SağlıkEditörün SeçtikleriKoronavirüs SalgınıManşetTürkiye

Koronavirüs için plazma tedavisi: Nasıl uygulanıyor, kesin çözüm olabilir mi?

Dosya Haber: Eylem Yılmaz

 “ACİL Covid-19 virüsüne yakalanıp hastalığı yenmiş 0 RH- kana ihtiyaç var.”

Bu ve bunun gibi birçok yardım çağrısına sosyal medya hesaplarında sıklıkla karşılaşıyoruz. Hasta yakınlarının umut olarak gördüğü plazma tedavisinin yararı henüz netleştirilemedi. Koronavirüsün tedavisi konusunda araştırmalar ve plazma tedavisi dâhil birçok yöntem tartışılmaya devam ederken Türkiye’deki uygulamasını mercek altına aldık.

Yoğun bakıma alınmış, solunum sıkıntısı çeken ve durumu giderek kötüleşen hastaları tedavi etmesi umulan immün plazma tedavisi ilk kez 1890’lı yıllarda kullanıldı. Birçok salgın hastalık karşısında çözüm olarak kullanıla gelen bu tedavi koronavirüs hastalarında şöyle uygulanıyor:

Covid-19 geçiren bir kişinin bağışıklık sistemi koronavirüse saldıracak antikorlar geliştiriyor. Glikoprotein yapısındaki moleküller olan antikorlar, kanın “plazma” adı verilen sıvısında oluşuyor. Bu nedenle immün plazma tedavisinde Covid-19 tanısı konan ve tedavi sürecinin ardından iyileşen kişilerin kanından “plazma” adı verilen sıvı alınarak, hasta kişiye naklediliyor.

Plazma naklinin nasıl yapıldığını ve süreci hasta yakınlarıyla; tedavinin etkili olup olmadığını ise  uzman hekimlerle Yeşil Gazete için konuştuk.

Ulaştığımız üç hasta yakınının aktardıklarına göre virüsün yakınlarına hem bulaşması hem de tedavi süreçleri farklılıklar içeriyor. Bu tedavinin uygulandığı iki hasta iyileşmiş, ancak diğerinde her hangi bir iyileşme belirtisi bulunmuyor.

’30 saniyelik bilgilendirme yeterli değil’

İki kez plazma tedavisi uygulansa da iyileşme belirtisi göstermeyen hastanın eşi Funda Uz Yıldırım’la konuşuyoruz. Sürecin özellikle hasta yakınlarının bilgilendirilmesi konusunda çok kötü yürütüldüğünü söylüyor Uz Yıldırım:

“Hasta yakınlarının bilgilendirilmesiyle ilgili kötü bir süreç yürütülüyor. Bu bana çok acımasızca geldi. Yoğun bakım doktorları gerçekten çok yoğunlar ve birebir iletişime geçebilecek durumda değiller. Ama bunu onlar yapamıyorsa, başka bir kişi görevlendirilebilir, hasta yakınlarına biraz daha fazla süre ayrılabilir. Belki onların benden alacağı bilgiler de önemli olabilir. Çok fazla bilinmezlik var… Yapacak çok bir şey de yok… Yoğun bakıma geçildikten sonra haber alamıyoruz. Birine canınızı teslim ettiğinizde 30 saniyelik bir bilgilendirme yeterli olmuyor… Ölüp ölüp diriliyoruz…”

‘Donör lazım mı diye sorunca gerektiğini öğrendim’

Funda Uz Yıldırım, eşi yoğun bakıma alındıktan bir hafta sonra hastaneye çağırılmış ve plazma tedavisi için onay istenmiş. Onay vermesinin ardından sürecin işleyişini şöyle anlatıyor:

“Onayın ardından Kızılay’dan talepte bulunmuşlar. Bana, ‘Kızılay’dan alabilirsek hemen uygulanır yoksa  bilgi veririz, siz donör bulursunuz’ gibi bir bilgi vermediler. Yoğunluklarından dolayı böyle bir bilgi vermediklerini düşünüyorum. Ama arada bayağı zaman geçiyor ve zamanlama koronavirüs tedavisi için çok önemli. Bize bilgi vermiş olsalar donör arayışına çok daha önceden başlamış olurduk. Günde bir defa, 13 ile 16.00 arasında arıyorlar ve bunu kaçırırsanız bir daha doktorlara ulaşmanız mümkün değil.

