Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Amerikan ekonomisinde ‘Büyük İstifa’ dalgası

[email protected]

“Büyük İstifa”, ABD’nde pandemi döneminde yaşanan ve “Great Resignation” denen olguyu ifade ediyor. Nedir bu olgu diye sorarsanız,  pandeminin son bir yılında, yani 2021’nin ilkbahar aylarından bugüne yaklaşık 33 milyon Amerikalı çalışan işinden ayrılmış durumda. İşinden “ATILDI” demiyorum, “AYRILDI” diyorum. Bu rakam, yaklaşık 160 milyon civarındaki Amerikan işgücünün yüzde 20’sine tekabül ediyor. Çok ciddi bir rakam. İşten ayrılma rakamları bazı aylar 4 milyona kadar çıktı. İşte pandeminin yarattığı bu olguya “Büyük İstifa” deniyor.

Aslında pandeminin başında, dünyanın neredeyse bütün ülkelerinde pandemiden çok olumsuz etkilenen turizm, perakende, ulaşım, yeme-içme gibi sektörlerde yoğun işten çıkarmalar yaşanmıştı. İlk dönemde işten ayrılma değil, çıkarılma söz konusuydu. Ancak, 2021 başlarında aşılamanın başlaması ve hayatın yeniden normale dönme noktasına gelmesiyle birlikte durum değişmeye başladı. İşyerleri tekrar faaliyete geçmeye ve eleman istihdam etmeye başladılar.

Buna rağmen son bir yılda bu kadar insan neden işten ayrıldı, ne oluyor diye soranlarınız olacak elbette. Özellikle işsiz olup, yoğun bir şekilde iş arayanlar, bu kadar çok insanın böyle kritik bir dönemde var olan işlerini bırakıp bu istifa dalgasına kapılmalarını anlamakta zorlanacaklar. ABD’de de birçok insan bu olguya kafa yoruyor, bir yandan nedenlerini anlamaya çalışırken diğer yandan da sonuçlarını kestirmeye çalışıyor. Akla ister istemez birçok soru geliyor. Amerikalılar tembelleşip artık çalışmaktan vaz mı geçiyorlar yoksa? Pekiyi çalışmazlarsa hangi parayla tüketecekler? Amerikalı tüketmezse yaşayamaz değil mi? Gelin konuya biraz daha yakından bakalım. Hem “Büyük İstifa”yı anlamaya çalışalım hem de sonuçlarına bakalım.

İnsanlar neden işten ayrılıyorlar?

İnsanların neden büyük bir dalga halinde işten ayrıldıklarına dair çeşitli görüşler var. Bir görüşe göre ayrılanların bir kısmı zaten emeklilik yaşına gelmiş yaşlı çalışanlar. Pandeminin olumsuz etkileri yanı sıra bu  dönemde hisse senedi ve gayrımenkul fiyatlarındaki artışlar da bu insanların emekliliği erkene almalarını kolaylaştırdı. Diğer yandan, ailedeki ikinci para kazanan fertlerin (çoğunlukla kadınlar) birçoğunun da pandemi ortamında çoğu zaman evde olan çocuklarına bakmak için ya da pandemi koşullarında çalışmaktan çekindikleri için işten ayrıldıkları görülüyor.

Ian Cook tarafından 4000 global şirket üzerinde yapılan araştırmaya dayanılarak HBR’da yayınlanan bir makaleye göre ise ayrılanların büyük çoğunluğu orta-seviye çalışanlar, en çok etkilenen sektörler ise sağlık ve teknoloji endüstrileri. Bunun dışında, hizmet sektöründe (perakende, otel, lokanta, kafe, bar vb) çalışan düşük vasıflı çalışanlar arasında da işten ayrılmaların çok yoğun olduğu görülüyor.

MIT Sloan Business Review’da yayınlanan başka bir makale ise daha çok insanların neden işlerinden ayrıldıkları konusuna odaklanmış. Makale beş önemli gerekçe olduğunu belirtiyor:

  1. Toksik iş ortamı: İş yerinde eşitliğe, liyakata önem verilmemesi, çalışanlara saygı duyulmaması, gayrı-ahlaki davranışlarda bulunulması
  2. İş güvenliğinin azlığı ve “reorganizasyon” baskıları
  3. Sürekli yenilik/inovasyon baskısı
  4. Performansın takdir edilmemesi
  5. Firma içerisinde Covid-19’la mücadeleye gereken önemin verilmemesi

Bu gerekçeler, bir anlamda sektörden çok firma içi kültürün ve çalışma ortamının önemli olduğunu vurguluyor. Rakamlara bakıldığında da bunu doğrulayan veriler var. Örneğin, işten ayrılmaların yüksek olduğu bazı sektörlerde, ayrılma oranının bazı şirketlerde yüzde 30’lara çıkarken, diğerlerinde yüzde 2’lerde kaldığı görülebiliyor.

Çalışanların pazarlık gücü artıyor mu?

