Böcek Aleminin (Entomofauna) Dünya Genelinde Azalması: Faktörlere Genel Bir Bakış – Kısım 4

Biological Conservation sayı 232‘de makaleyi Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Nilüfer Ağaç’ın çevirisi ile yayımlıyoruz. Tefrika edilen bu makalenin ilk kısmına buradan ulaşabilirsiniz.

3. 8. 1 Taş Sinekleri

Taş sinekleri (Plecoptera) endemizmin yüksek derecesi ve dar ekolojik gereksinimler ile simgelenen, akar suların entomofaunasının sayıca ve ekolojik olarak çarpıcı bileşenleridir (Zwick, 2000). Türlerinin yarısından fazlası yılda tek döl verir ve yarı ergin bireyler ılıman ve soğuk bölgelerde temel olarak soğuk ve bol oksijenli sulara ihtiyaç duyarlar. Avrupa’da ova nehirlerinin bir zamanlar yaygın türlerinden Taeniopteryx araneoides ve Oemopteryx loewi şimdi tüm kıtada yok olmuş durumdadır, Isogenus nubecula ise yerel olarak yok olmuştur (Fochetti ve de Figlieroa, 2006). Yok olma tehlikesindeki türlerin oranı, tüm türlerin endemik olduğu İsviçre’de %50 (Aubert, 1984) İspanya ve İtalya gibi Akdeniz ülkelerinde %13-%16 arasında değişiyor. Alplerin, Pirenlerin ve Akdeniz yarımadasının yüksek dağlarına endemik olan, habitatlarında irtifa kayması yaşayan 516 Avrupa taş sineği türünün %63’ünden fazlası iklim değişimine duyarlıdır (Tierno de Figueroa vd., 2010). Her ne kadar taş sinekleri diğer makro omurgasızlarla karşılaştırıldığında asitleşmeye karşı göreceli olarak daha toleranslı olsa da su akışındaki değişimlere ve organik kirliliğin sebep olduğu ötrofikasyona yüksek düzeyde duyarlıdırlar (Tixier ve Guerold, 2005).

Çek Cumhuriyetinde nehirler, kaynaklar ve göllerdeki 78 taş sineği 1955-1960 ve 2006-2010 yılları arasında 170 bölgede tür çeşitliliği ve varlıkça karşılaştırıldı (Bojkova vd., 2012). Türlerin çeşitliliğindeki değişikliğin 4’te 3’ü bu bölgeleri etkileyen kirlilik, baraj ve kanal açma ile alçak ve orta irtifa akar sularda ortaya çıktı. Alçak irtifa nehir habitatlarında 19 yy. başlarında kaydedilen 14 türün 5’i tehdit altında iken 4’ünün türü de tükenmiştir. 50 yıllık zaman diliminde, türlerin %12’si artık mevcut olmamasına karşılık 2 yeni tür ortaya çıkmıştır (Brachyptera monilicornis ve Leuctra geniculata). Dahası, türlerin %22’si, Amphinemura standfussi ve Nemurella pictetti ve Perla abdominalis gibi yaygın türler de dahil olmak üzere, %50 den fazla azalmıştır ve ilave %10’u dahası savunmasız hale gelmiştir. Karasal taksonla karşılaştırıldığında azalmanın çoğu habitattaki yaygın türlerle organik kirliliğe toleranslı daha az özelleşmiş türlerde (%60-%70) gözlemlendi. Bu türler 1920 ve 1930’lar boyunca yok oluşun ve 1960’lar ve 1980’lerin endüstrileşmenin ilk dalgasında hayatta kalmışlardı. Organik kirlilikten etkilenmiş bölgeler gösteriyor ki popülasyondaki en büyük değişimler özellikle tarım ve kent ortamlarında gerçekleşirken dağlarda ve dağ yamaçlarındaki bölgelerdeki popülasyon neredeyse hiç bozulmamış olarak kalmaktadır: sadece hassas ve değişik faktörlerin değişimini tolere edebilen türlerin %17 ila %33’ü 1990’ların ortalarından beri azalmıştır (Bojkova vd., 2014). Kirlilikte hafiflemeyi takiben türlerin geri toparlanmasında asitlendirilmiş çevrelerde bazı düzeylerde iyileşme gözlemlendi (Nedbalova vd., 2006). İsviçre’de endüstriyel ve tarım bölgelerindekinin su yataklarındaki taş sineği ve mayıs sinekleri türlerinin yarısı 1940’lar ve 1980’ler arasında yok oldu (Küry, 1997), ve ova nehirlerinin tüm Plecoptera faunasının şimdi tehdit altında olduğu düşünüldüğü diğer Avrupa ülkelerinde ve ABD’de de aynısı gerçekleşti.

