Köşe Yazıları

MESA’dan Davutoğlu’na “Barış için Akademisyenlere karşı tutumunuzu değiştirin”

MESA conference 2014

Kuzey Amerika ve Dünyanın her yerinden Orta Doğu üzerine çalışan akademisyenlerin alan-odaklı meslek kuruluşu olan MESA’nın (Middle East Studies Association) Yönetim Kurulu Başkanı Beth Baron ve Yönetici Müdürü Amy W. Newhall imzası ile Başbakan Davutoğlu’na hitaben yayınladığı ve  Barış İçin Akademisyenler’e karşı endişe verici söylem ve girişimleri üzerine Türkiye hükümetine ikaz mahiyetindeki mektubun tamamını Yeşil Gazete ekibinden Alidost Numan‘ın çevirisi ile paylaşıyoruz

***

“Sayın Başbakan Davutoğlu,

Kuzey Amerika Orta Doğu Çalışmaları Derneği (MESA) ve bu kurumun Akademik Özgürlük Komitesi adına, Yüksek Öğretim Kurulu’nun (YÖK) ülkenin Kürt bölgelerinde barış çağrısında bulunan dilekçeye (Barış Dilekçesi) imza atan akademisyenler hakkında bir soruşturma başlatmak için olağanüstü topladığı haberleri üzerine, ciddi kaygımızı ifade etmek için yazıyoruz. YÖK yetkililerinin, bu dilekçeyi akademik özgürlüğün koruma alanının dışında kalan PKK taraftarı  bir “terör propagandası” olarak ele aldıkları bildiriliyor. Dahası, YÖK’ün, üniversite rektörlerini kendi üniversitelerindeki dilekçe imzacılarına karşı ek tedbirler almak için toplantıya çağıracağı haberleri geliyor. YÖK’ün bu tedbirleri akademik özgürlük ihlâlidir ve devletin, devlet politikalarını eleştirenleri cezalandırma yönündeki daha geniş çabalarıyla örtüşmekteler.

2

MESA, 1966’da Orta Doğu ve Kuzey Afrika üzerine araştırma ve eğitimi teşvik amacıyla kuruldu. Alanındaki önde gelen kurum olarak Dernek, International Journal of Middle East Studies’i yayınlar ve dünya çapında 3000’e yakın üyesi vardır. MESA, gerek bölgede gerekse bölge hakkında çalışmalarla alâkalı olarak Kuzey Amerika’da ve başka yerlerde akademik özgürlük ve ifade özgürlüğünü güvene almak konusunda kararlıdır.

Hükümetin Barış Dilekçesi ve imzacıları hakkındaki tedbirleri en az üç sebepten dolayı endişe verici.

1

 

