Yeşeriyorum

Su Forumu, İklim Değişikliği Politikaları

Suyuma Dokunma Kampanyası tarafından organize edilen Uluslararası Alternatif Su Forumu, 20-22 Mart tarihlerinde İstanbul’da yapılacak…

İstanbul’da 20-22 Mart 2009 tarihlerinde Uluslararası Alternatif Su Forumu yapılacak. Bu alternatif forum, Dünya Su Konseyi, DSİ, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İSKİ tarafından 16-22 Mart’ta düzenlenecek olan 5. Dünya Su Forumu’na alternatif olarak çalışmalar yapan “Suyuma Dokunma Kampanyası” tarafından organize ediliyor.
Suyuma Dokunma Kampanyası çeşitli sivil toplum örgütleri, yurttaş girişimleri ve siyasi partilerden oluşuyor. Şu anda imzacı sayısı 37’ye ulaşan kampanyada bünyesinde onlarca yerel çevre derneği barındıran çevre platformları, barajlara karşı mücadele veren örgütler, Yeşiller Partisi, DTP, DSİP, EHP, SODEV gibi siyasi parti ve örgütler, Küresel Eylem Grubu gibi iklim değişikliği ve enerji konusunda kampanya yapan gruplar ve çeşitli çevre, kadın ve insan hakları örgütleri ile sosyal hareketler bulunuyor.
Suyuma Dokunma Kampanyası, kendini; çevreyi gözetmeyen ve doğal kaynakların sonuna dek tüketilmesine dayanan neoliberal kalkınmacı anlayışa karşı çıkan, su yönetiminin ve kontrolünün kamusal, sosyal, kooperatif, katılımcı ve adil olması gerektiğini savunan katılımcı, şeffaf ve demokratik bir süreç olarak tanımlıyor.
İstanbul Alternatif Su Forumu, 5. Dünya Su Forumu’nun son üç gününde, forum mekânı olan Sütlüce Kongre Merkezi’ne oldukça yakın bir yerde, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Santralistanbul kampüsünde yapılacak. Alternatif Su Forumu’na yoğun bir uluslararası katılım bekleniyor. Uluslararası Nehirler Ağı, Avrupa Kamusal Su Ağı, Kanada Konseyi gibi 2006’da Meksika’daki alternatif forumda da aktif rol alan örgütlerden yüzlerce aktivistin alternatif foruma katılmasını bekliyoruz.