Illinois’de (ABD) 77 yerel taş sineği türünün %29’u kayboldu, kalanların %62’si geçen yüzyıl boyunca tehdit altında girdi (Dewalt vd., 2005). Ana kayıplar 1940’lar ve 1950’ler boyunca hem tarımsal hem kentsel yayılmanın gerçekleştiği Grand Prairie’nin geniş nehirleri ve tarımsal alanlarında meydana geldi. Barajlar, kanallar ve drenaj ağları sebebiyle nehir akışının yapısal değişikliği, siltasyon ve organik atıkları artırdıklarından bu böcekleri olumsuz etkiledi. Perlidae (yaz taş sineği) ve Perlodidae’nin (bahar taş sineği) büyük ve uzun ömürlü türleri en çok etkilendi ve 1860 dan beri yaz taş sineklerinin %36’sı yok oldu. Acroneuria gibi hassas cins için tüm topluluğun %88’i geçmiş yüzyılda yok oldu buna karşılık Perlesta gibi organik kirliliğe toleranslı cins 4 kat arttı. Tür kayıpları en çok durgun sulara adapte yılda bir ya da daha az kuluçkalayan taş sineği türlerinde gerçekleşti.

3. 8. 2 Mayıs sineği

Çek Cumhuriyetinin en kapsamlı mayıs sinekleri (Ephemeroptera) kontrol listesinin tanıdığı 107 türün 4’ü yok olmuş, 7’si kritik düzeyde tehdit altında, 7’si tehdit altında, 16’sı savunmasız ve 14’ü tehdite yakındır (Zahradkova vd., 2009) – yerel mayıs sinek türlerinin toplamında %43 azalma mevcuttur. 1955 ve 2011 arasında 60 akar suda yapılan yerel mayıs sineği karşılaştırması türlerin kompozisyonunun değiştiğini ancak biyoçeşitlilikte, 5 türün yok olduğu ancak alüvyon dirençli bazı türlerin ortaya çıktığı ova nehirleri hariç bir kayıp olmadığını ortaya çıkardı (Zedkova vd., 2015). Biyoçeşitliliğin orta ve yüksek irtifa akarsu ve nehirlerde artması belki de 1989 sonrası su kirliliğinde önemli bir azalmayı göstermektedir (Bojkova vd., 2014). 2 tür yok oldu (Isonychia ignota ve Ephemurella mesoleuca ), 3’ü çok nadir bulunur hale geldi, 11’i azalmakta, baskın türler Centroptilum Iuteolum ve Baetis niger de dahil olmak üzere 9’u yayılım alanlarını genişletiyor. B. alpnius ve Epeorus assimillis gibi daha önce yaygın olan türlerin kayıpları ve dönüşümleri sebebiyle gerçekleşiyor, bundan ötürü bölgelerdeki benzemezlik (%15-%30) genelde türlerin yerleşimleri tarafından belirlenmektedir. Mevcut popülasyon geniş nehirlerde daha basitleşmiş ve daha az özelleşmiş türlere doğru kaymıştır. Küçük derelerdeki mayıs sineği türleri kirliliğe ve siltasyona daha dayanıklı türlerle değişmiştir.

