Köşe Yazıları

Cancun’dan çıkan kısmın özeti

Cancun'da Bolivya'dan gelen yerliler bir protesto gösterisinde

Cancun’da geçen Pazartesi günü başlayan COP-16 iklim zirvesi ikinci haftasına girerken geçen hafta olan biten hakkında genel bir özet yapmak yerinde olur diye düşünüyorum. Burada henüz ciddi bir heyecan ve hareket yok. Beklenti düşük olunca, tansiyon da düşük oluyor. Ancak kimi delegasyonlarda Cancun’dan hiç olmazsa bir iki somut karar çıkarmanın mümkün olduğu inancı var, başta finansman meselesi olmak üzere. İşte Cancun’dan çıkan kısmın özeti:

Japonya “Kyoto varsa biz yokuz” deyince

Cancun’da en çok tartışma yaratan çıkış, görüşmelerin daha ikinci gününde başka bir konu gündemdeyken Japonya delegasyonu başkanının söz alıp “Kyoto Protokolü’nün ikinci taahhüt dönemine karşı olduklarını” söylemesi ve hatta Kyoto’ya devam kararı alınırsa süreçten çekilecekleri tehdidinde bulunmasıydı. Tabii bu tehdit gelişmekte olan ülkeler arasında ciddi tepki yarattı. Aralarında Afrika ülkelerinin de bulunduğu G77 ve Çin grubuyla küçük ada devletleri Kyoto’nun devamı konusunda ısrarcı. Avrupa Birliği ve Britanya da bundan sonraki sürecin bugüne dek olduğu gibi Kyoto Protokolü çerçevesinde sürmesini kabul etmiş görünüyor. Rusya ve Kanada gibi günün fosili ödülünün gediklileri ise Japonya’ya yakın görünüyor, ancak henüz bu kadar net bir karşı tavır almış değiller. Ama Japonya’nın aslında AB ülkeleri dışındaki zengin ülkelerin (ABD dahil) çoğunu bir araya getiren şemsiye grubunun sözcüsü gibi konuştuğunu hatırlamak gerek.

Kyoto’nun gelişmekte olan ülkeler için bu kadar önemli olmasının temel nedeni protokolün emisyon azaltımında asıl yükü endüstrileşmiş ülkelere veriyor olması. Japonya’nın Kyoto’yu tarihe gömmek istemesinin nedeni de bu… Japonya da ABD’yle birlikte yeni dönemde gelişmekte olan ülkeler de zengin ülkelerle aynı oranda yük altına girmezse sürecin içinde olmak istemiyor. ABD böyle açıktan bir çıkış yapamıyor belki, ama Kyoto’yu hiçbir zaman onaylamamış olduğundan  da anlaşılabileceği gibi Japonya’ya yakın. ABD bağlayıcı olmayan anlaşma konusundaki ısrarını da “görüyorsunuz işte, fazla yüksek hedef koyarsanız Kongre’den geçiremiyoruz” diyerek mazur göstermeye devam ediyor.

Gelişmekte olan ülkeler Kyoto Protokolü’nü ayrıca elimizdeki tek uluslararası anlaşma zemini olduğu için kaybetmek istemiyoroılar. Kyoto’nun ortadan kalkması halinde bağlayıcı olmayan, gönülllüğe dayalı politikaları tercih edenler birdenbire üstünlük kazanacak.

9  milyon tonluk fil

Geçen hafta boyunca iklim müzakerelerinde her konu gündeme geldi. Finansman, adaptasyon, eğitim, ormanlar, aklınıza ne gelirse… Bir şey hariç: Görüşmelerin kilit konusu olan emisyon azaltımı. Kyoto’nun yeni döneminde ülkelerin hangi oranlarda emisyon azaltımı yapacaklarını da içerek nihai anlaşmanın burada değil, gelecek sene Güney Afrika’nın Durban kentinde yapılacak COP-17’de  kabul edilmesi bekleniyor. Bu yüzden nasıl olsa ilerleme sağlanamayacak bir konuyla fazla uğraşamayalım deniyor. Ama emisyon azaltımı meselesi (yani mitigasyon) gündemde olmayınca, iklim görüşmeleri de işte böyle amaçsız görünüyor.

Kopenhag’da imzalanan gülünç metinde belirlenen 2020’ye kadar azaltım vaatlerinin 2 derecelik (o da artık eskiyen) ısınma eşiğini aşmamamız için gereken azaltımdan 9 milyon ton az olduğu, bu “9 milyon tonluk karbondan filin” Cancun salonlarında dolaşmakta olduğu burada sık yazılıp söylenen bir gerçek. Japonya, ABD gibi ülkeler bu filin varlığını bile reddederken, AB gibi daha gerçekçi taraflar “fil orada, ama tek başımıza biz onu nasıl dışarı çıkartabiliriz ki” diyorlar.