NEDEN ALTERNATİF FORUM…
5. Dünya Su Forumu’nu ve Dünya Su Konseyi’ni nasıl değerlendiriyoruz?
»Dünya Su Konseyi’nin Yapısı: Uluslararası çevre zirveleri geleneği Birleşmiş Milletler çatısı altında 1972 Stockholm Zirvesi ile başlamıştır. Montreal, Rio, Kyoto gibi önemli çevre zirveleri BM tarafından düzenlenmiştir. Bugün de bu gelenek her yıl yapılan iklim zirveleriyle devam etmektedir. Su konusunda yapılan tek BM zirvesi 1977 Mar del Plata Su Konferansı’dır. Bu yıl beşincisi düzenlenen dünya su forumları ise, 1997 yılında Marakeş’te yapılmaya başlanmıştır. Forumları BM değil, Dünya Su Konseyi düzenlemektedir. Forumları düzenleyen Dünya Su Konseyi, kendini çok paydaşlı bir birlik olarak tanımlamakla birlikte, konseyin temelde şirketlerin kurduğu ve bazı büyük uluslararası örgütlerin de içinde yer aldığı bir tür uluslararası BINGO (iş çevreleri tarafından kurulan ve yönlendirilen iş çevresi STK’leri – Business Oriented NGOs) olduğu söylenebilir. BINGO’lar pek çok alanda faaliyet gösterir ve bu faaliyetleri sırasında bağlantılı oldukları şirketlerin iş sahasının ve kârlarının artmasını ve bunu kolaylaştıracak yasal düzenlemelerin yapılmasını sağlamakla ilgilenirler.
Dünya Su Konseyi’ne üye olan yaklaşık 250 civarındaki kuruluştan 103’ü çoğu inşaat ve endüstri alanında faaliyet gösteren şirketlerdir. Üye kuruluşlar içinde sivil toplum örgütü olarak sayılanların arasında da BINGO’lar ve GONGO’lar (hükümetler tarafından yönlendirilen STK’ler-Government Organized NGO’s) ile bazı hükümetler arası kuruluşlar çoğunlukta bulunmaktadır. Üye örgütler arasında FAO, UNDP gibi birkaç BM örgütü de vardır. Ancak herhangi bir uluslararası veya yerel çevre, insan hakları, kadın, ekoloji örgütü veya tabanda örgütlü sivil toplum kuruluşuna rastlanmamaktadır.
Dolayısıyla Dünya Su Forumu’na birinci itirazımız forumun BM ya da bağımsız bir STK tarafından değil, bir şirketler, BINGO ve GONGO’lar birliği tarafından düzenlenmesidir. Hatta Dünya Su Konseyi bir tür süper-BINGO sayılabilir. Dolayısıyla forumun aldığı kararlarda şirketler etkili olmakta, tabandan örgütlü bir sivil toplum katılımına rastlanmamaktadır. Zaten forumun örgütleniş biçimi de bu tür bir katılıma izin verecek yapıda değil, kapalı ve yukarıdan aşağıyadır.
»Suyun insan hakkı değil ihtiyaç olarak görülmesi: Dünya Su Forumu’na ikinci itirazımız, suya erişimin bir hak olarak değil bir ihtiyaç olarak görülmesidir. Su, 2002’de Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi’nin de ilan ettiği gibi bir insan hakkıdır. Bir ihtiyaç olarak tanımlandığında ticari bir mala, alınan satılan ve üzerinden kâr edilen bir metaya dönüştürülen su, aslında tıpkı hava, rüzgâr ve güneş ışığı gibi insanlığın ortak malıdır, üzerinde bir mülkiyet kurulması ve ticari mala dönüştürülmesi kabul edilemez.
Su doğanın tüm canlılara verdiği bir armağandır. Jean Robert’in dediği gibi “Toprakla olan temel ilişki ‘sahip olmak’ fiiliyle özetlenebilir. Su ise bu sahipliğin sınırlarını yıkar. Ona asla sahip olunamaz, ancak buharlaşmadan önce paylaşılıp dağıtılabilir.”
Su, kamusal bir ortak mal olarak korunmalı ve böylece herkesin suya yeterli bir şekilde erişimi garanti altına alınmalıdır. Oysa su ticarileştirildiğinde tüm ticari mallar gibi temiz, sağlıklı ve yeterli suya ancak parası olanlar erişebilmekte ve yaşamın sürmesinin en önemli koşulu olan suya erişim hakkı tehdit altına girmekte, dolayısıyla insan hakları ihlal edilmektedir. Bu konuda Meksika ve Ekvator’da suyun özelleştirmesi sonrası yaşananlar hatırlanabilir. Benzer bir durum pek çok kentte şebeke suyunun içilemez hale geldiği ve içme suyunun satın alınarak tüketilmeye başlandığı Türkiye için de geçerlidir. Türkiye’de içme suları giderek artan oranda büyük bidonlarda ve pet şişelerde satın alınarak tüketilmekte ve sağlıklı suya erişim giderek ekonomik güçle orantılı hale gelmektedir.
Dünya Su Forumu, suyun özelleştirilmesini savunmaktadır. Biz ise kamusal bir hizmet ve insan hakkı olan suyun ticarileşmeye ve özelleştirmeye konu olamayacağını savunuyoruz.
»Barajlar: Dünya Su Forumu’na üçüncü önemli itirazımız barajlar konusuyla ilgilidir. Enerji üretimi, sulama gibi amaçlarla yapılan büyük barajlar, ekosistemi tahrip eden, insan yerleşimlerini ve doğal alanları sular altında bırakan, bu nedenle ciddi ekolojik, sosyal ve kültürel yıkımlara yol açan projelerdir. Mısır’daki Asuan barajının yapımından beri barajların yarattığı bu büyük ekolojik yıkımlar çok iyi bilinmekte ve yeni barajların yapılmak istendiği her yerde yerlerinden yurtlarından edilecek halkın protestolarıyla karşılaşılmaktadır. Türkiye’de de Ilısu barajına karşı Hasankeyf halkı, Munzur vadisini yok edecek barajlara karşı Tuncelililer, Çoruh vadisine yapılan barajlara karşı Artvinliler mücadele etmektedirler.
Sadece geniş alanları sular altında bırakan büyük barajlara değil, küçük dereler üzerinde kurularak dereleri kurutan ve doğayı yok eden elektrik üretim tesislerine karşı da mücadele yürütülmektedir. Biz bu mücadeleleri destekliyoruz. “Dereler özgür aksın” ve “akarsuları yatağına döndürün” diyenler aramızdadır. Çünkü kuraklığın ülkemizin önündeki en büyük tehdit haline geldiği iklim değişikliği çağında ancak su döngüsüne uyarak, doğanın akışını koruyarak susuz kalmanın önüne geçebiliriz.
Oysa Dünya Su Forumu, baraj yapımını su güvenliğinin yararına görmektedir. Üyeleri arasında baraj inşaatı yapan onlarca şirketin yanı sıra Uluslararası Büyük Barajlar Komisyonu adlı bir BINGO da olan Dünya Su Konseyi, dünyanın her yanında barajlara karşı mücadele eden halkların karşısında, baraj inşaat şirketlerinin çıkarlarını savunmaktadır.