Kuzey Amerika’da mayıs sineklerinin toplam 672 türü listelenmesine karşın dağılım ve durumlarını dikkate alan hiçbir detay mevcut değildir (McCafferty vd., 2010; Mc Cafferty, 1996). Kuzey ve Güney Carolina (ABD) için benzer bir derleme 204 tür rapor etmektedir (Pescador vd.,1999) ancak yine hiçbir durum belirtilmemiştir. Daha sonraki bir çalışma ile 10 nadir türün ilişkisi ortaya konmuştur ancak 20. yüzyıl başında toplanan bu 4 türün yok olmuş olduğu düşünülmektedir (Mc Cafferty, 2001).

3. 8. 3 Caddis Sineği

Göze çarpmayan böceklerin başka bir taksonu, caddis sinekleri (trichoptera) üzerine çalışmalar yetersizdir. 1890’lardan beri; Minesota’nın nispeten bozlulmamış bölgelerinde 278 türü kaydedilmiştir, özellikle Limnophilidae (türlerin %44’ü), Phryganeidae (%21) ve Leptoceridae (%12) familyalarından olmak üzere; çeşitli bölgelerde türlerin %6-37’si kaybolmuştur. Şu anda Agrypnia glacialis ve Anabolia sordida yok olmuştur ve 17 nadir tür 1950’lerden beri bulunamamaktadır, bu arada 1985 den beri Limnophilus secludens’in bilinen sadece bir kaydı mevcuttur (Houghton ve Holzenthal, 2010). Etkilenen familyaların tüm türler yılda bir kez ya da az kuluçkalamaktadır, uzun ömür ve beslenme alışkanlıkları sebebiyle su yollarındaki insan kaynaklı müdahalelere karşı kesinlikle savunmasızlar. Diğer ülkelerdeki sucul taksonların kaybedilmesi ile de bağdaşarak kayıplardaki çoğunluk parçalayıcı (%72) ve yırtıcı (%11) türlerde tespit edilmiştir (Jenderedjian vd., 2012; Karatayev vd., 2009). Bölgesel caddis sineği topluluğu şu an filtre toplayıcılarının hakimiyeti altındadır (türlerin %65’i). Potamyia flava (Hydropsychidae) gibi toleranslı türler, orijinal çayır habitatlarının %95’ini oluşturan özellikle geniş nehirler ve tarımsal alanlarda sayılarını 1950’lerden beri birkaç kat artırdılar.

4. Tartışma

Biyoçeşitlilik kaybı dünya çapında önemli bir konudur ve yokoluşa giden türlerin mevcut oranlarının eşi benzeri görülmemiştir (Barnosky vd., 2011; Pimm ve Raven, 2000). Henüz yakın zamana kadar bir çok bilim insanı ve halkın dikkati özellikle memeliler ve kuşlar olmak üzere karizmatik omurgalılara odaklanmıştı. Buna karşın dünya genelinde ekosistemin stabilize olması ve tümüyle işlemesi için olağanüstü önemlerin olmasına rağmen böcekler; biyoçeşitlilikte ve koruma çalışmalarında her zaman yetersiz temsil edilmiştir (Fox, 2013; Mc Kinney, 1999; Thomas vd., 2004).

Bu eleştri, 20 yy başında başlayan, 1950 ler -1960 larda hızlanan ve son 20 yılda küresel olarak alarm düzeyine ulaşan başlıca böcek taksonlarının ölümünü ön plana çıkarıyor (gerçi birçok Diptera, Orthoptera ve Hemiptera için hiçbir çalışma mevcut değildir). Amacımız problemin büyüklüğüne dikkat çekmek ve tetikleyicilerine işaret etmek böylece yeterli koruma önlemleri uygulanabilir ve önceliklendirilir.

Yayınlanmış bilimsel raporları derlememizden önceki bulguları da teyit ederek böcek türlerindeki azalmanın (%41) mevcut oranının omurgalılardan 2 kat daha fazla, yerel türlerin yok olma hızının (%10) 8 kat daha fazla olduğunu tahmin ediyoruz (Dirzo vd., 2014). Şu an, çalışmanın yapıldığı ülkelerde böcek türlerinin üçte biri yok olma tehditi altındadır (Tablo 1). Bunun ötesinde, her yıl tüm böcek türlerinin %1’i bu listeye ekleniyor. Bu biyoçeşitlilik çöküşü dünya genelinde %2,5 biyokütle kaybı sonucunu vermektedir.