İklim fonu Cancun’dan çıkabilecek tek somut karar mı?

Cancun’da emisyon azaltımına dair bir gelişme beklenmezken, finanasmana dair somut bir karara varılacağı konusundaki umutlar güçleniyor. Taraflar geçen sene Kophenag’da belirlenen 2020’ye kadar 100 milyar dolarlık iklim fonu oluşturulması ve dağıtılması kararının somutlaşması için gereken paranın bulunabileceğini, ama bu paranın kimin denetiminde nasıl kullanılacağına dair kararın netleşmesi gerektiğini söylüyorlar.

Cancun’da konuyla ilgili çok sayıda toplantı yapılıyor ve metin yayınlanıyor. Yarın başlayacak olan bakanlar oturumunda konunun Kyoto tartışmalarının gölgesinde kalmaması isteniyor.Konuyla ilgili en önemli sıkıntı ABD’de kongre seçimlerinde gücü azalan Obama yönetiminin Kongre’den para çıkarma konusunda güçsüz hale gelmesi. ABD fona en büyük katkıyı yapması gereken ülke. Ancak ABD’nin fona para vermeyi Çin’in azaltım hedefleri gibi şartlara bağlaması işleri zorlaştırabilir.

Finansman konusunda paranın kamu fonlarından mı, esnek piyasa mekanizmalarından mı geleceği de başka bir tartışma konusu. Ama gelişmekte olan ülkeler bu konuda zengin ülkelerin “piyasa” baskısına boyun eğmiş görünüyorlar.

Ormanlar ve REDD

Ormanların korunması yoluyla emisyon azaltımı mekanizması olarak bilinen REDD, çiftçi örgütleri, bazı çevreci kuruluşlar ve yerli topluluklar tarafından ağır biçimde eleştirilse de, resmen kabul edilmiş bir mekanizma haline gelmesi için geçen hafta Cancun’da yoğun bir çaba yaşandı. REDD’e karşı olanlar bu mekanizmanın kerestecilik sektörüne para aktarmak anlamına geleceğini söylüyorlar. Mekanizmayı tamamen reddetmeden işe yarar ve anlamlı hale getirmeye çalışanlar ise öncelikle doğal ormanların korunmasının garanti altına alınmasını istiiyorlar. Özellikle Friends of the Earth öyle uygulama örnekleri veriyor ki, REDD’e güvenmek gerçekten zor. Öte yandan REDD üzerine Cancun’da anlaşmaya varılması ihtimali de çok güçlü değil.

Vallahi bu sefer şeffaf olacağız

Cancun’da birinci hafta kapanırken konferans başkanı Meksika dışişleri bakanı Espinosa bir gayrıresmi toplantı düzenleyerek bütün delegeleri topladı ve kapalı kapılar ardında hiçbir şey dönmeyeceğine, bütün sürecin şeffaf yürüyeceğine söz verdi. Bu konuda dün Yeşil Gazete’de bir haber de yapmıştım. Hem geçen sene Kopenhag’da yaşanan gizli Danimarka metni skandalı, hem de Wikileaks’in yayınladığı belgelerde Kopenhag’da dönen bazı dolapların açığa çıkması zengin ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki güvensizliği derinleştirmişti. Meksika’nın girişimiyle diplomatik olarak güven tekrar tesis edilmiş gibi görünüyor, ama ABD delegasyonu muhtemelen içlerinden Julian Assange’a küfretmeye devam ederek susuyor. Bu hafta yeni bir gizli metin skandalı çıkması zor. Ama bu kapalı kapılar ardında bir şeyler dönmeyeceği anlamına gelmez. Malum, ulusal çıkarlar söz konusu olunca “güvenlik” soslu gizlilik esastır. Wikileaks’in biraz daha seri yayın yapmasını diliyoruz.

Nükleerciler ve CCS’ciler bastırmaya devam ediyor

Her sene olduğu gibi bu sene de nükleerciler ve CCS, yani karbon yakalama ve depolama teknolojisi taraftarları nükleer enerjinin ve CCS’nin temzi kalkınma mekanizmaları arasına alınması için bastırıyorlar. Geçen hafta bu konuda girişimler olduğu söylense de, sonuç almaları zor görünüyor.

Cancun’da ilk haftanın özetşi böyle. Bugün gayrı resmi toplantılar ve yan etkinliklerle geçiyor. Yüksek düzeyde görüşmeler yarın öğleden sonra başlıyor. Büyük eylemler de öyle… İzlenimlerimi ve son haberleri paylaşmaya devam edeceğim. Anlık izlenimlerimi twitter’dan takip edebilirsiniz: https://twitter.com/#!/umitsahin