ManşetKöşe YazılarıYazarlar

Siz Orhanlı Köyü’nü bilir misiniz?

Orhanlı, İzmir kent merkezine kuş uçumu 20 kilometre mesafede olan ve kent merkezine en yakın kadim tarım arazilerinin içinde yer alan şirin bir köy. Yüzyıllardan beri tarım yapılan bu şirin köyün en önemli geçim kaynağı ise zeytincilik. Bölgede geniş zeytinlikler bulunuyor. Hatta bazı zeytin ağaçlarının asırlık geçmişi var. Bölgede ayrıca köylüler tarafından mevsimine uygun sebzeler de yetiştiriliyor. Ayrıca son yıllarda bölgede gelişen bağcılığa ve butik şaraphanelere de çok yakın bir noktada Orhanlı köyü…

Kabus gibi geçen 2020 yılının son günlerinde bu küçük, şirin köyün bir anda gündemimize girmesinin nedeni ise köyün hemen yakınlarındaki sıcak su kaynaklarının üzerine kurulmak istenen jeotermal elektrik santralleri… Üstelik bu santraller, yaşadığımız pandemi günlerinde sanki ülkemizde elektrik üretiminde açık varmış gibi aceleye getirilerek, doğru düzgünÇevresel Etki Değerlendirme çalışmaları (ÇED) yapılmadan ve her şeyden önemlisi bölge insanının görüşleri alınmadan yapılmaya çalışılıyor.

3 bin hektar alanda 14 jeotermal sondaj kuyusu

Bir süredir bölgede 3220 hektarlık alanda 14 adet jeotermal sondaj kuyusu açılması ve jeotermal enerji santrali yapılmasının planlandığı, hatta Orhanlı yakınlarındaki Kavaklıdere köyünde yapıldığı biliniyor. Yöre halkı, iki özel şirketin henüz ÇED süreci tamamlanmamışken, pandemi günlerinde yangından mal kaçırırcasına sürdürdüğü hukuksuz JES kurma çalışmalarına karşı bir an önce bu çalışmalara son vermesi için suç duyurusunda bulunarak hukuk mücadelesi başlattı.

Ayrıca bölgede daha önceden Kavaklıdere köyünde yapılan JES’in derelere bıraktığı sıcak su nedeniyle toplu balık ölümlerine neden olduğu biliniyor. Atmosfere bırakılan çeşitli gazlar ve buhar nedeniyle de bölgenin ünlü zeytinlerinin son birkaç yıldır eskisi kadar verimli değil. Yüzyıllardan bu yana kadim bir tarım merkezi olan bölgede yaşayanlar sadece topraklarını, suyu kaynaklarını ve havalarını korumak; tıpkı ataları gibi özgürce tarım yapmak istiyorlar.

Seferihisar- Kavaklıdere köyü yakınlarına kurulan jeotermal enerji santrali/ Fotoğraf: Hasan Ter.

Jeotermal enerji kaynakları bir ülkenin yeraltı zenginliklerinden kabul ediliyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından jeotermal kaynaklar ‘yerkabuğunun çeşitli derinliklerinde birikmiş ısı ve basıncın oluşturduğu sıcaklıkların, bölgesel atmosferik ortalama sıcaklığın üzerinde olan ve çevresindeki yeraltı ve yerüstü sularına göre daha fazla çözülmüş mineraller, çeşitli tuzlar ve gazlar içerebilen sıcak su, buhar ve gazlar ile yüzeye taşınan ısı enerjisi.’ olarak tanımlanıyor. 

Bu kaynaklar kentsel ısınma amaçlı olarak, elektrik üretimi için, turizm ve sağlık amaçlı kullanılabiliyor. Bu nedenle son yıllarda bu tip kaynaklara sahip batı ülkelerinde jeotermal kaynaklar, turizm ve sağlık amaçlı kullanım dışında sera gazı emisyonlarını Paris İklim Antlaşmasın’a uygun olarak sınırlamak için güneş ve rüzgar enerjisi santrallerinin yanı sıra artan oranda elektrik üretiminde kullanılmaya başlandı. Ülkemizde ise daha önce kaplıca turizmi amaçlı kullanılan sıcak su kaynakları 90’lı yıllarda kentsel ısınma, seracılık amaçlı değerlendirilirken, 2010’lu yıllardan itibaren ise elektrik üretimi amacıyla kullanılmaya başlandı.

Yenilenebilir, ama kuralına göre kurulursa…

Yenilebilir enerji kaynağı olmasına ve sera gazı emisyonları son derece düşük olmasına karşın; önce JES’lerin yoğun olarak kurulduğu Aydın ve Manisa’dan sonra şimdi de İzmir’de neden yörede yaşayanlar tarafından bu santrallere karşı çıkılıyor? Çünkü bu santraller Türkiye’de kuralına göre kurulmuyor, kurulsa bile işletilmiyor.

Kentsel ısınma amaçlı kurulan tesislerde tam olarak uyulan çevresel önlemler ve soğuyan suyun geri yeraltına deşarjına elektrik santrallerinde uyulmuyor. Birinci derece tarım arazilerinin üzerine, yerleşim merkezlerine çok yakın noktalara kurulan bu santrallerde yer altından ortalama 150º-200º derece olarak çıkarılan su ve buharın, elektrik üretiminde kullanıldıktan sonra tekrar yeraltına, çıkarıldığı derinliğe geri verilmesi gerekiyor. Bunun yerine maliyetten kaçınmak için bu atık sular ülkemizde genelde kuru dere yataklarına boşaltılıyor.

İzmir-Balçova’da kentsel ısıtma amaçlı jeotermal kuyu, kuralına uygun çalıştırılıyor

Üstelik özellikle bor mineralinden zengin bu sular bitki ve ağaçların kurumasına yol açarak tarıma zarar veriyor. Ayrıca bu suların içinde bulunabilen başta arsenik olmak üzere ağır metallerin büyük bölümü de insanlar için kanserojen. Sıcak su ile beraber yerüstüne çıkan SO₂, H₂S başta olmak üzere çeşitli gazlar ise atmosfere bırakılıyor. 

Aydın’dan sonra Seferihisar’ın zeytincilikle geçinen şirin köyü Orhanlı’ya JES’ler kurulmak isteniyor; hem de yangından mal kaçırırcasına, acele edilerek,  bölge insanı hiçe sayılarak… Ülkemizin tarım alanlarının enerji ve maden şirketlerine kurban edilmesinin küçük ama önemli bir örneği Orhanlı…

Yüzyıllardan beri orada tarım yapılıyor ve Orhanlılar ata topraklarını enerji şirketlerinin pandemiden faydalanarak yaptığı saldırıdan korumaya ve çocuklarına aldıkları gibi tertemiz devretmek istiyorlar, bunun için de direniyorlar. Onlara bugün el uzatmazsak yarın gerçekten çok geç olacak…

Kategori: Manşet