Tablo 1. IUCN kriterlerine göre takson başına azalmakta ya da tehdit altında olan tür oranı (%30’dan fazla azalma), türde yıllık azalma oranı ve yerel ya da bölgesel yok olma oranları.

Takson Azalma oranı Tehdit altında olma oranı Yıllık tür azalma oranı Yok olma oranı Rapor sayısı
A) Böcekler 41 31 1 10 73
Kınkanatlar 49 34 2,1 6,6 12
Çiftekanatlar 25 0,7 Belli değil Belli değil 4
Mayıs sinekleri 37 27 0,6 2,7 3
Yarım Kanatlılar 8 Belli değil 0,2 Belli değil 1
Zar Kanatlılar 46 44 1 15 21
Pul Kanatlılar 53 34 1,8 11 17
Tayyare Böcekleri 37 13 1 6 6
Düz Kanatlılar 49 Belli değil 1 Belli değil 1
Taş Sinekleri 35 29 0,6 19 7
Caddis Sinekleri 68 63 0,6 6,8 1
Karasallar 38 28 1,2 11 56
Sucul 44 33 0,7 9 17
B) Omurgalılar 22 18 2,5 1,3 11
Amfibi 23 23 Belli değil Belli değil 1
Kuşlar 26 13 2,3 0,8 3
Memeliler (kara) 15 15 0,1 1,8 3
Memeliler (Yarasagiller) 27 Belli değiş 5,2 1,2 3
Sürüngenler 19 19 Belli değil Belli değil 1

Figür 2. Çalışılan 3 ana taksonun yıllık azalma oranı

Karasal taksonlar arasında en yüksek biyoçeşitlilik kaybı türde %60 azalma ve büyük kısmının tehdit altında olduğu değerlendirildiği Akdeniz ülkelerinde bok böceklerindedir. Kın kanatlılar ve diken kelebekleri (hem güve hem kelebek) türlerinin neredeyse yarısı yıllık ortalamadan daha yüksek bir hızda azalmaktadır (%2. 1 ve %1. 8 sırasıyla, Figür 2). 6’da 1 türünün bölgesel olarak yok olduğu, benzer bir eğilim arılar üzerinde gözlemlenmektedir. Çiçek sineği gibi diğer tozlaştırıcıların kaderi büyük ölçüde bilinmiyor. Diğer taksonlarda (Ricciardi ve Rasmussen, 1999) raporlanan biyoçeşitlilik kayıpları, birçok ülke için az bilgi mevcut olmasına rağmen azalmalar sucul böcekler üzerinde daha da yüksektir: Karasal taksonlar ile karşılaştırıldığında karasal taksonun %28’i, sucul böceklerin %33’ü tehdit altındadır (Figür 3 b).

Figür 3. IUCN kriterlerine göre böceklerde azalma ya da yerel olarak yok olma oranları. (%30’dan fazla azalma, savunmasız türler; %50’den fazla azalma, tehlike altındaki türler ve elli yıldan fazla süredir kayıt altına alınamamış, yok olmuş türler)

Böcek yok oluşları ılıman ve tropik bölgelerde benzer olmasına rağmen az miktardaki çalışma istatistik karşılaştırmayı mümkün kılmamaktadır. Ilıman bölgelerde Birleşik Krallık takson başına en yüksek kaydedilmiş kayıp yaşamış görünmektedir (türlerin %60’ı), bunu Kuzey Amerika (%51) ve Avrupa (%44) izlemekte fakat aralarında kayda değer bir fark bulunmamaktadır. Avrupa’da böcek yok oluşları Akdeniz ve Orta Avrupa ya da Kuzey Avrupa ülkeleriyle benzerdir. Brezilya’daki tekil bir çalışmanın ortaya koyduğu üzere %62,5 düşüşle orkide arıları haricinde, ki bu doruk noktasıdır, diğer çalışmalar oldukça düşük bir böcek kayıp oranına sahiptir.

