Köşe Yazıları

Şiddetin Anlaşılmaz Suları

Taraf Gazetesinde yazan Roni Margulies’e yapılan saldırı sonrası konu pek çok yerde olduğu gibi biz Yeşiller arasında da tartışıldı. Bir grup bu saldırıyı kınayarak ve ÖDP’nin bu saldırıyı sahiplenmesini yanlış buldu eleştirdi. Bir diğer grup ise bu saldırının bir şiddet eylemi olmadığını, sembolik bir eylem olarak benimsenmese de kınanamayacağını söyledi.

Sorunun odak noktasını  şiddet kavramı ve neyin şiddet, neyin şiddet olmadığının nasıl saptanacağı oluşturuyor.

Bu nedenle bu yazı da şiddet olgusunun olabildiğince arka planına sızmaya çabalayarak neden Roni’ye yapılan saldırıyı dehşet verici bir şiddet eylemi dahası terör kapsamında değerlendirdiğim anlatmaya çalışacağım.

Sözlükler şiddeti şöyle tanımlıyor. “Şiddet, güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine neden olan bireysel veya toplu hareketlerin tümüdür.”

Genel olarak  şiddetin tam bir tanımını yapmak çok kolay değildir. Şiddet, sözel ve psikolojik tacizi de içeren fiziksel şiddetin yanı sıra kabadayılık, bedenini kullanarak birine bilerek rahatsızlık veya fiziki olarak zarar vermek de şiddet olarak algılanmaktadır. Bu anlamda dövmek, yaralamak, bağırmak, tükürmek, küfür etmek, kilitlemek, engellemek, tehdit etmek korkutmak vb çok boyutlu insan davranışlarının pek çoğu şiddet ekseninde görülebilir.

Osmanlıca da şeddat-ki şiddet sözcüğünün kökeni bu kelimedir-katı, sert davranış olarak tanımlanıyor. Öyleyse birine karşı nezaketsiz bir davranışı bile şiddet tanımı içine sokmak olanaklıdır.

Bu tanımların genişliği işimiz güçleştirmekle birlikte şiddetin siyasal, sosyolojik, psikolojik boyutları olan sert bir eylem olduğunu söylemek olanaklıdır.

Şiddet konusunda kafa karıştıran şeylerden biri de İktidara karşı uygulanan şiddettir. Bu anlamı ile devrimci ya da siyasal amaçlı sistem karşıtı şiddet için şu denmekte. Sivil halka yönelik olmayan, sadece emperyalizme ve oligarşi ya da onların destekçilerine yönelik şiddettir.

Şiddet kavramı yanında bir de terör kavramı vardır. Terör sözcüğünün sözlüksel karşılığı yıldırıdır yani şiddete başvurarak ya da şiddetin en geniş tanımına girecek araçlar başvurarak toplumun genelinde ya da bir kişide korku duygusu yaratarak onun pasifize edilmesidir.

20 yy’ın en önemli siyaset düşünürlerinden Hannah Arendt “Şiddet’in temel amacı zafer değil caydırıcılıktır” der. Yani karşıdakini pasifize etmek korkutmak, onu eylemde bulunamayacak derece de korkutarak felç etmek. Mafya’nın “gözdağı vermek” amacı ile başvurduğu çeşitli eylemler tam da bu amacı taşır yani karşıdakini korkutarak, kendi çıkarlarına ters düşecek şeyler yapmasını engellemek. Arendt şunu da ekler “Şiddet, iktidarın en çok göze batan dışavurumlarından daha fazla bir şey değildir’ demek ki şiddet uygulayan aynı zamanda bu güce maruz kalana bir baskı, bir basınç uygulamaktadır. Peki, amaç ne? Burada yüzyılın en önemli etik filozofu Emanuel Levinas’a başvurabiliriz. Levinas’a göre şiddet “öteki”nin olduğunda başka türlü olmaya zorlamaktır” bu noktada şiddetin amacının şiddet uygulanan tarafı belli bir şey olmaya-ki bu çoklukla şiddet uygulayan tarafın istediği bir şeydir-zorlamaktadır. O zaman Engels’e atıfla şiddetin özünün zor olduğu düşünülebilir.

Doğru ama Levinas öteye geçer. Bir şeyi aynılaştırmaya çalışmak şiddettir. Burada aracın  çok fazla hükmü yoktur. Çünkü o felsefi olarak şiddeti batı düşüncesine içkin bir şey olarak tanımlar.

Onun nezdinde şiddet varlığı  merkeze alan ontolojiden kaynaklanır. Onun deyimi ile ontoloji “aynının emperyalizmi” anlamına gelir. Ontoloji felsefenin totaliter bir biçim almasıdır. Bunu siyasete uyarlarsak, karşımızdakini bizim gibi düşünmeye yöneltmek ve bunun için şiddet denilecek gözdağı vermeye dönük davranışlarda bulunmak totaliter bir edimdir.