Serviste de hastaneyi arayarak günlük vizitelerin bilgisini alabiliyorsunuz. Hastanedeki bu işleyişten dolayı onlara kızamıyorum, çünkü çok yoğun olduklarından eminim. Ancak yoğun bakımdaki bir hastanın durumu farklı tedavileri gerektirecek noktaya doğru ilerliyorsa yakınlarına bu meseleyi önceden bildirip ne yapmaları gerektiğini anlatmaları gerekir. Ben,  eşimin bir arkadaşı, ‘Donör lazım mı’ diye sorduğunda doktora danıştım ve ancak böyle ihtiyaç olduğunu öğrenebildim.  Bu arada doktorlar sizinle çok uzun konuşamıyorlar. Yalnızca iki dakika… Bu süre içerisinde size hızlıca tüm bilgileri anlatıyorlar. Çünkü bir sürü hasta yakınını aramak zorundalar. Bunu doktorların yapması hiç mantıklı değil. Çünkü soru soramıyor, cevap alamıyoruz. O zaman niye doktor arıyor? Doktorun emeğini niye buna ayırıyorlar?”

‘Kızılay’la arada problem var, göndermediler’

Uz Yıldırım, donör arayışının da çok kolay olmadığını anlatıyor. Onlar iş yerindeki mail ağını kullanmış, ancak oradan gelen çok kişi geri dönmek zorunda kalmış. Kriterlerin çok ama belirsiz olduğunu anlatıyor:

“Mesela hastalığın üzerinden minimum bir ay geçmiş olması gerekiyor. 14 gün geçtiyse de negatif testi istiyorlar. Hastalığı geçirdikten sonraki sürenin üç aydan fazla olmaması gerekiyor. Vücudunda her hangi bir enfeksiyon olmaması gerekiyor. Yakınındaki her hangi birinde bir taşıyıcılık olmaması gerekiyor gibi birçok ayrıntı var. Bu kriterlerin hepsi bir araya geldiği zaman plazma verebilecek insan sayısı oldukça düşüyor. Biz yaklaşık 20 kişiyi Kızılay’a yönlendirdik. Onların ancak üçünden plazma alındı. Yapılan testlerin sonucunda, antikor seviyesi belirli bir seviyenin üzerinde olduğu zaman ancak işe yarar bir plazma olduğunu öğrendik. Dolayısıyla işe yarayacak kaç kişi sağladık bilemiyoruz.”

Funda Uz Yıldırım’ın eşine iki kez plazma tedavisi uygulanmış. İlki hemen yapılmasına karşın ikinci uygulamada dört gün kaybetmişler.  ‘Kızılay’la problem var, göndermediler’ denilmiş kendilerine:

“Neden daha önce söylenmediğini öğrenmek istedim, çünkü sürekli plazma lazım mı diye soruyordum ve ‘kontrol altında’ diyorlardı.”  Yeniden Kızılay’a donör yönlendirdiklerinde nihayet uygulama yapılmış ama eşine pek faydası olmamış:

“Eşim iki gün içinde entübe edildi. Şu an başka bir hastaneye sevk edildi. Yapay akciğer cihazına bağlı. Akciğeri şu an çok yavaş bir toparlanmada. Yine de vücudu tek başına oksijen sağlayacak bir durumda değil. Tedbir amaçlı diyalize de bağlı. Çok kritik durumu. Umarız ileriki süreçte durumu düzelecek.”

‘Babam yatılı hastaydı, onda virüs var bende yok’

Trabzon yaşayan Melek Bacıoğlu ise biraz daha şanslı. Babası plazma tedavisinin üçüncü uygulamasında iyileşmiş. Bacıoğlu, virüsün babasına nasıl bulaştığını anlamadıklarını ve kendisinde, diğer aile yakınlarında da yapılan test sonucunda Covid-19’a rastlanmadığını söylüyor:

“Babama virüs nasıl bulaştı onu bilmiyoruz. 12 yıldır yatılı tedavi görüyordu. İlerlemiş guatr hastasıdır. Bu nedenle ilk başlarda guatr mı virüs mü diye karıştırdık. Ona ben bakıyorum ama virüs bende yok, babamda var. Solunum sıkıntısı yaşayınca şüphelenip 112’yi aradık. Evden aldılar ve hastanede virüs olduğu tespit edildi. Ardından doğrudan yoğun bakıma alındı. ‘Entübe ediyoruz’ denildi. Çok sıkıntılı bir süreçti. Babam yoğun bakıma girdiğinde etrafımdan da doktorlardan da hep yıllardır ciğerinden hasta olduğundan kurtulamaz dendi. Gerçekten çok zordu… “

Temaslı olduğum için kendisine de test yapıldığını ama temiz çıktığını belirten Bacıoğlu’nun babasına yoğun bakıma alındıktan sonra üç defa plazma tedavisi uygulanmış:

“Babam çok kötüydü ve bu tedaviden sonra gözlerini açtı. Bu uygulamadan 15 gün sonra yapılan test negatif çıktı. İkinci test de negatifti. Küçük küçük iyileşme başladı ve her iki testi de şimdi negatif. Sınıra kadar gittik ve geri döndük…”

‘Temaslı olmama rağmen test yapılmadı’

Konya’dan ismini vermek istemeyen bir başka hasta yakını doktorların Kızılay’a sormadan direk kendilerine ‘Plazma bulun’ dendiğini, bu süreçte bebeğini kaybettiğini ifade ediyor. Hasta yakını temaslı olmalarına rağmen kendilerine test yapılmadığını ekliyor:

“Daha önce yoğun bakım servisinde çalışmış biriyim. Oradaki işleyişi bilirim. İki canlı halimle annemle sekiz gün boyunca hastane hastane dolaştık, teşhis konulamadı. İdrar yolu enfeksiyonu dediler. Son olarak Gastro tıp fakültesine, orada yer olmayınca özel hastane olan Başkent Hastanesi’ne götürdük. Enfeksiyon hastalıkları bölümüne, kabız ve idrar yolları enfeksiyonu teşhisiyle yatırıldı. O gün eşimle yanında kaldık. Sabaha kadar öksürdü. Sabah doktorumuz geldiğinde bana bir hışımla ‘Sen niye buradasın? Annen Covid. Dışarı çık’ dedi. Annem 70 yaşında. O an isyan ettik.”

Onlara hiç test yapılmayınca kendilerini karantinaya almışlar. Bağlı oldukları sağlık ocağı ise sadece bir kez aramış.  Bu sırada bebeğini kaybeden hasta yakınına dört gün sonra annesi için donör bulması gerektiği söylenmiş:

“Sosyal medya üzerinden bir günde bulduk. Kızılay’a başvurduğumda, ‘Covid geçirenlerin listesi var. Hepsini tek tek arayacağız’ dendi. Birer gün arayla üç kez plazma verildi. Ve annem beş gün sonra taburcu oldu. Bu süreç inanın çok zor. Ama devletimiz bu konuda biraz sorumsuz. ‘Boğazım ağrıyor, ateşim var’ demedikçe temaslı da olsan bakmıyor. Ben sorumluluğumu bilmeyen bir insan olsam kimseye söylemez, gezer tozar bulaştırabilirdim.”

Standardı yok, hata payı yüksek

Yeşil Gazete’ye konuşan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan,  “Bu yöntemin de diğer ilaçların da mutlak başarılı olacağını söylemek zor” diyor. Almanya Dresden Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. Çağhan Kızıl da benzer görüşte: “Plazma tedavisinin etkili olduğu vakaların varlığı bilinse de genel olarak bir tedavi metodu olarak kullanılması için randomize kontrollü çalışmalar henüz ya gerçekleştirilmiş değil ya da yeterli istatistiksel güce ulaşmamış durumda.”

Hasta yakınlarının anlattığına göre, tedavinin uygulandığı hastalardan ikisine üç kez uygulama yapılırken, birine iki kez uygulanmış ve tekrar transfer yapılmamış. Tedavinin üç kez uygulandığı hastalar 70 yaşlarındayken diğeri 45 yaşında. Bunların ne anlama geldiğini ve immün plazma tedavisindeki tartışmaları Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ve Almanya’daki  Dresden Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. Çağhan Kızıl’a soruyoruz. Her iki isimde bu tedavinin hala üzerinde araştırmaların sürdüğünü, kesin çözüm olup olmadığının belirsizliğini vurguluyor.