Araştırmaların ve gözlemlerin ortak noktası, ayrılanların büyük çoğunluğunun zaten hoşlanmadıkları işlerde çalışanlar veya iş koşullarını beğenmedikleri için ayrılanlar olduğu şeklinde. Bu insanların aslında işgücü piyasasından çıkmayı değil, pandemi koşullarından da yararlanarak kendilerine daha “uygun” ve daha “iyi” işler bulmayı ümid edenler olduğu görülüyor. Yukarıda belirtilen makalede belirtilen sorunların birçoğunun iş yaşamında hep var olduğu düşünülürse, pandeminin bu insanlara iş değiştirme ve çalışma koşullarını iyileştirme konusunda bir fırsat sunduğunu ileri sürmek pek yanlış olmayacak.

Pandemiyle birlikte “uzaktan çalışma”nın yaygınlaşması ve adeta bir norm haline gelmesiyle özellikle ABD’nde insanların yaşam kalitesinin çok daha yüksek ve giderlerin düşük olduğu küçük yerleşim merkezlerine taşındığını görüyoruz. Özellikle teknoloji alanında ve Silikon Vadisi’nde çalışan birçok insan, ev fiyatları, kira ve yaşam giderlerinin son derece yüksek olduğu San Francisco ve civarındaki şehirlerden Teksas ve Florida’nın birçok küçük şehrine taşındıkları görülüyor. Benzer eğilimlerin, özellikle yüksek vasıflı orta düzey çalışanlar için ABD’nin diğer eyalet ve şehirlerinde de görüldüğü gözleniyor.

Bu gelişmelerden dolayı çalışanların pazarlık gücünün arttığı noktasından hareketle bazı gözlemciler “Büyük İstifa” terimiyle birlikte “Büyük Yeniden Pazarlık” (Great Renegotiation) terimini de kullanıyorlar. Bu terimle anlatmak istedikleri, çalışanların pandemi koşullarında güçlerinin artması ve bundan dolayı çalışma koşullarını iyileştirecek yeni bir pazarlık gücüne kavuşmaları. Bu pazarlık gücü sadece ücretlerin yükseltilmesiyle sınırlı değil. Uzaktan çalışmanın kabul edilmesi, yıllık ücretli izinlerin artırılması, fiziki çalışma ortamlarının iyileştirilmesi, doğum izinlerinin hem anne hem de baba için uzatılması, çalışanlara sağlanan sağlık sigortasının kapsamının genişletilmesi gibi başka alanlara da uzanıyor. Elbette bu pazarlık gücü sektöre ve çalışanın niteliğine göre çok büyük farklılıklar gösterebiliyor. Ancak veriler bunu ne kadar destekliyor, daha yakından bakmak gerek.

Firmalar ne yapıyor?

Gerçekten de, bu ortamda eleman bulmakta zorlanan bazı firmalar ister istemez ücretleri yükselterek ve/veya yukarıda özetlenen MIT çalışmasında belirtilen sorunlara karşı çeşitli önlemler alarak firmalarındaki pozisyonları daha cazip kılarak eleman bulmaya veya olanları kaybetmemeye çalışıyorlar. Bu gelişmeler sonucunda özellikle servis sektöründe saatlik ücretlerde hissedilir bir artış kaydedilmiş durumda. Kasım 2021 itibarıyla hizmet sektöründeki işlerde ortalama saatlik ücret yıllık yüzde 12,3 arttı. Servis sektörü, özellikle pandemi koşullarında çok önem kazandı, çünkü uzaktan çalışarak yapılacak işler değil bunlar ve bu işlerde insanlar fiziken çalışmak durumundalar. Ayrıca, sürekli başka insanlarla temasta olduklarından riski yüksek ortamlarda çalışmak zorundalar.

Ancak, bu noktada enflasyon faktörünün de dikkate alınması gerekiyor. ABD’nde 2021 yılında tüketici enflasyonu yüzde 7 olarak gerçekleşti. Bu oran son 40 yılın en yüksek enflasyonu. Dolayısıyla, ücretlerdeki nominal artışa enflasyondaki artış ışığında reel olarak bakmak gerekiyor. Buna göre hizmet sektörü reel olarak da bir iyileşme sağlamış görünüyor. Ancak, reel ücret bazında genele bakınca aslında çalışanların durumunun pek de parlak olmadığı görülüyor çünkü 2021 yılında ortalama Amerikalı bir çalışan için reel ücretler yüzde 2,4 azalmış durumda! Diğer yandan, yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre çalışanların sadece yüzde 17’si ücretlerinin reel olarak azalmadığını söylüyor. O halde, “Büyük Yeniden Pazarlık” olgusunun genel bir durum olmadığının, sadece sınırlı sayıda ve sektörde göreli bir pazarlık gücü artışı yaşandığının altının çizilmesi gerekiyor.

Bu veriler ışığında, servis sektöründe çalışan vasıfsız elemanlar ile kritik pozisyonlarda olan yüksek vasıflı elemanlardan bazılarının pandemi döneminde göreli olarak koşullarını iyileştirmiş oldukları açık. Ancak, sendikalaşma oranının yüzde 10 civarında kaldığı ABD’nde pandemi döneminde çalışanlar her ne kadar “Büyük İstifa” eylemini gerçekleştirseler de gerçekten bir “Yeniden Pazarlık” gücü elde ederek çalışma koşullarını kendi lehlerine iyileştirdiklerini iddia etmek mümkün görünmüyor. 

Kategori: Hafta Sonu