BİZ NE İSTİYORUZ?
İstanbul Alternatif Su Forumu’nun Dünya Su Forumu’ndan temel farklarından biri oturumların düzenleniş biçimidir. Alternatif Su Forumu’nda yer alan 15 seminer ve atölye çalışmasının her biri, katılımcı örgütlerin biri ya da birkaçı tarafından bağımsız olarak organize edilmekte ve konuşmacılar bu örgütler tarafından belirlenmektedir. Dolayısıyla Alternatif Forum, Dünya Su Forumu’nun tersine aşağıdan yukarı organize edilmektedir. Seminer ve atölye çalışmalarında iklim değişikliği, kuraklık, su ve tarım politikaları, insan hakkı olarak su, suyun özelleştirilmesi, su ve sağlık, barajlar gibi konunun bütün yönleri ele alınacaktır.
İstanbul Alternatif Su Forumu, 2006’da Meksika’da yapılan Alternatif Su Forumu’nda kabul edilen Suyun Savunması Bildirisi’ni ana eksen olarak kabul etmektedir. Bu bildirgede su tüm formlarıyla bir kamu malı ve suya ulaşım temel ve devredilemez bir insan hakkı olarak tanımlanır. Suyun yönetimi ve kontrolü, kamusal, sosyal, kooperatif, katılımcı, adil, kâr amacı gütmeyen ve yeterli minimum miktarın, kültür, toplum, din, coğrafya, ekonomi ve cinsiyet farkı gözetmeksizin parasız tahsisini sağlayan bir ilkeler dizisine bağlanır. Suyun özelleştirilmesi ve ticarileştirilmesine dair tüm ulusal ve bölgesel yasalar reddedilir. Mega projeler, barajlar, liman inşaatları, maden sömürüsü ve suyun şişelenmesi temelindeki yağmacı ve sürdürülemez su yönetimi modeli kabul edilmez.

FORUMA DAVET
Suyun yaşamın kaynağı olduğunu ve su olmadan yaşamın olamayacağını herkes söylüyor. Ancak buna bir de hemen suyun sınırlı ve kıt bir kaynak olduğu ekleniyor. Oysa su kıt değil sadece sınırlıdır. Suyu kıtlaştıran zihniyet, suyu yönetilmesi ve bedeli karşılığında karşılanması gereken bir ihtiyaç olarak tanımlayan, günümüzün endüstriyalist kapitalist mantığıdır. Oysa su, yeryüzünde dolaşan, sınır tanımayan, mülk edinilemeyecek, kaynakları ve döküldüğü yer herkese ait olan, doğanın insanlara ve tüm canlılara armağanı olarak görülmesi gereken kamusal bir zenginliktir. Su hakkındaki kararları bütün halklar, bütün insanlar hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan, özgürce, demokratik bir biçimde tartışarak ve paylaşarak almalıdır. Yaşam kaynağımızla ilgili kararlar şirket yöneticilerine bırakılamaz.
Herkesi 20-22 Mart tarihlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi Santralistanbul kampüsünde yapılacak olan ve su hakkında özgür bir tartışma platformu yaratmayı amaçlayan Uluslararası İstanbul Alternatif Su Forumu’na davet ediyoruz.
Isınmanın yıkıcı sonuçları
KÜRESEL iklim değişikliğinin en yıkıcı sonucu, özellikle Türkiye gibi ılıman ve subtropikal kuşaktaki ülkelerde içme, kullanma ve sulama suyunun giderek azalması ve kuraklığın ağır ve kalıcı hale gelmesidir. Bu da su azlığına ancak suya herkesin erişimini garanti alacak bir kamusal su politikasıyla, tarım alanlarının sanayi alanlarına, yollara ve büyüyen kentlere kurban verilmesinin önlenmesiyle, sulak alanların ve göllerin sulama gibi amaçlarla tahrip edilmesinin önlenmesi ve sulak alanların korunmasıyla, baraj yapımı yerine akarsuların akış rejiminin ve vadilerin korunmasıyla, suyun ekolojik akışını bozmayan bir su kullanımı ilkesinin hayata geçirilmesiyle mümkündür.
İklim değişikliği son derece ciddi bir dönüm noktasına ulaşmıştır. Küresel ısınmayı durdurmak için alınması gereken önlemler için bir gün dahi beklemek mümkün değildir. Su yetersizliği de küresel ısınma durdurulmadan çözüm bulunabilecek teknik veya idari bir sorun değildir. Bu nedenle su politikaları her zaman küresel ısınmayı durdurmayı hedefleyen, sera gazı emisyonlarını hızlı ve büyük oranlarda azaltmayı hedefleyen ve iklim değişikliğinden zarar gören yoksul ülke ve bölgelerin zararlarını giderecek adaptasyon önlemlerini içeren radikal iklim politikalarıyla birlikte ele alınmalıdır

(*) Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü,
Suyuma Dokunma Kampanyası katılımcısı

(Bu yazı 14 Şubat 2009 tarihinde Dünya Su Forumu’na hazırlık amacıyla yapılan, İstanbul Su Forumu Sivil Diyalog Toplantısı’nda yapılan konuşmanın metninden kısaltılarak hazırlanmıştır.Birgun gazetesinin Ardından Yesil Gazetede yayınlanmıştır)

Kategori: Yeşeriyorum