Köşe YazılarıManşetYazarlar

 Yangında Konya’dan önceki son durak: İbradı

Antalya Manavgat yangınına, zarar gören hayvanlar ve köylülere yardım etmek için oluşturduğumuz bir grupla gitmiştik daha önce.

Şimdi ise sürekli gönüllüler gitmesin uyarısı yapılmasına rağmen 4 Ağustos sabahına bir çağrı yaparak yangında kritik halka olan İbradı’ya gittik.

İbradı’daki yerel yöneticiler ve halkla irtibat kurarak gittiğimiz bölgede, Ahmetler Köyü ile ilgili yazımda dile getirilen gerçekle yüzleştik maalesef.

Ahmetler’deki insanlar, “Gebece Köyü yangını söndürülmezse yangın İbradı’ya sıçrar oradan Konya’ya doğru uzanır” demişti. Ve şu anda bu yaşanıyor.

Yaban hayatının en yoğun olduğu bölge

İbradı, Eynif Ovası ve Derebucak mevkii Konya sınırına en yakın son yerler. Eynif Ovası’nın ve İbradı’nın şöyle bir özelliği de var: İbradı’da desteğe gittiğimiz ve yangının yayıldığı alanın üstleri Antalya’da yaban hayatın en yoğun olduğu bölge.

Burada birçok yaban hayvanı var ve kızılçamdan farklı olarak sedir ağaçları da var. Aşağıdaki Eynif Ovası’nda ise özgür dolaşan yüzlerce  yılkı atı mevcut. İyi haber yılkı atları henüz bir zarar görmedi.

Yangın tepeyi sardı

Kötü haber ise yükseklerdeki yaban hayat ve sedir ağaçları büyük oranda zarar gördü. Yangın rüzgârın da etkisiyle bir anda tepeleri sardı.

Ulaştırma Bakanı bulunduğumuz alanı iki kere ziyaret ettiğinden olsa gerek 6 gündür gelmeyen uçak ve helikopterlerin de sortilerine rağmen tepe yanmaya devam ediyor.

Aslında İbradılılar 6 gün boyunca yangını dağın arasına hapsetmeyi başarmışlar, bu süre içerisinde destek olarak aktif hava müdahalesi olsaydı bu işi çözebilirdik diyorlar. Çünkü sarp yamaçlara elle müdahale çok zor.

Sahadaki organizasyonsuzluk ve dağınıklık

OGM çalışanlarının ve itfaiye erlerinin bir kısmının cansiperane çabalarına rağmen yangınlara etkili müdahale yapılamıyor. Bunun sebebi de birincisi organizasyon eksikliğinden dolayı yeterli ekipmanın olmayışı, örneğin hat genişletme çalışmasında kullanılacak elektrikli testere bile bulmakta zorlanılabiliyor.

Eğitimli personeli olan arazöz olsa hızla söndürülebilecek yangın yetersiz müdahaleyle uzun sürebiliyor. Üstelik rüzgâr lehinizeyken. Ve tabii ekipleri doğru sevk ve idare edecek liyakatta yöneticiler yok maalesef.

Bir de yangına değişik kentlerden desteğe gelmiş itfaiye ekipleri varken, bu ekipler biz evleri korumak için buradayız deyip orman yangınına seyirci kalabiliyor. Evlere gelecek yangın sanki buradan gelmeyecekmiş gibi…

Ancak tersi örnekler de mevcut. Mesela bizim bulunduğumuz bölgede Van’dan gelen itfaiye ekibi çok güzel işler başardı. Biz orada öyle bekleyemezdik dediler.

Bir de polis TOMA’ları var ki Ormana Köyü‘ne kadar gelen TOMA’lar ‘buraya çıkamayız’ gerekçesiyle yangın bölgesinden geri dönmüşler. Binek arabaların bile çıkabildiği yere TOMA’lar nasıl çıkamamış anlamakta güçlük çektiğimi söylemeliyim.

Ormana Köyü demişken şu ana kadar Antalya’da gördüğüm en güzel köy diyebilirim umarım yangın Eynif Ovası’nı geçip oraya atlamaz.

Gönüllüler, köylüler ve ekipler

Öncelikle şunu söylemeliyim ki gönüllülere ihtiyaç yok kısmı bu bölge için geçerli değil. Özellikle de İbradı, Akseki ve Gündoğmuş için. Biz gittiğimizde bunu çok net gördük.

Bu söylemlerin gönüllülerin can güvenliği açısından tekrarlanması anlaşılabilir bir durum ancak gönüllüler, tecrübeli köylüler ve ekipler bir bütün olarak hareket edip bu sorunu çözebilirler. Fazla riskli yerlere gönüllüler zaten gönderilmiyor.

Daha çok geri bölgelere yangın sıçramaması önleminde hat açmak için destekte bulunabilirler. Ve bu dayanışma ruhu çalışanların da moralini yükseltir. Ayrıca gönüllüler söndürme işlemi sonrası soğutma çalışmalarında çok yardımda bulunabilirler.

Yalnız şunu eklemeliyim ki hiçbir gönüllü orman çalışanları ve tecrübeli köylülerin yönlendirmesi dışında hareket etmemelidir. Aksi takdirde yardım edeyim derken kendilerinin can güvenliği bir sorun haline gelebilir.

Son söz

Yangınların yok ettiği ve etmeye de devam ettiği bitki, hayvan ve insan yaşamı hepimizin psikolojisini altüst ediyor. Kimilerimizin ağlamaktan gözleri şişiyor.

Acımızı elbette yaşayacağız ancak sorumluluklarımızı da yerine getirmek zorundayız. Özellikle de bu tahribatta hiçbir sorumluluğu olmayan hayvanlar ve bitkiler için.

Mahallelerimizde örgütlenip, orman köylüleriyle irtibatlaşarak koordineli hareket etmeli ve gelecek için atacağımız adımlara yangın söndürme ve arama kurtarma eğitimlerini de eklemeliyiz.

Ve tabii öldürülen kadın cesetlerini ormana gömmekten tutun, her türlü toplumsal yangının ve ekolojik krizin sebebi erkek egemen zihniyetli kapitalist sisteme alternatif bir yaşam politikası oluşturarak yapmalıyız bunu.