Levinas benin aynılaştıracı  emperyalist totaliterliğinin karşısına etiğin demokrasisini koyar, etik bizden farklı olanın farklılığını elde var bir kabul etmektir. Bunu unutmayın çünkü yeşil düşüncenin meseleye bakışını ortaya koymaya çabalarken bu kavramsallaştırmaya ihtiyacımız olacak.

İmdi bu kavramların eşliğinde elimizdeki örnek olayı, yani Roni Margulies’e ÖDP mensubu bir gencin saldırması ve ÖDP’nin bu eylemi şiddetten saymayarak eylemi sahiplenmesini analiz edebiliriz.

ÖDP Ve Sol Totalitarizm

Öncelikle Roni Margulies’in konumuna bir bakalım. Margulies bir yazar, fikirlerini çeşitli yerlerde yazdığı yazılarla ifade eden kimi zaman sıra dışı denecek saptamaları olan, yazılarında hep dışlananın, yasaklanın yani ezilenin yanında taraf alan bir yazar. Mesela kendisi Yahudidir ama Yahudileri Siyonizmleri dolayısıyla en ağır biçimde eleştirip solun geneli Hizbullah ve Hamas’ı hiçlerken onları İslamcı olarak damgalayıp olumlamazken Margulies onları direnişçiler olarak selamlamaktan çekinmez. Aynı şekilde solun çoğu Kürt meselesinde eveleyip gevelerken Margulies tutarlı bir Leninist olarak tavizsiz olarak Kürtlerin yarılıp ayrı devlet kurma hakkını devrimci tutarlığın bir gereği sayar.

Bu tavırları ile Margulies Edward Said’in kendi vicdanından başka hiçbir şeye boyun eğmeyen ve iktidarın yüzüne hakikati söylemekten asla çekinmeyen bir entelektüeldir. Margulies aynı şekilde Ergenekon konusunda da solun gösterdiği kafa karışıklığına hiç saplanmadan net olarak Ergenekoncu faşistlerin karşında yer alır ve AKP’nin Ergenekoncu faşistlere yönelik hamlelerini destekler.

Margulies çizgi dışı bir yazar olarak devrimci solun kutsalları olan İbrahim Kaypakkaya, Mahir Çayan vb tarafından gelenekselleştirilen devrimci çizgi karşısında da eleştireldir. Nitekim ÖDP kongresinde Mahir Çayan posteri altında yapılan kongreyi biraz da ironik dil ile eleştirince kıyamet koptu ve ÖDP’li bir genç tarafından eşi ile yemek yerken saldırıya uğradı.

Açıkçası Margulies’in solun kendi tabuları ile yüzleşen tavrında kendisinin bir Troçkist olarak Troçkiyi sorgulamaması bir eksikliktir. Onun kızıl ordu komutanı olarak Anarşistlere uyguladığı şiddeti, özelliklede Kronştad’dı ezmesi karşısında aynı ironiyi göstermemesi, aynı sorgulayıcılığın esirgenmesi, dahası Lenin’in NEP uygulamalarındaki köylü katliamları, tüm muhaliflerini ezmesini, sosyalizm tanımındaki sığlıklarınıi siyasal oportunizmine değinmemesi onun siyasal tutarsızlığıdır kanımca. Dahası bu durum onun entelektüel vicdanının özgürlük sınırını oluşturur.

Ama bunların tümünü  Roni ile tartışabilirsiniz, Roni sizi ne zorla susturur, ne yasaklar, karşısında entelektüel yeterliliğiniz varsa onu mat edebilirisiniz de. Hâsılı kendisi hiç de eleştiriye kapalı bir değil bildiğimce, okuduğumca. Ama her ehil yazar gibi kalemi güçlüdür ve entelektüel birikimi nedeni ile onla başa çıkmak koyla değildir. Eleştiriniz karşında sizi perişan edebilir. Sonuçta onun görüşlerini hiç benimsemiyor olabiliriniz, dahası iktidar tarafından ezilmiş devrimcilere karşı ironi göstermesi, onları biraz da hor gören tavrını en sert dille eleştirebilirsiniz, dahası bundan dolayı ona öfke duyabilir, olumsuz duygular da taşıyabilirsiniz. Ama sonuçta ne olursa olsun sözün karşısına sizin yine sözü dikmenizdir ahlaki olan.