Figür 4. Dünyanın farklı bölgelerinde böcek azalma oranları

Modern böcek yok oluşunun kaderi omurgalılarınınkini büyük bir farkla aşmasına rağmen kayıpların derecesi tam olarak sayısallaştırılamadı. Bu büyük ölçüde birçok bölgede (özellikle Çin, astropikal ve tropikal ülkeler, Avustralya) tarihsel bilginin kıtlığı, çoklu böcek düzeni hakkında karşılaştırmalı çalışma azlığı, ev sahibi bitki ve hayvanın yok olması ile konakçı ilişkili türlerin hafife alınması (özellikle uzman otçullar, tozlaştırıcılar, zorunlu parazitoit ve parazitler) sebebiyledir (Dunn; 2005; Koh vd., 2004). Tüm taksonlarda azalmaların türleri önemli ölçüde etkilemesinden ötürü, Permiyen ve Kretase dönemlerinden bu yana Dünya üzerinde şahit olduğumuz en büyük yok oluş olduğu belirgindir (Ceballos vd., 2017; Raup ve Sssepkoski Jr, 1986). Çünkü böcekler dünyanın varlıkça ve türce en zengin hayvan grubunu oluştururlar ve ekosisteminin yıkıcı çöküşünü önlemek adına harekete geçilebilecek ekosistem için gözardı edilemeyecek kritik hizmetler sağlarlar (Mauıs, 2010).

Endişe verici olan, karasal böcek faunasının azalması değerlendirildiğinde sadece dar ekolojik gereksinimleri olan, belli bitkilerin ev sahipliğine (ör; Coenonympha oedippus ) bataklıklardaki ekolojik nişlere (ör; yuvarlayıcı gübre böcekleri ) ya da sınırlandırılmış doğal çevreye (ABD’de Bombus terricola) dayanan özel türlerin değil, azalmanın birçok ülkede bir zamanlar yaygın olan türler için de geçerli olmasıdır (ör; Hollanda’da Aglais io veya Birleşik Krallık’damacaria wauaria). Bu böcek azalmalarının sebeplerinin belli bir doğal çevreye bağlı olmadığını öne sürüyor, fakat onun yerine tüm böcekler üzerinde ortak özelliklerini etkilemektedir (Gaston ve Fuller, 2007). Bir zamanlar Avrupa’nın ve Kuzey Amerika’nın büyük nehirlerinde yaşayan, büyük kayıpların kaydedildiği taş sinekleri, mayıs sinekleri, caddis sinekleri ve ejderha sinekleri gibi yaygın türlerin habitatlarının yok oluşu yok oluşu özellikle sucul böcek türleri için özellikle kötü haldedir (Bojkova vd., 2014). Böylece 1930’ların endüstriyel genişlemesi sırasında Ren nehrinin biyoçeşitliliği düşmüş ve yerel türlerin geri getirilmesi için iyileştirme amaçlayan sonraki çabalar başarısızlıkla sonuçlanmıştır (Marten, 2001). İlginç olarak bozulmamış dağ kaynaklarında ve göllerde sucul böcek toplulukları daha sabit kalıyor ya da az azalma göstermektedir. Kaydedilen kanıtlar, sucul çevrelerde azalmaların ve yok olmalarının temel tetikleyicisinin kirlilik olduğunu göstermektedir.

