerini alsalar dahi, beklenmeyen riskler gerçekleşebilir. Ve gördük ki nükleer santraller bu risklerin gerçekleşmesi ile geriye dönülmez felaketler yaratıyor ve çok tehlikeliler.

Fukuşima nükleer kazası başlangıçta söylendiğinin aksine en yakınlarını yoğun olmak üzere az ya da çok tüm dünyayı etkiledi ve etkilemeye devam ediyor.

Nükleer enerji platformu sözcüsü, “lütfen panik yapmayın panik edebiyatı yapanlara da medyada yer vermeyin” diyor. Nükleer savunucu uzmanlar aynen başbakanın tüp gaz örneği benzeri tomografi örneği ile maruz kalınan radyasyonu önemsizleştirme çabalarını sürdürüyorlar.

Ama nükleer kâbusun cilvesine bakın ki krizin başından beri gelişmeler bu uzmanların açıklamalarının ve tahminlerinin tam tersi yönde gelişti. Santralın kalbi çok sağlamdır çekirdek erimesi olmadıkça bir şey olmaz dediler ama ortaya çıkan görüntüler ve etrafa plütonyum zerrelerinin saçılmış olması maalesef en kötünün gerçekleşmiş olduğunu gösterdi ve adeta onların taraflı iyimser yorumlarını tekzip etti. Sonunda felaketin seviyesini Çernobil’in seviyesine ulaştığını Japonya resmen kabul etti.

Ancak gelişmelerin bu uzmanları sürekli yalanlamasına rağmen medyamız uluslararası alanda çıkan pek çok haberi görmemezlikte gelerek, ısrarla bu uzmanların telkinlerini canlı yayınlamaya devam etti.

Bu süreçte Dünyanın tersine hükümet ve nükleer lobinin medya üzerinde ne kadar etkili olduğunu ve haber alma özgürlüğümüzün nasıl kısıtlandığını ve kısıtlanmaya devam edildiğini kaygıyla gözlemledik.

Fukuşima nükleer kazası ile ilgili yoğun bilgi kirliliğine rağmen konu ile ilgili pek çok yeni bilgi edindik. Bunlardan biri nükleer santraların daha önce söylendiği gibi faaliyetleri sırasında bulundukları bölgeye hiç radyasyon yaymadıkları bilgisinin doğru olmadığını ve soğutmada kullanılan suyun bir bölümünün buhar olarak atmosfere salındığını fukuşima’daki kulelerinde bu işe yaradığını öğrenmiş olduk.

Bunlardan biride herkesin günümüz koşullarında yılda ortalama 2,8 milisievert radyasyona maruz kalmakta ve bu miktarın %85 i yaşadığımız ortamdan (atmosfer, binalar vs.) % 14 ü röntgen veya tomografi gibi sağlık hizmeti alırken, % 1 kadarının ise nükleer santralar ve nükleer silah denemelerinde kaynaklanıyor olduğunu öğrendik.

Yukarda görüldüğü gibi pek çok insanın yılda bir kez bile maruz kalmadığı ve bir kerede alınan, teşhis nedenli radyasyon ortalamada ciddi bir pay sahibi. (Örneğin bir göğüs röntgeni 0.2 milisievert bir tomografi 10 milisievert civarında)

Hiroşima’dan beri maruz kalınan radyoaktivitenin çeşitli kanser vakalarını artırdığı bilinmekle beraber, bu uzmanlar uygulanan veri karartmaları ışığında bu ilişkinin bilimsel verilerinin yeterli olmadığını savunmaya devam etmekteler.

Bu tezlerini desteklemek için de Çernobil nükleer kazasında resmi rakamlardaki 59 kişinin öldüğünü söyleyebilmekteler. Oysa çeşitli gözlem ve araştırmalar Çernobil kazasında ilk üç yılda 31 bin kişinin öldüğünü santrale müdahale eden yüz binlerce askerin durumunun meçhul olduğunu, bu güne kadar yüz binlerce insanın yaşam süresinin kısalmasına ve yaşam kalitelerinin bozulmasına bağlı hayatını kaybettiğini ve bu durumun hala devam ettiğini gösteriyor.

 

Kategori: Yeşeriyorum

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.