Dış Köşe

Bir devrimin ölüm ilanı God bless NATO! – Fehim Taştekin

Libya istenmeyen rejimleri müdahaleyle devirmek için kötü bir emsal.

“Bizi iç savaş temizler” diyenler Libya’da kazandı. İşin başında planlanmışçasına ‘barışçıl gösteriler’ hızlıca iç savaşa dönüştürüldü. Ve böylece uluslararası hâkim düzene çomak sokan rejim ya da liderleri bertaraf için geliştirilen yeni sömürgecilik doktrini ‘insani müdahale’ bir kez daha uygulama zemini buldu. Halkını ‘sıçanlar’ ve ‘ezilesi hamamböcekleri’ diye aşağılayan Muammer Kaddafi’nin katliam yapacağına dair abartılı öngörülerle ‘insani müdahale’ meşrulaştınldı. Ortalık ‘Müdahale olmasaydı çok büyük kıyımlar yaşanacaktı’ savunmasından geçilmiyor. Dünyanın bir zorbadan kurtulması akılları o denli sarhoş etti ki NATO bombardımanının yol açtığı kıyım görülmez oldu. Tarafsız bir bilanço henüz yok ama NATO bombardımanında ölen sivil sayısı 1239, yaralanan sivil sayısı 4500. NATO’nun kışkırttığı iç savaştaki kurban sayısı ise 13 bin.

Savaş endüstrisi

Niyetim kendilerine ‘Özgürlük savaşçısı’ diyen Libyalı gençlerin diktatörü devirmeye yönelik soluksuz mücadelelerini itibarsızlaştırmak değil, Libya üzerinden güdülen hesapların da görülmesi. Trablus’ta ‘God bless NATO’ ve ‘God bless America’ sloganları, Bingazi’de ‘Fantastik Dörtlü’ yazılı afişte sıralanan fotoğraflar aynı zamanda müstakbel efendileri de resmediyor: Suzan Rice (ABD’nin BM elçisi), David Cameron, Nikolas Sarkozy ve Barack Obama. İmzalanacak petrol anlaşmaları, bombardımanla yıkılan alt ve üst yapının yeniden inşası için açılacak milyar dolarlık ihaleler, kıyıda demir attıkları halde donanma gemileri batırılan ve üslerde bekleyen uçakları imha edilmiş ordunun yeniden teçhizi için ayrılacak bütçeler muhteşem dörtlü için savaşın hâsılatı olacak. Bu noktadan sonra Libya’nın geleceğine kimlerin ortak olacağını öngörmek zor değil: Halliburton, Shell, Total, BP vs. Daha da Önemlisi ABD, elde edeceği üslerle Afrika’nın girişine tüneyecek. Hem Akdeniz’e hakim olmak hem Afrika’nın derinliklerine uzanmak için Libya stratejik bir değer. Yeni Libya yönetiminin geçiş sürecinde içine sokulacağı yardım-kredi sarmalı yüzünden bu taleplere direnmesi zor. Tabi Bahreyn’deki özgürlük arayışlarını Körfez İşbirliği Konseyi’nin ortak askeri gücüyle bastıran Arapların Libya’daki savaşa ortak olurken başka dertleri var. Onlar için ‘baş belası’ Kaddafi’den kurtulmak başlı başına bir hedef.

Sırada kim var?

Dış müdahale olmadan bir diktatörün halkın gücüyle devrildiği Mısır’da Amerikan karşıtlığının hızlıca nüksettiği ve İsrail’le yapılan anlaşmaların sorgulanır hale geldiği görüldü. Bundan ders alan Washington, askeri müdahaleyle Libya’da tersi sonuçlar alıyor. Libyalı asilerin sözcülerinden Ahmed Şabani’nin “Kaddafi’nin zalim rejiminin sona ermesi için İsrail’in uluslararası toplumdaki etkisini kullanmasını istiyoruz” derken yeni Libya’nın İsrail’i tanıyıp tanımayacağı sorusuna verdiği yanıt kritik: “Bu son derece hassas bir mesele. Bu İsrail’in bizi tanıyıp tanımamasına bağlı.”

Barışçıl süreçlerin gittiği yer, belli ki hakim güçlerin istediği yere çıkmıyor. Bu nedenle Batı’nın Arap Baharı’nda ‘barışçıl’ süreçten sapıldığı yer olarak Libya’nın kötü bir emsale dönüştürülme tehlikesi üzerinde durulmalı. Sıradaki ülke kuşkusuz herkesin parmağını gösterdiği Suriye. Askeri kapasitesi ve çevresel etkileri nedeniyle Suriye’nin caydırıcı bir tarafı var. Libya’daki gibi 20 bin sorti ve 7500 hava saldırısıyla bertaraf edilemeyebilir. Yine de Libya Örneği bir savaş tehdidi olarak Şam’ın kapısına Damokles’in kılıcı olarak asıldı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Ders olsun” uyarısı bu açıdan önemli. Uluslararası güçlerin bu emsali taşıyacakları diğer hedef, ayrık bir duruşa sahip olan Sudan olabilir. Libya’da 6 ayda elde edilen sonuç, Batılı müttefikler için sadece jeopolitik, stratejik ve ekonomik değil ‘tek tipçi’ küresel yapı için ideolojik bir zafer. Hal böyle olunca Libya sokaklarında gençlerin can verdiği devrim, Trablus’ta Bab el Aziziye ulaştığında devrim olmaktan çıkıyor.

Radikal

Kategori: Dış Köşe