O genç, Roni Margulies’e boya ile saldırmak yerine taraf gazetesine sağlam bir eleştiri yazısı  yollayabilirdi, çok büyük olasılıkla Taraf’ta bu yazıyı basardı. Elbette küfür ya da ajitasyon içeren bir yazıyı basmazdı. Ama mesela benimde son derece sert biçimde eleştirdiğim Rasim Ozan Kütahyalını yazıların karşı pek çok cevabi nitelikte yazıyı bastı bu gazete ve bildiğimce gazetenin bu yazıları koyduğu her taraf sayfası da gazetenin en çok okunan sayfaları arasında.

Ha keza o genç kendi parti gazetesi Birgün’de Margulies’e en sert eleştirileri, yapabilirdi. Ki gazete yazarlarının çoğu Margulies’i eleştiren yazılar yazdılar. Hasılı ortada bir polemik konusu var ve polemikte de kural rakibi alt etmektir.

Ama o genç tıpkı  Topkapı sarayında İdil Biret’e saldıran, Taraf Gazetesi yazarı  Rasim Ozan Kütahyalıyı yumruklayan Alperen Ocaklarındaki gen gibi söz ustalığına sahip olamamanın acziyeti ile saldırma yoluna gitti.

Hadi bir gencin bu yola başvurması  gençlik heyecanına verilebilir, ÖDP’’nin bu eylemi hevesle sahiplenmesi ise tek kelime ile rezalettir. Çünkü ÖDP  bir siyasal partidir, üstelik özgürlükçü olma iddiasını taşımaktadır. Malum siyaset söz ile gerçekleşen bir müzakere edimidir ve özgürlükte kişinin kendini ifade edebilmesinde, kendini gerçekleştirebilmesinde hiçbir engel ile karşılaşmamasıdır. Roni Margulies’in kendi fikirlerini ifade edebilmesinin engellenmesinin bir siyasal parti tarafından kabul edilmesi o partinin totaliter mantık örgüsüne işaret eder.

Malum şiddet sözün bittiği yerdir. Ve günümüzde nörologlar öfke kontrolünün zayıflığını sözle yetilere dayanan ön lobun gelişmemişliğine bağlıyor. Benim bildiğim sol düşünce kişiyi entelektüel kılan bir düşünce biçimidir.

Dikkat edilirse şu ana kadar şiddet lafzını kullanmadım. Saldırı  dedim. Oysaki eylem tek kelime ile şiddet hatta bir terör eylemi ve ÖDP’ de bir terör eylemini sahiplenen bir siyasal parti. Şiddet eylemi çünkü eylemde kullanılan araç fiziki bir zarar vermese de kişiyi küçük düşüren, onu aşağılayan, hiçleyen, değersiz kılan bir eylem.

Roni Türk gelenekleri ile yetişseydi muhtemelen eşinin yanında kendini aşağılayan o genci fena döverdi, yani sokak deyimi ile ağzını burnunu Çarşamba pazarına çevirirdi. Çünkü bizim toplumsal geleneğimizde eş yanında küçük düşmek, erkeklik otoritesinin zedelenmesi ve kadınının yanında güçsüz konuma düşmektir ki Türk toplumunda bir erkek için bu duruma düşmek çok fena biçimde aşağılanmaktı ki, bu ülkedeki pek çok cinayette bu vardır.

Ama Roni tersine bir entelektüel olduğundan, dahası eşitlikçi sol değerleri benimsemiş  biri olarak erkeklik egosunu önemsiz gören biri olduğundan bunu yapmamış.

Öte yandan eylem bir terör eylemi, çünkü eylemin amacı masum bir protestonun ötesinde sol örgütlenmelerde epeyi yaygın olan gözdağı verme anlamı taşıyor. Yani yazar bir anlamda korkutularak ÖDP’ye bir daha söz söylememesi konusunda “uyarılmış” oluyor. Yıldırmak amaçlı bir eylem.  Bu eylem karşı tarafın onurunu aşağılamaya dönük, dahası fiziki olmasa da kişilik değerlerini hiçlediği için zarar vericidir. Yani fiziki şiddet ile eş değerlidir.

Sembolik şiddet, simgesel iletişim, algılama idrak ve hissetme üzerinden icra ve tecrübe edilir insanların, marcel mauss’un önerdiği gibi, “topyekûn” (bedenen, zihnen, şeklen, cebren, hile ile) maruz kaldığı tahakküm ilişkilerinin ekonomisini ifşa etmek için kullanılacak bir kavramsal araçtır simgesel şiddet.

Mesela ramazan orucu tutmayan birisi, dışlanma korkusundan oruç tutmadığını saklamak, bedenini bu pratiğe göre yönlendirmekten kaynaklanan bir şiddete maruz kalır. Bu dışlanma korkusu ve dışlanma biçimi bizzat kişinin öz saygıya dayanan psikolojik bütünlüğünü bozan, onu başka türlü olmaya zorlayan saf bir şiddet biçimidir ve temelinde tahakkümü barındırır. ÖDP Margulies’e saldırıyı onaylayarak onun tahakküme maruz kalmasını onayladığı gibi dahası bunu teşvik etmektedir.

