Köşe Yazıları

Açılıma Muhalefet

0

Malum, Türkiye’nin bu aralar gündemindeki en önemli konu “Kürt açılımı”. Hükümetin bugüne kadar ki icraatlarını ve demokrasi algısını referans alırsak, kendisinden pek de beklemediğimiz bir hamlede bulunduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu yazıda, ana muhalefet partilerinin açılıma getirdiği eleştirileri inceleyelim, bunları kendimizce cevaplamaya çalışalım.

CHP ve MHP’nin açılım karşısındaki tutumu, Baykal’ın (alışılageldik pragmatik siyaset anlayışıyla) kendisine manevra alanı bırakmak için kullandığı bir-iki terim dışında, hemen hemen aynı. İki lider de, Türkiye’de gerçekten güçlü olan ve eğitimsizlikten falan değil, bizzat eğitimin kendisinden kaynaklanan milliyetçilikten medet umuyor. Hayat boyunca resmi propagandadan başka birşey duymamış olmaktan, kabadayılığı delikanlılık bilmekten, şiddeti çare sanmaktan ve en önemlisi de sosyalleşemeyip can sıkıntısında kavrulmaktan ne yapacağını şaşırmış; 20. yy’ın son çeyreğinde doğma şanssızlığının hayatına damga vurduğu ve bütün bu nedenlerle sokak milliyetçiliğine sarılmış oldukça büyük bir genç kalabalığının damarına basmak için mantıklı, anlaşılabilir bir yöntem… Ama bu sefer pek işe yaramıyor gibi bu provokasyonlar; belki Tayyip Abileri’ne duydukları güven, belki de yıllardır içlerini kavuran bu can sıkıntısını atıp hayat algılarını değiştirmeleri için zamanın geldiğini farketmiş olmaları, genç kalabalığı şimdilik sakin tutuyor. Zaten sadece genç olmaları bile, onları farklı fikirlere ve daha önce duymadıklarını duymaya, en azından yaşlı türevlerinden daha hazırlıklı kılmıyor mu?

Yine iki partinin de sıkça kullandığı başka bir söylem daha var : “Bunlar Amerika’nın planları hep!”. Bizim şovenist ve korku salıcı (bu anlamlıyla “terörist”) siyasetçilerin karnesinde uluslararası ilişkiler ve politika notları genelde zayıftır, “kaldın”dır, “bütün sene bi’ derse bile girmedin”dir; bilmezler ki bir olgunun-eylemin-hamlenin bir ülkenin işine gelmesi, aynı olgunun başka bir ülkenin de işine geliyor olmasına, hatta belki daha bile fazla işine geliyor olmasına engel değildir. Velhasıl, ABD, 2011 sonuna kadar Irak’tan askeri anlamda tam olarak çıkıyor. Tamamen kendi çıkarları doğrultusunda bölgede barışı tesis etmeye çalışmasını (çıkar, “savaşmak”ta olmak zorunda değildir zira), Irak’ın zayıf karnı olan etnik bölünmeyle tepkimeye girecek bir “Kürt sorunu”nu bitirmek istemesini, arkasında “Irak ve Ortadoğu’da yeniden kurguladığı düzenin işleyişini tehdit edecek güvenlik zaafları” bırakmak istememesini anlamak bu kadar mı zor? ABD’nin, 90’lar boyunca Saddam’a karşı, işgal sonrası da “Irak’ta istikrarlı tek bölge” diyerek desteklediği Kuzey Irak Kürtleri’ni, şimdi de yukarıda belirttiğimiz nedenlerle “Türkiye devleti ile olan sorunu çözün” diye sıkıştırıyor olmasını anlamak bu kadar mı zor? AKP’yi de aynı bağlamda demokratik bir açılıma teşvik ettiğini, AKP’nin de bu durumu hem Amerikan yönetimi desteğini almak, hem de toplum gözünde meşruiyetini devam ettirecek yeni bir çıpaya tutunmak için sevinçle kabul ettiğini algılamak bu kadar mı zor? Uluslararası ilişkilerde şartların değiştiğini, devlet düzeyinde ebedi düşman olmadığını görmek bu denli mi imkansız bizimkiler için?

“Bu millet etle tırnak gibidir, ayrılmaz birbirinden” söyleminin ise, özellikle de Türkiye toplumunu on yıllardır ayrıştıran, bölen, araya nefret tohumları serpiştiren, tektipleştirmeye çalışan, homojenize olmayanı tokmağıyla ezen genel siyaset anlayışının temsilcileri tarafından ezbere okunmaya devam ediyor olması, yıllar sonra çocuklarımızın kahkahalarla dalgasını geçeceğini sandığım türden bir garabet zaten. “Hepimiz kardeşiz” lafının ardından ne kadar saçmalanır, bunu MHP de, CHP de, AKP de her geçen gün artan bir ustalıkla kanıtlıyor.

Son olarak, Baykal’ın geçen günlerde yine tekrarladığı bir söylem daha var, artık klişeleşmiş, refleksleşmiş, üzerinde düşünülmeden ve şiir okur gibi söylenen : “Bugün bu hakları Kürtlere verirsek, yarın diğerleri de ister.” Eh, kendi kendini yalanlamanın böylesi! Demek ki “diğerleri” de var, demek ki gasp edilmiş başka bir çok hak var ki, “birisine verdim mi diğerlerine de vermek zorunda kalırım” deniyor. “Türkiye’de herkes kültürünü istediği şekilde yaşamaktadır” yalanı böylece itiraf ediliyor.

Bizler, bu topraklarda her bireyin her türlü hakkının sonuna kadar korunmasını, tüm kültürel değerlerin özgürce yaşanmasını ve devletin bu süreçte bir engel değil, bir koruyucu olmasını isteyenler olarak, bu hayalimizi gerçekleştirme yolunda atılan adımları destekliyor olmalıyız. Bu adımları atanların kendi hesapları nedir, gerçekten demokrat mıdırlar, algı ve anlayışları yoz mudur; bunlar ikincil sorular. Atılan adımları destekliyor olmamız, o adımları atanları, “o adımları bizlerin istediği gibi attıkları sürece ve sadece o adımlar konusunda” destekliyor olduğumuz anlamına gelecektir. Yine o adımların sahiplerine, başka konulardaki yanlış adımları için en sert muhalefeti yapmaya devam etme hakkımıza halel gelmeyecektir.

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.