İlk olarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir hitabında bu kampanyayı ve imzacılarını “vatan haini” diyerek eleştirmesi ardından imzacıları soruşturması, YÖK’ün tedbirlerinin münasip olmayan bir derecede siyasallaşmış olduğunu gösteriyor. 7 Ocak 2016 tarihinde gönderilmiş olan mektubumuzda da belirttiğimiz üzere, hükümet, YÖK’ün idari yetkilerini üniversite özerkliğinin hilâfına bir şekilde güçlendirmiştir. Bu ortamda, üniversitelerin, hükümetinizin tedbirlerini öngörüp kendi başlarına cezalandırıcı tedbirler alıyor olması şaşırtıcı değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hitabının ve YÖK soruşturmasının ilânının üzerinden bir gün geçmeden, birkaç üniversite öğretim üyelerine karşı cezalandırıcı tedbirler aldılar. Haberlere göre, Bartın Üniversitesi’nden Yar. Doç. Dr. Hülya Doğan hakkında dilekçeye imza attığı için üniversitesi tarafından soruşturma açıldı. Kezâ, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi de dilekçeyi imzaladığı için Prof. Dr. Ali Çelikgöz hakkında soruşturma açtı. Doç. Dr. Latife Akyüz, Düzce Üniversitesi’nce görevinden uzaklaştırıldı, ve hakkında “terörizm propagandası” yapmak suçlamasıyla tahkikat başlatıldı— bu sadece bir dilekçeye imzacı olduğu için yapıldı. Kayseri’deki Abdullah Gül Üniversitesi rektörünün ise sadece Barış Dilekçesi’ne imzacı olması gerekçesiyle Prof. Dr. Bülent Tanju’nun istifasını istediği bildiriliyor. Rektör’ün hareketini takip eden Kayseri’deki yerel savcı, Prof. Tanju hakkında Ceza Yasası’nın 216. ve 301. maddeleri temelinde tahkikat başlatmıştır. Bir dilekçeyi imzalama fiili, Prof. Tanju’yu “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “Türk milletine hakaret” suçlamasıyla karşı karşıya bırakmıştır. Hakkâri Üniversitesi’nden Öğr. Gör. Ümran Roda Suvağcı, dilekçeyi imzaladığı için gözaltına alındı. Dört diğer üniversitenin rektörlerince —Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Antalya Akdeniz Üniversitesi, Abant İzzet Baysal Üniversitesi, ve Ankara Hacettepe Üniversitesi— imzacı öğretim üyelerine yönelik tedbirler alınmıştır. Birçok üniversitenin bu davranışları tekrarlaması, sadece hükümetin Güneydoğu illerindeki siyasetini eleştirdikleri için, akademisyenlere yönelik bir cezalandırıcı tedbirler dalgası oluşması bekleniyor. Rektörlerin devlet tarafından atandığı ve YÖK’ün akademisyenlere karşı siyasallaşmış soruşturmalar başlatmakta özgür olduğu bir üniversite sisteminde Barış Dilekçesi imzacılarına karşı alınan tedbirler, Türkiye’de akademik özgürlüğe getirilen kısıtlamaların devlet politikası hâline geldiğinin sert bir işareti.

İkinci olarak, imzacılar arasında araştırmaları Kürtler, diğer azınlıklar, siyaset, tarih ve diğer ilgili alanlar üzerine olanlar var. Yani, akademik çalışmaları dilekçe metninde dile getirilen kaygılarla ilişkili. Barış Dilekçesi’ni vatan hainliği olarak ele alıp imzacılar hakkında soruşturma açarak hükümet, bu araştırmacıların araştırmalarını devam ettirebilmelerine fiilen müdahale ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, dilekçenin yabancıların Türkiye’deki vaziyeti düzeltmek için müdahalede bulunmaları çağrısında bulunduğunu öne sürüyor. Aslında, dilekçe ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcilerin Kürt bölgesindeki vaziyeti gözlemlemesi çağrısında bulunuyor. Bu, dış müdahale çağrısı değil, aksine hem insan hakları gözleminin hem de akademik araştırmanın alamet-i fârikası olan bağımsız gözlem için bir çağrıdır. Akademisyenlerin, kuşatma ve sokağa çıkma yasağı altında olan, sivil ölümlerin bildirildiği bir bölgede bağımsız gözlemci ve gözlem çağrısında bulunduğu bir dilekçeyi soruşturmaya tâbi tutup suç saymak, akademik girişimin kalbine, bağımsız araştırma yapabilmeye, bir hançerdir.

Son olarak, bu, 2011’deki genel seçimlerden beri, hükümetinize Türkiye’de akademik hürriyeti korumak için çağrıda bulunan yirminci mektubumuz. Ne yazık ki, bu mektuplar pek sık, hükümetiniz üyelerinin yetkilerini, Türkiye üniversitelerinde kendilerini eleştirenleri akademik çalışmaları sebebiyle veya ifade özgürlüğünü barışçıl siyasi değişim çağrısında bulunmak için kullanmış olmaları yüzünden, onları terörist veya hain ilân etmek suretiyle susturmak için kullandığı vakalara dikkat çekmiştir. Eşit derecede, bu vakalar sıkça akademisyenlerin hükümetinizin Kürt vatandaşlarına veya ülkenin Kürt bölgesine dair siyasetine eleştirel araştırmalarda bulunmaları veya bulgularını neşretmeleri çerçevesinde vuku bulmuştur. Yüksek öğrenim üzerindeki idari yetkilerin, muhalifliği cezalandıracak şekilde ve Kürt hakları dahil farklı konularda hükümetinizin siyasetini eleştirenleri cezalandırmak üzere siyasallaşması akademik özgürlüğün, ifade özgürlüğünün ve toplanma özgürlüğünün ciddi bir ihlâlini temsil ediyor, ve hükümetinizin demokratik şöhreti üzerinde büyük bir lekedir.