Kısacası Margulies düşüncelerinden dolayı saldırıya uğramıştır ve saldırırın hedefi de düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Adında özgürlük ibaresi taşıyan bir partinin bu tahakkümer davranışı onaylaması da Orwelyen bir hadisedir. Malum Orwel’in 1984 kitabından totaliter bir devlet-ki bunun Stalin dönemi Rusyası olduğu yönünde yaygın bir kanı vardır-anlatılır ve söz konusu devlet de savaş bakanlığının adı barış bakanlığıdır. Kısacası ÖDP bu saldırıyı onaylayarak stalinist totaliter köklere dönmüştür.

Olayın bu denli zihin karışıklığına neden olması boya, çürük yumurta ve domates gibi yaralayıcı olmayan malzemeler ile daha çok iktidar mensuplarına protesto amacı ile saldırılmasıdır. Margulies’e de boya dökülmesi bu nedenle şiddetten sayılmamıştır. Bunun nedeni mantık denen şeyden habersiz olunması. Çünkü mantık kuralı gereği bir şey ancak eşdeğeri ile kıyas edilebilir. Ünlü elmalarla ile armutlar toplanamaz denen matematik kuralının da arkasında da bu yatar.

Arendt şiddetten söz ederken şiddet karşınsa sözü koyar. Sözün olanakları açık olduğu sürece şiddet gereksizdir. Bu anlamda şiddet sözün yerde başlayan bir eylemdir. Söz konusu saldırıyı şiddet olarak nitelemem neden olan şeylerden birisi de söze söz ile karşılık verilmeyip karşıdakini susturmaya, ifade özgürlüğünü engellemeye dönük bir gözdağı ile yazarın küçük düşürülüp aşağılanmasıdır.

İktidarı küçük düşürmek şiddet değildir. Çünkü iktidar ezen, yasaklayan, düzenleyen, temelinde zor olan bir edimi de içerir. Yani devletin ideolojik aygıtları olduğu kadar polis gibi, asker gibi yetkilendirilmiş şiddet güçleri de vardır ve devlet bu araçları da kullanmaktan çekinmez. Oysa Margulies bir yazardır ve fikirlerin yazarak ifade etmiştir. Ona iktidara yapılan eylemle saldırmak, şiddet ve terördür. Margulies bir egemen değildir, kimseye herhangi bir zarar vermemiştir, yetkisi ile toplumun zararına olan bir şeye neden olmamıştır. O sadece bir konuda olsa olsa, hattta belki üslupsal zarafete pek de uymayan bir biçimde düşüncelerini ifade etti o kadar.

Hal böyleyken neden Yeşiller olarak Margulies’in yanında yer alınırken ÖDP kınandı. Tam da bu eylemin yeşiller partisindeki birçok insan tarafından da bir şiddet eylemi olarak görülmesinden dolayı. Temel ilkelerinden birisi şiddet karşıtlığı olan bir siyasal partinin, üstelik en geniş demokrasiden yana hatta mevcut temsili demokrasinin ötesinde doğrudan demokrasiyi amaçlayan bir partinin, ifade özgürlüğüne dönük bir saldırıya sessiz kalması, tarafsızlık adına görmezden gelmesi tam olarak siyasal oportünizme ya da eski Türkçedeki karşılığı ile eyyamcılığa denk düşerdi. Yeşiller partisinde yürütmede yer alanlar başta olmak üzere birçok arkadaş da bunu yapmak yerine kendi siyasal doğrucu vicdanları ile yanlışa yanlış dediler. Bunu yaparak ne ÖDP’yi siyasal olarak dışladılar, ne de partiye sert bir dille eleştiride bulundular (örneğin bana göre de eksiklik buydu) sadece bir siyasal partinin totaliter ve tahakkümer bir yelemi kendi mensupları yaptı ve yapılan kişi de kendi siyasal karşıtları olduğu için hoş görmesini hoş görmediler o kadar.

Ben bir yeşiller partisi mensubu olarak, partisel konumumla değil kendi siyasal vicdanımla bu eylemi terörizm kapsamında değerlendiriyorum. ÖDP’yi de ikiyüzlü ve stalinist özünden kurtulamayan totaliter bir siyasal parti olarak gördüğümü söylüyorum. Bana da boya dökün, bana da şiddet kullanın isterseniz ama bunu yapmanız beni susturmayacaktır tersine sizleri daha sert ve daha hırçın bir biçimde eleştirmeme neden olacaktır.

Dahası Margulies’in bizim gazetede yayınlanan röportajda sol ile ilgili yaptığı  eleştirilere büyük oranda katılıyorum.