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan tedavinin hata payının da yüksek olduğunu vurguluyor:

“Bu tedavi hastalığın ağır evresinde olan insanlara yapılıyor. O nedenle plazma tedavisi gören hastanın kaybı da çok sık görülecek bir şeydir. Kaldı ki plazma tedavisinin ne kadar etkili olup olmadığıyla ilgili vaka verileri de yok. Bu nedenle değerlendirmek de çok zor. Hangi gruba uygulandığında etkili, hangisinde etkili değil gibi bir değerlendirme yapabilmek için binlerce vaka verisi olması gerekiyor. Böyle bir veri yok. O nedenle plazma tedavisi kesin çözümdür diye bir şeyi kimse söyleyemeyiz. “

ABD’de bu tedaviyle ilgili bir proje başlatıldığını kaydeden Prof. Ceyhan, orada vaka daha çok olduğu için muhtemelen daha çok kişiye verilmiş olabileceğini ama sonuçların henüz yayımlanmadığına dikkat çekiyor: “Tek tek vakalar üzerinden de bir sonuca varamayız. Örneğin, biz de bir çocuğa uyguladık ama iki gün sonra kaybettik. Zaten durumu çok ağırdı. Dolayısıyla tek başına plazma tedavisiyle bir ilgisi yoktu. Hata payı da yüksek. Onun için binlerce vaka üzerinden bir sonuca ulaşıldığında kesin bir şey söylemek gerekir.”

Doç. Dr. Kızıl: Kesin ve etkili değil

Doç. Dr. Çağhan Kızıl’da benzer görüşte:

“Plazma tedavisi, pandeminin başından itibaren klinik deneme kapsamında kullanılan, etkisi ölçülen ve Covid için faydalı olup olmadığı araştırılan bir metot. Ağustos ayında FDA Gıda ve İlaç Dairesi tarafından acil durum kullanım onayı almış ve Covid için tedavi amaçlı kullanılıyor ancak kesin etkili olduğuna dair net bir bilgi yok.”

Plazma tedavisinin etkili olduğu vakaların varlığı bilinse de genel olarak bir tedavi metodu olarak kullanılması için randomize kontrollü çalışmaların henüz ya gerçekleştirilmiş olmadığını ya da yeterli istatistiksel güce ulaşmadığını anlatıyor Doç. Kızıl. 15 Eylül’de Nature Medicine dergisinde, New York‘ta plazma uygulanan 39 hastadan plazma alanların oksijen ihtiyacının azaldığına dair yayımlanan raporu hatırlatsa da bunun hala kontrollü çalışma düzeyinde olduğuna dikkat çekiyor:

“FDA’nin verdiği onayın da ABD Başkanı’nın politik baskısı ile verildiği haberleri var ve FDA yetkilisinin basın açıklamasında yaptığı bazı açıklamaların yanlış olduğu ve sonradan özür dilediğini de biliyoruz. Bu konunun netleşmemesi, bilimsel surecin hâlâ işliyor olmasından kaynaklanıyor. Çünkü plazma, hasta kişilerden toplanıyor. Her hasta kanında antikor yapsa da bu antikorların etkililik oranı aynı değil. Dolasıyla etkili nörtalize eden antikorların yanında etkisiz ve zayıf antikorlar da plazma örnekleri içinde oluyor. Bu nedenle de bir plazma örneğinin etkililik oranı oldukça değişiyor. Tüm hastalara yetecek kadar plazma bulmak da ayrı bir soru.”

Peki, bu tedavi zorunlu hale getirilebilir mi? Doç. Dr. Kızıl’a göre bu politik bir karar olur. Kızıl sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Bilimsel olarak şu anda bu tedavi metodu ile ilgili klinik deneme aşamalarındayız. Kesin ve etkili bir çözüm değil. Nasıl hidroksiklorokin ve diğer ilaçlara acil durum onayı verildi ve etkili oldukları gösterildiyse plazma için de bu sonuç çıkabilir. Göreceğiz. Keza EBOLA için de plazma kullanılmıştı ve kısmi etkiler görülmüştü.”

Kategori: Sağlık