Avrupa Konseyi’nin üyesi bir devlet ve İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi’nin imzacısı olarak Türkiye, düşünce, ifade ve toplanma özgürlüğünü korumak zorundadır. Türkiye, ayni zamanda İnsan Hakları Evrensel Beyannâmesi, Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) Helsinki Son Senedi’nin de imzacısıdır ki bunların hepsi akademik özgürlüğün temelinde yatan ifade ve örgütlenme özgürlüklerine olan hakları korur. Bu haklar ayni zamanda Türkiye Anayasası’nın 25.-27. Maddelerinde sabittir. Hükümetinizi, bu hakların korunması için gerekli adımları acilen atmaya çağırıyoruz.

Hükümetinizden, YÖK’ün, Barış Dilekçesi imzacılarına açılan tüm soruşturma ve tedbirleri bırakması, YÖK’çe, üniversitelerce veya suç tahkikatı veya suçlama şeklinde alınmış tüm tedbirlerin geri çekilmesi, ve öğretim üyeleri Bülent Tanju, Hülya Doğan, Latife Akyüz, Ümran Roda Suvağcı ve diğerleri hakkındaki tedbirlerin lağvı için gerekli adımları derhal atmaya saygıyla rica ediyoruz. Bu mektubun yazılma anı itibariyle, ek tedbirler, disiplin soruşturmaları ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Ceza Kanunu’nun 301. Maddesi ve “terör örgütü propagandası” itham ederek Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. Maddesi temelinde başlatılan bağımsız bir ceza soruşturması haberleri gelmekte; bu çeşit soruşturmaların da düşürülmesini saygıyla talep ediyoruz. Hükümetiniz yönetiminde demokratik hak ve özgürlüklerin aşınmasına karşı yığılan bir uluslararası kınama arka-planına karşı, akademik özgürlükleri ve eğitim hakkını korumaya yönelik atacağınız adımlar, Türkiye’de insan hakları üzerine kaygıları gidermek için önemli bir adım olacaktır.

Bu konu üzerine ihtimamınız için teşekkür ederiz. Müspet cevabınızı beklemekteyiz.

Saygılarımızla,

MESA conference 2014

Beth Baron

 

Beth Baron
MESA Yönetim Kurulu Başkanı
Profesör, New York Şehir Üniversitesi (CUNY)

 

 

 

Amy W. Newhall

Amy W. Newhall

 

 

Amy W. Newhall
MESA Yönetici Müdürü
Doçent, Arizona Üniversitesi”

 

 

cc:

  • Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
  • İsmail Kahraman, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
  • Bekir Bozdağ, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı
  • Yekta Saraç, Türkiye Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkanı
  • İhsan Sabuncuoğlu, Rektör, Abdullah Gül Üniversitesi
  • Hüseyin Akan, Rektör, Ondokuz Mayıs Üniversitesi
  • Ramazan Kaplan, Rektör, Bartın Üniversitesi
  • Mustafa Inal, Rektör, Akdeniz Üniversitesi
  • Hayri Coşkun, Rektör, Abant İzzet Baysal Üniversitesi
  • Faruk Kocacık, Rektör, Cumhuriyet Üniversitesi
  • Murat Tuncer, Rektör, Hacettepe Üniversitesi
  • Nigar Demircan Çakar, Rektör, Düzce Üniversitesi
  • Ebubekir Ceylan, Rektör, Hakkari Üniversitesi
  • Barbara Lochbihler, Avrupa Parlementosuİnsan Hakları Alt Komitesi Başkan Yardımcısı
  • Monika Kacinskiene, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Savunma Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini kabinesi üyesi,
  • Johannes Hahn, Avrupa Birliği  Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakerelerinden sorumlu Komiser
  • Nils Muižnieks, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri

 

Mektubun İngilizce Orjinali

Yeşil Gazete için çeviren: Alidost Numan

(Yeşil Gazete, Mesa.org)