İnsan kaynaklı baskı çeşitli böcek topluluklarını mevcut biyoçeşitlilik kayıpları ile yaygın türlerce hakim olunan tür fakiri popülasyonlara doğru kaydırmaktadır (White ve Kerr, 2007) ve yokoluşun habercisi topluluk kompozisyonuna dönüştürmektedir (Chapin III vd., 2000). Sucul ortamlarda, hassas türlerin yok oluşu ve toleransı yüksek (genellikle yerli olmayanlar) olanlarla istikrarlı yer değişimi temiz su biyoçeşitliliğine büyük bir tehdit olarak ortaya çıkmakdadır (Karatayev vd., 2009). Tür kayıpları muhtemelen daha az özelleşmiş tür tarafından sağlanan, böcek aracılı ekosistem hizmetlerinde istikrarlı bir bozulmaya sebep olması beklenmektedir (Bartomeus vd., 2014; Pimentel, 1961). Böcek biyoçeşitliliği ekosistemin uygun işlemesi için önemli olduğundan, mevcut eğilimler, çeşitli derecelerde, paha biçilemez tozlaştırma, doğal haşere kontrolü, besin kaynakları, birçok böceğin sağladığı besin dönüşümü ve çürümesi hizmetleri için rahatsız edicidir (Aizen vd., 2009; davis vd., 2004; Kreutzweiser vd., 2007).

Sayısız böcek türü yok olurken, pek azı boş nişleri doldumakta ve yayılma alanlarını genişletmektedir. Karasal ekosistemlerde, çeşitli ekolojik özelliklerle yayılma gösteren türler daha çok yaygın türlerdir (ör; Bombus impatients, Plusia putnami, Laemostenus terricola ve Hippodamia variegata ). Sucul çevrelerde türlerin değişimi, kirleticilere tolerans derecesi gibi ekolojik özelliklerce de aracılık ederek toplulukların kompozisyon olarak daha tekdüze ve daha az çeşitli hale gelmesine de sebep olmaktadır (Houghton ve Holzenthal, 2010). Türlerin değişimi belirli ekosistemlerin görevlerinin yerine getirilmesine yardımcı olabilir ancak doğal ekosistemlerin ne derece bütüncül ekolojik esnekliği sürdürebileceği net değildir (Memmott vd., 2004).

Böcekler karmaşık gıda ağlarını sağlamak için temel oluşturduklarından, türlerin yok oluşu tüm ekosistemin biyokütlesi üzerine eşit etki yaratmaktadır. Aslında böceklerin omurgalıların gıda ihtiyacı için önemli rol oynadıkları unutulmaktadır. Kır fareleri, köstebekler, kirpiler, karınca yiyenler, kertenkeleler, amfibiler, birçok yarasa, kuş ve balık, böceklerle beslenirler ve yavrularını yetiştirmeleri böceklere bağlıdır. Azalmakta olan bazı böceklerin yerini diğerleri alsa da, tüm böcek kütlesindeki net düşüşün karşılığının ne olacağını kestirmek zordur. Avrupa (Hallmann vd., 2017 ) ve Puerto Rico (Lister ve garcia, 2018) de gözlemlenen böcek biyokütlesindeki büyük azalmanın kaçınılmaz olarak böceklerlerle beslenen omurgalılarda kıtlığa sebep olmaktadır (Hallmann vd., 2014 ; Lister ve Garcia, 2018; Poulin vd., 2010; Wickramasinghe vd., 2003). Bu basamaklı etki ilk kez 1952’de İngiltere’de gri keklik popülasyonunda (Perdix perdix ) gözlemlenmiş ve üreme yetmezliğine atfedilmiştir. Keklik nüfusunun çöküşünün nihai sebebiyse civcivlerin beslenmesi için yetersiz kalacak böcek sayısına sebep olan böcek ve bitki zehirlerinin tarımsal alanlarda kombine kullanımıdır (Potts, 1986 ). Aynı derecede, Birleşik Krallıktaki yoğun tarımın yapıldığı alanlarda böcek ilacının kullanımının sebep olduğu böcek biyokütlesindeki azalma (Wickramasinghe vd., 2004) ve yarasaların besinlerinin doğrudan böcek zehrine maruz kalması sebebiyle (Mispagel vd., 2004; Stahlschmidt ve Bruhl, 2012) yarasaların çeşitlilik ve varlıkları organik tarım alanlarından daha düşüktür.

Devam edecek…