Köşe Yazıları

Yeşiller Barıştan Yana

Türkiye Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesine ilişkin protokollerin 10agrı1 Ekim’de imzalanması barıştan yana olan herkesi sevindirdi. Zaten her iki ülke halkları için de bedeli ödenemez acılara neden olan neredeyse bir asırlık geçmişi olan bu sorunun barış ve diyalog yoluyla çözümünden başka da seçenek yoktu. Sorunun ve gerilimin devam etmesinin her iki ülkede yaşayan halklara en ufak bir faydası olmadığı gibi bundan sonra da olmayacaktır. Anlaşıldığı kadarıyla bölgede etkin güç olan Rusya, ABD ve enerji güvenliği açısından vazgeçilmez çıkarları olan AB ülkelerinin çıkarı da barıştan yanadır.İpe sapa gelmez komplo teorileriyle oyalanmak yerine, şanslı günlerde olduğumuzu düşünüp barışın kalıcı hale getirilmesi için neler yapılabilir sorusuna yanıt aramak gerekir. Kuşkusuz bölgede etkin olan büyük devletlerin bugün çıkarının barıştan yana olması, yarın savaştan yana olmayacağı anlamına gelmiyor. Başka bir deyişle doğal gaz boru hatlarının bölgeye barış taşımayacağını hepimiz biliyoruz. Kalıcı barışın yolu da garantisi de bölge halklarının diyalog ve işbirliğinden geçer.

Bu çerçevede Zurih’de Ermenistan ve Türkiye dışişleri bakanlarının imzaladıkları protokolün önemli bir başlangıç olduğu konusunda hiç tereddüdümüz yok. Ancak Ermenistan ve Türkiye halkları arasında yakınlaşmayı ve kalıcı bir barışın olmasını istiyorsak da üçüncü ülkelerle ilişkiler, Karabağ sorunu ve soykırımın tanınması dâhil hiç bir ön şartın ortaya konulmasından yana olmamak gerekir. Gelinen noktada, ön şart olarak kamuoyunda tartışılan konuların çok önemli bölümü şoven milliyetçi politikacılar tarafından yaratılan çarpıtmalardan ibarettir.

Kısa dönemli politik çıkarları için gerçekleri çarpıtan, barışın önünde duran politikacıların en çok savundukları argümanlardan biri ”Ermenistan sınırlarımızı tanısın ” da ondan sonra diplomatik ilişki kurarız demek. SSCB ile yapılan Kars anlaşması varken, üstelik de Ermenistan’ın AGİT süreci içinde olan bir ülke olduğu bilinmekte iken, sınırların tanınması talebi ”oynayamayan gelin hesabı” barışa engel olmak için üretilen bahanelerden sadece birisidir.

Ermenistan’la Azerbaycan arasında savaşa da neden olan Karabağ sorununun ise kökleri SSCB dönemine kadar uzanmakta olup son derece çetrefilli bir sorundur. BM değişik zamanlarda Azerbaycan tarafını destekleyen dört ayrı karar almıştır. Çözümün ortaya konulmasında uluslararası hukuk ve diyalogun daha etkin olacağı açık iken Türkiye’nin sınır kapılarını kapatarak Ermenistan’a uyguladığı izolasyon politikasını sürdürmesi hiç de akılcı değildir. Üstelik de 15 yıldır uygulanan bu izolasyon politikası bugüne kadar hiç bir sonuç vermemişken…

1993 yılında tek taraflı olarak Türkiye tarafından kapatılan sınır da koşulsuz olarak açılmalıdır.  Sınırın ön koşulsuz olarak açılması iki ülke ilişkilerinin normalleşmesi ve iki ülke halkları arasında kökü derinlere giden önyargıların kırılması için önemli bir aşama olacaktır. Tek başına hükümetler arasında sağlanan anlaşmalar halklar birbirine yakınlaşıp,  önyargılar kırılmadan kalıcı olmayacaktır.

Ermenistan’la Türkiye arasında barışın sağlanmasına ilişkin çabalar sadece bu günkü iktidarın girişimleri ile başlamamıştır. Yaklaşık 20 yıldır, ANAP iktidarlarından bu yana konuya ilişkin politikaların dışişleri çevrelerinde tartışılıp geliştirildiğini biliyoruz. Şoven milliyetçi çevrelerin ağır şiddet içeren saldırıları ve tehditlerine rağmen aydınlar ve demokratik çevreler de uzun yıllardır barıştan yana olup, konuya ilişkin başta özür kampanyası olmak üzere çok çeşitli etkinlikler düzenlemişti.

Türkiye Yeşilleri’nin de Karadeniz Yeşil Diyalog toplantıları sürecinde hem Ermenistan Yeşilleri ile hem de Kafkasya’daki diğer Yeşillerle iletişim halinde, Kafkasya da ve tüm Karadeniz çevresinde barışın sağlanmasına ilişkin etkin katkıları olmuştu. Mevcut süreçte de Türkiye Yeşiller Partisi, Ermenistan Yeşiller Partisi ile yakın temas halinde süreci izlemekte ve katkıda bulunmak için azami gayret sarf etmektedir. Anlaşıldığı kadarıyla çözümün önündeki en büyük engel bizim ülkemizde olduğu gibi Ermenistan’da da oldukça güçlü olan milliyetçilik ve bu zeminde bir asırdır oluşan ön yargılardır.

Bu güne kadar olduğu gibi bu günden sonra da ”stratejik ya da ekonomik hesaplardan bağımsız olarak insanlık tarihinin oluşturup bu güne taşıdığı etik değerler zemininde geliştirilecek uzun erimli bir çözümden yana olmak,” işte yeşillerin durması gereken yer de burasıdır.